HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Göz ve Görme

Göz ve Görme

Harun Yahya
46759
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

GÖZ VE GÖRME

 

Gözdeki Kusursuzluk

 

Şu anda yeryüzündeki en büyük mucizelerden biri gerçekleşiyor. Ekrandan bazı görüntüler geçiyor ve bu sırada beyninizin kapkaranlık bir yerinde renkli, canlı, yakın, uzak, derin, güzel, sevimli gibi anlamlar oluşuyor. Çünkü görüyorsunuz.

Yaşamınızda sahip olduğunuz her şey gözleriniz sayesinde bir anlam kazandı. Ailenizi, dostlarınızı, evinizi, işinizi, kısacası yaşamınız boyunca karşılaştığınız her şeyi gerçek anlamıyla gözleriniz sayesinde tanıdınız. Onlarsız dış dünyayı hiçbir zaman tam olarak bilemezdiniz. Gözleriniz olmasaydı bir rengin, bir şeklin, bir manzaranın, bir insan yüzünün nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman hayalinizde canlandıramazdınız. Fakat gözleriniz var, bu sayede etrafınızı görüyorsunuz. Ve şu anda da bu filmi izleyebiliyorsunuz.

Dahası görmek için hiçbir çaba harcamıyorsunuz. Sadece görmek istediğiniz şeye doğru bakıyorsunuz. Gözünüze, gözden beyne giden sinirlere ve beyninize, bakın, görün, şu işlemleri yapın gibi emirler vermiyorsunuz. Bir cisme odaklanıp onu net görmek için çok hassas oranlarda hesaplar yapmıyorsunuz. Yalnızca o cismi net görmek istiyorsunuz, gerisi saniyenin çok küçük bir diliminde sizin için otomatik olarak hallediliyor. Peki, görmenin ne kadar büyük bir mucize olduğunun farkında mısınız?

Unutmayın, gözümüzü açıp kapattığımız her an, gördüğümüz her görüntü, her şeyi yoktan var eden sonsuz güç sahibi olan Allah'a şükretmemiz için bir vesiledir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme duyularını ve gönüller verdi.” (Nahl Suresi, 78)

 AKILLI TASARIM YANİ YARATILIŞ

 

Film boyunca zaman zaman tasarım kelimesiyle karşılaşacaksınız. Bu kelime, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için kullanılmaktadır. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimizin önce plan yaptığı, daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde O'nun olması için yalnızca “Ol” demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

“Şeytandan Allah'a sığınırım. Bir şeyi dilediği zaman onun emri yalnızca ol demesidir. O da hemen oluverir.” (Yasin Suresi, 82)

 “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse ona yalnızca ol der. O da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)

GÖZÜN KUSURSUZ TASARIMI

 

 Son birkaç saniye içinde gözünüzde yaklaşık 100 milyar işlem yapıldı. Belki inanması güç, fakat dünyanın en muhteşem aygıtlarından bir çiftine sahipsiniz. Üstelik insanoğlu halen bunun bir benzerini üretemedi. Üretmek şöyle dursun, bu sistem hakkında bilinenler bilinmeyenlerin yanında çok az kalıyor. Göz, kompleks yapısına ve çok özel bir işleve sahip olmasına rağmen bedenimizde çok küçük bir yer işgal eder. Bulunduğu yer, vücudumuzu ve uzuvlarımızı en mükemmel şekilde kontrol edebilmemizi sağlayacak bir konuma sahiptir.

Bir örnek olarak gözlerimizin bacaklarımızın üzerinde bulunduklarını düşünelim. Bu durumda, yalnızca yürüdüğümüz bölgeyi görebileceğimizden, vücudumuzun üst kısmı özellikle de başımız sürekli olarak bir yerlere çarpacaktı. Ayrıca böyle bir durumda yemek yemek, elleri kullanmak gibi pek çok hareket başlı başına bir sorun haline gelecekti.

Gözler vücutta en uygun yerde bulunmakla beraber, yüz üzerinde de en ideal konumda bulunurlar. Acaba gözler yüzün başka bir yerinde, örneğin burnun altında bulunsalardı ne olurdu? Bu, hem emniyet açısından riskli bir durum oluşturur hem de estetik açıdan oldukça çirkin bir görünüm meydana getirirdi. Görüş açısı da şuankinden çok daha kısıtlı olurdu. Gözler, görmeyi en rahat ve en ideal biçimde sağlayacak bir bölgeye yerleştirilmişlerdir. Ancak gözdeki tasarım bununla sınırlı değildir. Kirpiklerden korneaya, gözyaşının oluşumundan göz kapaklarına dek görmenin her detayında ayrı bir mucize saklıdır.

 

GÖZ KAPAKLARI

 

Herkes gün içinde hiç farkında olmadan binlerce kez gözlerini kırpar. Bu hareket istem dışı olarak yapılır ve bu sayede gözler yoğun ışık temasından ve yabancı maddelerden korunmuş olur. Her birkaç saniyede bir göz kırpıldığında göz kapakları tıpkı araba camı silecekleri gibi gözleri sulandırır, pislikleri temizler. Göz kapağı, kavisli göz yapısının üstüne kusursuz olarak oturan bir mekanizmadır. Bu mükemmel uyum sayesinde göz kapağı açılıp kapanırken gözün ön yüzeyinde temas edilmeyen hiçbir nokta kalmaz. Eğer göz kapağı, gözü bu şekilde kusursuz olarak sarmasaydı, kalan boşluklardaki yabancı maddelerin temizlenmesi mümkün olmayacaktı. İşlemin otomatik olarak yapılması da çoğu insanın farkında olmadığı bir nimettir.

Peki bu temizlenme otomatik olarak yapılmasaydı ne olurdu? Böyle bir durumda, insan göz kırpmaya yalnızca gözünün içinde rahatsız edici miktarda madde biriktiğinde hatırlardı. Göze girecek en küçük bir toz tanesi bile zamanla büyük problemler yaratacağından göz hemen mikrop kapardı. Ayrıca gözler tamamen temizlenmediğinden sürekli puslu, bulanık bir görüntü meydana gelirdi.

Göz kırpma işleminde bir diğer kritik nokta da bu sırada geçen süredir. İnsan hayatını devam ettirebilmek için dışarıda olup biten olaylardan tam zamanında haberdar olmalıdır. Göz kırpma işlemi ise insanın dış dünyayı algılamasını engellemeyecek kadar kısa bir süre içinde gerçekleşir. Eğer bu işlem biraz daha uzun sürseydi, çok büyük tehlikeler söz konusu olabilirdi. Mesela insan gözünü kırpma işlemiyle meşgul olduğu bir anda belki de üzerine gelen bir arabayı fark edip kaçmaya fırsat bulamayabilirdi. Doğduğumuz günden beri farkında olmaksızın gerçekleştirdiğimiz göz kırkma işlemindeki bu hassas dengeler, Allah'ın benzersiz yaratmasının tecellilerinden birisidir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Ey insan! Üstün kerem sahibi olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir? Ki O seni yarattı, sana bir düzen içinde biçim verdi ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertip etti.” (İnfitar Suresi, 6-8)

 EN MÜKEMMEL GÖZ DAMLASI: GÖZYAŞI

 

Gözyaşı, çeşitli görevler için farklı karışımlarla oluşturulmuş son derece özel bir sıvıdır. Gözyaşının ilk görevi, gözü mikroplara karşı korumaktır. Gözyaşının içinde bulunan lizozim enzimi, birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Lizozim sayesinde göz, enfeksiyonlardan korunur. Bu madde, binaları mikroplardan temizlemek için kullanılan kuvvetli dezenfektanların içerdiği maddelerden bile daha etkiledir. Bu güçte başka hiçbir dezenfektan göz üzerinde kullanılamaz. Ancak bu kadar güçlü olduğu halde bu sıvının göze hiçbir zarar vermemesi büyük bir mucizedir. Gözün içindeki bu son derece iyi hesaplanmış sistemi yaratan, üstün güç sahibi olan Allah'tır. Bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:

“''Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin Suresi, 4)

 Gözyaşının yapısı daha yakından incelendikçe bu sıvının ne kadar büyük bir yaratılış mucizesi olduğu daha iyi anlaşılır. Gözyaşının üretimi son derece hassas bir ölçüyle yapılır. Gözyaşı sadece korneayı kurumaktan kurtaracak ve göz küresinin yüzeyinin kayganlığını kaybettirmeyecek miktarda üretilir. Böylece göz hareket ettiğinde göz kapağının iç kısmıyla gözün üstü arasında sürtünmeden kaynaklanan bir rahatsızlık meydana gelmez. Eğer gözyaşı yeterli miktarda üretilmeseydi, gözle göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme olur ve gözün her hareketi bizim için bir eziyet haline gelirdi.

Mesela gözyaşı kuruluğu olan hastalarda gözlerde sürekli bir yanma ve gözün içinin kum dolu olduğu hissi duyulur. Gözler şişer, kızarır ve hastalığın ileri aşamalarında hasta gözünü kaybedebilir. Uyarıcı bir durum söz konusu olduğunda, mesela göze toz gibi yabancı bir madde kaçtığındaysa, gözyaşı üretimi otomatik olarak artar. Yani gözün yapısında gözyaşı bezlerinin ne eksik ne fazla, tam gereken miktarda sıvı salgılamasını sağlayan bir denge kontrol mekanizması vardır. Gözyaşı, şimdiye kadar yaşamış olan ve şu anda dünya üzerinde yaşamakta olan bütün insanlarda vardır. Herkes de aynı mucizevi özelliklere sahiptir. Gözü bir bütün olarak yaratan, tüm özelliklerinin şu ana kadar yaşamış bütün insanlarda var olmasını sağlayan her şeyin hâkimi olan Allah'tır.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O'dur. Ondan başka ilah yoktur. Üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir." (Al-i İmran Suresi, 6)

 GÖRÜNTÜNÜN OLUŞUMU VE GÖRME

 

İnsanın doğumundan itibaren gördüğü her görüntü, beynin içinde, karanlık ve ıslak bir ortamda bulunan görme merkezinde meydana gelir. Görme merkezinin toplam büyüklüğü ise yaklaşık 15 cm²'dir. Daracık bir odanın görüntüsü de, alabildiğine geniş bir manzaranın görüntüsü de bu çok küçük alanda oluşmaktadır. Bir insanın hayatına dair her şey, çocukluğu, okuduğu okullar, evi, işi, ailesi, vatandaşı olduğu ülke, kısacası hayatı boyunca gördüğü her ayrıntı, bu küçük et parçası üzerinde oluşur.

Görmenin ilk aşamasında göze gelen ışık ışınları, korneadan, göz bebeğinden ve ardından da mercekten geçer. Işığa duyarlı hücreler ışığı elektrik sinyallerine çevirir ve sinir uçlarına uyarı olarak gönderir.

Retinadan gelen görüntü orijinaline göre baş aşağı durumda ve ters taraftadır. Ancak beyin yeniden yorum yaparak görüntünün düz olmasını sağlar. Her iki gözden ayrı ayrı elde edilen sinyaller bakılan cisme ait bütün özellikleri içerir. Beyinde iki gözden gelen görüntüleri tek bir görüntü halinde birleştirir. Nesnenin biçimini ve rengini ayırt eder, ne kadar uzakta olduğunu saptar. Ve tüm bu işlemler yalnızca saniyenin onda biri kadarlık kısa bir sürede gerçekleşir. Buraya kadar anlatılanlara baktığımızda önemli bir gerçekle karşılaşırız.

Bilindiği gibi göz, farklı birçok bölüm ve tabakadan oluşmuş bir organdır. Kornea, iris, göz bebeği, mercek, göz kapağı. Kornea beyin bağlantısını sağlayan sinirler ve daha birçok ayrıntıyla ancak bir bütün olarak görevini yapabilir.

Gözün görebilmesi için bu sayılan bütün tabaka ve organellerin aynı anda, aynı yerde, şu anki mükemmel uyum, yapı ve bağlantılarıyla birlikte bulunmaları gerekir. Bu durum insan bedeninin bugünkü haline zaman içinde gerçekleşen tesadüfler, mutasyonlar gibi etkenlerle ulaştığını öne süren iddiaları da tamamen geçersiz kılmaktadır. Böyle bir sistemin yaratılış dışında başka herhangi bir güçle gerçekleşmesi imkânsızdır. Bütün bu sistemleri bir uyum içerisinde yaratan, üstün güç sahibi olan Allah'tır. Bir ayette şöyle buyrulmuştur:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der. O da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)

 NE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMEK

 

İnsan hafızası, gördüğü görüntülerin bir kısmını depolar. Depolanan bu bilgiler daha sonra kullanılmak üzere sık sık geri çağrılır. Örneğin bir nesneyi veya bir kişiyi ilk görüşümüzde hafızada o nesneye ait bir dosya açılır. Bir süre sonra tekrar aynı görüntüyle karşılaşıldığında ise daha önce açılan dosyadan çıkarılan görüntü otomatik olarak yeni görüntüyle kıyaslanır. Bu sayede gördüğümüz şeyin ne olduğunu anlarız. Bu sistem her şeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bebeklerden yaşlılara kadar her insanın beyninde otomatik olarak yapılır. Hayatımız boyunca biz farkında bile olmadan işleyen bu sistemin olmadığı düşünüldüğünde konunun önemi daha iyi ortaya çıkacaktır.

Örneğin şu anda ekranda gördüğünüz yaşlı adam, doktorun ona gösterdiği resimdeki kişileri tanımaya çalışıyor. Ancak geçirdiği bir rahatsızlık sonucu hafızasındaki bilgiler çok kısa bir sürede kaybolur. Ancak tanımadığını iddia ettiği kişilerden birisi 48 yıldır beraber yaşadığı eşi, diğeri ise bir süre önce elinden tutarak gezdirdiği torunu.

Bu kişi ise geçirdiği bir beyin ameliyatı sonrasında insan yüzlerini algılama kabiliyetini kaybetmiş. Kendi cümleleriyle durumunu şöyle anlatıyor:

 

“Birincisi, yüzleri hatırlayamadığımı anlamamı sağlayan olaylardan birinde, iki arkadaşımla otoparkta oturduktan sonra, en azından bu üç çocuklardan birini tanımalıyım diye düşündüm. Onların yüzlerinden hatırlıyordum, onlara doğru yürüdüğümde, onların kim olduğunu bilmediğimde, onlardan birisi, ''Merhaba, baba'' dedi. Onları ne kadar iyi biliyorsam, birini bulmaya çalışmak benim için imkansız bir iş. Çocukları aramak için bahçeye gitmeliydim.”

 

Oğlu ise babasının hastalığını şöyle açıklıyor:

 

“Şu anda siz benim yüzümü bir bütün olarak tek bir karede algılayabiliyorsunuz. Kulaklarım büyük mü, küçük mü, burnum küçük mü, gözlerim ne renk. Babam da size yakından bakabilir, sol gözünüze bakabilir, sonra burnunuza bakabilir, sonra dudaklarınıza ve ağzınıza bakabilir. Fakat sorun, bütün bu görüntüleri bir araya getirememesi..”

 

“Buradan da açıkça görülmektedir ki eğer beyninizde gereken işlemler sürekli olarak yapılmasaydı ne içinde yaşıyorum dediğiniz çevrenizi ne de sevdiklerinizi tanıyamazdınız. Az önce izlediğimiz adamın şu sözleri bize bu gerçeğin önemini bir kez daha hatırlatmaktadır:

 

“İnsan yüzlerini tanıyabilmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu bu algımı kaybedene dek anlayamamıştım.”

 

 Şimdi gördüklerimizi tanımak için beynimizde gerçekleşen işlemleri bir kez daha gözden geçirelim.

Hafızaya bir takım görüntülerin kaydedildiğinden ve daha sonra bunların tekrar kullanılmak üzere geri çağrıldığından bahsedildi. Burada akla şu sorular gelmektedir; Bu görüntüler nereye ve nasıl kaydedilir? Ve daha sonra bu görüntüler nereden, kimin kontrolünde nasıl çıkarılır?

Son teknoloji ürünü bilgisayarlar dahi hafızasına kaydedecek bilgiyi bir disk üzerinde saklar. Ki bu hafıza, diskin kapasitesiyle sınırlıdır. Oysa beyin, bir et parçasının içinde milyonlarca görüntüyü saklar. Allah, insan bedeninin derinliklerinde, gözle görülmeyecek kadar küçük noktalarda, insan zihninin kavrayış kapasitesini aşan mucizeler yaratmaktadır. İçindeki kusursuz sistemlerle birlikte görme duyusu da Allah'ın sonsuz kudretini bizlere göstermektedir. Her an her şey, karşımıza çıkan her görüntü ancak Allah'ın dilemesiyle yaratılır. Bu nedenle gördüğümüz her saniye bizler için ayrı bir imtihandır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Şüphesiz biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” (İnsan Suresi, 2)

 İKİ GÖZ TEK GÖRÜNTÜ

 

Her insan kendisini iki gözle doğmuş olarak bulur ama çoğu kimse bunun nedenini merak etmez. Aslında her göz tek başına görebilir ve her birinde de ayrı ayrı görüntü oluşur. O halde niçin iki gözümüz vardır?

Gözler arasındaki mesafe 5 cm'den biraz daha fazla olduğu için iki retinada oluşan görüntüler birbirinden farklıdır. Her gözden gelen görüntü ise iki boyutludur. Ancak burada büyük bir mucize gerçekleşir. İki gözden gelen bu iki boyutlu resimler beyinde üç boyutlu tek bir görüntü haline getirilir. Bu sayede derinlik ve cisimler arasındaki mesafe algılanır. Eğer iki gözde ayrı ayrı oluşan görüntüler beyinde tam olarak birleştirilmeseydi, o zaman dünyayı çift ve iki boyutlu olarak görecektik. İki gözden gelen görüntüler arasındaki fark çok basit bir deneyle ispatlanabilir.

Mesela bir ağacın dallarına önce iki gözünüzle, sonra tek gözünüzle bir süre bakın. Daha sonra iki gözünüzü tekrar açın. Dallar daha derin görünecektir.

Bir başka deney daha yapabiliriz. Tek gözünüzü kapattıktan sonra bir dikiş iğnesine iplik geçirmeye çalışın. Göreceksiniz ki bunu başaramayacaksınız. Çünkü tek gözle derinlik algısı olmayacağından, iğne ile iplik arasındaki küçük mesafe farkını algılayamayacak ve ipliği deliye geçiremeyeceksiniz. Birbirinden bağımsız olarak gören gözlerin beyne getirdiği iki ayrı görüntünün birleştirilip tek bir görüntü haline getirilmesi, bunu yaparken de iki boyutlu görüntülere üçüncü bir boyut katılması son derece ince hesaplar gerektiren işlemlerdir. Bu kusursuz sistem, her şeyi bilen ve her şeye güç getiren Rabbimizin eseridir. Allah'ın yaratmasındaki kusursuzluk bir ayette şöyle bir örnekle bildirilir:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“O biri diğeriyle tam bir uyum, mutabakat içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman olan Allah'ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremezsin. İşte gözü çevirip gezdir. Herhangi bir çatlaklık, bozukluk ve çarpıklık görüyor musun?” (Mülk suresi, 3)

 RENKLİ GÖRME

 

İnsan yaşamı boyunca milyonlarca görüntüyle karşılaşır. Bu görüntülerden göze hoş gelenler genellikle bol renkli olanlardır. Bir manzaraya bakıldığında renklerin uyumu, güzelliği insanın hoşuna gider. Örneğin bir çiçek tarlasındaki o muazzam renklilik, renkler arasındaki uyum insanın içini ferahlatır. Gökyüzünün, denizin göz alıcı tonları, çiçeklerdeki muhteşem sanat ve daha nice estetik görüntü renkler sayesinde anlam kazanır.

Gerçekte ise insanın renk olarak algıladığı, farklı dalga boylarındaki fotonların beyindeki yorumlarıdır. Kırmızı bir çiçekle mavi bir araba arasındaki renk farkı, yalnızca bu cisimlerden göze gelen ışınların dalga boyları arasındaki farktır. Eğer renk diye bir kavram olmasa, her şey grinin tonlarında görünse dünya son derece sıkıcı bir hal alırdı.

Denizden, ağaçlardan, giyimden, hatta yiyeceklerden alınan zevk büyük oranda azalırdı. Oysa doğadaki tüm renkler, insan ruhuna zevk verecek şekilde yaratılmıştır. Tek başına renk diye bir kavramın var olması büyük bir mucizeyken, doğada bulunan renklerin en güzel ve uyumlu bir şekilde kullanılmış olması Allah'ın insanlara lütfettiği büyük bir nimettir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz-kırmızı, renkleri değişik ve siyah yollar kıldık. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 27-28)

GÖZ VE TEKNOLOJİ

 

Teknolojinin gelişmesine paralel olarak insan gözünün ne kadar büyük bir mucize olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Göz hakkında elde edilen bilgilerin teknolojiye uyarlanması da her geçen gün eskisinden çok daha gelişmiş kameralar, fotoğraf makineleri ve sayısız optik sistemler üretilmektedir. Ancak teknoloji ne kadar ilerlese de üretilen elektronik aletler gözün ilkel birer taklidi olmaktan öteye gidememiştir.

 

GÖZ MERCEĞİ, GÖZÜN OBJEKTİF AYARI

 

Fotoğraf çekilirken yapılacak ilk işlem netlik ayarıdır. Görme işleminde de görüntünün duyarlı tabaka üzerine net olarak düşmesi için aynı işlemin yapılması gerekir. Fotoğraf makinelerinde bu işlem elle, gelişmiş kameralarda otomatik olarak yapılır. Daha özel amaçla kullanılan mikroskop ve teleskoplarda da yine netlik ayarı yapılır. Ancak bu ayarın yapılması için geçen zamanda görüntüde mutlaka bir bulanıklık olur. Ayrıca her durumda bu işlem zaman alır. Oysa insan gözü bu ayarı her an, çok kısa bir süre içinde bulanık bir görüntüye yer vermeden kendi kendine yapar. Üstelik kullanılan yöntem taklit edilemeyecek kadar üstündür.

Göz merceği, irisle göz bebeğinin hemen arkasında yer alır. Görevi, göze gelen ışık ışınlarını kırarak A tabakaya odaklamaktır. Göz merceğinin şekli, etrafında bulunan kaslar yardımıyla değişebilir. Bu sayede göze farklı açılardan gelen ışık sürekli A tabakaya odaklanır. Örneğin, yakına bakıldığında göz merceğinin çevresindeki kaslar kasılır, merceğin ortası bombeleşir. Uzağa bakıldığında kaslar gevşer, mercek uzayarak incelir ve uzaktaki nesnelerin görüntüleri netleştirilir. Eğer gözde bu ayar kendiliğinden yapılmasaydı, örneğin bir düğme yardımıyla insan baktığı noktaya odaklama yapmak zorunda kalsaydı, görmek için sürekli özel bir çaba harcanması gerekecekti. Görüntü bir netleşip bir bulanıklaşacaktı.

Bir nesneye bakıldığında görebilmek son derece zaman alacak, hatta büyük ölçüde yavaşlayacaktı. Ancak hiç kimse, karşısında belli bir uzaklıkta duran nesneyi net olarak görmek istediğinde, aradaki mesafeyi, merceğin odaklama ayarını ve bunlarla ilgili birçok hesaplamaları yapmakla uğraşmaz. Nesneyi net görebilmek için yalnızca ona bakması yeterlidir. Geri kalan tüm işlemler otomatik olarak göz ve beyin tarafından halledilir.

Kameralarda kullanılan objektifler, yıllar süren araştırmalar sonucunda bugünkü teknolojik düzeylerine kavuşmuşlardır. Ancak zaman içerisinde bu aletler eskir, bozulur, parça değişimine ihtiyaç duyar. Ayrıca her biri bu iş için özel olarak hazırlanmış fabrikalarda, uzman teknisyenler tarafından birçok farklı materyal kullanılarak üretilir. Göz ise, anne karnında tek bir hücrenin bölünerek çoğalması sonucunda oluşmuştur ve insan yaşamı boyunca görevini eksiksizce yerine getirir.

Başınızın üzerine bir kamera bağlayıp çekim yaparken koşsanız veya yürüseniz, kaydedilen görüntüde belirgin kaymalar ve sarsıntının izleri olur. Oysa tıpkı başınızın üzerine bağlanmış bir kamera gibi çekim yapan gözünüz, yürürken ya da koşarken hiçbir rahatsızlık hissettirmez. Görüntüde bir sarsıntı veya kayma olmaz. Bütün bu kıyaslamalar gözdeki mucizevi tasarımı açıkça ortaya koymaktadır. Allah, insanı ihtiyacı olan bütün sistemlerle birlikte kusursuz bir düzen içinde yaratmıştır.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“De ki: Sizi inşa eden Yaratan, size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz.” (Mülk Suresi, 28)

SONUÇ: Nimetin Farkına Varmak

 

Bu film boyunca göz açıp kapamanın, renkleri algılamanın, ne gördüğünü anlayabilmenin, gördüklerini hafızada tutabilmenin nasıl gerçekleştiğine şahit oldunuz. Belki de tüm bunların ne kadar büyük bir mucize olduğu bugüne kadar aklınıza gelmemişti. Oysa filmi izlediğiniz süre boyunca, siz farkında bile olmadan bu sistem vücudunuzda devam etti. Tıpkı doğduğunuz günden beri devam ettiği gibi.

Göz merceğinin saydamlığından, retinaya görüntünün ters düşmesine, gözyaşının tam gereken miktarda üretilmesinden, beyne giden sinirlere kadar her detay eşsiz bir yaratma sanatını bizlere göstermektedir. Açık olan gerçek, gözün üstün bir aklın eseri olduğudur. Bu, tüm alemlerin Rabbi olan Allah'ın benzeri olmayan aklıdır. Allah'ın gücü sınırsızdır.

Şeytandan Allah’a sığınırım:

“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)

Bir an için gözlerinizi kaybettiğinizi düşünün. O andan itibaren geleceğe ait bütün düşünceleriniz ikinci planda kalacak ve dünyadaki en büyük isteğiniz gözlerinize tekrar kavuşmak olacaktır. O halde eğer gözleriniz şu anda görüyorsa, bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kez daha düşünün.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” (İbrahim suresi, 34)

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

Bilim
Canlılar
Dalga boyu
Deniz Suyu
Foton
Gökyüzü
Görme
Görmek
Görüntü
Gözyaşı
çiçek
İman
İnsanın yaratılışı
PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
youtube