HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Neler Oldu? 5. Bölüm

Neler Oldu? 5. Bölüm

Harun Yahya
1133
29 Aralık, 2014
Neler Oldu?
Tarih, Politika ve Strateji

Neler Oldu? 5. Bölüm

 

ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Neler Oldu'ya hoş geldiniz. 2014 yılının son haftasındayız. Programımızın bu bölümünü yılın en önemli olaylarına ayırdık. Bazı olaylar vardı ki çok acıydı. Temennimiz kimi ihmal, kimi acımasızlık, kimi reel politikaların ürünü olan bu olayların bir daha yaşanmaması. Herkesin bu yaşananlardan bir ders çıkartması oldukça önemli. Çünkü insan aklı bunu gerektirir. Tecrübelerden ders alacağız ki benzer hatalar, yıkımlar, acılar tekrar oluşmasın.

 

Evet, yıkıcı günler oldu. Ancak bunun yanında hem dünyada hem Türkiye'de hayatımıza konfor katan, mutluluk, enerji veren pek çok gelişme de yaşandı. Unutmayalım ki dünyaya nasıl baktığımız önemlidir. Çünkü İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri şöyle der: ''Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.''

Evet, neler oldu başlıyor.

 

Programımıza Uzakdoğu'dan başlıyoruz. Çin, insan hakları ihlalleri konusunda dünyada liste başında yaran ülkelerden biri. İdam cezaları, tek çocuk politikası ve basın ile din özgürlüklerinin kısıtlanması Çin'deki en temel insan hakları ihlallerini oluşturuyor. Yaklaşık 1,5 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin'deki bu insan hakları ihlalleri ürkütücü seviyede. Düşünün dünyadaki her 5 kişiden biri Çinli. Ancak Çinliler, komünist yönetimin dayatması nedeniyle tek çocuk sahibi olmak zorunda ve dinlerini diledikleri gibi yaşama özgürlükleri yok. Bu konuda dünyanın süper güçlerinin Çin'e herhangi bir yaptırım uygulayamaması da düşündürücü.

 

Çin'de insan hakları ihlallerine en çok maruz kalan kişiler, Uygurlar gibi azınlık gruplar. Doğu Türkistanlı Uygurlar, her yıl olduğu gibi 2014'te de Kızıl Çin yönetiminin gayriinsani uygulamalarına maruz kaldılar. Bu yıl Çin'de yine onlarca Uygurlu adil olmayan mahkemelerde yargılanıp idam edildi. Akademisyen İlham Tohti, internet sitesi üzerinde paylaştığı yazılarla bölücülük yaptığı iddiasıyla tutuklandı ve 23 Eylül günü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Öğrencileri de halen yargılanıyorlar. Dünyanın çeşitli insan hakları örgütlerinden gelen tepkilere rağmen İlham Tohti'nin düşünce suçu nedeniyle ömür boyu hapis cezası alması, Çin'in insan haklarını, hiçe sayan politikalarını bundan böyle de uygulamaya devam ettireceğini gösteriyor. Oysa Çin kalabalık, enerjik, genç nüfusuyla dünya barışına, ekonomiye, bilime büyük katkılar sağlayabilir. Yapılması gereken sadece zalim politikalardan vazgeçip insanı ruh sahibi, değerli bir varlık olarak gören akılcı bir anlayışı benimsemek. Çin'de bu yıl uygulamaya giyen diğer insan hakları ihlalleri nedir bir bakalım.

 

Çin, 27 Mayıs'ta terörle mücadele ve sert darbe bulma operasyonları kapsamında 800 Müslüman Uygurluyu gerekçesiz olarak tutukladı. 2 Temmuz'da Çin'in güneybatısındaki Uygur Özerk bölgesinde okullar, devlet daireleri ve yerel kamu kurumlarında çalışan Müslümanların oruç tutmaları yasaklandı. 28 Temmuz'da gerçekleşen Yarkent katliamından dünya 22 yaşındaki bir Uygurlu genci mektubuyla haberdar oldu. Çin polisi Doğu Türkistan'daki Yarkent İlişku'da 100 Uygurluyu öldürmüştü. Ardından bu katliamı protesto etmek için toplanan Uygurlar da tutuklandı ve 12'si idam edildi. Katliamı yazdığı bir mektupla dünyaya duyuran 22 yaşındaki Doğu Türkistanlı Ebu Bekir Rahim'den ise tutuklandıktan sonra bir daha haber alınamadı. Bir aralığa gelindiğinde Komünist Çin yönetimi Uygur Özerk bölgesinde dini mesajların paylaşılmasını Milli Birliği yıkmak suçu kapsamını aldı. Bu düzenlemeye göre internet veya cep telefonları üzerinden dini içerikli mesajlar yazanlar 5.000 ile 30.000 yuan arası yani yaklaşık 5.000 dolar para cezasına çarptırılıyor. 10 Aralık'ta ise Çin'den Uygurlu Müslümanlara yönelik bir başka yasaklama haberi daha geldi. Doğu Türkistan'da resmi kurumlar, okullar ve iş yerlerinde 1 Ocak'tan itibaren Müslümanların namaz kılmaları yasaklanıyor. Namaz yasağının yanında dini giysilerle iş yerlerine gelme, kadınların boş örtüsü takması ve kişinin İslam dinine mensup olduğunu gösteren diğer sembolleri kullanması da yasak.

 

Umarız dünya liderleri Çin'in bu uygulamalarını görmezden gelmez ve 2015'te Uygurlu Müslümanlar ülkelerinde huzur içinde yaşarlar.

Şimdi güneye iniyoruz. Ada ülkesi Avustralya'da geçtiğimiz hafta İran asıllı Müslüman bir Avustralyalının eylemine şahit olduk. Sydney'e kent merkezinde bir kafede bulunanlar, İran kökenli bu kişi tarafından rehin alındı. Rehin tutulanları kurtarma operasyonunda iki kişi öldü, üç kişi yaralandı. Sonrasında ülkede İslamofobi eylemlerinin önüne geçmek için genç aktivistlerin düzenlediği kampanyalar umut vericiydi. İslam sevgi barış dinidir. İslam'a en büyük zararı aslında İslam adına yanlış eylemler yapan bu kişiler veriyorlar. Yeni neslin bu ayrımı yaparak samimi, dürüst Müslümanlara zarar gelmemesi için aktif eylemler yürütmesi akıllı, sağduyulu, sevgiye, barışa eğilimli bir neslin yetiştiğini gösteriyor.

 

Tekrar kuzeye çıkıyoruz. Bu kez Myanmar'dayız. Myanmar, 2014'te en çok insan hakları ihlalleriyle adından söz ettirdi. Batı Myanmar'daki Rakhine eyaletinde azınlık grubu olan Rohingya Müslümanları'na yönelik acımasız uygulamalar 2014 yılında da devam etti. Rohingya Müslümanları kimlerdir? Bu topraklardaki tarihleri ne zamana dayanıyor? Kısaca bir bakalım.

 

Eski adı Burma olan Myanmar'a İslam ilk kez Arap tüccarlar aracılığı ile girdi. İslam'a doyulan büyük ilgi 1430 yılında bölgede bir İslam devletinin kurulmasıyla sonuçlandı. Ancak bu dönemin sonunda Budistler bu toprakları işgal ederek İslam devletini ortadan kaldırdılar. 1783 yılında Müslümanların siyasi iktidarı kaybetmelerinden hemen sonra, Burmalı yöneticiler Müslümanları bölgeden çıkarmaya yönelik bir politika uygulamaya başladılar. Burma İngiliz sömürgesi altına girdiğinde de şiddet kaldığı yerden devam etti. 1962 yılına gelindiğinde bu kez Burma'da yönetimi komünistler ele geçirdi. Komünist General Ne Win, Kral Dragon adıyla göçmen operasyonu başlattı. Bu operasyon kapsamında tüm İslami eğitim kurumları, camiler ve benzeri dini merkezler kapatıldı. Mescitler, eğlence merkezlerine ya da Budist tapınaklarına çevrildi. Hacca gitmek, kurban kesmek, toplu namaz kılmak ve diğer ibadetler yasaklandı. Cinayetler, tecavüzler, tutuklama ve işkenceler yapıldı. Bu zulüm nedeniyle 1 milyondan fazla Müslüman o dönemde Burma'yı terk ederek Bangladeş'e göç etmek zorunda kaldı. Bugün de bölgede Rohingya Müslümanlarına karşı ayrımcı nefret politikaları devam ediyor. Zulümden kaçan Müslümanlar iltica ettikleri ülkelere giderken her yıl tehlikeli yolculuklarda hayatlarını kaybediyorlar. Hatta birçoğu gittikleri ülkeler tarafından kabul edilmeyerek geldikleri tehlikeli sulara geri gönderiliyorlar.

 

Bugün Rohingya Müslümanları vatansız, en büyük azınlık topluluk olarak adlandırılıyor. Çünkü Myanmar hükümeti 82 yılında yürürlüğe koyduğu yeni vatandaşlık kanunu ile Rohingya Müslümanlarının doğdukları ülkenin vatandaşı olma haklarını ellerinden aldı. Bu uygulamayla Rohingyalılara yönelik kısıtlamalar bir bir uygulamaya konuldu. Bugün Rohingyalıların sadece ahşap evlerde yaşamalarına izin veriliyor ve bir hata sonucu evleri yanarsa 6 yıl hapis cezasına çarptırıyorlar. Devlet hastanelerine gitmeleri yasak. Devlet dairelerinde çalışamıyorlar. Telefon kullanmaları, motorlu taşıt sahibi olmaları da yasak. Son olarak Myanmar yönetimi kendi devletleri tarafından tedavi edilmeyen, Rakhine eyaletinde yaşayan 1 milyondan fazla insana gönüllü sağlık hizmeti götüren, sınır tanımayan doktorları sınır dışı etti. Bu gelişmeler üzerine Dünya Sağlık Örgütü'nün Myanmar'daki yapılanmasının başında bulunan Dr. Liviu Vedrasco, ölü sayısının her geçen gün arttığını açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, sınır tanımayan doktorlar tarafından yerel hastanelere her ay yaklaşık 400 acil vaka gönderilmesine karşın yalnızca yaklaşık 20 hasta sevk belgesi alabiliyor. Tüm bu insanlık dışı uygulamalar, Rohingyalıların hayatını adeta yaşanamayacak hale dönüştürdü.

 

Bu durumu gözlemlemek için New York Times Gazetesi Yazarı Nicholas Kristof bu yıl özel izinle Rohingya Müslümanlarının yaşadığı bölgeyi ziyaret etti. Burada bir belgesel çeken Kristof'un yapımına koyduğu isim bu karanlık tabloyu özetler nitelikteydi. “21. Yüzyıl Toplama Kampları.”

 

 Myanmar'ın batı komşusu Bangladeş bu yıl cemaati İslami liderlerine uyguladığı idam cezalarıyla gündemdeydi. Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina yönetimindeki hükümet, 1971'deki Bangladeş Bağımsızlık Savaşı sırasında Pakistan'la işbirliği yaptıkları iddiasıyla Bangladeş Cemaat-i İslamiye yöneticilerini tek tek idam cezasına çarptı. İlk olarak 2013 yılının son günlerinde Cemaat-i İslami Partisi'nin Genel Sekreter Yardımcısı Abdülkadir Molla idam edildi. Ardından 2014 yılında tüm dünyadan yükselen itirazlara rağmen diğer idamlar da peş peşe geldi.

 

42 yıl önce Bangladeş'in Pakistan'dan ayrılmasına karşı çıktığı için Bangladeş Hükümeti tarafından ömür boyu hapis yazasına çarptırılan 91 yaşındaki Cemaat-i İslami lideri Profesör Doktor Gulam Azam da 22 Ekim 2014 günün tutukluğu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybetti. Bangladeş'in bu yıl Rohingyalı mültecilere yönelik insanlık dışı uygulamaları ve Müslüman liderleri idam etmesi tüm dünyada tepkilerle karşılandı. Umarız 2015 yılında Bangladeş hükümeti en temel insani haklarını ihlal eden bu uygulamalarına son verir ve dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusunun yaşadığı ülkelerden biri olan Bangladeş toprakları huzura kavuşur.

 

Dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi Hindistan'a geçiyoruz. Maalesef Hindistan bu yıl tecavüz vakalarıyla gazetelerin manşetlerindeydi. Ocak ayında önce köy meclisinin emriyle 13 kişinin bir kadına tecavüz ettiği haberi geldi. Ardından 29 Mayıs günü bir başka tecavüz vakıası Hindistan'ın kuzeyindeki Uttar Pradeş eyaletinde gerçekleşti. Bu olayda iki küçük kız kardeş toplu tecavüze uğradıktan sonra öldürülerek ağaca asılmıştı. Hindistan'dan gelen bu insanlık dışı haberler dünya çapında tel’in edildi ancak değişen bir şey yok. Hindistan halen dünyanın en çok tecavüz vakasının görüldüğü ülke.

 

Hindistan'ın batı komşusu Pakistan'dayız. Pakistan'da geçtiğimiz hafta son yılların en kanlı terör eylemi gerçekleşti. Pakistan Taliban'ın bir okula düzenlediği baskında çoğu küçük çocuk olmak üzere 132 öğrenci ile 9 öğretmen öldürüldü. Bu kanlı saldırı sonrasında Pakistan hükümeti idam cezasını tekrar yürürlüğe koydu ve ertelenen idam cezalarını infaz etmeye başladı. Şu an Pakistan'da idam cezası ile yargılanan 8000 kişi var. Pakistan terörü çözüm için idam cezalarını etkin hale getirmek yerine İslam'a dayalı eğitim politikalarına ağırlık vermelidir. Çünkü İslam adı altında yapılan saldırılar bağnazlığın bir sonucudur. İslam'da zorlamanın olmadığı, İslam'ın sevgi ve barış esaslı bir din olduğu ısrarla anlatıldığı takdirde Allah'ın izniyle durum bugünkünden çok farklı olacak.

 

Afganistan, dünyanın en acılı coğrafyalarından biri. 1979'da başlayan Sovyet işgali ile birlikte bu topraklardaki zulüm halen sona ermedi. Rus askerlerinin çekilmesi ile birlikte bu kez bayrağı Amerika devraldı. Amaç, sözde terörü engellemekti ancak şiddetin şiddeti doğurduğu bir kez daha ispatlandı. Amerikan ordusu 1 trilyon dolar harcayarak silahların miktarını, çeşitliliğini arttırdı ancak terör daha da tırmanışa geçti. Bu esnada kile çeken yine siviller oldu. Birleşmiş Milletler'e göre 2014 yılının ilk yarısında Afganistan'daki sivil ölüm sayısı %24 arttı. 1564'ü sivil olmak üzere toplam 4853 kişi öldü. Afganistan'da ölen veya yaralanan çocuk sayısı ise 1000'in üzerinde ve bu rakam çocuk ölümlerinde geçen yıla göre %30 artış olduğu anlamına geliyor. Bu rakamlar Afganistan'daki sivil ölümlerinin önüne geçilebilmesi için Birleşmiş Milletler nezdinde acil bir eylem planı yapılmasının gerekliliğini ortaya koyuyor. Afganistan'da bu yıl yaşanan diğer önemli olaylara kısaca bir bakalım.

 

Aylar süren seçim sürecinin ardından 21 Eylül'de Eşref Gani, Afganistan'ın yeni devlet başkanı oldu. 2 Mayıs'ta Afganistan'ın kuzeydoğusundaki Bedahşan vilayetine bağlı, Ab Barik köyünde meydana gelen toprak kayması sonucunda yaklaşık 2500 kişi hayatını kaybetti, 300 ev de toprak altında kaldı. Afganistan'ın yardımına TİKA öncülüğündeki yardım kuruluşları koştu. Kısa sürede toplanan gıda, tıbbi malzeme ve nakti yardımlar Afganistan'a gönderildi. 1 Haziran'da Taliban'ın elinde 5 yıldır tutsak bulunan Amerikan askeri çavuş Bobby Brutal, Guantanamo'da tutuklu bulunan 5 kişinin salıverilmesi karşılığında serbest bırakıldı.

 

Afrika kıtasındayız. Yüzyıllardır zor şartlar içerisinde yaşayan Afrika halkı için 2014 yılında da durum değişmedi. Çatışmalar, darbeler, terör eylemleri, açlık ve kuraklıkla mücadele eden kıtanın felaketler listesine bir de Ebola eklendi. Dünya Sağlık Örgütü'nün verdiği rakamlara göre Ebola virüsü nedeniyle ölenlerin sayısı yılsonu itibariyle 5459'a yükseldi. Rakamın bu kadar yüksek olmasının bir sebebi de, Dünya Sağlık Örgütü'nün virüsün yayıldığı ilk aylarda Ebola'nın tedavisi konusunda para ayırmaya yeterince istekli olmaması.

Salgın, dünyanın lider ülkelerinin çok da önemsemediği Afrika'nın en fakir ülkelerinden Liberya ve Sierra Leone'de baş göstermişti. Burada meydana gelen insani kayıplar fazla önemsenmedi, ta ki virüs Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batı ülkelerine yayılıncaya kadar.

 

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Başkanı Francis Collins'in aylar sonra yaptığı açıklama, Amerika'nın aşı geliştirilmesi konusunu ne kadar ağırdan aldığını ortaya koydu. Collins şöyle konuştu: “Eğer bütçe kesintileri olmasaydı ebola aşısı çoktan bulunmuştu. Hastalığa para ayırılmış olsaydı şu an bulunduğumuz durumdan 1 veya 2 yıl ileride olurduk ve bu da her şeyi değiştirirdi.”

 

 Evet, Ebola virüsü zaten kötü durumda olan Batı Afrika ekonomisine büyük bir darbe vurdu. Şu anki veriler göz önünde bulundurulduğunda hastalığın önümüzdeki senenin sonuna kadar bölge ekonomisinde 32 milyar dolarlık kayba nedeni olması öngörülüyor.

 

Orta Doğu. Kadim tarihiyle dünyanın en çilekeş coğrafyalarından biri. Bu yılda Orta Doğu'da çatışmalar, ölümler bitmedi. Gazze'den Irak'a, Suriye'den Yemen'e, Mısır'dan Lübnan'a kadar bombalar, kurşunlar, füzeler ölüm saçmaya devam etti. Bu yıl Orta Doğu'da yaşananları bir hatırlayalım.

 

Üç yılı aşkın süredir devam eden Suriye'deki savaşta en çok ölüm 2014 yılında oldu. Ülkedeki çatışmalarda ölenlerin sayısı 200 bini geçti. 3 milyon 300 bin Suriyeli sığınmacı durumuna düştü. 185 gün boyunca Esed güçlerinin ablukası altında kalan Şam'daki Yermük mülteci kampından ölüm haberleri gelmesi üzerine 18 Ocak'ta Birleşmiş Milletler Filistinli mültecilere yardım kuruluşuna bağlı ilk ekip ablukayı derip 20 bin kişiye gıda malzemesi götürdü. 19 Ocak'ta Suriye'de Esed rejiminin savaş suçlarını belgeleyen fotoğraflar toplu olarak ilk kez Türk televizyonlarında yayınlandı. Suriye ordusunda 13 yıl askeri polisi olarak görev yapan bir kişinin çalışma arkadaşları ile birlikte 2 yıl boyunca çektiği 55 bin kare fotoğraf 11 bin kişinin Esed rejimi tarafından gözaltındayken sistematik işkence altında öldürüldüğünü belgeliyordu.

 

22 Ocak'ta Suriye'deki iç savaşa çözüm bulmayı amaçlayan Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği Suriye özel temsilcisi El Ahdar El İbrahim'in ara buluculuğunda İsviçre'nin Möntre kentinde devam eden Cenevre 2 konferansı başarısızlıkla sonuçlandı.

 

24 Mart'ta Mısır'da 528 darbe karşısına şiddete teşvik suçundan idam cezası verildi. 15 Nisan'da 2003 Irak savaşı sırasında tutuklulara yapılan akıl almaz işkencelerle ünlü Irak'taki Ebu Gureyb cezaevi kapatıldı. 8 Temmuz günü İsrail'in Gazze'ye yönelik başlattığı operasyon 51 gün sürdü. Bu operasyonda 2145 kişi hayatını kaybetti, 11.000 kişi yaralandı ve 10.000'den fazla konut yıkıldı. Bu yıkımlar sonucunda 65.000'den fazla Filistinli evsiz kaldı. Aynı çatışmalarda 64 İsrail askeri ve 3 sivil İsrail'i öldü.

 

Hamas'ın İsrail'e fırlattığı roketlere misilleme olarak başlatılan koruyucu hat operasyonu 2014'ün Temmuz ve Ağustos aylarında kutsal toprakları kana buladı. Elbette yine bu durumdan en çok etkilenen sivillerdi. Öyle ki en temel savaş kuralları dahi ihlal edilerek Birleşmiş Milletler binası, okullar, camiler vuruldu. İsrail'in abluka altındaki Gazze'yi bu denli yoğun bombardıman altına alması bir felaketti. Ancak Hamas'ın Filistinli sivillerin güvenliğini hiçe sayarak İsrail tarafından karşı misilleme yapılacağını bile bile füze fırlatmaya devam etmesi sivil kayıplarının artmasında büyük rol oynadı.

 

Orta Doğu'da bunlar olurken Doğu Avrupa da bu yıl karıştı. Ukrayna hükümetinin Avrupa Birliği ile yapacağı ortaklık anlaşmasını askıya alması üzerine başlayan protestolar kısa sürede siyasi krize dönüştü. Devlet Başkanı Viktor Yanukovic devrilirken Rusya yanlısı ayrılıkçılar ülkenin doğusunda ve Kırım'da bağımsızlık ilan etti. Ardından referandum süreci geldi. Kırım'da Rusya'ya bağlanma konusunda silahların gölgesinde yapılan referandum %96,7 oranında evet oyu çıktı. Kırım ve Sivastopol resmen Rusya'ya bağlandı. O günden bu yana Ukrayna'da çatışmalar dinmek bilmiyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği raporuna göre, Ukrayna'daki çatışmalarda 17 Ağustos tarihi itibariyle ölenlerin sayısı en az 2220, yaralanan kişi sayısı ise 5956'dan fazla. Bu çatışmalar nedeniyle yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 1 milyona aştı.

 

Ukrayna'da yaşanan tüm bu gelişmeler Avrupa Birliği ve Amerika başta olmak üzere uluslararası kamuoyunu oldukça rahatsız etti. Kırım'ın ilhakına tepki olarak Rusya'ya sert yaptırım kararları alındı. Bu yaptırımlar Rusya'yı ekonomik açıdan oldukça zor durumda bıraktı. Amerika ve Suudi Arabistan'ın ortak politikaları neticesinde petrolün varil fiyatı hali hazırda 60 doların altında. Ekonomisi petrolü dayadığı Rusya'yı zor günler geçiriyor. Umarız 2015 yılında Tüm bu gerginlikler sona erer ve dünya sahip olduğu doğal kaynakları savaş, gerilim ve yokluk oluşturmak için değil, barışa, sevgiye, dostluğa katkıda bulunmak için kullanır.

 

Amerika'dayız. Bu yıl Amerika zor günler geçirdi. 17 yıldır ilk kez Amerika hükümeti bütçe görüşmelerinden sonuç alınamaması nedeniyle kapandı. Obama'nın seçim başarısızlığı, siyahi ayaklanmaları, savaş maliyetleri, ebola salgını ve 2014'ün son günlerinde açıklanan siyahi işkence raporu. Şimdi yaşananlara kısaca bir bakalım.

 

10 Ağustos'ta ABD'nin Missouri eyaletinde 18 yaşındaki siyahi genç Michael Brown sokak ortasında polis tarafından öldürüldü. Bu olay üzerine ABD genelinde yüzü aşkın şehirde protesto gösterileri düzenlendi. Artan eylemler üzerine bazı eyaletlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

 

ABD, IŞİD'le mücadele kapsamında aralarında Avustralya, Japonya, İngiltere gibi ülkelerin de yer aldığı koalisyon ülkeleriyle birlikte düzenlediği hava saldırılarının ilkini 23 Eylül'de yaptı. Bu saldırılar hala devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, IŞİD'e yönelik hava saldırılarının ABD'ye maliyetinin 580 milyon dolara ulaştığını açıkladı.

 

9 Aralık günü, Senato İstihbarat Komitesi Başkanı Dianne Feinstein, CIA işkence raporunu açıkladı. Raporda CIA tarafından 11 Eylül sonrasında kullanılan acımasız sorgulama tekniklerinin yararsız olduğu ve gizli servisin kongreye ve kamuoyuna verdiği bilgiden çok daha gaddarca işkence yöntemlerini uyguladığı açıklandı.

 

Ve ülkemiz. Bu yıl Türkiye iç politikada zor günler geçirmesine rağmen ekonomik ve iktisadi anlamda büyük başarılara imza attı. Bu güzel gelişmelerden biri Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Hattı'nın açılmasıydı. Üçüncü Havalimanı ve Üçüncü Boğaz Köprüsü Yavuz Sultan Selim'in inşa çalışmaları da hızla devam ediyor. Tüm bu gelişmelerin yanında Güney sınırımızda devam eden Suriye Savaşı'ndan kaçan mültecilerin Türkiye'ye girişleri 2014 yılında da devam etti. Topraklarımızda misafir ettiğimiz Suriyeli mültecilerin sayısı 2014 yılsonu itibariyle 1 milyon 600 bin kişiye vardı.

 

13 Mayıs 2014, Türkiye'yi sarsan haber Soma'dan geldi. Bu maden faciasında 301 maden işçimizi kaybettik. Ardından 28 Ekim'de bir acı haber de Ermenek'teki maden ocağından geldi. Madende mahsur kalan 18 işçinin cansız bedenleri 38 gün sonra çıkarılabildi. İnşaAllah bu yaşananlardan sonra alınan tedbirler ve denetimler bundan böyle benzer bir olayın tekrar yaşanmamasını sağlar.

 

20 Eylül'e geldiğimizde bu kez Türkiye güzel bir haberle gün uyandı. Irak'ta 11 Haziran'da IŞİD tarafından alıkonulan 46 konsolosluk çalışanı Milli İstihbarat Teşkilatı'nın girişimleriyle kurtarıldı. Başbakan Davutoğlu, Türkiye'ye getirilen 46 konsolosluk çalışanıyla Şanlıurfa'da buluştuktan sonra tur uçağıyla Ankara'ya geldi.

 

2014'te yaşananları sizlere özet olarak aktardığımız yılın bu son programında süremizin sonuna geldik. Hatırlatalım, tüm programlarımızın içeriğini ve önceki bölümlerini ekranda gördüğünüz Facebook ve Twitter adreslerinden takip edebilirsiniz.

Önümüzdeki yılın savaşların sona erdiği, açlıktan ölümlerin bittiği, salgın hastalıklarının önüne geçildiği, sevginin, barışın hakim olduğu bir yıl olması dileğiyle herkese mutlu yıllar.

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
ABD ordusu
Altuğ Berker
Amerikan ordusunda intiharlar
Avustralya
Bangladeş
Burma
Doğu Türkistan
Hindistan
Myanmar
Müslüman
Müslümanlara yapılan zulüm
Neler Oldu
Pakistan
Radikal Gazetesi
Radikalizm
Rohingya
Taliban
Türk-İslam alemi
Türk-İslam birliği
Türkistan
Uygur
Uygur Türkleri
Uygur Türkleri Katliam
işkence raporu
Çin Zulmü
Çin İslam Karşıtı Yasa
İran
İslam ülkeleri