HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Resulullah'ın (sav) Dilinden Cennet

Resulullah'ın (sav) Dilinden Cennet

Harun Yahya
29636
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek


RESULULLAH'IN (SAV) DİLİNDEN CENNET

 

İnsan dünya hayatında nefsindeki kötülükleri yenip ömrünü Allah'ın razı olacağı umulan şekilde geçirmekle sorumludur. Bunun için ise kendisine ortalama 60-70 yıl gibi çok az bir süre verilmiştir. Rabbimiz kendi rızasını kazanan kulları için dünyadaki bu kısa yaşamın ardından sonsuz ve eşsiz bir hayat vaat etmiştir. Dünyada geçirdiği bu kısa süre içerisinde sabır gösteren, güzel ahlakta kararlı davranan, Allah'a samimi bir kul olan kimseler, ahirette çok büyük bir mükafatla sonsuz cennet hayatıyla karşılaşacaklardır.

Allah insanın fıtratının sadece cennette rahat edebileceği ve nefsinin isteklerini ancak burada karşılayabileceği şekilde yaratmıştır. Kuran'ın pek çok ayetinde bu gerçek insana bildirilmiştir. İnsanın asıl hayatını cennette yaşayacağını, bu nedenle tüm çabasının da sonsuz güzellikler yurdu cennete yönelik olması hatırlatılmıştır. Bu konuda Kuran ayetlerinden bir tanesi şöyledir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

 

“Bu dünya hayatı yalnızca bir oyun ve eğlence türünden tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekten ahiret yurdu ise asıl hayat odur. Bir bilselerdi." (Ankebut Suresi, 64)

 

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde dünya hayatının yanında cennetin insan için nasıl büyük bir nimet olduğunu şöyle bir örnek ile açıklamıştır:

 

“Cennette yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden, dünyadan daha hayırlıdır.”(Buhari, Bed'ü'l-Halk 8, Tefsir, Vakı'a 1; Müslim, Cennet 6, (2826); Tirmizi, Cennet 1, (2525)

 

Zira Allah, dünya hayatının geçici olduğunun anlaşılması için pek çok delil yaratmaktadır. İnsan hemen her gün başta kendi bedeninde olmak üzere dünya hayatının eksiklikleriyle karşılaşmaktadır. En küçük bir ihmalde hastalıklarla, yaralanmalarla ve hatta ölümle yüz yüze gelebilmektedir. İnsan bedeni gibi en güzel çiçekler bile zamanla solar. En güzel renkli, en hoş kokulu güller, laleler, menekşeler çürüyüp bozulur. En lezzetli ve en taze görünümlü meyveler, sebzeler kısa süre içinde yenemeyecek hale gelir. İnsan tüm bu eksiklikler karşısında içten içe daima mükemmelliği arar. Bu eksikliklerin hiçbirinin olmadığı bir dünyada yaşamayı ister. Bu amaçla hiçbir sorunun olmadığı mutlu bir hayatı dünya şartlarında oluşturabilmenin yollarını arar. Oysa Allah, Kuran'da insanlara bu hayatı ancak cennette yaşayabileceklerini bildirmiştir.

Yüce Rabbimiz Kuran'da insanın aradığı, özlem duyduğu, sevdiği her şeyin sadece cennette olduğunun anlaşılması için cennet nimetleri hakkında pek çok bilgi vermiştir. İşte bu filmde Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda Rabbimizin bizler için hazırladığı bu eşsiz nimetlerin bazılarından söz edeceğiz. Amacımız asıl hayatın dünyada değil cennette yaşanacağını, nefsin istek duyduğu güzelliklerin aslının dünyada değil cennette olduğunu hatırlatmaktır. Aynı zamanda cennetteki ihtişamı ve sınırsız nimeti anlatarak cennete olan özlemin artmasına vesile olabilmektir.

Elbette ki film boyunca yapacağımız cennet tasvirleri insan aklının ve bilgisinin kavrayışıyla sınırlıdır. Gerçekte yüce Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)’in hadisleriyle tarif ettiği cennetin mükemmelliği ve güzelliği, insanın dünyada kendisine verilen akılla kavrayabileceğinden ve tefekkür edebileceğinden çok daha üstün ve benzersizdir.

Cennet nimetlerinden söz etmeden önce ahiret hakkındaki bazı yanılgılardan bahsetmek yararlı olacaktır. Kuran'da haber verildiği üzere sonsuz adalet sahibi olan Rabbimiz her insanın dünya hayatında yaşadıklarının karşılığını ahirette verecektir. Ancak bazı insanlar ölümden sonraki hayatın yani cennet ve cehennemin varlığından kuşku duymaktadırlar. Bir ayette bu kuşku şöyle bildirilir:

 

“Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri art arda toplanıp pekiştirildi. Hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar bundan yana kördürler.” (Neml Suresi, 66)

 

Bu insanların kuşkularının en önemli nedeni, maddenin gerçek mahiyeti hakkında yanlış kanalara sahip olmalarıdır. Maddeyi mutlak varlık zanneden bu insanlar, madde dışındaki varlıkları yok kabul etmektedirler. Sadece maddesel dünyanın varlığına inanan bu kişiler, cennet ve cehennemi bu dünyanın içinde bir yere yerleştiremedikleri için ahiretin varlığına da inanmazlar. Oysa inkarlarının temelini oluşturan madde hakkındaki inançları büyük bir yanılgıdır. Allah, Rum Suresi’nin 7. ayetinde bu insanların yanılgılarını şöyle haber verir:

 

“Dünya hayatının sadece dışta, zahirde olanını bilirler ve ahiretten de gafildirler.” (Rum Suresi, 7)

 

Bilimsel olarak da ispatlandığı gibi bizim muhatap olduğumuz dünya insanların büyük bir çoğunluğunun sandığı gibi maddeden oluşan bir yer değildir. Dış dünyada madde vardır. Ancak bizim gördüğümüz, dokunduğumuz, yaşadığımız her şey her insan beyninin arkasındaki algı merkezinde yaratılan bir algılar bütünüdür. Dolayısıyla biz bu maddesel dünya ile yalnızca algılarımız vasıtasıyla muhatap olabiliriz. Yani aslında hiçbir zaman ulaşamayız. Şimdi maddesel dünyanın bir görüntüler bütünü olduğunu bir örnekle açıklayalım.

Şu anda bakmakta olduğunuz televizyonu, bilgisayarı gözünüzle gördüğünüzü sanıyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Çünkü gören gözünüz değildir. Gözleriniz sadece dışarıdan gelen ışığı iletmekle görevli bir organdır. Gören beyninizdir. Gözünüze gelen ışık demetleri gözünüzün ardındaki bazı hücreler tarafından bir takım kimyasal işlemler sonucunda elektrik sinyaline dönüştürülür. Bu elektrik sinyali doğrudan beynin arka kısmında yer alan görme merkezine ulaşır. Görme merkezi birkaç santimetreküplük çok küçük bir yerdir. Elektrik sinyali buraya ulaştığında televizyonun görüntüsünü oluşturur. Yani siz şu anda televizyonu beyninizin arkasında görüyorsunuz.

Televizyonun kumandasını da benzer şekilde algılıyorsunuz. Parmaklarınızdaki sinir hücrelerinden beyne iletilen elektrik sinyalleri beyninizdeki dokunma merkezinde dokunma hissine dönüşüyor. Yani kumandaya dokunan ve hisseden parmaklarınız değildir. Bu hisse beyninizde bir algı olarak oluşur. Dolayısıyla insan beyninin dışındaki âleme asla ulaşamaz. Gördüğü, duyduğu, dokunduğu, tattığı her şey beyninde gerçekleşen algılardan ibarettir. İnsanın kendisinin dışında, uzağında sandığı her şey aslında beyninin içindedir. Yani tüm evren, dünya hayatının tamamı, yıldızlardan, odasındaki çiçeğe kadar her şey insanın kafasının içinde yaratılır.

Her insan beyninde oluşan alemi seyreder, beyninde oluşan aleme dokunur, beynindeki alemin sesini dinler. Sonuç olarak Allah, yarattığı madde alemini her insana beyninde bir görüntü olarak izlettirmekte ve bu görüntüyü gerçek gibi algılattırmaktadır.

Buraya kadar anlattıklarımız maddenin aslı ile muhatap olduklarını sandıklarından dolayı cennet ve cehennemin varlığından kuşku duyanlar için son derece önemlidir. Ayrıca Allah'ın dünyayı insanın zihninde nasıl yarattığını anlayan bir kimse cennet ve cehennemin yaratılışını da anlayabilir. Çünkü bu insan dünyada ve ahirette maddenin aslı ile asla muhatap olmadığını da anlayacaktır. Yaşadığı her şeyin kendisine hayal suretinde gösterildiğini kavrayınca, cenneti ve cehennemi gözüyle görmediği, eliyle dokunmadığı için inkar etmesi anlamsızlaşacaktır.

Diğer taraftan, bu önemli gerçeği kavrayan insan, yüce Allah'ın sonsuz ilmini, ihtişamını, yaratışını daha iyi takdir edebilecektir. Binlerce yıldır, milyarlarca insanın kapkaranlık kafatasının içinde, gerçeğiyle birebir aynı, kusursuz, ışıl ışıl dünyalar yaratan Allah, elbette ki benzer şekilde cennet ve cehennemi de yaratmaya kadirdir. İnsan ölünce Allah dünyanın görüntüsünü değiştirir, ona ahiretin görüntüsünü göstermeye başlar. Bu aynı bir perdenin kalkıp ardından bambaşka bir görüntünün çıkması gibi bir geçiştir.

Şimdi Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ve Kuran ayetleri ışığında filmimizin konusu olan cennet nimetlerinden söz edelim.

 

DOĞA GÜZELLİKLERİ

 

İnsanlar genellikle dinlenmek, rahat etmek için doğal güzelliklerle iç içe olan mekanları tercih ederler. Yeşillik, ormanlık, deniz kenarı ya da nehir kıyısı gibi yerlerde temiz hava, toprak ve su ile yakın olmak insana huzur ve mutluluk verir. Doğal güzellik arayışı içinde olunmasının sebeplerinden biri Allah'ın insanı cennet güzelliklerinden zevk alacak şekilde yaratmış olmasıdır. İnsan farkında olsa da olmasa da aslında cennet nimetlerinin beklentisi içindedir. Ayetlerde cennetin doğal güzelliklerle iç içe olacağı şöyle haber verilmektedir:

 

“Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince, onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Buruc Suresi, 11)

 

Ayrıca hadislerde de cennetteki ağaçlardan sıkça bahsedilir.

 

“Cennette bir ağaç vardır ki binekli bir kimse yüzyıl gölgesinde yürüse onu kat edemez. İsterseniz şu ayeti okuyun: Şeytandan Allah'a sığınırım, Daimi gölgededirler, çağlayıp duran subaşlarındadırlar.” (Vâkı'a 30-31) (Tirmizi, Tefsir, Vakıa, (3289), Cennet 1, (2525)

 

“Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi altından olmasın.” Tirmizi, Cennet 1, (2527)

 

 Cennetteki doğal güzelliklerin tarif edildiği pek çok hadiste Tuğba ağacından ve onun özelliklerinden bahsedilir. Bu ağaç hakkında Peygamberimiz (sav)’in tarifleri şöyledir:

 

“Tuba cennette bir ağaçtır. Büyüklüğü 100 yıllık yer tutar. Ve cennet elbiseleri de onun tomurcuklarından yapılır.” (Müsned, III, 71)

 

Tuğba ağacı benzersiz özelliklere ve görülmemiş bir genişliğe sahiptir. Bunun yanı sıra hadislerde dünyadaki sebeplerin geçerli olmadığı cennet ortamında cennet elbiselerinin de bu ağaçtan yapıldığı ifade edilmektedir.

Cennetteki doğal güzelliklerden bir başkası da ırmaklardır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde cennetteki nehirlerden sıkça bahsedilmektedir.

 

“Cennet ırmakları misk dağlarının yahut da misk tepelerinin altından çıkar. Cennette bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır.” (Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097)

 

Kuran'da da bu ırmakların özelliklerinden detaylı olarak bahsedilmektedir.

 

“Takva sahiplerine vaad edilen cennetin misali şudur; İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır.” (Muhammed Suresi, 15)

 

Hadiste ve ayette cennette baldan, sütten, şaraptan denizlerin olacağından bahsedilmektedir. Ancak burada bahsedilen süt, bal ve şarap dünyadakinden çok farklı, cennete has özellikleriyle yaratılmıştır. Cennette bunların her biri tertemiz, lezzet ve rahatlık veren içkilerdir. Örneğin cennette sunulan şarap dünyadakine benzememektedir. Cennet ehline sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu bulandırmayacaktır. Allah'ın cennet için hazırladığı içki, Kuran'da şöyle tarif edilmektedir:

 

 “Bembeyaz, içenlere lezzet veren bir içki. Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” (Saffat Suresi, 46-47)

 

CENNETTEKİ ZENGİNLİK

 

Cennette Rabbimizin müminlere vaad ettiği nimetlerden bir diğeri de zenginliktir. Cennetteki zenginlik, Allah'ın sonsuz güzellikteki sanatının tecellilerini ve göz kamaştıran büyük bir ihtişamı kapsayan, en üst estetik özellikleri ve uyumu sunan bir zenginliktir. Dünyadaki zenginlik, tıpkı insanın sahip olduğu diğer her şey gibi geçici ve sonludur. Ancak cennet ehli için vaad edilen zenginliğin sınırı yoktur. Ve cennette bitme tükenme gibi endişelerde yaşanmaz. Mülkün, zenginliğin, hesapsızca bol olması cennete has bir özelliktir. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde cennetteki mülkün çokluğuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

 

“Ehl-i Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennet'teki mülkünü temaşası, seyretmesi, gezmesi 2000 sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür.” (Ramuz el-Ehadis-1, s. 113/8)

 

Hadiste de dikkat çekildiği gibi cennetteki nimetlerin çok az bir kısmı bile dünya ölçüleriyle kıyaslandığında çok muazzam büyüklükleri ifade etmektedir. Ayrıca Allah Kuran'da cennetteki mücevherlerin ve kıymetli taşların varlığına dikkat çeker.

 

“Özenle işlenmiş mücevher tartlar üzerindedirler. Adın cennetleri onlarındır. Oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler.” (Fatır Suresi, 33)

 

CENNET MEKANLARININ GÜZELLİĞİ

 

Cennetteki zenginliğin yanı sıra mekanlar da son derece güzel ve ihtişamlıdır. Dikkat ederseniz dünyanın en güzel mekanları arasında saraylar, köşkler hep ilk sıralarda yer alır. Allah'ın Kuran'da bildirdiği cennetle ilgili ayetlerde de insanların hoşlarına giden bu mekanlardan, köşklerden, saraylardan, bahçelerden, otağılardan sıkça bahsedilmektedir. Örneğin cennetteki köşklerin yüksek olduğu ve atlarından ırmaklar aktığı Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:

 

“İman edip salih amellerde bulunanlar, onları içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. Salih amellerde bulunanların ecri ne güzeldir." (Ankebut Suresi, 58)

 

Aynı zamanda hadislerde cennet mekanlarının her malzemesinin çok değerli olduğuna dikkat çekilmiştir. Çakıl gibi bolca bulunan taş parçalarının yerine de yakut, zümrüt ve inci olacağı bildirilmiştir.

 

“Gurfeler, cennet köşkleri, kırmızı yakut, yeşil zebercet, zümrüt ve beyaz incidendir. Onlarda hiçbir kusur ve ayıp yoktur. Cennet ehli bunlara, sizin gökte, doğu ve batıdaki parlak yıldızlara baktığınız gibi bakarlar. Cennetin çakılları inci ve yakuttan toprağa da zaferandır, safrandır.” (Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6)

 

Cennet köşklerinin zenginlik ve ihtişamın simgesi sayılan yakut, zümrüt, inci gibi mücevherlerden yapılmış olması onların paha biçilmez değerlerini vurgulamak açısından son derece önemlidir. Peygamber Efendimiz (sav) bir başka hadisinde cennet köşklerinin yeşilliklerle çevrili olduğunu ve su kenarında yer aldığını şöyle buyurmaktadır.

 

“Cennette bir köşk vardır. Etrafı burçlar, hisar-kule, otluk, sulak yerlerle çevrilidir. Beş bin de kapısı vardır.” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/5]

 

Ayrıca hadislerde cennet köşkleriyle ilgili şöyle bir özelliğe daha dikkat çekilmektedir:

 

“Cennette öyle köşkler vardır ki içindeki dışındakini dışındaki içindekini görür.” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/9]

 

Hadisten anladığımıza göre cennetteki bazı köşkler kişilerin hem içeriyi hem dışarıyı görebilmelerini mümkün kılan cam veya başka bir saydam malzemeden yaratılmış olabilirler. Zemin, duvarlar ve tavanın bu şekilde şeffaf olması ise içinde oturan kişilere ferahlık ve zevk vermesi açısından çok güzel bir özelliktir.

Cennet köşklerinin hadislerde bildirilen bir başka özelliği ise hiçbir destek ve dayanak olmaksızın durmalarıdır. Kuşkusuz bu durum da benzersiz ve heyecan verici bir güzelliğe işaret etmektedir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

 

“Bir gün Resûlullah (sav), ‘cennette öyle köşkler vardır ki ne kendisini yukarıya bağlayacak çengelleri ve ne de altında direkleri vardır’ buyurdu. Bunu dinleyen Ashab: ‘Ey Allah'ın Resûlü, o köşklerin ehli oraya nasıl girecek’ diye sordu. Resûlullah: ‘onlar, kuşlar misali uçarak girecekler’ buyurdu.”

 

İhtişamlı cennet mekanlarından bir diğeri ise saraylardır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde cennetteki saraylardan da söz edilmektedir. Bir hadiste şöyle bildirilir:

 

“Cennetin içinde inciden bir saray vardır. O sarayın içinde kırmızı yakuttan yetmiş konak vardır. Her konağın içinde yeşil zebercetten, zümrüt cinsinden parlak, yeşil kıymetli bir taş, yetmiş ev vardır. Her evin içinde 70 taht, her taht üzerinde de her renkten 70 yatak vardır. Her evin içinde 70 sofra, her sofranın üzerinde de 70 çeşit yemek vardır. Keza her evin içinde 70 adet hizmetçi vardır.” (Merkezu’l-Fetva; ed-Durretu’s-seniye)

 

Hadislerde cennet saraylarının köşklerde olduğu gibi en değerli taşlardan yapıldığına, en güzel şekilde dekore edildiklerine, içlerinde nimet bolluğu olduğuna dikkat çekilmektedir. Dünya hayatına razı olmayan ve bu hayatın geçici süslerine aldanmayan müminler ahirette gerçek zevk ve neşeyi birbirinden güzel bu cennet mekanlarında sonsuza kadar yaşarlar.

Cenab-ı Allah'ın cennette müminler için yarattığı güzel mekanlardan bir başkası ise otağılar yani çadırlardır. Peygamber Efendimiz (sav) birçok hadisinde cennetteki otağlardan bahsetmiştir. Bunlardan bir tanesi şöyledir:

 

“Cennette müminin yüksekliği 60 mil yani yaklaşık 100 kilometre olan bir ince çadırı vardır. Genişliği de öyle yani 60 mildir. Orada müminin aileleri bulunacak. Mümin onları bir bir dolaşacak.” (Müslim; Hadis No: 2928)

 

Her şeyin en mükemmel haliyle yaratıldığı cennette, çadırlar da olabilecek en üst konforla müminlerin zevkine, rahatına, keyfine uygun şekilde var olacaklardır. Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği gibi değerli cevherlerden yapılan bu çadırlar olağanüstü bir genişliğe sahiptirler. Hadislerde cennet ehlinden kişilerin çok geniş ve yüksek olan inci tanelerinin içinde aileleri ve yakınlarıyla mükemmel bir hayat sürdükleri haber verilmektedir. Kuşkusuz bu, Rabbimizin benzersiz yaratma gücünün ve sanatının bir tecellisidir.

Cennet mekanlarıyla ilgili olarak çarşılar da pek çok hadiste tasvir edilmiştir. Alışveriş mekanları, güzel yiyecekler, çok çeşitli kıyafetler, teknolojik cihazlar satın alma gibi çok çeşitli amaçlara yönelik birçok seçenek sunar. İşte insanların dünya şartlarında hoşlarına giden bu nimetleri Allah cennette de en güzel şekliyle yaratacaktır. Cennetteki çarşılar sayısız çeşitlilikte nimetle cennet ehlinin içindeki bu arzuya hitap edecektir. Üstelik cennette dünyada bu nimetin beraberinde olan eksiklikler de olmayacaktır.

Örneğin dünyada insanlar alışveriş yerlerini dolaşmaktan zevk almalarına rağmen yorulurlar. Ayrıca dünyada herkes her dilediğini satın alma imkanına sahip değildir. Oysa Peygamberimiz (sav) hadislerde haber verdiğine göre cennet çarşılarında insanlar istedikleri her şeyden diledikleri kadar alabileceklerdir. Bu mekanlardaki nimet çeşitleri ise insanların daha önce hiç görmedikleri ve hayalini bile kurmadıkları bollukta olacaktır. Hadislerde bu durumdan şöyle bahsedilir:

 

“Fakat orada satılan ve satın alınan hiçbir şey yoktur. O çarşıda cennet halkının bazısı diğer bazısıyla karşılaşır. Onların içinde herhangi bir şeyi eksik olan kimse yok ki karşılaştığının üzerinde gördüğü süs elbiselerinden dolayı rahatsız olsun. Sözünün sonu gelmeden üzerinde daha güzel bir kıyafet bürünür. Şu muhakkak ki cennette hiçbir kimsenin üzülmesi, kederlenmesi yoktur.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 325-326/563)

 

Muhakkak cennette öyle çarşılar var ki orada alışveriş yoktur. Fakat cennet ahalisi oraya vardığı zaman taze ve parlak inci ve misk toprak üzerine yaslanarak otururlar. Dünyada oldukları gibi o cennetlerde tanışırlar. Dünyada nasıl olduklarını ve Rablerine ibadetlerinin nasıl olduğunu, geceleri nasıl ihya ettiklerini, gündüzleri nasıl oruç tuttuklarını, dünyanın zenginliğiyle fakirliğinin nasıl olduğunu, ölümün nasıl olduğunu ve nasıl cennet ahalisinden olduklarını konuşup müzakere ve sohbet ederler.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/565)

 

LEZZETLİ YİYECEKLER

 

Yüce Allah cennette insanların nefislerinin hoşuna gidecek son derece lezzetli pek çok yiyecek olduğunu Kuran'da bildirmiştir. Ayetlerde ve hadislerde haber verildiği üzere özellikle dünyada da makbul yiyecekler arasında olan et ve meyvenin her çeşidi cennet ehline bol bol sunulacaktır. Allah bir Kuran ayetinde cennet ehline yapılan bu ikramların güzelliğini şöyle haber verir:

 

“Arzulayıp seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş eti.” (Vakıa Suresi, 20-21)

 

 Ayrıca cennetteki yiyecek ve meyveler cennet ehlinin önüne kusursuz ve zahmetsiz olarak gelirler. Allah Kuran'da bu meyvelere ulaşmanın kolay olduğunu şöyle bildirmiştir:

 

“Meyvelerin gölgeleri onlara pek yakın ve devşirmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.” (İnsan Suresi, 14)

 

Peygamberimiz (sav) ise bir hadiste cennete girecek müminlere, ''onu, meyveleri aşağı sarkan yüksek cennete koyun'' denildiğinden bahsetmektedir. Cennet nimetlerinin ayet ve hadislerde vurgulanan bir diğer özelliği de çok bereketli olmalarıdır. Allah ahiret yurdu için orada rızkın hesapsızca olduğunu ve tükenmenin söz konusu olmadığını Sad Suresi’ndeki ayetlerde şöyle bildirmektedir:

 

“İşte hesap günü size vaad edilen budur. Şüphesiz bu bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.” (Sad Suresi, 53-54)

 

 Bu cennetteki meyvelerle ilgili olarak bir hadisinde Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

 

“Sidretül Münteha ağacının meyvesinden her bir meyve yarılınca içinden 72 renk ve çeşit yemek çıkar ki orada öbürüne benzeyen hiçbir renk ve çeşit yoktur.” [Tezkireti'l Kurtubi, s. 312/517]

 

 Peygamberimiz (sav) bu hadisinde cennetteki meyvelerin renklerine ve çeşitliliklerine dikkat çekmiştir. Nimetlerin bu şekilde birbirinden farklı olmaları insanların çok hoşlarına gidecek bir güzelliktir. Bunun yanı sıra Peygamberimiz (sav) cennette bir meyve dalından koparıldığında bu meyvenin yerinde bir eksilme olmadığını yerine yenisinin geldiğini haber vermiştir.

 

“Cennetin meyvesinden koparınca yerine yenisi biter.” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 98/9]

 

CENNETTEKİ GÜZEL KOKULAR

 

Güzel koku, Allah'ın insanlara sunduğu çok büyük bir nimettir. Fakat dünyada en güzel kokunun bile etkisi çok kısa süre devam eder. Koku moleküllerinin havada dağılması ve burnunda bir süre sonra bu kokuya alışması bu nimetten alınan zevki sınırlı hale getirir. Dolayısıyla kokunun güzelliği kadar etkisinin kalıcılığı da önem taşır. Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde cennetteki kokuların güzelliğine ve etkisine şöyle işaret etmiştir:

 

“Cennetin kokusu 500 yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameliyle dünyayı talep eden kimse duyamaz. Ehli cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa mis kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve ayın ziyasını bastırırdı.” (Ramuz el e-hadis, 292. sayfa, 3. Hadis)

 

Peygamberimiz (sav), gıdalardan kokuların en hoşu, en güzeli hasıl olur. Hadisiyle de cennet yiyeceklerinin kokularındaki güzelliği haber verir. Yiyeceklerin lezzetini almamızda kokunun çok büyük payı vardır. Örneğin pişen bir kakaolu kekin cazip bulunmasının sebebi etrafa yayılan kakao ve vanilya kokusudur. Aynı şekilde ızgarada pişen etten, portakaldan, domatesten, kahveden ya da bir başka yiyecek ve içecekten zevk almamızdaki sebeplerden biri bu yiyecek ve içeceklerdeki kokudur. Dolayısıyla kokunun lezzete yönelik nimetlerden alınan zevki tamamlayıcı bir yönü vardır. Cennetteki kokuların güzelliğinden bahsedilen diğer bir hadis ise şöyledir:

 

“Derken Şimal, Kuzey Rüzgarı eser de onların yüzlerine ve elbiselerine en güzel koku nevilerini serper.” [(Müslim), Kütüb-i Sitte-14, s. 433/16]

 

 Bir hadiste de kokusuyla dikkat çekilen bitkilerden şöyle söz edilmektedir:

 

“Muhakkak ki kına, boyası ve kokusu cennet kokularının reisidir. Allah Teâlâ cenneti yarattığı zaman onu güzel fesleğen kokusuyla kuşattı. Fesleğeni de kına kokusuyla çepeçevre kuşattı.” [Tezkireti'l Kurtubi, s. 342/619]

 

 Hadislerde bahsedilen fesleğen, güzel kokusuyla bilinen bir bitkidir. Ancak bizim bildiğimiz, tanıdığımız kokular da cennette çok daha farklı, çok hoşumuza gidecek şekilde yaratılacak olabilir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

 

SONUÇ

 

Film boyunca sonsuz ahiret hayatını hak eden müminlere Allah'ın vaad ettiği cennet nimetlerinden söz ettik. Anlattığımız tüm bu güzellikler hepimize bir an sonrası kadar yakındır. Ölümle her an son bulabilecek olan dünya hayatı ahiretteki sonsuz hayatın başlangıcıdır. Ahirette ise yüce Allah'ın sonsuz adaletinin bir tecellisi olarak insanlar dünya hayatında yaptıklarından dolayı sorumlu tutulacaklardır. İnsanlar dünyada geçirdikleri ortalama 60-70 yıllık çok kısa bir süre boyunca Kuran'a uymak, her düşünce ve tavırlarında Allah'ın rızasını aramak, vicdanlarını kullanmak, güzel ahlakı yaşamak ve salih amellerde bulunmakla sorumludurlar. Nitekim Yüce Allah bir ayette insanın yaratılışındaki amacı şöyle bildirmektedir:

 

“O, amel, davranış ve eylem bakımından hanginizin daha iyi ve güzel olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk Suresi, 2)

 

Kuran'da bu konunun haber verildiği bir başka ayet ise şöyledir:

 

“Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında ‘selam size’ derler. ‘Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.’” (Nahl Suresi, 32)

 

 Dolayısıyla her an, her saniye ahirete geçebileceğini unutmamak, cehenneme gitme ihtimalinden korkmak ve cennetteki sonsuz nimetlere kavuşmak için hazırlık içinde olmak herkes için çok önemlidir. Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır. Cennete girecek kimselerin Allah katında görecekleri güzel karşılık takvalarının derecesine göre olacaktır. Bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:

 

“Allah katında onlar derece derecedir. Allah yaptıklarını görendir.” (Al-i İmran Suresi 163)

 

 Bu durumdan bir hadiste ise şöyle bahsedilmektedir:

 

“Cenneti de amellerine göre taksim ederler. Çok ameli olan çok pay alır.” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 198/17]

 

 Elbette ki bir kimse cennetin hangi derecesinde olursa olsun bundan kesinlikle razı olacaktır. Çünkü Yüce Allah cennetteki tüm kullarına hoşnut kuvvet etmiştir. Cennetin her derecesindeki kişi kendine göre zevk alacaktır. Ancak cennet ehlinden bir kişi bir üst derecedeki kişinin aldığı zevkten dolayı kendine bir eksiklik hissetmeyecektir. Nitekim cennet ehlinin her derecesinin ne kadar fazla nimetle dolu olduğu bir hadiste şöyle tarif edilmektedir:

 

“Cennet ehlinin en aşağı derecesinde bulunan kişinin 80 bin hizmetçisi, 72 eşi olacaktır. Ayrıca onun için inci, zebercet, zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş ve yakuttan yapılmış bir çadır dikilecek ve bunun uzunluğu Câbiye ile (Şam toprakları nda bir şehir) adı. San’a, (Yemen'de bir şehir adı) arası kadar olacaktır.” [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı- 5, s. 412/10114]

 

Samimi bir Müslüman daima Allah katında cennetin en üst mertebesine layık olabilmek için çalışmalıdır. Kamil iman sahibi olmak ve Allah'a yakınlıkta daima en fazlasını istemek Allah'ın rızasına uygun olanıdır.

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Cennet
Cennet ehli
Firdevs cennetleri
Hazreti Muhammed
Naim cennetleri
youtube