İmtihanın Sırrı
İnsan, her canlı gibi Allah tarafından bir amaç üzere yaratılmıştır. İnsanın yaratılış amacını ve kısa süren dünya hayatı boyunca nasıl bir ömür geçirmesi gerektiğini öğrenebileceği kaynak, Allah'ın kullarına bir rehber olarak indirdiği Kuran'dır.
Dünya üzerindeki herşey zamanı geldiğinde yok olacaktır. Apaçık olan gerçek ise "… dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir." (Rad Suresi, 26) ayetinde de bildirildiği gibi, sonsuz ahiret hayatının yanında dünya hayatının çok kısa olduğudur.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde dünya hayatının geçici bir mekan olduğunu ve insanın bu dünyada ahiret için ciddi bir çaba harcaması gerektiğini şöyle dile getirmiştir:
Dünya bir misafirhanedir. İnsan onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde ebedi hayatına lazım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir.
Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Ömür sermayenizi ve hayat kabiliyetinizi hayvan gibi, hatta hayvandan daha aşağı bir derecede şu geçici hayata ve maddi lezzetlere harcamayın. Yoksa sermayece en üstün hayvandan elli derece yüksek olduğunuz halde, en aşağıda olanından elli derece aşağı düşersiniz.
Bediüzzaman Said Nursi
Sözler, s. 126-127
İnsan, dünyada karşılaştığı olaylar karşısında gösterdiği tavırlarla, sahip olduğu ahlakla ve içinde taşıdığı niyetiyle denenmektedir ve kişinin sadece "iman ettim" demesi kesinlikle yeterli değildir. İmanını tavırlarıyla da göstermelidir.
Allah bu kısa hayatı insanları denemeden geçirerek iyi ve doğru olanları diğerlerinden ayırt etmek için yaratmıştır. Mülk Suresi'nde bu gerçek şöyle bildirilir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı... (Mülk Suresi, 2)
Dünyada, gaflet içinde yaşayan insanları etkileyebilecek, akıllarını çelebilecek pek çok güzellik ve süs vardır. Ahiretin unutulduğu toplumlarda insanlar, doğdukları andan itibaren kendilerine süslü görünen bu değerleri elde etme hırsına yönlendirilirler.
Ebedi hayatı zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu geçici hayatı hasr-ı nazar etmek; ani bir şimşeği, sermedi bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir
Bediüzzaman Said Nursi
Tarihçe-i Hayat, s. 198
İnsan dünya hayatındaki -ahireti için çok değerli olan- her gününü, her saatini, hatta her dakikasını ve saniyesini çok iyi değerlendirmelidir. Yaptığı her işte, gösterdiği her tepkide "Allah'ı nasıl en fazla razı ederim?" sorusunun cevabını aramalıdır.
İman eden insanların dünya hayatları boyunca türlü denemelerden geçirileceklerini, mallarıyla ve canlarıyla imtihan olacaklarını, inkarcıların çok çeşitli tuzaklarıyla karşılaşacaklarını ve asılsız iftiralara uğrayacaklarını Allah Kuran'da haber vermiştir. Yani salih müminler, hayatlarının her döneminde birtakım zorluklarla karşılaşabilirler.
Salih müminler, hayatlarının her döneminde birtakım zorluklarla karşılaşabilirler. İşte önemli olan da insanların bu zorluk anlarında Kuran ahlakını yaşamaları, her an Allah'ı zikretmeleri ve içinde bulundukları duruma şükredip, hepsinde bir hayır ve güzellik olduğunu fark edebilmeleridir.
Kuran ahlakını yaşayan ve bu üstün ahlakın insanlar arasında da yayılması için çaba sarf eden bir mümin için, başına gelen zorluklar onun doğru yolda olduğunu gösteren birer işarettir. Bunlar onun şevkini, neşesini ve mücadele azmini kat kat artırır.
Hayat, gerçekte Allah'ın bizleri sınamak ve eğitmek için yarattığı geçici bir süredir. İnsan bu süre boyunca düşünmek, böylece Rabbimiz'i tanımak, O'nun hükümlerine uymak ve O'nun rızasını aramakla sorumludur.
Yeryüzünde yaşanan imtihan ortamının çok önemli bir sırrı daha vardır. Bu sırra vakıf olan müminler, karşılaştıkları zorluklara büyük bir şevk ve neşeyle sabır gösterirler. İşte bu sırrın özünde "kader" gerçeği vardır. Müslüman, Allah'ın herşeyi bir kader üzere yarattığını ve başına gelenlerin sadece Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini bilir.
İnsan, zamana bağlı yaşayan ve olayları sadece yaşadığı andan bakarak değerlendirebilen bir varlıktır. Ve insan, geleceği bilemediği için karşılaştığı olaylardaki uzun vadeli hikmetleri, güzellikleri ve hayırları da her zaman göremeyebilir. Fakat zamandan münezzeh olan ve zamanı yaratan Allah, zamana bağımlı olan tüm varlıkların hayatlarını "zamanın dışından" görüp bilmektedir.
İnsanın imtihanı, aslında başı ve sonu belli olan bir imtihandır. Geçmiş, gelecek ve içinde yaşadığımız an Allah Katında birdir; hepsi olup bitmiştir. Biz ise bu olayları ancak zamanı geldiği zaman yaşayarak öğreniriz. İşte bu "kader ilmi" müslümanların dünya ve ahiret hayatındaki tüm zorluklara ve denemelere güzel bir sabır göstermelerine vesile olan da bu ilimdir.
Müminlerin imtihanı Allah'tan bir rahmet olarak çok kolay yaratılmıştır. Fakat bu kolaylık yalnızca samimi iman eden ve kadere tevekkül edenler içindir. Hakkıyla iman eden, samimiyetle Allah'a teslim olan bir Müslüman, karşısına çıkarılan görüntülerin sürekli değişmesini ibretle, heyecanla, şükürle, tefekkürle seyreder.
Kader gerçeğini bilen ve imtihanın bu sırrını kavrayan bir Müslüman başına gelen her türlü musibeti, açlığı ya da fakirliği bir güzellik olarak görür ve bunlardan çok büyük bir zevk alır. Çünkü bu denemeler karşısında gösterdiği güzel ahlakın Allah Katında çok değerli olduğunu bilir. Bu, müminlere has bir zevktir.
Müminler dünyada her türlü sıkıntı ve zorlukla karşılaşabilirler, mallarını kaybedebilirler, fiziksel olarak zayıf düşebilirler, hastalanabilir, yaralanabilir, ölebilir veya öldürülebilirler. Ancak bunların hiçbiri Müslümanlar için bir "şer" değildir. Allah bunlarla iman eden kullarını denemeden geçirir ve gösterdikleri sabrın karşılığını da hem dünyada, hem de ahirette kat kat fazlasıyla verir.
Müslümanlar zorluklarla karşılaştıklarında şevklenirler. Müminlerin bu şevkleri, aynı zamanda inkar edenlerin kurdukları tuzakları etkisiz kılan ve başarılı olmalarını engelleyen çok özel bir durumdur. İnkarcılar müminleri zor durumda bıraktıklarını zannettikleri anlarda, onlardaki bu neşe ve şevki görerek onlara asla zarar veremeyeceklerini de anlamış olurlar.
İman eden insan Rabbimizin sonsuz adaletine güvenir, zorluğun ardından gelecek kolaylığı bekler ve içinde bulunduğu durumdan dolayı ümitsizliğe kapılmaz. Yaşadığı zorlukların gerek dünyada, gerekse ahirette, karşısına bir güzellik olarak çıkacağını hatırlar. İşte bu, insanın olup bitenleri gelecekten izleyebilmesidir.
Müslüman kaderin izleyicisi olduğunu bilir. Bu sırrın bir güzelliği olarak da herşeyi büyük bir tevekkül, teslimiyet ve sabır içinde izler. Olayların nasıl gelişeceği konusunda da herhangi bir müdahele, engelleme ya da durdurma imkanı olmadığının bilincindedir.
Zor anların Müslümanı" her türlü zorluğa, sıkıntıya, yokluğa ve eksikliğe karşı güzel ahlakından asla taviz vermeyen, her olayı büyük bir olgunluk ve tevekkülle karşılayan, olayların hikmetlerini ve hayırlı yönlerini gören, çevresindeki insanları da aynı üstün ahlakı yaşamaya davet eden kişidir.
…Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)
İnsan bir zorlukla ya da bir sıkıntıyla karşılaştığında içinde iki farklı ses duyar. Bunlardan biri fedakarlığı, cesareti, güzel ahlakı ve her zaman Allah'ın dilediği şekilde davranmayı emreden vicdanının sesidir. Bu sesi dinleyen kişi her zaman için Allah'ın en çok razı olacağı tavrı bulacak, sabrı ve tevekkülü tercih edecektir.
İnsanın karşılaştığı küçük veya büyük her olay, kaderdedir. Şeytanın "bunlar günlük hayatın doğal ihtiyaçları, kaderle bağlantısı olamaz" şeklindeki fısıltısına karşı müminlerin daima uyanık ve dikkatli olması gerekir.
Dünya hayatında iyilik ve kötülüğün birbirleriyle içiçe olmalarının hikmeti vardır. Bunlardan biri bu tezat içinde iyiliklerin ve güzelliklerin değerinin anlaşılmasıdır. Çünkü kötülük, eksiklik ya da musibetler olmasa, insanın güzelliklerin değerini anlaması mümkün olmayacaktır.
Bir insanın günlük hayatı içinde yaşadığı çok çeşitli olaylar vardır. Normal şartlarda bir insan çok çalıştığında yorulur, yemek yemediğinde acıkır, uyku uyumadığında zayıf düşer. Bunlar çok doğal olaylardır. Allah ayetlerinde benzer durumların daha şiddetlilerinin, Müslümanlara bir deneme olarak isabet edebileceğini bildirir.
İmtihanın sırrını bilmek zorluklar karşısında Allah'ın verdiği büyük kolaylıktır. Başına gelen her türlü zorluğun bir deneme olduğunu bilen bir kişiyi, bu sıkıntıların üzüntü ve karamsarlığa düşürmesi, ümitsizlik vermesi, korkuya ve endişeye kaptırması mümkün değildir.
İman edenlerin zorluklar ve sıkıntılar karşısında gösterdikleri şevkli, heyecanlı, neşeli ve güçlü karakter, iman etmeyen ve Allah'ın üstün kudret sahibi olduğunu bilmeyen bir kişinin kesinlikle anlayamayacağı bir özelliktir.
Salih bir mümini diğerlerinden ayırt eden en önemli özelliklerinden biri Allah'ın emir ve tavsiyelerine gösterdiği titizliktir. Hiçbir zorluk, sıkıntı ya da darlık ortamı onu, bunları uygulama konusunda gevşekliğe sürüklemez, güzel ahlakından taviz vermesine neden olmaz.
Bir Müslüman ne kadar ihtiyaç içinde ya da zor durumda olursa olsun, Allah'ın haram kıldığı bir fiile asla yanaşmaz. Hastalığın, yoksulluğun, başarısızlığın veya türlü zulümlerin birarada olduğu bir ortamda da dürüstlüğünden, ihlasından ve samimiyetinden taviz vermez.
Allah'ı razı edecek davranışlar göstermenin zevkini yaşayan Müslümanları Allah Kuran'da "hayırlarda yarışanlar" olarak da isimlendirmiştir. Allah'ın vaat ettiği cennete kavuşmak için yapılan bu yarışta Müslüman, her türlü zorluğa sabretmenin ve her türlü fedakarlığı, güzel tavrı göstermenin neşesini ve iç huzurunu yaşar.
Gerçek dostluğun, vefanın, samimiyetin, sadakatin yaşandığı tek yer salih müminlerin arasıdır. Müslümanlar birbirlerinin velileri, dostları, yardımcıları ve kardeşleridirler. Bir Müslüman, sahip olduğu ahlak gereği en zor anında olsa dahi mümin kardeşlerinin iyiliğini, rahatını düşünür. Her durumda onların nefsini kendi nefsine tercih eder.
Allah kullarını zaman zaman zorluklarla, sıkıntılarla imtihan etmektedir. Ama imtihan edildiğinin bilincinde olan, Allah'a teslimiyetiyle, karşısına çıkan her olaydan razı olan müminler en büyük kazancı sağlamışlardır. Çünkü onlar bu dünyada çektikleri sıkıntının, her türlü zor şartta gösterdikleri üstün ahlakın, fedakarlığın, sabrın, teslimiyetin karşılığını ahirette kat kat fazlasıyla alacaklardır.
İnsanın dünya hayatındaki imtihanı, yaşamının son anına kadar devam etmektedir. Bir insan eğer 75 yıl yaşıyor ise, 75. yılının en son gününde de Allah'a karşı olan sorumluluğu devam eder, Allah tarafından imtihan edilir ve eğitilir. Bu yüzden yaşamının her anında Allah'ın hükümlerine uymalı, ibadetlerini yerine getirmeli, O'nu anarak rızasını aramalıdır.
Allah, bu zorlu gibi gözüken yolda insana rehber olarak Kuran'ı, örnek olarak da elçileri ve salih müminleri göndermiştir. Samimi kalple Allah'a yönelen bir insan karşısına ne tür bir zorluk çıkarsa çıksın, mutlaka bir kolaylıkla karşılaşacak ve kurtuluşa erecektir. Yani bu imtihan dünyasının en büyük sırlarından biri, iman edenler için mutlak bir kazançla noktalanmasıdır.
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar