1. Hayatlarının sonuna kadar kalplerinde yaşadıkları şevki asla yitirmeyen yegâne kimseler müminlerdir. Çünkü müminlerin şevklerinin kaynağı, Allah'a olan imanları ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı kendilerine amaç edinmiş olmalarıdır.

"... Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar." (Rad Suresi, 21) ayetiyle de bildirildiği gibi müminler, her an Allah'ın azabından sakınırlar. Allah'ın dinine şevkle sarılır, büyük bir çaba harcarlar.

Allah Kuran'ın pek çok ayetinde şevkin önemine dikkat çekmiştir. "... Müminleri hazırlayıp-teşvik et..." (Nisa Suresi, 84) ayetiyle de emredildiği gibi, inananları şevklendirmek Kuran ahlakını yaşayan insanlar için önemli bir ibadettir.

Müminlerin Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak, hayatları boyunca Allah'ı hoşnut etmek için çaba harcarlar. Allah'ın hoşnutluğunu kazanma isteği, müminlerin en önemli şevk ve neşe kaynağıdır.

Sadakati en mükemmel şekilde yaşayan insanlar müminlerdir. Dünya hayatında karşılaşabilecekleri hiçbir şeyin Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktan daha kıymetli olamayacağını bilirler. Çünkü sadık olmaya en layık olanın sadece Yüce Allah olduğunu kavramışlardır.

Müminler için Allah'ın rızasını ve sevgisini kazanabilmek herşeyin üzerinde ve herşeyden önemli bir konudur. Bu nedenle Kuran'da bildirilen her ayeti büyük bir titizlikle uygulamaya çalışırlar. Bu konuda hayatları boyunca bir an olsun taviz vermemeleri de onların şevklerini ortaya koyan önemli bir delildir.

Vicdan, insanı her zaman için Allah'ı razı etmekten yana yönelten bir nimettir. Şevk sahibi insanlar da Kuran'a ve vicdanlarının seslerine en güzel şekilde uyarak, her zaman Allah'ın en razı olacağı şekilde hareket eden kimselerdir.

İyilikte ve yardımda bulunmayı Allah'ın rızasına ulaşmak için bir vesile olarak gören müminler, bu konuda hiçbir zaman şevklerini yitirmezler. Zorluklarla karşılaşmak, bu ideallerinden onları döndürmez. Aksine, zorluklara rağmen yaptıkları işlerin Allah Katında daha büyük bir hoşnutluğa vesile olacağını düşünerek sevinir ve daha da şevklenirler.

Şevk sahibi kimselerin farklılıkları, her zaman için en hayırlı olan davranışları, asla yılmadan ve gevşeklik göstermeden seçmeleriyle ortaya çıkar, bu kimseler Allah'ın rızasının en çoğunu aramakta kararlılık gösterirler.

Şevksizliğin kökeninde çoğu zaman bir iman zafiyeti olduğunu, bunun ne kadar tehlikeli bir tavır bozukluğu olduğunu kavrayan bir kimse, bu hastalıktan bir an önce kurtulabilmek için Kuran'da gösterilmiş olan tüm yollara uymalıdır.

Allah dine şevkle sarılanları ahiretteki dereceleri bakımından üstün tutmuş ve onlara nimetlerle donatılmış cennetlerini vaat etmiştir. Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde; (Vakıa Suresi, 10-13)

Müminler, Allah'ın rızasını kazanmak ve dine hizmet etmek amacıyla yaptıkları her işi sevinç ve neşeyle yerine getirirler. Onların yaşadıkları bu neşe 'iman neşesi'dir. İman neşesi; kalplerinde gerçek imanı yaşamayan kimselerin hiçbir şekilde taklit edemeyeceği, içten gelen, samimi bir neşedir.

Dine şevkle sarılan müminler, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlak modelini hiç zorlanmadan büyük bir zevkle yaşarlar. Allah için güzel ahlakta kararlılık gösterir ve bunu başarabilmiş olmaktan dolayı da büyük bir haz duyarlar.

Dünya hayatında kendisine Allah'ın rızasını kazanmayı amaç edinen bir kimse, kendi çıkarlarını zedeleyecek de olsa hiçbir zaman için adaletten taviz vermez, şahitliklerinde dürüst bir tavır sergilerler. Ve hepsinden önemlisi, tüm güzel ahlak örneklerini yaşamakta hayatlarının sonuna kadar büyük bir sabır ve kararlılık gösterirler.

Allah'a ve ahirete iman eden bir kimse, aklını, vicdanını ve tüm kapasitesini olabilecek en iyi şekilde kullanarak Kuran ahlakını ve dinin hükümlerini en mükemmel şekilde yaşamaya çalışır. İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler. (Müminun Suresi, 61)

Müminler, Allah'ın "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et." (İnşirah Suresi, 7) emrini en güzel şekilde yaşyar, bir an bile boş bir vakit geçirmemeye çalışır, insanın hiçbir zaman için Allah'ın rızasını kazanma konusunda kendisini yeterli göremeyeceğini bilerek şevk ve istekle hayırlarda yarışırlar.

İnsan gözünü çevirip de baktığı her yerde Allah'ın sanatının birbirinden hayranlık uyandırıcı delilleriyle karşılaşır. Müminler, Allah'ın evrenin her noktasında yarattığı düzenin mükemmelliği karşısında heyecana kapılırlar. Çünkü onlar bu harikalıkların ardındaki aklı, kudreti ve benzersiz sanatı görmekte ve Allah'ın büyüklüğünü düşünmenin zevkini yaşamaktadırlar.

İman edenler gelmiş geçmiş tüm Müslümanlar arasında Allah'a en yakın insan olabilmek ve eni göklerle yer kadar olan cennete kavuşmak için yarışmalıdırlar. Çünkü Allah ayetlerinde iman edenleri Kendi rahmetine kavuşabilmeleri için büyük bir şevkle hayırlarda yarışıp öne geçmeye çağırmaktadır.

Şevk ve heyecan, aslında hepimizin çok yakından tanıdığı ve çoğu zaman yaşadığı duygulardır. Fakat toplumun genelinde yaşanan şevk anlayışıyla, Kuran ahlakının kişiye kazandırdığı şevk arasında farklılıklar vardır.
Şevk, insanın herhangi bir konuya karşı içinde ciddi bir ilgi ve istek duyması ve bu amacına ulaşabilmek için samimi bir çaba harcamasıdır. Büyük olsun küçük olsun, her insanın hayatında şevkle sarıldığı pek çok konu vardır. Kimi zaman doğrudan maddi konularda yaşanan bu şevk kimi zaman da birtakım dünyevi hırslarda da kendini gösterir...
Bazı kimseler zengin olabilmek, makam mevki ve kariyer sahibi olabilmek için çabalarken, bazıları da insanlar arasında üstün konuma gelebilmek, saygınlık, itibar ve övgü kazanabilmek için emek sarf ederler.
Müminlerin yaşadığı şevk ve heyecan, cahiliye toplumunda hakim olan "çıkarlara dayalı şevk" anlayışından çok farklıdır. Onlar sevgilerini cahiliye toplumu gibi tutkuyla dünyaya değil, kendilerini yoktan var eden, rızıklandıran, yaşatan, sonsuz merhametli ve şefkatli olan Allah'a yöneltmişlerdir.
Bir insan şevkle ulaşmaya çalıştığı bir amaç için, genel halinden çok daha farklı ve azim dolu bir tavır sergiler. Öyle ki sonunda aklını, yeteneklerini ve tüm kapasitesini olabilecek en iyi şekilde kullanarak maddi ve manevi anlamda ciddi bir güç elde eder.
Çoğu insanın şevki kalıcı değildir. Bunun sebebi bu kimselerin şevklerinin sağlam bir temele dayanmayışıdır. Her ne olursa olsun şevklerini ayakta tutacak, onlara her an güç verecek kesin bir amaca sahip değildirler.
Hayatlarının sonuna kadar kalplerinde yaşadıkları şevki asla yitirmeyen yegane kimseler ise müminlerdir. Çünkü müminlerin şevklerinin kaynağı, Allah'a olan imanları ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı kendilerine amaç edinmiş olmalarıdır.
Sadakati en mükemmel şekilde yaşayan insanlar da yine müminlerdir. Onlar Allah'a iman eder ve sonsuza kadar O'na sadık kalacaklarına dair söz verirler. Ve bu sözlerini zorluklara rağmen hiçbir kuşkuya kapılmadan şevk ve heyecanla yerine getirirler.
Yarışıp öne geçenlere bu gücü veren elbette ki Allah'a olan bağlılıkları ve saygı dolu korkularıdır. İçlerindeki samimi iman onlara Allah'ın rızasını kazanma yolunda yarışıp öne geçecek kadar güçlü bir şevk kazandırmaktadır.
Müminlerin şevkindeki bu süreklilik ve istikrar, tümüyle onların samimi imanlarından kaynaklanır. Yoksa dünya hayatında yaratılan imtihanın bir gereği olarak şeytan aksi yönde sürekli olarak ciddi bir mücadele vermekte ve kendince müminleri güçsüzleştirip cansızlaştırmak, heyecanlarını ve şevklerini kırmak için tüm gücüyle çabalamaktadır.
Dinin gereklerini, Kuran ahlakının güzelliğini, İslam'ın insanlığa getirdiği maddi ve manevi tüm faydaları, diğer insanlara anlatmak Müslümanlara verilmiş bir sorumluluktur. Müslümanlar bu sorumluluğu hem bizzat kendileri yaşayıp çevrelerindekilere örnek olarak, hem de sözlü veya yazılı şekilde insanlara anlatarak şevkle yerine getirirler.
Dine şevkle sarılan müminler, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlak modelini hiç zorlanmadan büyük bir zevkle yaşarlar. Kimi zaman onların da nefislerine zor gelen durumlar olabilir, ancak onlar buna rağmen nefislerini yenip Allah için güzel ahlakta kararlılık gösterir ve bunu başarabilmiş olmaktan dolayı da büyük bir haz duyarlar.
Müminlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri ise zorluk anlarında da, refah ortamlarında da aynı karakteri, aynı samimiyeti ve şevki muhafaza ediyor olmalarıdır. Bunun en önemli sebebi onların zorluk ortamlarını, Allah'a olan bağlılıklarını ve imanlarının gücünü ispatlayabilecekleri önemli bir fırsat olarak değerlendirmeleridir.
Nimetlerden ve güzelliklerden en çok etkilenen ve en fazla zevk alabilen kimseler müminlerdir. Çünkü onlar herşeyi Allah’ın yarattığını bilmekte ve karşılaştıkları her olaya, her varlığa Allah'tan kendilerine ulaşan bir nimet olarak bakmaktadırlar.
Sevgiyi ve dostluğu en iyi bilen ve en güzel şekliyle yaşayan kimseler müminlerdir. Onlar birbirlerindeki mümin vasıflarını, iman ve vicdan alametlerini, birbirlerinin ihlas ve samimiyetlerini, Allah korkularına ve takvalarına dair alametleri gördükçe daha da şevklenirler, ahirette üstün makam sahibi kimseler olabileceğini ummanın heyecanını da yaşarlar.
Şevksizliğin kökeninde çoğu zaman bir iman zafiyeti olduğunu, bunun ne kadar tehlikeli bir tavır bozukluğu olduğunu kavrayan bir kimse, bu hastalıktan bir an önce kurtulabilmek için Kuran'da gösterilmiş olan tüm yollara uymalıdır. Öncelikle şevkin asıl kaynağının Allah korkusu olduğunu bilmeli ve bu yönde kendisini güçlendirmeli, derin bir tefekkürle Allah’a olan yakınlığını artırmalıdır.
İnsanı hem zihinsel hem de fiziksel açıdan güçlü ve zinde tutacak olan, imandır. Kişinin kalbindeki Allah korkusu onu her an uyanık, zinde ve güçlü kılar. Allah müminlere, Kendisi'ne olan imanlarına ve Kuran'a olan bağlılıklarına karşılık bu gücü verir. İnananların Allah'ın rızasını kazanma konusundaki istekleri ve şevkleri, onlara bu bitmek tükenmek bilmeyen gücü kazandırır.
Müminlerin en fazla heyecan duydukları konulardan biri de cenneti ve cennet nimetlerini düşünmektir. Çünkü cennet, insanlara, daha önce dünya hayatında eşine benzerine rastlamadıkları bambaşka bir hayat sunmaktadır. Orada dünya hayatında karşılaşılan eksikliklerin ve kusurların hiçbiri yoktur. Çünkü cennet, dünya hayatı gibi bir imtihan mekanı olarak değil, bir mükafat yurdu olarak yaratılmıştır.