Kuran'da Vicdanın Önemi
Vicdan, her insana güzel olan tavrı ve düşünceyi söyleyen, bir insanın sağlıklı muhakemede bulunmasını, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir özelliktir.
Vicdanın önemli bir özelliği tüm insanlarda ortak olmasıdır. Yani bir insanın vicdanına göre doğru olan, aynı koşullar söz konusu olduğu sürece diğer insanların vicdanları için de geçerlidir.
Vicdanlar hiçbir zaman çatışmaz. Bunun nedeni ise vicdanın kaynağıdır; vicdan Allah'ın ilhamıdır. Allah, her insana vicdanı aracılığı ile Kendisi'nin hoşnut olacağı umulan en doğru ve en güzel tavırları bildirmektedir.
Vicdan, kimse göstermese de insana doğruyu gösterecektir, ancak önemli olan insanın vicdanına başvurması, onun ne dediğini dinlemesi ve eksiksizce söylediklerini uygulamasıdır.
Etrafındaki olayları idrak etmeye başlayan, muhakeme yeteneği kazanan her insan artık vicdanını duyacak, nefsi ile vicdanını ayırt edebilecek yeteneğe ve vicdanına uyabilecek iradeye sahip olmuş demektir.
Vicdanına uyan bir insanın ilk olarak yapacağı şey, çevresinde gördüklerini sorgulamak ve araştırmak olacaktır. Ve idrak yeteneği gelişmiş insan görecektir ki, kusursuz bir evrende, herşeyiyle eksiksiz olarak yaratılmış bir dünyada yaşamaktadır.
Vicdan ve akıl sahibi bir insan, hücredeki mucizevi özellikleri, detayındaki mükemmellikleri görerek, bu kadar karmaşık bir yapının ancak ve ancak bir Yaratanı, üstün akıl sahibi bir tasarlayıcısı olması gerektiğini anlar.
Vicdanını kullanan kişi, kendisini ve tüm evreni yaratan Allah'ı tanımak için büyük bir istek duyar. Hatta hayatının tek amacı bu olur. Kendisini yoktan var eden, bir "hiç"ken veya "hiçlik"ken ona hayat veren Allah'a muhtaç olduğunu, tüm gücün O'nun olduğunu anlar
Herkes vicdanında Kuran'ı okuması ve uygulaması gerektiğini bilir, ancak çoğunluk bu gerçeği görmezlikten gelmektedir. Bu ise insanların vicdanlarına uymamalarından kaynaklanır.
Kuran'ı eline alan biri için çok önemli bir nokta vardır: Kuran'ı okurken de vicdanın daima uyanık olması, her ayetin büyük bir samimiyetle okunarak uygulamaya geçirilmesi ve yaşanması gerekir.
Allah insanın yaratılış amacını çok açık bir şekilde bildirmiştir: "Allah'a kul olmak". İnsanı mutlu edecek olan tek şey de, yaratılış amacına uygun olarak Allah'a boyun eğmek, herşeyini O'na adayıp sadece Allah'ın rızasını kazanmaktır.
İnsanı yaratan, ona can veren ve onu yaşatmaya devam eden Allah'tır. Ve Allah insanın yaratılış amacını çok açık bir şekilde bildirmiştir: "Allah'a kul olmak". İnsanı mutlu edecek olan tek şey, yaratılış amacına uygun olarak Allah'a boyun eğmek, herşeyini O'na adayıp sadece Allah'ın rızasını kazanmaktır.
Vicdanıyla Kuran'a başvuran kişi, insanların hiçbirinin zannettikleri gibi başıboş olmadıklarını, her yaptıklarını Allah'ın bildiğini ve her iyiliğin ve kötülüğün karşılığının görüleceğini anlar. Allah, Kuran'da hesap gününü ve herkesin hesabı görüldükten sonraki gerçek hayatlarını da bildirmektedir.
Eğer bir insan hayatı boyunca Allah'ın hoşnutluğunu hedeflemediyse ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için var gücüyle çabalamadıysa, ölüm anında duyduğu korkunun yanında yaşayacağı en büyük his, telafi edilemez bir pişmanlık olacaktır.
Bütün hayatını Allah için yaşamaya karar veren insan, Allah'ı nasıl hoşnut edeceğini bulmak için yine vicdanına başvurur. Kuran'da Allah yasaklarını ve emirlerini bildirmiştir. Herşeyden önce vicdanını kullanan biri bu emirlere ve yasaklara kesin olarak uyar.
Kıskançlık, kin, çekememezlik gibi Kuran ahlakına aykırı tavırların sonucunda gelişen dedikodu, gizli yönleri araştırma ve zanda bulunarak bir kişiye ithamda bulunmak, her ne kadar toplumca yadırganmasa da kesinlikle vicdana uygun tavırlar değildir.
Kuran'ın ve dinin ruhunu ve anlayışını kavrayan insanın her tavrı ve düşüncesi dinin öngördüğü ahlaka göre belirlenecektir. Diğer bir deyişle bu ahlakı yaşayan insan, her an vicdanlı davranacak ve düşünecektir.
Vicdanına uyan, daima Allah'ın hoşnutluğunu arayan bir insanın ilk bakışta diğer kişilerden bir farkı yokmuş gibi görünebilir. O da okula veya işe gider, alışveriş yapar, eğlenir. Ancak her yaptığında Allah'ın hoşnutluğunu aramaktadır.
"Bir insan, yaptığı sıradan, gündelik işler esnasında Allah'ın hoşnutluğunu nasıl arar, Allah'ı her an nasıl zikreder?" diye düşünülebilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, vicdanına uyan biri için ibadetleri ve Allah'ın emirleri herşeyden çok daha önceliklidir. Her an Allah'ın kendisini izlediğini bilir ve bir an bile bunu unutmaz.
Vicdanlı bir insan Allah'ın hoşnutluğunu aramada çok titiz davranır. Her zaman "Allah'ı en fazla nasıl razı ederim" diye düşünür. Hiçbir tavrında başka insanların hoşnutluğunu, onların gözündeki konumunu gözetmez. Katıksız olarak Allah'a yönelir.
İnsanlardan bazıları dini, vicdanlarını kullanarak değil, atalarından gördükleri şekilde bir gelenek ve alışkanlık olarak yaşarlar. İbadetleri yerine getirirler, ezberledikleri birtakım şeyleri uygularlar ve bunlarla yetinirler. Oysa vicdanı tam olarak kullanmadan din ahlakını yaşamak mümkün değildir.
Vicdanlı bir insan ise her ibadeti, her tavrı en güzel şekliyle nasıl uygulayacağını düşünür. Hesap gününde hiçbir tavrının, hiçbir konuşmasının kendisi için bir risk oluşturmasına izin vermemek için gücünün ve aklının yettiğinin en fazlasını arar. Çünkü yaptığının karşılığını ahirette alacağını bilir.
Bir insanın hayatındaki en önemli konu, kendisini yaratan ve sahip olduğu herşeyi veren Allah'ı tanımak ve O'na yakın olmak için gayret etmektir. Ancak insanların büyük bir kısmı bu gerçeği görmezlikten gelerek yaşarlar.
Bir insanın yaşamasının, var olmasının, hayat sürmesinin yegane nedeni Allah'ın dilemesidir. Bu gerçeğin farkında olan bir kişi için elbette ki en önemli varlık Allah, en önemli konu da O'na yakınlaşmak olacaktır. Ancak insanlar dünya hayatının büyüsüne ve detaylarına kendilerini kaptırarak bu gerçeği hiç düşünmezler.
Allah vicdanlara bu fıtrata uygun tavır ve düşünceleri ilham eder. Bu nedenle her insanın vicdanı aslında Allah'ı hoşnut etmek ister. Bu yüzden insanın vicdanına ters düşecek şeyleri yapması zor ve sıkıntı verici bir iştir.
İnsanların Allah'tan uzak yaşamalarının nedeni hem bu sırrı bilmemeleri hem de dünya hayatının gerçek amacını ve ahiretin varlığını unutmalarıdır. Oysa Allah'ın ve cehennemin varlığından emin olan biri Allah'ı hiçbir zaman unutamaz.
Vicdan ve nefis arasındaki seçim aslında insan için hiç zor değildir. Çünkü Allah insanı vicdanının sesine uymaktan zevk alacak şekilde yaratmıştır. Bu yüzden Kuran'a uymak ve din ahlakına göre yaşamak da insanların tabiatına uygundur.
Allah, dünyada maddi ve manevi güzellikler verdiği vicdan sahibi kişileri, ölümlerinden sonra asıl mekanları olan cennetle müjdelemektedir. Cennet, dünya tarihi boyunca içlerindeki "doğruya yönelten ses"e uymuş, vicdanı en yüksek kişilerin biraraya geldikleri mekandır.
Ölüm hiç kimseye uzak değildir; belki bir insanın tahmin ettiğinden de yakın, belki bir adım ötesindedir... Bu dünya hayatını Allah'ın boş bir amaç uğruna yaratmadığı ve ölümün bir son olmadığı ise şüphe götürmez bir gerçektir.
Bir insan ne yaparsa yapsın vicdanı onu ölene kadar bırakmayacaktır. Çünkü vicdan, bir insanın tamamen kendi iradesinin dışında bir güçtür; Allah'ın sesidir. Herkes ölene kadar bu sesi duyacak, ancak bu sese uymayanlar öldükten sonra bunun şiddetli pişmanlığını tadacaklardır.
Ölüm hiç kimseye uzak değildir; belki bir insanın tahmin ettiğinden de yakın, belki bir adım ötesindedir... Bu dünya hayatını Allah'ın boş bir amaç uğruna yaratmadığı ve ölümün bir son olmadığı ise şüphe götürmez bir gerçektir. Herkesin hayatını bu büyük gerçeğe göre düzenlemesi gerekir.
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar