Yunuslardaki Kusursuz Sistemler
Yunuslar, sevimli görünümleri, güçlü sosyal bağları ve dikkat çekici zekâlarıyla denizlerin en ilgi çekici canlıları arasında yer alırlar. Ancak onları özel kılan yalnızca davranışları değildir. Karanlık ve bulanık sularda çevrelerini algılamalarını sağlayan ekolokasyon sistemi, kendilerine özgü iletişim biçimleri, uyurken nefes almaya devam edebilmeleri ve dalış sırasında vücutlarında gerçekleşen hassas düzenlemeler, yunusların yaratılışındaki üstün özelliklerden yalnızca birkaçıdır.
Yunusların sahip oldukları bu sistemlerin her biri, farklı organların ve dokuların tam bir uyum içinde çalışmasını gerektirir. Bu kusursuz uyum, Yüce Allah’ın canlılar üzerindeki yaratma sanatının delillerindendir.
Karanlık Sularda Çevrelerini Nasıl Algılarlar?
Deniz suyu her zaman berrak değildir. Işığın ulaşmadığı derinliklerde veya tortularla bulanmış sularda gözle görmek oldukça zorlaşır. Buna rağmen yunuslar avlarını bulabilir, engellerden kaçınabilir ve çevrelerindeki nesneleri algılayabilirler.
Bunu sağlayan sistem “ekolokasyon”, diğer adıyla biyolojik sonar sistemidir.
Yunus, suya yüksek frekanslı tıklama sesleri gönderir. Bu sesler bir balığa, kayaya veya başka bir cisme çarptığında yankılanarak geri döner. Yunus, geri dönen yankıları değerlendirerek hedefin:
• Uzaklığı,
• Büyüklüğü,
• Şekli,
• Hareket yönü,
• Hızı
hakkında bilgi edinebilir.
Bazı deneylerde yunusların kalınlık, şekil ve malzeme bakımından birbirine benzeyen nesneler arasındaki farklılıkları da yankılar aracılığıyla ayırt edebildikleri görülmüştür. Bir canlının yalnızca birkaç ses yankısından çevresindeki cisimler hakkında bu kadar ayrıntılı bilgi elde edebilmesi, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken olağanüstü bir özelliktir.
Tıklama Seslerini Üreten Özel Yapı
Yunusların ekolokasyon sırasında kullandıkları tıklama sesleri ağızlarından veya gırtlaklarından çıkmaz. Bu sesler başlarının üst bölümünde, hava kanallarıyla bağlantılı özel dokuların bulunduğu bölgede meydana getirilir.
Bu bölgede “fonik dudaklar” adı verilen özel yapılar bulunur. Havanın bu dokulardan geçirilmesiyle yüksek frekanslı tıklamalar üretilir. Ardından ses, yunusun alın kısmındaki “melon” adı verilen yağlı dokudan geçer.
Melon, sesi meydana getiren organ değildir. Görevi, üretilen ses dalgalarını odaklamak ve belirli bir doğrultuda suya iletmektir. Melon dokusundaki yağların yoğunluğu ve dağılımı, sesin yönlendirilmesine uygun özel bir yapı meydana getirir.
Sesin üretilmesi, odaklanması ve hedefe gönderilmesi için birbirinden farklı dokuların aynı anda ve uyum içinde çalışması gerekir.
Yankıyı Alan Alt Çene
Yunuslarda yalnızca sesin gönderilmesi değil, hedeften dönen yankının alınması da özel bir sistemle gerçekleştirilir.
Geri dönen ses dalgalarının önemli bir kısmı, yunusun alt çene bölgesindeki özel akustik yağ dokuları tarafından alınır. Bu dokular, sesi orta ve iç kulağa iletir. İç kulakta sinir sinyallerine dönüştürülen bilgiler beyne gönderilir.
Beyin, yankının ne kadar sürede geri döndüğünü ve taşıdığı akustik özellikleri değerlendirir. Böylece yunus, çevresindeki nesneler hakkında kısa sürede bilgi sahibi olur.
Bu sistemde;
• Sesin üretilmesi,
• Melon tarafından odaklanması,
• Su içinde ilerlemesi,
• Hedeften yansıması,
• Alt çenedeki akustik yağ dokuları tarafından alınması,
• Kulağa iletilmesi,
• Beyinde değerlendirilmesi
gibi birçok aşama vardır.
Bu aşamalardan herhangi birinin görevini yerine getirememesi, bütün sistemin verimini etkiler. Tüm parçaların aynı amaca hizmet edecek biçimde bir araya getirilmiş olması, yunusların yaratılışındaki üstün düzeni göstermektedir.
Mesafeyi Yankının Dönüş Süresinden Belirlerler
Yunusların beyni, tıklama sesinin gönderilmesiyle yankının geri gelmesi arasında geçen çok kısa süreyi değerlendirir. Bu süre, hedefin uzaklığı hakkında bilgi verir.
Av uzaktayken yunus daha seyrek tıklamalar gönderebilir. Hedefe yaklaştığında ise tıklamalar giderek sıklaşır. Avın yakalanmasına yakın aşamada sesler son derece hızlı bir dizilim kazanabilir. Bu hızlı tıklama dizisine bilimsel çalışmalarda “terminal vızıltı” adı verilir.
Yunusun sinir sistemi, saniyenin çok küçük bölümlerinde gerçekleşen ses değişimlerini değerlendirerek uygun hareketin yapılmasını sağlar. Ses üretim sistemi, işitme organları, beyin ve kaslar arasında kesintisiz bir koordinasyon kurulmuştur.
Her Yunusa Özel Bir “İmza Islığı”
İriburun yunusların en dikkat çekici özelliklerinden biri, her bireyin kendine özgü bir “imza ıslığı” geliştirmesidir.
İmza ıslığı, yunusun kimliğini belirten özel bir ses biçimidir. Yunuslar bu sesi gençlik dönemlerinde geliştirir ve uzun yıllar kullanabilirler. Araştırmalar, diğer yunusların bu özel sesleri ayırt edebildiklerini göstermiştir.
Bilim insanları, yunuslara kendi imza ıslıklarının yapay olarak oluşturulmuş kopyalarını dinlettiklerinde, yunusların çoğunlukla aynı ıslıkla karşılık verdiklerini gözlemlemişlerdir. Buna karşılık, başka bireylere ait ıslıklara aynı tepkiyi vermemişlerdir.
Bu bulgular, imza ıslıklarının yunuslar arasında bireysel bir kimlik işareti olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu nedenle söz konusu sesler, insanlarda kullanılan isimlere benzetilmektedir. Ancak yunusların iletişimi insan diliyle aynı değildir. Buradaki dikkat çekici gerçek, her bireyin tanınmasını sağlayan, öğrenilmiş ve kişiye özgü bir ses sisteminin bulunmasıdır.
Yunusun kendine özgü sesi üretmesi, diğer bireylerin bu sesi tanıması ve hafızasında tutması; işitme, öğrenme, hafıza ve sosyal davranış sistemlerinin birlikte çalışmasını gerektirir.
Yunuslar Uyurken Nasıl Nefes Alırlar?
İnsanlarda solunum, uyku sırasında da büyük ölçüde kendiliğinden devam eder. Yunuslarda ise soluk almak için belirli aralıklarla su yüzeyine çıkmak gerekir. Çünkü yunuslar balık değil, akciğerleriyle solunum yapan deniz memelileridir.
Bu nedenle yunusların uyku sistemi kara memelilerinden farklıdır. Yunuslar dinlenirken beyinlerinin bir yarımküresi uyku hâline geçerken diğer yarımküresi daha etkin kalabilir. Bir süre sonra dinlenen ve etkin olan yarımküreler görev değiştirir.
“Tek yarımküreli uyku” olarak adlandırılan bu sistem sayesinde yunus:
• Soluk almak için yüzeye çıkabilir,
• Yüzmeye devam edebilir,
• Çevresini belirli ölçüde kontrol edebilir,
• Tehlikelere karşı tamamen savunmasız kalmadan dinlenebilir.
Beynin iki yarımküresinin sırayla dinlenmesi, solunumun sürdürülmesi ve yüzme hareketlerinin devam etmesi, son derece hassas bir düzenleme gerektirir. Yunusun yaşam ortamına tam uygun olan bu özellik, Allah’ın canlıları ihtiyaçlarıyla birlikte yarattığını gösteren delillerden biridir.
Dalış Sırasında Devreye Giren Hassas Düzenlemeler
Yunuslar nefes almak için su yüzeyine çıkmak zorundadır. Buna rağmen avlanmak ve hareket etmek için belirli sürelerle su altında kalabilirler. Dalış başladığında yunusun vücudunda birbiriyle bağlantılı birçok fizyolojik düzenleme gerçekleşir.
Kalp atışları yavaşlayabilir ve kan akışı beyin ile kalp gibi hayati organlara öncelik verecek şekilde düzenlenebilir. Kaslarda bulunan miyoglobin adlı protein ise oksijenin depolanmasına yardımcı olur. Böylece dalış süresince mevcut oksijen daha verimli kullanılır.
Yunusun;
• Ne zaman dalış yaptığının algılanması,
• Kalp hızının düzenlenmesi,
• Kan dolaşımının hayati organlara yönlendirilmesi,
• Kaslarda depolanan oksijenin kullanılması,
• Yeniden yüzeye çıkıldığında normal düzene geçilmesi
gibi birçok olayın uyum içinde gerçekleşmesi gerekir.
Solunum, dolaşım, sinir ve kas sistemlerinin ortaklaşa yürüttüğü bu düzen, yunusun denizde yaşayabilmesine imkân verir.
Annelerinden Öğrendikleri Özel Avlanma Teknikleri
Yunus yavruları anneleriyle uzun süre birlikte kalır. Bu dönemde yalnızca beslenip korunmaz; yaşadıkları çevreye uygun avlanma tekniklerini ve sosyal davranışları da öğrenirler.
Avustralya’daki Shark Bay bölgesinde yaşayan bazı yunuslar bunun dikkat çekici bir örneğini sergiler. Bu yunuslar, deniz tabanında yiyecek ararken burunlarının üzerine deniz süngeri geçirirler. Sünger, yunusun hassas burun bölgesini taşlardan, kabuklardan ve keskin yapılardan korur.
“Süngerle avlanma” olarak adlandırılan bu davranış, özellikle anneden yavruya aktarılır. Yavru, annesini uzun süre gözlemleyerek bu yöntemi öğrenir. Her yunusun kullanmadığı bu özel davranışın belirli aile hatlarında devam etmesi, yunuslarda sosyal öğrenmenin önemini göstermektedir.
Bir yunusun deniz süngerini seçmesi, onu burun bölgesine uygun biçimde yerleştirmesi ve av ararken koruyucu bir araç olarak kullanması son derece dikkat çekicidir.
Birlikte Uyguladıkları Avlanma Yöntemleri
Yunuslar bazı durumlarda tek başlarına, bazı durumlarda ise grup hâlinde avlanırlar. Bir balık sürüsünün çevresinde birlikte hareket ederek balıkları belirli bir bölgede toplayabilirler. Yunuslardan bazıları sürüyü sıkıştırırken diğerleri sırayla avlanabilir.
Bazı yunus toplulukları balıkları sığ bölgelere yönlendirir. Bazıları kuyruklarıyla deniz tabanındaki çamuru kaldırarak balık sürüsünün çevresinde geçici bir çamur halkası oluşturur. Çemberin içinde kalan balıklar kaçmaya çalışırken suyun dışına sıçrar ve dışarıda bekleyen yunuslar tarafından yakalanır.
Bu davranışlarda zamanlama, yön tayini ve grup üyelerinin birbirlerinin hareketlerine uyum sağlaması önemlidir. Farklı bölgelerde yaşayan yunusların farklı avlanma yöntemleri kullanmaları da onların öğrenme ve çevre şartlarına uyum sağlama kabiliyetlerini göstermektedir.
Yunus Topluluklarındaki Sosyal Ağ
Otago Üniversitesi’nden araştırmacı David Lusseau, Yeni Zelanda’nın Doubtful Sound bölgesinde yaşayan 64 iriburun yunustan oluşan bir topluluğu uzun süre incelemiştir.
Araştırmada yunusların rastgele bir kalabalık oluşturmadıkları; aralarında düzenli sosyal bağlantılar bulunduğu belirlenmiştir. Bazı bireylerin diğerlerinden daha fazla sosyal bağlantıya sahip olduğu görülmüştür.
Yapılan ağ analizlerinde, bazı bireyler varsayımsal olarak topluluktan çıkarıldığında bile sosyal ağın bütünüyle parçalanmadığı tespit edilmiştir. Çok sayıda bağlantıya sahip bireylerin çıkarılması, diğer yunuslar arasındaki bağlantı yollarını uzatmış; ancak topluluk ağı bütünlüğünü büyük ölçüde korumuştur.
Bu sonuç, yunus topluluklarının değişen şartlar karşısında dikkat çekici bir sosyal esneklik sergileyebildiğini göstermektedir. Ancak bu çalışma, yunusların bilinçli olarak bir iletişim ağı tasarladıkları anlamına gelmez. Ortaya çıkan düzen, Allah’ın bu canlılara ilham ettiği sosyal davranışların bir sonucudur.
Yunusları Allah Yaratmıştır
Yunusların ekolokasyon sistemi incelendiğinde birbirine bağlı çok sayıda özel yapı görülür. Fonic dudaklar sesi üretir, melon ses dalgalarını odaklar, alt çenedeki akustik yağ dokuları yankıyı kulağa iletir, iç kulak bu sesi sinir sinyallerine dönüştürür ve beyin gelen bilgileri değerlendirir.
Bunun yanında yunuslar kendilerine özgü imza ıslıklarıyla birbirlerini tanıyabilir, beyinlerinin yarısını sırayla dinlendirerek uyuyabilir, dalış sırasında oksijen kullanımını düzenleyebilir ve annelerinden özel avlanma yöntemleri öğrenebilirler.
Bu sistemlerin hiçbiri tesadüflerin veya bilinçsiz süreçlerin eseri değildir. Birbirinden farklı organların aynı amaç doğrultusunda kusursuz bir uyumla çalışması, üstün bir yaratılışın delilidir.
Yunusları, sahip oldukları bütün özelliklerle birlikte yaratan; onlara denizde yaşamaları için gereken sistemleri veren, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Yüce Allah’tır.
“O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hâkim’dir.”
(Haşr Suresi, 24)