HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Resulullah'a (sav) Uymak

Resulullah'a (sav) Uymak

Harun Yahya
15383
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek

RESULULLAH'A (SAV) UYMAK

 

Resûlullah (sav)’e en güzel biçimde uymak.

Peygamber Efendimiz (sav) insanları en şerefli ve en güzel olan yola, Allah'ın yoluna çağırmış, insanların dünyada ve ahirette kurtuluşlarına vesile olmak için mücadele etmiştir. Hem sözleri hem de hal, tavır ve davranışlarıyla müminlere Kuran ahlakını en güzel biçimde yaşamayı öğretmiştir.

Resulullah (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş, dinden, güzel ahlaktan haberi olmayan insanların üstüne ahlaklı, örnek tavırlı insanlar olmalarına vesile olmuştur. Kendisinden sonra da sözleri ve davranışları tüm inananlar için bir rehberdir. Kuran'da müminler için Allah'ın Resulü (sav)’de güzel örnekler olduğu şöyle bildirilmektedir:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Andolsun sizin için Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resulünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzap Suresi, 21)

 Bu nedenle bir Müslüman'ın ahlaken benzemek için çaba göstermesi gereken kişi ancak Allah'ın elçisi olmalıdır.

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadisi şeriflerinde en doğru yolun Allah'ın ve Resulü (sav)’in yolu olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatmıştır.

“Muhakkak ki en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur.” (Buhârî, İ'tisam/2 no: 7277. İbni Mâce, Sünnet/7 no: 45. Bir benzeri: Buhârî, Edeb/70 no: 6097)

 İnsan sabah uyandığı andan gece tekrar uyuyakaldığı ana kadar yaptığı her işte, Müslümanca yaşamak, Müslümanca konuşmak ve Müslümanca davranmakla yükümlüdür. Bunu hakkıyla yapabilmek için ise Kuran ahlakını öğrenmesi ve uygulaması gereklidir. Kuran ahlakının günlük hayata nasıl geçirilmesi gerektiğini bize gösteren en güzel örnek de Peygamberimiz (sav)’in hayatı ve kişiliğidir. Nitekim Peygamberimiz (sav)’in üstün bir ahlaka sahip olduğu Kuran'da şöyle haber verilmektedir:

“Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır ve sen pek büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem Suresi, 3-4)

Peygamberimiz (sav) yaşamı boyunca şefkatiyle, nezaketiyle, ince düşünceli, anlayışlı, tevekküllü, kararlı ve sabırlı tutumlarıyla hem kendi devrindeki hem de kendisinden sonraki tüm Müslümanlara örnek olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav) “en hayırlınız, ahlakça en güzel olanınızdır” buyurarak güzel ahlakın her mümin için ulaşılması gereken bir hedef olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca imanın en önemli alametlerinden birinin güzel ahlak olduğunu bizlere birçok hadisiyle bildirmiştir.

“Müminin mizanında, düzeninde, dengesinde en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki Allah-u Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder.” [Sahih Hadis] - [Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir] - [Sünen-i Tirmizî - 2002]

“Müminin şerefi dini, asaleti güzel ahlakı, mürüvveti de aklıdır.” (İbn Hıbban, Hakim; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 111-112)

 Bu nedenle tüm Müslümanlar Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını örnek almalı, bu ahlakı da günlük hayatlarında eksiksizce yaşamalıdırlar.

Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) Sünnetine uyanları şöyle müjdelemiştir:

“Kim sünnetimi ihya ederse beni ihya etmiş olur. Kim beni ihya ederse cennette benimle beraberdir.” [Tirmizi, Sünen, İlim, 39/16 (V;46)]

PEYGAMBERİMİZ (SAV) SADECE ALLAH'IN RIZASINI ARAMIŞTIR

 

İslam ahlakının en temel özelliklerinden biri, insanın tüm yaşamını yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak üzere bina etmesidir. İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgisini ve beğenisini elde etmeye çalışmaz. Bu konuda müminlere en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve ondan önce gelmiş kutlu peygamberlerdir.

Peygamberimiz (sav) yaşadığı dönemde Rabbimizin kendisine vahyettiklerine uyarken çevresindeki putperestlerin ve müşriklerin büyük baskı ve saldırılarıyla karşılaşmıştır. Arap toplumu sahip olduğu batıl inanışları bırakmak istememiş, Peygamberimiz (sav)i atalarının dinine ihanet etmekle suçlamıştır. Bunun da ötesine giderek, dönemin müşrikleri ve diğer dinlerin bazı mensupları büyük bir cehaletle Peygamberimiz (sav)’den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir.

Ancak Peygamberimiz (sav) her zaman Allah'ın emirlerine göre davranmıştır. Kuran'ın hükümlerinden asla taviz vermemiştir. Her türlü tehlikeyi, saldırıyı, hatta ölümü göze alarak Allah'ın rızasına bağlı kalmış, Allah'a olan sevgisini her şeyin üzerinde tutmuştur. Hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba göstermiştir.

Kuran'da Peygamberimiz (sav)’in bu üstün ahlak özelliği şöyle bildirilmiştir:

“De ki, ben sizden bir ücret istemişsem artık o sizin olsun. Benim ecrim, ücretim yalnızca Allah'a aittir. O, her şeye şahit olandır.” (Sebe Suresi, 47)

 İman eden bir kişi Allah'a gönülden bağlıdır. Bu nedenle de yaptığı her işte, attığı her adımda, söylediği her sözde, ibadetinde ya da günlük hayatında gönülden Allah'a yönelir ve katıksız olarak O'nun rızasını hedefler.

Nitekim Peygamberimiz (sav) de sözleriyle iman edenlere yalnızca Allah'ın rızasını aramanın önemini hatırlatmışlardır.

“Amellerinizi Allah için halis kılınız. Zira Allah Teala ancak kendisi için ihlasla yapılan ameli kabul eder.” (Ramuz El-Ehadis, (Hadisler Deryasi), Musannif: Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi (k.s), Mütercim: Abdülaziz Bekkine (k.s.), Gonca Yayınevi, 20-13)

PEYGAMBERİMİZ (SAV) TAM BİR TESLİMİYETLE ALLAH'A TESLİM OLMUŞTUR

 

Müminler arasında Allah'a en yakın, onunla bağlantısı en güçlü olanlar Allah'ın elçileridir. Zorluk anlarında gösterdikleri tevekkül, bunun göstergelerinden biridir. Allah'ın en takva kullarından biri olan Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatı da bütün insanlık için bir sabır, teslimiyet ve tevekkül örneğidir. Yaşamı boyunca birçok denemelerden geçirilmiş, inkârcıların çok çeşitli tuzaklarıyla karşılaşmış ve asılsız iftiralara uğramıştır.

Allah şu ayetiyle Peygamberimiz (sav)’e zorluk çıkaranlara karşı tevekküllü davranmasını bildirmiştir:

“Sana iyilik dokunursa bu onları fenalaştırır. Bir musibet isabet edince ise, ‘biz önceden tedbirimizi almıştık ‘derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: Allah'ın bizim için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 50-51)

Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca Rabbimizin bu emrine uygun olarak davranmıştır. Hangi koşullarda olursa olsun Allah'ın yaratmış olduğu olayların hepsinde mutlaka bir hayır olduğunu düşünerek hareket etmiştir. Allah bu teslimiyetli tavrı karşısında onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır.

Resulullah (sav) tevekkülüyle tüm Müslümanlara örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini bizlere şöyle hatırlatmıştır:

“Bir nefse takdir edilmiş olan şey mutlaka olur.” (Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme Şerhi, 16. Cilt, s.499)

“Bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için bir araya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için bir araya gelseler, buna da muktedir olamazlar.”  (Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme Şerhi, 16. Cilt, s.314)

Peygamberimiz (sav)in sünnetine uyan her müminin de, musibet gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması ve bu olayların ardındaki hayırları görmesi gerekir. Önemli olan zor anları güzellikle karşılayabilmektir. Hangi koşulda olursa olsun, güzel ahlakından asla taviz vermeyen, her olayı büyük bir olgunluk ve tevekkülle karşılayan, olayların hikmetlerini ve hayırlı yönlerini gören bir kişi olabilmektir. Çünkü kadere tam teslim olmuş kişi için onu korkutacak ya da hüzne sürükleyecek hiçbir şey yoktur. Allah, inanan kullarına hem dünyada hem ahirette en güzel hayatı yaşatacak ve rızasına uydukları sürece kendi koruması altında tutacaktır.

Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde zorluk dönemlerinde sabırlı ve tevekküllü olmanın önemini bizlere şöyle hatırlatmıştır:

“Sen, yakini bir imanla, tam bir rızayla Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış. Şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki, nusret sabırla birlikte gelir. Kurtuluş da sıkıntıyla gelir. Zorlukta da kolaylık vardır. Bir zorluk iki kolaylığa, asla galebe çalamayacaktır.” [Rezin bu eifazla tahric etmiştir. Tirmizi'de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3518)]

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN DİN AHLAKINI YAYMA KONUSUNDAKİ KARARLILIĞI

 

 Peygamber Efendimiz (sav) kendisine Kuran vahyedildiği andan itibaren hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara doğru yolu göstererek rehberlik etmiştir. İslami kaynaklara göre üç sene kadar tebliğ faaliyetlerini gizliden gizliye sürdürmüş, son derece ihtiyatlı davranmıştır. Bu dönemde pek çok kişi Müslümanlığı kabul etmiş ve İslamiyet giderek güç kazanmıştır. Üç senenin sonundaysa Allah'ın emri üzerine peygamberliğini ve İslamiyet'i Kureyşli kabilelerin her birine ayrı ayrı açıkça ilan etmiştir.

Kureyşli müşrikler eziyet ve düşmanlığa yeltenerek Peygamberimiz (sav)’in davetine karşı çıkmışlardır. Ona karşı amansız bir mücadeleye girmiş, ellerindeki bütün imkanları kullanarak bu mübarek insanı kendilerince etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır. Bunun için mümkün olan her türlü eziyete kalkışmış, hatta suikast girişiminde bile bulunmuşlardır.

Peygamberimiz (sav) inkârcıların tüm karşı koyma ve düşmanlıklarına rağmen yılmadan, büyük bir kararlılıkla din ahlakını anlatmaya devam etmiştir. Kuran'da salih müminlerin kararlılıklarını haber veren ayetlerden biri şu şekildedir:

“De ki: Bu benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim. Ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim." (Yunus Suresi, 108)

Mübarek Peygamberimiz (sav)’in kararlılığını gösteren şu olay, tüm iman edenler için çok güzel bir örnektir. Müşriklerin ileri gelenleri toplanıp Hz. Muhammed (sav)’i kendilerince hak mücadelesinden vazgeçirebilmek için çeşitli yollar arıyorlardı.

Sonunda Resulullah (sav)’in amcası olan Ebu Talib'den kendisini bu davadan vazgeçirmesi için yardım istediler. İsterse kendisine mal, mülk, kabile reisliği verebileceklerini söylediler. Müşrik heyeti gidince Ebu Talib Peygamber Efendimiz (sav) ile görüştü ve müşriklerin talebini ona iletti.

Resulullah (sav) ise şu sözleriyle ona cevap verdi:

“Ben Allah tarafından hak dini tebliğ etmekle görevliyim. Ben kendiliğimden bir şey yapmıyorum. Ben Allah'ın elçisiyim. Allah'a yemin ederim ki bu işi bırakmam için güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar, Allah onu galip kılıncaya veya bu yolda ben helak oluncaya kadar onu bırakmam.” (Sîretu İbn Hişam, 1/266; İbnu Seyyid’n-nas,Uyunu’l-eser, 1/132; İbn Kesir, es-Sîretu’n-Nebeviye, 1/474; Beyhakî, Delail’u’n-Nübüvve-şamile- 2/63; Taberî, 2/218-220)

Günümüzde de Müslümanların Kuran ahlakını insanlara anlatmaları Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyarak kınayanın kınamasından korkmamaları gerekir. Bu Allah'ın razı olacağı ve cennetiyle müjdelediği bir ahlak ve takva alametidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) de Müslümanlara bu sünnetine uymalarını şöyle bildirmiştir:

“Benim tebliğ ettiklerimi beni görenler, şahit olanlar görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 398)

Dini güzel ahlakı anlatmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, Kuran'da tüm müminlere farz kılınmış bir ibadettir.

“Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, İslam uğrunda seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar, sen bütün müminleri müjdele!” (Tevbe Suresi, 112)

 “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. mağruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 110)

 Bu nedenle müminler namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi bu ibadeti de yerine getirmekle sorumludurlar. Her mümin, imkanları oranında aynen Resulullah Efendimiz (sav) gibi hayatının sonuna dek bu ibadeti yapmakla mükelleftir.

 

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN DÜRÜSTLÜĞÜ VE GÜVENİLİRLİĞİ

 

 Peygamberimiz (sav) henüz peygamberliği vahiy edilmeden önce de yaşadığı toplum içinde el-emin yani güvenilir diye ünlenmiştir. Dürüstlüğü ve güvenilirliği hakkında herkes ittifak etmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)’in yüzünü her görenin dürüstlüğüne kesin kanaat getireceği gibi nurlu ve asildi. Vicdanının sesini dinleyerek onunla konuşan, onun sohbetine katılan kim olursa olsun ondaki olağanüstülüğü anlamış, onun peygamberliğine dair pek çok açık delil görmüştür. Allah'ın birer lütfu olan aklı ve feraseti, sahip olduğu yüksek karakteri kavmindeki müşriklerin bile aralarındaki anlaşmazlıklarını çözmeleri için kendisine başvurmalarına sebep olmuştur.

Hacer-ül Esvet taşının yerleştirilmesi esnasında yaşanan bir olaydı da bunun güzel bir örneği olmuştur.

Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsmail (as) tarafından yapılmış olan Kabe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel sularıyla harap olmuş, tamir edilmesi gerekmişti. Kureyşliler, Kabe binasını yıkarak yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrahim (as)’ın yaptığı temele kadar yıkarak duvarları yeniden örmeye başladılar. Ancak Hacer-ül Esved'i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyordu. Bu durumda harem kapısından ilk girecek zatın hakem yapılarak onun vereceği karara uyulmasına karar verdiler. Rivayetlere göre kapıdan ilk giren o zaman henüz otuzlu yaşlarda olan Hz. Muhammed (sav) oldu. Onu hakem yaptılar.

Hz. Muhammed (sav) üzerine Hacer-ül Esvet'i koyduğu örtünün uçlarını her kabilenin büyüklerine tutturdu, hep beraber koyulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (sav) de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnun etti.

Bu olay, Hz. Muhammed (sav)’in aklı ve feraseti yanında, onun Mekkeliler nezdindeki itibar ve güvenini de göstermektedir.

Sahabelerin hayatları boyunca şahit oldukları, Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını ve meziyetlerini İslam âlimleri şu şekilde nakletmiştir:

“Allah Resûlü, halkı arasında dürüstlük bakımından en üstünü, ahlak yönünden en güzeli, sosyallik yönünden en mükemmeli, komşuluk bakımından en cömerdi, yumuşaklık ve emanet bakımından en ilerisi, sözce en doğrusu, hayaya ve terbiyeye en çok önem veren olarak büyümüştür. Herkesle gayet iyi geçinmiştir. Bu sebeple ona el emin yani son derece doğru ve güvenilir demişlerdir.” (İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz (sav) el-Hasaisü'l-Kübra. 237)

HZ. MUHAMMED (SAV)İN HİKMETLİ VE ETKİLEYİCİ KONUŞMASI

 

Peygamber Efendimiz (sav) hem bir peygamber olması hem de bir devlet başkanı olması itibariyle her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuştur. Devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan bu insanlarla her alanda iyi bir diyalog kurmuş, her birine karşı güzel, anlayışlı ve sabırlı bir tavır göstermiştir. Onlarla vicdanlarını etkileyecek, doğruyu görmelerini sağlayacak biçimde konuşmuştur. Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı ve sabırlı konuşmaları, birçok insanın kalbinin din ahlakına ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)’e büyük bir içtenlik ve sevgiyle bağlanmalarına vesile olmuştur.

Onun konuşma üslubu, bir Müslümanın diğer insanlara karşı kullanması gereken üslubun nasıl olması gerektiğini bizlere açıkça göstermektedir. Nitekim bir ayette şöyle buyrulmuştur:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi, 125)

Peygamberimiz (sav)’in çevresindekileri dine ahlakına bağlayan ve kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati tüm Müslümanların önemle üzerinde durmaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür. Sahabelerin Resulullah (sav)’in ahlakıyla ilgili birçok rivayetinde onun nezaketli, ince düşünceli tavırları haber verilmektedir.

“Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet, onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.” (Tirmizi Taberani, Huccetu’l İslam, İmam-ı Gazali, İhya-u Ulum’id din. 2. Cilt. S, 798)

“İnsanları birbirine sevdirecek, birbirlerine kaynaştıracak şeyleri konuşurdu. Onları ürkütmez, kaçırmazdı. Her kavmin liderine önem atfederdi, ikram ederdi.” (Imam Ghazzali's Ihya Ulum-Id-Din (The Book of Religious Learnings, VolumeII, p.131)

“Peygamber Efendimiz vakarlı konuşurdu fakat yüzünden tebessüm hiç eksik olmazdı. Hiç kimsenin kalbini kırmamış ve kimsenin duygularını incitmemişti.” (Müslim)

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN MİRASI, MÜSLÜMANLARIN BİRLİK VE BERABERLİĞİ

 

 Yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanlar, Allah'ın varlığına ve birliğine, O'nun yüce kitabı Kuran-ı Kerim'e ve mübarek Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’e iman etmiş, aynı değerlere gönül vermiş insanlardır. Bütün Müslümanların ortak amacı Allah'ın rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmak, O'nun sevgi ve yakınlığını, dostluğunu kazanmaktır. Durum böyleyken, inançları, değerleri, gayeleri, dolayısıyla da kalpleri bir olan Müslümanların fiziksel anlamda da birlik ve beraberlik içinde olmalarından, bunu gönülden arzu etmelerinden daha doğal bir şey olamaz. Nitekim Allah, Kuran'da Müslümanların kardeş olduklarını ve bir araya gelip dağılmamalarını şöyle bildirmektedir:

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz? O kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz tam ateş çukurunun kıyısındayken oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete ererseniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)

Kardeşlik bağı, Allah'ın Müslümanlara lütfettiği çok büyük bir nimettir.

Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların ancak birlik ve beraberlik gücüyle aşıldığını görürüz. Başta Allah'ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz. Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere Müslümanlar bu ahlakı en güzel şekilde yaşamışlardır. Kardeşlik ruhuna dayanan birlik ve beraberlikleri sonucunda büyük bir kuvvet elde etmiş, Allah'ın rahmetiyle inkâr edenlere ve müşriklere karşı büyük zaferler kazanmışlardır. Gösterdikleri üstün dayanışma ve fedakârlık örnekleriyle İslamiyet'in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile olmuşlardır.

Resûlullah (sav) bir hadis-i şerifinde müminler arasındaki dayanışmanın nasıl olması gerektiğini şöyle açıklamıştır:

“Müslüman, Müslüman'ın din kardeşidir. Müslüman, Müslüman'a zulmetmez ve tehlikeli bir durumda onu yardımsız bırakmaz. Her kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Her kim bir Müslüman'dan bir sıkıntı ve gamı giderir, onu sevindirirse, Allah da buna mukabil o kimseden kıyamet gününün sıkıntılarından bir gam ve tasayı giderip onu sevinçli kılar. Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17)

 Dolayısıyla tüm Müslümanlar, Resûlullah (sav)’in sünnetini rehber edinerek, birlik, dayanışma ve kaynaşma ruhunu ön plana çıkartmalı, birbirlerinin din kardeşleri oldukları gerçeğini asla unutmamalıdırlar.

 

RESULULLAH (SAV)’İN MÜMİNLERE OLAN SEVGİSİ

 

Peygamber Efendimiz (sav) çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi dolu bir insandı. Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenirdi. Sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu kanatlarını gererdi. Onun tüm insanlığa örnek olan bu güzel özellikleri ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

“Andolsun size içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” (Tevbe Suresi, 128)

 “Ve müminlerden sana tabi olanlara koruyucu kanatlarını ger.” (Şuara Suresi, 215)

Peygamberimiz (sav) tüm yaşamı boyunca, hatta savaşların en kızıştığı, Allah'ın Müslümanları açlık, yoksulluk, hastalık gibi sıkıntılarla denediği zorluk anlarında dahi, Müslümanlara karşı çok büyük düşkünlük göstermiştir. Onların güvenliğini ve huzurunu ön planda tutmuştur. Onları merhamet ve şefkatle koruyup kollamıştır.

Bu özelliklerinden dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok ayetinde “sahibiniz” yani “arkadaş, sıkı dost” olarak zikredilmiştir. Onun bu vicdanlı tavrını takdir edip anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten çok daha yakın görmüşler ve onu kendi nefislerinden çok daha üstün tutmuşlardır.

Peygamberimiz (sav) sevgi konusunda müminlere sık sık tavsiyelerde bulunmuş ve bunun hayati önemini şöyle hatırlatmışlardır:

“Siz mümin olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe tam mümin sayılmazsınız.” (Müslim)

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN BAĞIŞLAYICILIĞI VE TEVAZUU

 

Resulullah Efendimiz (sav) affedici olmanın fazileti üzerinde özellikle durmuş, bunun müminler arasındaki kardeşlik duygularının gelişmesine vesile olacağını söylemiştir. Kimseye asla kin tutmamış, düşmanı bile olsa karşısındakini her zaman affetmiştir. Hadislerde de bu güzel ahlak özelliğini müminlere şöyle öğütlemiştir:

“Alçak gönüllülük insana yükseklikten başka bir şey arttırmaz. Alçak gönüllü olun ki Allah sizi yükseltsin. Af ve bağışlanma insanın ancak şerefini yükseltir. Affediniz ki Allah sizi izzetlendirsin.”  (Isfahani)

 Haksızlık yapan bir insanı affedebilmek, haklı olduğu halde alttan alıp yumuşak bir üslup kullanabilmek, ancak Allah korkusunun kazandıracağı nefis ve vicdan terbiyesiyle mümkündür. Allah, Kuran'da güzel sözlü, hoşgörülü ve bağışlayıcı bir üslubun hayırlı olduğunu bildirmektedir.

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara Suresi, 263)

 Bir başka ayette ise Allah merhametsiz ve katı yürekli olmamak konusunda şöyle buyurmaktadır:

“Allah'tan bir rahmet dolayısıyla onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla. Onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran Suresi, 159)

PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜJDELEYİCİ İDİ

 

Peygamberimiz (sav) insanları hem cehennem azabına karşı uyarıp korkutmuş, hem de onları Allah'ın müminlere vadettiği dünyada ve ahirette üstünlük, başarı ve ebedi mutlulukla müjdelemiştir.

Peygamberimiz (sav)’in hem bir müjde verici hem de uyarıcı olduğu ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

“Ey Peygamber! Gerçekten biz seni bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzap Suresi, 45)

 İnananları şevklendirmek, Kuran ahlakını yaşayan insanlar için önemli bir ibadettir. Müjdelenmek, müminlerin şevk ve heyecanlarını arttırır, yaptıkları salih amellerde daha gayretli ve başarılı olmalarına vesile olur. Allah bu nedenle Nisa suresinin 84. Ayetinde Peygamberimiz (sav)’e “müminleri hazırlayıp teşvik et” şeklinde buyurmuştur. Onu örnek alarak onun sünnetine uyanlar da onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar.

Allah'ın emrine ve Peygamberimiz (sav)’in ahlakına uyan her mümin tüm Müslümanları müjdelemek ve onları teşvik ederek şevklendirmekle sorumludur. Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan işleri zor gibi gösterip moral bozmaya, müminleri yıldırmaya çalışmak Müslümanca bir tavır değildir. Kuran ahlakına uygun olan Peygamberimiz (sav) gibi Allah'ın Müslümanlara vadettiği güzellikleri sık sık hatırlatmak ve onları hep canlı ve şevkli tutmaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin. İhtilafa düşmeyin!” (Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5)

SÜNNETE UYMANIN ÖNEMİ

 

Allah tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Allah, ayetlerinde Allah'a ve Resûlüne iman etmenin önemine dikkat çekmekte ve bu kişilerin kurtuluşa ereceklerini şöyle müjdelemektedir:

“Şüphesiz sana biat edenler ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Şu halde kim ahdini bozarsa, artık o ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık o da ona büyük bir ecir verecektir.” (Fetih Suresi, 10)

 İmam Malik de sünneti Hz. Nuh (as)’ın gemisine benzetmiş ve şu sözüyle ona uymanın önemini belirtmiştir:

“Kim ona binerse kurtulur, kim binmezse boğulur.” (Süyûtî, Miftâhü’l-cenne, s. 53-54)

Günümüzde Peygamberimiz (sav)’e itaat, Kuran'a tam tabi olmakla ve onun sünnetine uymakla olacaktır. Takvaca, ahlakça ve tavırca gücünün yettiğinin en fazlasıyla ona benzemek için gayret göstermek, onu örnek almak her Müslümanın görevidir. Böyle bir tavır gösterildiği takdirde, Allah, Peygamberimiz (sav)’e nasıl yardım ettiyse ona itaat edip destek olanlara da yardım edecek ve onları dünyada ve ahirette insanlara karşı üstün kılacak.


 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Güzel Ahlak
Hazreti Muhammed
Kuran Ahlakı
Kuran Mucizeleri
youtube