Protein sentezindeki Allah'ın kusursuz sistemi
Adnan Oktar'ın 3 Ocak 2011 tarihli Adıyaman Asu Tv röportajından
Protein sentezindeki Allah'ın kusursuz sistemi
OKTAR BABUNA: Şimdi DNA'nın üzerinde protein üreten bölgeler var. DNA bir 1,5 uzunluğunda protein üreten bölgelerin toplam oranı, DNA'nın 1,5 metre uzunluğundaki DNA oranı, onun % 2-3’ünü oluşturuyor. Ama hepsi bir arada durmuyor bunların. 25 bin tane ayrı bölge olarak DNA'nın üzerinde dağılmış olarak var.
Bunun şimdi, DNA'ya bakan bir bilim adamı düşünün, harf dizilerini ortaya koyduğu zaman nereden nereye kadar protein kodladığını bilmesine olanak yok. Çünkü harfler 3 milyar harf kesintisiz olarak devam ediyor. 25 bin tane ayrı bölgede protein kodlanıyor.
DNA'nın yapısını gördük. Kendi üzerine defalarca katlanmış olarak bir yumak halde bulunuyor, değil mi? Kapkaranlık bir ortamda bir tane sinyal geliyor. Dışarıdan mesela bir hormon geliyor. O hormon hücrenin üzerindeki alıcısına anahtar kilit gibi bağlanıyor. Bağlandığı zaman içerideki bazı proteinleri aktif hale geçirerek bir proteinin özel bir proteinin DNA'dan üretilmesini sağlıyor. Ama tek bir protein. Yaklaşık 100 bin tane çeşit ayrı proteini kodluyor DNA. Bunlardan bir tanesinin ve DNA'nın neresinde olduğu belli değil bu.
Şimdi buna dünyanın bütün bilim adamlarını toplasanız. Deseniz ki DNA'nın üzerinde tek bir proteini kodlayan bölgenin bilgisi bu. Karanlık bir ortamda bunu bul. Hani DNA'yı bırakın, DNA'yı görmeye imkan yok da. 1milyon ansiklopedi sayfası büyüklüğündeki bir bilgi bu. Tek bir sayfalık bilgiyi karanlıkta bulmasının imkanı var mı? Yok. Ancak yerini bilirse, yani nerede olduğunu kesin olarak bilirse gider o sayfayı çeker-alır. Ama onun dışında karanlıkta olduğu için bilinçli olmasına rağmen mukayese yapması gerekecektir. Çünkü hangi bilgiyi arayacağını ancak karşılaştırmalı olarak bulabilir, bir milyon sayfa arasında.
Protein molekülü elinde hiç kopya olmadan yani karşılaştırma yapmadan zaten bir bilinci yok ne karşılaştırması yapacak? Molekül kapkaranlık bir ortamda doğrudan gidiyor, o yumağın içerisinde biraz önce gördük nasıl bir yumak olduğunu, doğrudan o proteinin olduğu yere gidiyor. Nereden olduğunu nereden biliyor? Yani aklı olmayan bir molekül hangi proteinin, DNA'nın üzerinde nerede yazılı olduğunu, 25 bin ayrı bölge var bakın. Bir 1,5 uzunluğunda hangi yumanın içerisinde nerede olduğunu bilebilir mi? Bilemez.
Gidiyorlar orayı, başka moleküller gelip, o fermuar gibi gördük biraz önce, fermuar yapısı var bakın hâlâ duruyor orada. Fermuar özel olarak açıyor ama sadece o proteinin olduğu yeri açıyor. Ne fazla ne eksik. Hemen oradan o kopyalanıyor, o protein üretiliyor.
Şimdi burada hep birlikte düşünelim. Böyle bir şeyin kendi kendine ya da tesadüfen, başıboş, kontrolsüz olarak olma imkanı var mı? Tabii ki yok. Yani bunu küçük ufacık çocuğa sorsak böyle bir şey imkanı yok. İşte Allah'ın yaratma sanatı bu. O moleküllerin de bilinci yok. Atomlardan oluşan moleküller. Nereden bilsin kapkaranlık ortamda neres..? Allah onların, Allah'ın “ol” emriyle tam gitmesi gereken yere gidip gitmesi gereken yerde doğru bilgiyi bulup, hatasız olarak kopyalayıp çıkıyorlar ve protein üretiliyor.
İşte bu bize bakın bütün bilimsel deliller, bilim zaten budur. Allah'ın yarattığının incelenmesi. Şimdi Allah genleri, DNA'yı yaratıyor. Allah bu sistemi yaratıyor, bu mükemmel sistemi, sonsuz aklıyla ve sonsuz sanatıyla. İnsan bunu incelediği zaman bu bilimi oluşturuyor. Bilim de bu Allah'ın yaratma sanatını ve sonsuz aklının tecellilerini görüp Allah'ı tesbih ediyor. Biz Allah'ın sonsuz varlığını, sonsuz aklını kavrıyoruz bilimsel delillerle. Bütün bilimsel deliller bu nedenle, hepsi Allah'ın varlığına götürür, yarılışa götürür. Yoksa saçma sapan Darwinist iddialara, yok tesadüfen oldu, tesadüfen şu oldu, tesadüfen bu oldu gerçeğine tabii ki götürmez. Zaten onlar da bilirler böyle olmayacağını. Yani bunu çocuğa sadece şu kısmını anlatsanız bu Darwinizm’i bitiriyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, maşaAllah.
DNA dediğimiz bir bilgi bankası insanın içindeki. İçinde bilgi var DNA'nın. Bilgi demek, akıl demek. Kime ait o akıl? Allah'a ait, değil mi? Bir DNA'nın içindeki bilgi Bir milyon ansiklopedi sayfası eşitliğinde. Göremiyoruz. DNA'nın molekülü, hadi milimetrenin milyarda biri küçüklüğünde bir yer ama içinde bir milyon ansiklopedi sayfası bilgi var. Zaten olağanüstü, harika bir olay.
Ne bilgisi var? İnsanın mesela bizim DNA'mızda saçımızın uzunluğu, kaşımızın uzunluğu, saçımızın rengi, tenimizin rengi, dişlerimiz, gözümüz, vücudumuzdaki her türlü bilgi orada var. Ne olacağı, nasıl olacağı. Allah onu ufacık paketin içine yerleştirmiş. Bir milyon ansiklopedi sayfası bilgiyi. Çok muazzam DNA'nın içinde.
Mesela burada daha evvel de incelemiştik ama bir daha bakalım. Oktar Hocam da anlattı. Biraz daha detay. DNA'nın kopyalanmasında enzimlerin akılcı faaliyetleri var, bildiğiniz gibi. Çok yüzeysel olarak bir anlatım yapıyorum şu anda.
Bakın, vücudun bilgi bankası DNA'nın sarmalı bu. Sarmalı şeklinde DNA. DNA kopyalanmadan önce DNA şeridini ikiye ayırmak için özel bir enzim gelir. Bu enzim görevli ve ne yapacağını biliyor, şuurlu. İkiye ayırmak için geliyor, görevi o ve o kabiliye de de sahip. Turuncu renkle görülen bu enzim DNA'nın heliks şeklinde sarılmış kollarını bir fermuar gibi açar. Bakın, bunu biz yapmaya kalksak yapamayız. Heliks şeklinde almış tam düzenli bir şeyde iki parçaya ayrılacak şekilde açmak fermuar açmak gibi basit değil. Oradaki sistem çok daha karmaşık ve bu iş karanlıkta oluyor.
Yeşil renkle gösterilen enzim DNA'nın kollarını birbirinden ayırırken yeniden dolanmalarını engellemek için her iki kolu sabit tutar. Bakın yeşil enzimlerle diğer enzimler yani farklı enzimlerin farklı görevleri var. Kimisi tutuyor, kimisi açıyor, özel. Yani bir iş birliği var, iş bölümü var. Bunu planlama var. Plan üzerine gidiyor. Bir irade üzerine gidiyor. Hiç bir şey tesadüf veya kendiliğinden değil ve insanın da yapabileceği gibi değil. Çok daha karmaşık ve Mükemmel.
Bu esnada bir başka enzim her iki DNA şeridinin karşısına uygun bilgileri ekler. Sarı renkte görülüyor bakın burada. Bilgi ekleniyor. Teknolojisi de olağanüstü, uzay teknolojisi gibi ve eklenen bir de bilgi var. Bakın, bu bilgi Allah'ın iradesi aklı orada tecelli ediyor ve bilgi apayrı bir olay. Böylece iki adet DNA sarmalı oluşmaya başlar. Bakın, muazzam bir sistemi icra ediyor kopyalama sırasında enzimler.
Özel görevli bir enzim, DNA zincirindeki tüm basamakları tek tek kontrol eder ve bir hata varsa tespit eder. Müfettiş enzim. Geliyor, hata var mı yok mu tespite geliyor. Hata var mı diye tespit edebilmesi için bir kere bütün doğruların doğru mu yanlış mı bilgisine sahip olması lazım. Nereden tespit edebilir yoksa, değil mi? Muazzam bir bilgi. Orada bir milyon ansiklopedi sayfası bilgi var. Ve o enzim o bilgiye sahip ki hatayı gördüğü zaman gelsin değiştirsin. Bir kere onu tespit ediyor gelip. Karanlıkta hata olan bir zincir varsa orada, onu gelip tespit ediyor. Muazzam bir akıl tecelli ediyor orada.
Devreye giren üçüncü bir enzimde DNA zincirindeki kopukluğu görüp gelir ve uygun malzemeyi kullanarak tamir eder. Bakın kopukluğu tamir ediyor. Bu beceriye sahip. Tespit var, teşhis var, yerinden çıkartıyor, geliyor kopukluğu tamir ediyor. Olağanüstü bir kabiliyet. Kendisi bunu yapamayacağı belli. Aklı, şuuru, gözü olmadığına göre. Bulduğu bir hata olduğunda onu yerinden çıkartıyor gördüğünüz gibi. Ve başka bir enzim boş kalan yere doğru parçayı getiriyor, yerine yerleştiriyor, bir hata olduğunda.
İşte bu burada enzim dediğimiz gözü, kulağı, beyni olmayan sadece bir su, protein birikimi gibi gözüken canlı da değil, hiçbir şey değil. Yani aklı yok, bilgisi yok. Ama yaptığı muazzam faaliyete bakın. Hem kabiliyet gereği hem de bilgi de var, planlama var. Bu işte Cenab-ı Allah'ın sonsuz kudretinin tecellisi, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Burada muazzam bir akıl var. Şöyle kıyaslayalım; Dünyanın bütün bilim adamlarını toplasak, ne kadar genetikçi, biyokimyacı, ondan sonra moleküler biyolog, mikrobiyolog varsa bir araya getirsek, bu moleküllerin yaptığını yapabilirler mi? Mümkün değil yapamazlar.
Bakın, kıyaslamak açısından insan genom projesi, insanlık tarihinin en büyük bilimsel projesi. Yaklaşık bir 10 yıl kadar sürdü. Amerikan Savunma Bakanlığı'nın öncülüğünde 10 yıl süren bu projede Amerika, Çin, Japonya, Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler bütün bilgisayar güçlerini birleştirerek, çok büyük maliyetlerle bir bilimsel çalışma yaptılar. Ne yaptılar biliyor musunuz? 10 yıl içerisinde ne yapabilirler en fazla? DNA'nın, insan DNA'sındaki harflerin dizilimini ortaya koydular. Ne anlama geldiğini değil bakın. Yani DNA'nın başından sonuna kadar hangi harflerle ne yazılmış? Bunu ortaya koydular. 10 Yıl içerisinde insanlık tarihinin en büyük bilimsel projesi ve bütün bilim adamlarının bir araya gelmesiyle gerçekleşti bu. Şimdi bu, insanın yapabildiği 21. Yüzyıldaki en uç nokta bilimsel olarak.
Moleküller bakın, saniyeler içerisinde eliyle koymuş gibi nerede olduğunu biliyor. Neresinde ne anlama geldiğini biliyor bir kere. Çünkü bir proteinin, hangi proteinin kodlanması gerektiğini bilmesi için neresinde olduğunu bilmesi gerekiyor. Biraz önce gördük, karanlıkta gidip orayı hemen buluyor. Sadece o bölgeyi üretiyor ve hata yapmadan yapıyor bunu. Hatta hata bulduğunda düzeltiyor. Hiçbir bilim adamı bunun yakınına bile yaklaşamıyor bu moleküllerin yaptığının.
Bakın şimdi proteinin nasıl sentezlendiğini basit olarak bir görelim bakın. Protein sentezlemek öyle tabii çok basitleştirmiş bir haliyle göreceğiz. Bunu saniyeler içerisinde yapıyorlar. Şimdi burada ağırlaştırılmış bir çekim olarak göreceğiz hep birlikte.
Bakın, bu mesajcı RNA, DNA'nın kopyası. DNA'daki harfler, DNA harflerden oluşuyor. Onun kopyası çıkartılıyor, birebir karşılığı olan harfler var. 4 harften oluşan bir alfabesi var DNA'nın. A, T, C ve G harflerinden. A harfine T harfi karşılık geliyor. C harfine G harfi karşılık geliyor. Bunların kopyası çıkartıldığı zaman A harfine U harfi karşılık geliyor, C harfine G harfi karşılık gelerek bir kopyası çıkartılıyor, bakın.
Şimdi bu kopyadan nasıl protein üretildiğini göreceğiz. DNA'nın kopyası çıkartılıyor proteini kodlayan bölgenin. Bu protein fabrikası. Protein fabrikasının bir büyük parçası var, bir de küçük parçası var ama bunlar böyle insanda yaklaşık 85 tane alt parçadan oluşuyor, proteinlerden oluşuyor. Bir fabrika var ama 85 tane ayrı parçadan oluşuyor. Bunların her biri protein yapısında.
Devam edelim şimdi. Bu büyük parçanın üzerinde iki tane oyuk görüyorsunuz. Bunların biri P yeri A yeri deniyor. Bunların özel bir anlamı var. Şimdi bakın burada taşıyıcı RNA denen moleküller var. Bunlar da DNA'da kodlanmış olarak var. Bunların görevi proteini oluşturan amino asitleri, ki 20 çeşit amino asit var. Proteinin özel bir dizilimi var. Bu DNA'daki şifreden ortaya çıkıyor. Her bir dizilime karşılık bir aminoasit denk geliyor. O aminoasitleri Protein fabrikasına getiren özel taşıyıcı moleküller var. Bu çok büyük bir akıl, taşıyıcı RNA denen. Nereden biliyor bu molekül hangi aminoasidin nereye, ne zaman götürülmesi gerektiğini? Tam protein oluşma zamanı tutup onu kolundan, daha doğrusu kolundan değil, üzerine yapışık olarak alıyor. Protein fabrikasına taşıyor. 20 Çeşit taşıyıcı RNA var. Her birine bir aminoasit karşılık geliyor.
Şimdi onların Bakın geliyor protein fabrikasına getiriyor. Ve o kopyanın üzerinde, bakın, protein fabrikasının bir parçası geldi, yerleşti, başlama yerine yerleşiyor. Bu başlama sinyali, başlayıcı sinyal ilk aminoasidi getiriyor. Bu genelde metiyonin denen aminoasit. O zaman protein fabrikasının hepsi bir sırayla oluyor bunların. Büyük parçası geliyor ve kopyalama başlıyor başlama sinyali ile birlikte. Yani nereden başlayacağını bilen, bir başlama sinyali olan bir yapı, muazzam bir akıl.
Ve sırayla bakın her bir yenisi geldiğinde bir eskisinin aminoaside alınıyor yeni gelene ekleniyor ve kayıyor zincir fabrikanın üzerinde, yeni yer açılıyor. O yeni yere bu sefer diğer taşıyıcı uygun olan hop doğru aminoasidi getiriyor. Bakın eskiler ikisi birleşmiş olanlar bu sefer alınıyor özel enzimler tarafından özel bağlarla üçüncüye bağlanıyor. Bu çok süratli bir şekilde gerçekleşiyor. Böyle ağır bir şey değil.
DNA'nın her bir hücrede, bizim yüz trilyon hücremiz var. Bakın şu anda her bir hücrede iki bin tane protein sentezleniyor ve bitiriliyor. Yani şu gördüğünüz sentezlemeden iki bin tanesi her an bizim her bir hücremizde gerçekleşiyor. Yüz trilyon hücre var iki yüz katrilyon sentez yapılıyor her saniye. Bir saniye 200 katrilyon, bir saniye daha 200 katrilyon, bir saniye daha 200 katrilyon protein sentezleniyor ve hatasız olarak. Hatalı olanlar derhal bulunup imha ediliyor ama çok hastaydı onlar zaten. Ve bu kesintisiz olarak hayatımız boyunca devam ediyor.
Şimdi burada yine düşünelim; 100 Trilyon hücre 200 katrilyon saniyede protein sentezi var ve bu işlemler, bunlar böyle o kadar burada büyütülmüş olarak görüyoruz ama bunlar böyle milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde yapılar. Milyonda biri, milyon tanesi bir milimetrenin karşılığı geliyor aşağı yukarı.
Ve bu dizilerde fabrikaların içerisinde hatasız üretim var saniyede 2000 tane ve kapkaranlık bir ortam. Nerede olduğunu biliyor. Nasıl yapması gerektiğini biliyor. Bir kere o taşıyıcı molekülleri düşünelim. Nereden biliyor, ne zaman hangisinin doğrusunu getirecek oraya gidip kodun üzerine yapışacak, oradaki uygun yere. Bir de o anahtar-kilit gibi. Oradaki 3 harfin üzerine 3 harf yapışıyor ya tam anahtar-kilit gibi bunlar. Yani bir anahtar, bir kilidi bir tek anahtar açar, değil mi? Neden? O kilidi yapan firma, fabrika onu açacak bir kilit de üretmiştir aynı akıl tarafından, değil mi? Sadece tek bir anahtar açabilir. İşte bu yapılar bu şekilde. Anahtar kilit uygunluğunda Doğrudan geliyor, onun üzerine, kim çağırıyor onu oraya? Ayrıca onlar da DNA'nın üzerinde kodlanmış olarak var. O taşıyıcının molekül yapısı da DNA'da şifre olarak mevcut. Ve bunların hepsinin aynı anda var olması gerekiyor. Taşıyıcı RNA var olacak. Taşıyıcı RNA'nın varlığı yetmiyor. Onu kodlayacak olan bir DNA'nın varlığı gerekiyor. Taşıyıcı RNA'ya DNA varlığı gerekiyor. DNA'nın varlığı da yetmiyor, onu kopyalayacak olan proteinler gerekiyor. Onlar da DNA'da olması gerekli kodlarının. Ve protein fabrikaları olması gerekiyor. Protein fabrikalarının varlığı da yetmiyor. Protein fabrikasının kodunu barındıracak DNA gerekiyor. İç içe geçmiş sistemler hepsinin birden aynı anda var olması gerekiyor. Ve bunun bir canlı hücre içerisinde olması gerekiyor.
Çünkü siz bu parçaları hücrenin içerisinden çıkartıp Laboratuvar ortamında koyun ayrı bir yere, asla protein üretimi olmuyor. Hele toprağı dışarıya bıraktığınızda anında güneş ışınları, oksijen, topraktaki bulunan materyaller anında parçalıyor. Yani doğada hiçbir şekilde toprak, taş, kayaların, havanın suyun içerisinde bu sistemleri bırakın, tek bir protein bile tesadüfen oluşamıyor. İşte bu bakın, Darwinizm’i kökünden yerle bir ediyor.
Zaten sistemin varlığı Allah'ın yarattığı çok açık. Hatta Allah'ın yaratması var ve Allah'ın her an yaratması var. Çünkü bu sistem bir kere yaratılıp kendi başına bırakılan bir sistem değil. Her an bir düzen içerisinde devam ediyor en ufak bir eksiklik olmadan. Allah'ın an an yarattığını görüyoruz. Nitekim Kuran'da bunu işaret ediyor Allah, an an yaratılışa, sürekli yaratılışa işaret ediyor. Ve her an Allah'ın kudreti altında. Nitekim Allah:
Şeytandan Allah'a sığınırız: “Allah gökleri ve yeri her an kudreti altında tutuyor” diyor. “Eğer onları tutmayacak olursa zeval bulacaklarını” bildiriyor. Bütün sistem dağılırdı diyor, yok olurdu diyor Allah'ın yaratması dışında. Allah onu an an yarattığı için ve kontrol ettiği için bu sistem işleyebiliyor böyle bu şekilde.
Bütün bilimsel deliller bize Darwinizm diye bir saçmalığın olmadığını Allah'ın muhteşem yaratma sanatını ispatlıyor. Ve bu çok basitleştirilmiş bir hali, çok yavaşlatılmış ve basitleştirilmiş olarak var.
Nitekim orada Mesela o fabrikanın içerisinde 85 Tane ayrı protein görev yapıyor. DNA'dan bu yana onlarca enzim ayrı protein görev yapıyor. Dolayısıyla bakın bir tek proteinin olması için DNA gerekiyor, değil mi? DNA olmak zorunda, bütün proteinleri kodlayan. Başka proteinlerin varlığı gerekiyor. Bütün o protein fabrikasını oluşturan, DNA'dan kopyalamayı başlatan proteinler. Bir protein olması için başka proteinler, DNA, hücrenin bütün organelleri ve canlı hücre olması gerekiyor. Bu ne anlama gelir? Önce bir canlı hücre yaratılmış olması gerekir ki protein yapabilsin. Darwinizm’i bitiriyor işte, tesadüfen oluşmadığını Allah tarafından yaratıldığını kesin olarak kanıtlayıp Darwinizm’i en başta bitiriyor zaten bu, inşaAllah.
