"Gözdeki mucize" belgeselinden
RENKLİ GÖRME
İnsan yaşamı boyunca milyonlarca görüntüyle karşılaşır. Bu görüntülerden göze hoş gelenler genellikle bol renkli olanlardır. Bir manzaraya bakıldığında renklerin uyumu, güzelliği insanın hoşuna gider. Örneğin bir çiçek tarlasındaki o muazzam renklilik, renkler arasındaki uyum insanın içini ferahlatır. Gökyüzünün, denizin göz alıcı tonları, çiçeklerdeki muhteşem sanat ve daha nice estetik görüntü renkler sayesinde anlam kazanır.
Gerçekte ise insanın renk olarak algıladığı, farklı dalga boylarındaki fotonların beyindeki yorumlarıdır. Kırmızı bir çiçekle mavi bir araba arasındaki renk farkı, yalnızca bu cisimlerden göze gelen ışınların dalga boyları arasındaki farktır. Eğer renk diye bir kavram olmasa, her şey grinin tonlarında görünse dünya son derece sıkıcı bir hal alırdı.
Denizden, ağaçlardan, giyimden, hatta yiyeceklerden alınan zevk büyük oranda azalırdı. Oysa doğadaki tüm renkler, insan ruhuna zevk verecek şekilde yaratılmıştır. Tek başına renk diye bir kavramın var olması büyük bir mucizeyken, doğada bulunan renklerin en güzel ve uyumlu bir şekilde kullanılmış olması Allah'ın insanlara lütfettiği büyük bir nimettir.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz-kırmızı, renkleri değişik ve siyah yollar kıldık. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 27-28)