HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Merak Ettikleriniz - 19

Merak Ettikleriniz - 19

Harun Yahya
1970
02 Kasım, 2014
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Merak Ettikleriniz

MERAK ETTİKLERİNİZ 19

 

DİDEM ÜRER: İyi akşamlar. Bir Merak Ettikleriniz programında daha yeniden bir aradayız. Aylin Kocaman'la birlikte sorularınıza cevap vermeye çalışacağız, inşaAllah. Kuran, hadisler ve modern bilimin ışığında bütün sorularınıza cevap vermek istiyoruz, inşaAllah. Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine ulaştırabilirsiniz.

 

AYLİN KOCAMAN:  Evet. Gelen sorularımızdan bir tanesi, kardeşimiz şöyle demiş: “Küçük yaşta annesini babasını kaybeden çocukların hayata yenik başladığını düşünüp onların, Allah'ın onlara haksızlık yaptığı, -Allah'ı tenzih ederim- düşüncesi etraflarınca da telkin edilince ilerleyen yaşlarında da aynı düşünce ile yaşıyorlar. Bu düşünce o çocuklarda nasıl önlenebilir?” Demiş kardeşimiz.

 

Şimdi çocuk şöyle bir varlıktır; Çocuk küçükken her şeyi bünyesine alabilen yani bir radar gibidir, iyiyi ve kötüyü etrafından alabilen bir varlıktır. Çok şey öğrenir. Küçük yaşlar gerçekten onun her şeyi öğrenmesi için çok ideal yaşlardır, gözlemcidir. Yani bir çocuğu izleyin her şeyi gözlemler. Dolayısıyla küçük yaştaki bir çocuğa ilk önce öğretilmesi gereken şey Allah'ın varlığıdır, Allah'ın yarattıklarını ona tanıtmaktır. Şimdi genelde küçük çocuklar hep ölüm korkusuyla, toplumun getirdiği şekilde öyle bir gelenek şeklinde olmuş. Ölüm korkusuyla ya da işte çeşitli korkularla, çeşitli toplumların içindeki bazı haset, öfke gibi bazı kötü kavramlarla büyütüldükleri için ilerleyen yaşlarında da bunları kendi bünyelerinde oturturlar. Genelde hep biliyorsunuz çocuklar sevgiyle doğarlar. Hiçbir şekilde kıskançlık bilmezler, paylaşmayı bilirler. Hep bunlardan zevk alırlar. Ama diğer kötü özellikler her zaman çevrelerinden öğrendikleri özelliklerdir.

Dolayısıyla burada kardeşimizin anlattığı konu da, gerçekten dışarıdan verilen bir telkin sonucudur. Küçük yaşta annesini babasını kaybeden bir çocuk, çocuk için belki zordur. Gerçekten bir imtihanla büyüyor olur. Fakat onun karşılığı Rabbimizin katında çok daha büyüktür. Çocuğa küçük yaşta bunun telkini yapılsa, annesinin babasının inşaAllah sonsuz hayatta Allah'la buluştuğu, sonsuz hayatta cennette olduğu, anlatılsa oranın güzel bir yurt olduğu, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu anlatılsa çocuk o telkinle büyüyecek, Allah'ı severek büyüyecek, annesine babasına ahirette sonsuz yaşamda buluşacağını bilerek büyüyecek ve dolayısıyla böyle bir öfke insanı haline gelmeyecek.

Bu tabii toplumumuzda büyük bir hata olarak yapılıyor gerçekten. Bazı telkinlerle insanlar buna çok meyyaller. İşte bu böyle oldu, şu şöyle oldu. Allah bunu bana ceza olarak verdi ya da şu şekilde yaptı gibi. Bir kere hepimiz imtihandan geçiyoruz. Herkesin başına kötü olaylar geliyor, zor olaylar geliyor. Zaten zorlukla denenir insanlar. İnsanların verdikleri karşılığa göre Allah cenneti ve cehennemi onlara verir. Bu imtihan mantığını bilmeyenler de çok değişik telkinlerle büyütür çocukları. Bunun için yapılması gereken en önemli şey, büyüdüğünde çocuk eğer böyle bir telkinle büyüdüyse, her ne yaşta olursa olsun ona bunu anlatmak. Allah sana bunu imtihan olarak verdi, sen bir imtihan dünyasındasın. Senin için zor olan imtihan, her zaman senin için değerli olan imtihandır. Allah seni dener, şükredici mi olacaksın, isyankar mı olacaksın? Eğer zorluğa karşı şükredici olursan, Allah ahirette sana bunun karşılığını kat kat verecektir diye bunun anlatılması gerekiyor Kuran'a ayetleri doğrultusunda. Bu anlatıldığında zaten vicdan sahibi bir insanın buna direnmesi mümkün olmayacaktır.

 

DİDEM ÜRER: Çocukların o yaşta bilgi verildiğinde sordukları sorulara da çok şaşırırsınız. Çünkü her şeyi saf haliyle alırlar ve bir insanın önyargılarından uzaklardır. O yüzden alığı kavramları da aslında yetişmiş insanlar, yetişkin insanlardan çok daha kolay olur. Gerçekten çok saf olarak bilgiyi alırlar. Hiçbir kirlilik yaşamazlar kafalarında. O yüzden de çok önemlidir. Bu anlamda da ölümün bir son değil bir kavuşma olduğu çocuklara anlatılırsa, bunun doğru bilgisi verilirse gerçekten senin de burada anlattığın gibi bambaşka bir ruh haliyle, hatta bütün hayatlarını etki edecek bir ruh haliyle yetişmiş olurlar inşaAllah.

 

Bununla bağlantılı bana da bir soru gelmişti. Ben de onu okumak istiyorum. “Sevdiklerimizin ölerek ya da çeşitli hayat şartlarından dolayı yanımızda olmamasını Allah'ın bize ağır hatta bazen kaldırılamayacak yükü diye düşünmek yanlış bir düşünce mi olur?” diye sormuş izleyicimiz.

 

Evet, yanlış bir düşünce olur. Neden? Buna en güzel cevabı Kuran'dan bir ayetle verebiliriz inşaAllah. Bakara Suresi’nin 286. ayetinde Rabbimiz şöyle bildirir. Şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah hiç kimseye güç getireceğinden başkasını yüklemez. Kişinin nefsinin kazandığı lehine kazandırdıkları aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize bizden öncekileri yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yitiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla, bizi esirge. Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

 

 Şimdi ayette Allah hemen ilk cümlesinde çok açık olarak hiç kimseye güç yetireceğinden başkasına yüklenmeyeceğini bize net olarak bildirmiştir ve bu Allah'ın vaadidir. Dolayısıyla demin burada Aylin’in de ilk soruda anlattığı gibi, imtihan içerisinde, bir imtihan dünyasında yaşadığımızda başımıza her ne gelirse gelsin, hangi zorlukla karşılaşırsak karşılaşalım, bilmemiz gerekiyor ki bu zorluk bizim için dünya üzerinde kaldırabileceğimiz, imanımızın bunu rahatlıkla güç yitirebileceği bir zorluk olarak bize veriliyor. Dolayısıyla bu aslında bir yandan da bir müjdedir. Bir zorluk ne kadar şiddetliyse demek ki o kişinin imanı o kadar kuvvetli ki o zorluğa güç yitirebilecek ve Allah da ona o yüzden böyle bir zorluk vermiş.

Tabii ki sevdiklerimizle birlikte yaşamamak bir imtihandır. Çünkü insan sevdiği insanlarla sürekli bir arada olmak ister. Sevgi dünyanın en büyük nimetlerinden bir tanesidir. Ama sevdiğimiz insanları kaybetmemiz demek sadece bu imtihan ortamından, bu zorlu ortamdan onların aslında kurtulması demektir ki onların adına sevinmemiz gereken bir durum. Çünkü dünya şartları gerçekten bir insan için olabilecek en zor şartlar olarak yaratılmış, önemli imtihanlar içeren bir ortam. Buna rağmen Rabbimiz çok fazla nimet vermiş.

 

AYLİN KOCAMAN: Hocamız’ın güzel bir lafı vardır. “Ahirettekiler bize baktıklarında acırlar halimize” diye. Gerçekten onlar nimet içindeyken biz o imtihanla baş başayız şu anda. Zorluklarla baş başayız dünyada.

 

DİDEM ÜRER: O yüzden de sevdiklerimizin böyle bir nimete kavuşmuş olmasından dolayı biz daha çok mutluluk duymalıyız. Tabii ki yanlarımızda olmasını isteriz. Biz de onları görmek isteriz ama sevginin tezahürü karşıdakini daha çok düşünmektir. Dolayısıyla onlar için iyi olan bir şey bizim için de her zaman daha iyidir.

 

Yine Rabbimiz İnşirah Suresi’nde şöyle bildiriyor ayetlerinde: “Demek ki gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.”

 

 Yani biz bir zorluk içindeysek bileceğiz ki bunun ardından muhakkak Allah bizi bir kolaylığı da kaderimizde yaratmıştır. O zorluğun içerisinden imtihan olarak geçerken o kolaylığı da bekleyecek şekilde umut içerisinde olacağız Rabbimizden. Ve ben bileceğim ki başıma bir zorluk geliyorsa ben bu zorluğa güç getirebiliyorum. benim imanım bu zorluktan çok daha fazlasını da yenebilecek güçtedir. O yüzden tabii ki zorluk istenmez Allah'tan, bela istenmez Allah'tan ama insan herhangi bir şeyle de karşılaştığında o zaman ona en güzel karşılığı vererek, Allah'a tevekkül ederek ve yine imanıyla en güzel tavırları göstererek o zorluğun içerisinden kolaylıkla geçebilir inşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Tabii, inşaAllah.

 

Recep Kılıç kardeşimiz şu soruyu sormuş: “İyi akşamlar Hocam. Proteinler su olmayan bir toprağın içinde kendi kendine meydana gelebilir mi? Yani kuru bir toprağın içinde? Evrimciler protein okyanuslarda ve karada ulaşamayacağını biliyorlar. Bu yüzden mi böyle bir tez ortaya atmışlar? Cevaplarsanız çok sevinirim” diyor.

 

Şimdi herhalde kardeşimiz şunu söylemek istiyor diye anlıyorum ben. Evrimcilerin ortaya attığı iddia, proteinlerin okyanuslarda yani su ortamında veya işte o ilkel çorba dedikleri garip, ne idüğü belirsiz o su birikintisinde oluştuğuna dair. Kardeşimiz de şunu soruyor. Karada oluşabilirler mi bunlar?

Şimdi şöyle bir cevap verelim. Proteinler ne karada, ne denizde, ne suyun içinde, ne o ilkel çorbada, ne de havada hiçbir yerde tek başına kendi kendine oluşamazlar. Şimdi Darwinistler neden bu iddiayı ortaya atıyorlar? Neden suda? Çünkü canlılığın başlangıcı denen dönem yaklaşık 630 milyon yıl önce Precambrian dönemi genelde tek hücreli canlıların veya solucanvari işte bazı çok hücrelilerin meydana çıktığı bir dönem. Şimdi o dönemdeki bütün canlılar su canlıları. Şimdi biraz daha yakına geldiğimizde Kambrian döneminde 530 milyon yıl önce bütün Kambrian canlıları su canlıları. Biliyorsunuz o dönemde gerçekten çok fazla 50 tane filum, bir canlı karakterini gösteren yapı ortaya çıkıyor birdenbire. Zaten Kambrian patlaması denen dönem bu dönemdir.

Bu 50 filumun meydana geldiği, şu an günümüzde 35'tir yani bir düşüş yaşanmıştır, bunu da hatırlatalım. Bu 50 filumun meydana geldiği 530 milyon yıl önceki Kambriyen döneminde bütün canlılar su canlılarıdır. Dolayısıyla hayatın biz, Allah'ın bir takdiri ve kanunu ilk canlıların suda yaşadığını görüyoruz. Yani bu, bu şekilde, Allah bu şekilde takdir ettiği için böyledir. Bu bir evrimleşme olduğu için böyle değildir veya protein suda oluştuğu için böyle değildir. Zaten protein zaten tek başına oluşma ihtimali yoktur. Bunu defalarca biz yayınlarımızda da anlatmıştık. Sadece tek bir protein için 100 tane proteinin zaten hazır bulunması, mevcut hücre zararı ile birlikte, DNA'sı ile birlikte bir hücrenin var olması gerekiyor. Dolayısıyla bir hücre daha var yokken bir proteinin oluşması diye bir şey mümkün değildir, imkansızdır. Aminoasitler, proteini meydana getiren yapı taşlarının da tek başına oluşması mümkün değildir. Bu konuda deneyler yapılmıştır. Deney ortamında oluşturulan birkaç aminoasit de gidip birbirlerine buluşamamışlardır bile. Zaten su ortamında gidip bunlar şekere ya da bazı serbest radikallere yapışırlar. Hiçbir zaman gidip de birbirlerini bulup çok mükemmel dizayn oluşturup orada bir protein meydana getiremezler. Böyle bir şey olsa bile yıkılıp yok edilirler. Çünkü radyasyon, yani hücresiz hücrenin koruması olmadan hiçbir şekilde korunamazlar. Zaten böyle bir şeyin olması mümkün değildir yani. Bunu tekrar tekrar hatırlatalım da.

Ayrıca Le Chatelier prensibi var ve bunu hep ihmal eder Darwinistler, hiç bahsetmezler. Suyun içinde su açığa çıkaran bir tepkimenin oluşması mümkün değildir. Aminoasitlerin bir araya gelmesi de su açığa çıkaran bir tepkime gerektireceği için bir proteini oluşturamazlar. Dolayısıyla suda zaten meydana gelmesi mümkün değildir. Kara da aynı şekilde meydana gelmesi mümkün değildir. Demin anlattığım şartlar nedeniyle bir protein kara şartlarında da hiçbir şekilde, özellikle de doğrudan zaten güneş ışığına maruz kalan bir ortamda hiçbir şekilde böylesine hassas bir yapının varlığı bile, canlı kalması bile mümkün değildir.

Özellikle de şunu da hatırlatalım. Bu proteinlerin ilk meydana geldiğini iddia ettikleri, evrimcilerin iddia ettikleri dönem, güneşten gelen radyosunun dünyaya çok daha direkt ve fazla miktarda ulaştığı bir dönemdir. Bunu da burada hatırlatalım. Yani böyle bir şey imkansızdır.

Şimdi Darwinistler bu iddiayı ortaya atarlar, çünkü canlılığın başlangıcı için bir senaryo bulmaları gerekiyor. Aslında günümüzde Hocamız’ın bu konuda yaptığı bu açıklamalar bunun imkansızlığını ortaya koyan bilimsel deliller neticesinde bundan çark etmiş durumdalar. Diyorlar ki, bu şekilde oluşmadı, bunu daha ispat edemiyoruz falan derken şu anda uzaydan geldiğini iddia etmeye başladılar. Uzaydaki bir proteini kimin var ettiği konusuna hala cevap yok. Uzaydaki bir proteinin bu kadar hassas bir yapının uzaydan nasıl koşarak buraya geldiği hiçbir şekilde atmosferden geçerken yıkıma uğramaksızın, bir gök taşının üzerinde ölmeksizin, tamamen korunmuş bir şekilde nasıl dünyaya eriştiği ve nasıl dünyada bir canlılık meydana geldiğine dair hiçbir açıklama yok. Ama çaresizlik işte bunu da gösterdi bize. Koskoca profesörler Darwinizm adına, Darwinist diktatörlük adına bunu bile savunur hale geldiler.

Hayır, canlılık tek hücreden başlamamıştır. Rabbimiz canlıları birdenbire, aniden oldukları gibi yaratmıştır. Bunun fosil kayıtları şu anda hala hazırda. Günümüzde karşımızdadır. Yaratılış atlasında da mükemmel deliller. Bunun sadece birkaçının mükemmel delilleri görülebilir. Dolayısıyla Darwinistler, çok ciddi ve büyük hezimete uğradıkları için ve bilimsel deliller onların iddialarını çürüttüğü için şu anda bu durumdalar. Allah dünyayı ve bütün canlıları yoktan var etmiştir.

 

DİDEM ÜRER: Tabii burada anlattığın konu aslında çok önemli. Çünkü Darwinistlerin iddiasının aksine tek bir hücreden canlılık başlamamıştır diye anlattığımızda biz, tek bir hücrenin oluşmasının imkansız olduğunu anlatıyoruz. Senin burada söylediğin daha hücrenin içerisindeki tek bir proteinin bile tesadüfen kendi başına oluşması imkansızken hücre gibi tam kapsamlı, en mükemmel şehir sisteminden daha fazla özelliklere sahip olan bir sistemin meydana gelmesi ve bunun da tesadüfler sonucunda meydana gelmesi hiçbir Darwinist'in, hiçbir bilimsel delille açıklayamadığı bir gerçektir. O yüzden de Darwinistler böyle demagojilerle, senelerdir gördüğümüz şekilde canlılığın çeşitli şeylerden geldiğini iddia ederler. Bununla ilgili mikroplardan geldiklerini söylerler. Köpek balığından geldiğini söylerler. Hatta çok daha iğrenç canlılardan bahsederler ve canlılığı bununla bağdaştırmaya çalışırlar. Hatta hurmadan bile canlılığın geldiğini iddia eden evrimciler olmuştur.

 

AYLİN KOCAMAN: Sözde İslam Alimleri bile olmuştur.

 

DİDEM ÜRER: Sözde İslam Alimleri bile dediğin gibi. Fakat burada çok önemli bir şey vardır. Evrimciler bu iddialarını ortaya koyduklarında hiçbir zaman bilimsel bir delil sunmazlar. Bir makalenin içerisinde siz canlılığın güya işte bir köpek balığından veya canlılığın herhangi bir şekilde oluşmuş bir mikroptan meydana geldiğini anlattıklarında size bir giriş yaparlar. Önce kapsamlı bir başlık sunarlar. O başlığı okuyan, sadece başlığı okuyan insan evrimin sanki var olduğunu zanneder. Canlılık mikroptan geldi diye bir başlık sunarlar. Onun içerisine baktığınızda siz bilimsel delil ararsınız. Fakat bilimsel delil arama bilinciniz varsa bunu ararsınız. Yoksa bütün insanların, büyük bir kısmı aslında insanların, ön kabullerle Darwinist diktatörlüğünün senelerdir dünyaya kabul ettirdiği bazı ön kabullerle o haberlere yaklaştıkları için bunu bilimsel bir haber zannederler.

Halbuki dünya üzerinde evrenin yaratıldığı ilk andan itibaren tek bir protein bile hiçbir şekilde tesadüfen meydana gelmemiştir. Burada demin Aylin'in anlattığı delil çok önemlidir ve hiç unutulmamalıdır. Tek bir proteinin var olabilmesi için yanında en az 100 tane protein ve hücrenin kendi çekirdeği ve çekirdeğin içerisindeki DNA ile birlikte ki DNA, 1 milyon ansiklopedi sayfasından oluşan bir bilgi bankasıdır. Ve DNA olmadan zaten hücre işlevsizdir, bütün canlılık işlevsizdir. DNA'nın kapsamlı olarak var olması ve hücrenin bütün organelleri ile birlikte var olması gerekir. Bunun aksine zaten bir canlılıktan bahsetmek de söz konusu değildir.

Böyle bir tek hücre olsa bile bunun zaten canlılığı yine kendi başına meydana getirmesi imkansızdır. Yine o hücrenin içerisindeki DNA'nın kopyalanması için proteinlere ihtiyaç vardır ve bu sistem bir döngü şeklinde devam eder. Hiçbir şekilde herhangi bir parçasını indiremeyeceğiniz yani indirgenemez komplekslik denen bir mükemmellik içerisindedir canlılık. O yüzden de evrimcilerin bu anlamda yapabilecekleri hiçbir şey yoktur, teslim olmak dışında.

 

Bir soru daha okuyayım ben o zaman: “Kuran'a göre şahsiyetli insan nasıldır? Bugünkü modern dünyanın insan karakteriyle zıt olmaz mı?” diye sormuş izleyicimiz.

 

Hiçbir şekilde zıt olmaz. Bugünün tabii ki modern dünyanın insan karakteri dediğimiz şeyden ne anladığımız çok önemli. Yani şahsiyetli insan tanımından ne anladığımız önemli. Biz tabii ki şahsiyetli insan tanımını da bütün tanımları yaptığımız gibi Kuran'a göre yaparız. Bir kere Kuran'a göre şahsiyetli bir insanın en önemli özelliği Allah'a iman etmesidir. Allah'a iman eden bir insan yeryüzünde var olan her şeyi Allah'ın yarattığını bilir. Hem canlıları hem de bütün olayları yani bütün olaylar Allah'ın kontrolünde meydana gelir ve hiçbir şeye bağımsız değildir. O yüzden de bu insanın öncelikli olarak kişilikli ve şahsiyetli bir insanın tepkileri son derece aklı başındadır. Yani itidalli bir insandır. Bu insan hiçbir şekilde insanların rızasını gözeterek hareket etmediği için insanlara herhangi bir şekilde yanaşmaya çalışan, onlardan bir medet uman, onlardan bir karşılık bekleyen, şahsiyetle ve kişilikle bağdaşmayacak tavırlar içerisine hiçbir şekilde girmez. Tamahkar değildir. Hiçbir insandan bir karşılık beklemez. Sadece Allah'tan geleceğini bilir ve buna göre hareket eder. Şanın ve şerefin Kuran'dan geldiğini bilir. Hepsinin İslam ahlakı içerisinde yaşanabileceğini bilir. O yüzden de herhangi bir şekilde makam, mevki maddi kazançlar gibi şeylerin peşinde koşarak bunları elde etmek için dünyevi bir hırs içerisine girmez. Bunların da yine eğer elde ettiyse Allah'tan gelen nimetler olduğunu bilir. Kayıplarından veya eksiklerinden dolayı bir komplekse kapılmaz. Bunların bir imtihan olduğunu bilir. Kazandıklarından dolayı da bir şımarıklığa kapılmaz. Elde ettiklerinden dolayı insanlara üst perdeden, onlara hakimiyet kurmuş bir insan görünümü vermez. Bunların da Allah'ın dilemesiyle sahip olduğu özellikler olduğunu bilir ve hep onların da mahfiyetini bilerek hareket eder. Bu anlamda tabii ki en kaliteli tavırları gösteren insan olmuş olur ve hiçbir şekilde etrafındaki insanlarla ilişkilerinde de onları ezen aşağılayan veya onlara herhangi bir olumsuz tavır içerisine giren değil. Hep şefkat ve merhametin hakim olduğu ama ezik olmayan, kişiliğini her zaman korunmuş olan son derece akıllı bir insan olur. Allah korkusunda bu insana olabilecek en mükemmel aklı tabii ki sağlamış olur.

 

AYLİN KOCAMAN: Bir ayet hatırlatmak istiyorum konuyla ilgili. Müminin Suresi 71. Ayet, şeytandan Allah'a sığınırım: “Eğer hak onların hebalarına uyacak olsaydı hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde olan herkes ve her şey bozulmaya uğrardı.”

Allah egonun ve enaniyetin ne kadar büyük bir sonucunun olacağını burada çok güzel vurguluyor. “Hak onların hevalarına uyacak olsaydı yerler, gök ve yer her şeye ve bunun içindekiler bozulmaya uğrardı” diyor Allah. Sonra diyor ki Yüce Rabbimiz: “Hayır, biz onlara kendi şan ve şereflerini getirmiş bulunuyoruz fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.”

 

Kuran senin de anlattığın gibi şan ve şerefi insanın üzerine verir. O şan ve şerefle insan kendi hevalarından menfaat ve istek-tutkularından arınır ve yalnızca Allah için yaşayan bir varlık olur. İşte o kişiye, kendine güven, kişilik, şan, şeref olarak doğal olarak gelir bu. Bir şey yapmasına gerek yoktur. Sadece Allah’a bağlanması, Kuran’a uyması yeterlidir. Burada Allah bunun sırrını veriyor.

 

DİDEM ÜRER: İnşaAllah, elhamdülillah. Bu akşamki yayınımız burada sona eriyor. inşaAllah yeniden görüşmek üzere. Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresinden ulaştırabilirsiniz. İyi akşamlar.
 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Allah rızası
Allah sevgisi
Allah İnancı
Allah'ın Detay Sanatı
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet 1
Allah'ın varlığı
Allah'ın yaratması
Aylin Kocaman
Bilim
Didem Ürer
Evrim Biyolojisi
Evrim teorisinin çöküşü
Evrimcilerin İtirafları
Hadis-i Şerif
Kuran Ahlakı
Kuran Bilime Yol Gösterir
Kuran-ı Kerim
Merak ettikleriniz
Merhamet
Nefis
Protein
Protein sentezi
Sevgi
Telkin
Vicdan
Yetim
ilkel hücre iddiası
modern islam
Ölüm
çocuk
İman
İmanın Güzellikleri