İnsan Vücudu
Ağrı, nosiseptör adı verilen özel sinir uçlarının zararlı bir uyarıyı algılayıp bu bilgiyi beyne iletmesiyle ortaya çıkan hayati bir savunma mekanizmasıdır. Vücutta bir hasar oluştuğunda sinir uçları aktive olur; oluşan elektriksel sinyal omurilik aracılığıyla beyne taşınır ve beyin bu uyarıyı “ağrı” olarak yorumlar.
Hissettiğimiz her ağrı, yalnızca rahatsız edici bir duyum değildir. Aksine, organizmanın kendini korumak için devreye soktuğu son derece hassas bir erken uyarı sistemidir. Ağrı vücudunuzun güvenliğinisağlamak için tasarlanmış en temel koruma mekanizmalarından biridir. .
Midede her aşaması bir amaca yönelik olan çok detaylı bir tasarım vardır. Öncelikle sindirim için gerekli olan maddenin üretimi için, birtakım hücreler, yiyeceklerin sindirilmesi gerektiğinin şuurunda olmalıdırlar. Maddelerin formüllerinin tutturulması başlı başına bir olaydır. Bir hücrenin kimyasal formüller oluşturup, bu formülleri biraraya getirip bir madde oluşturmasının imkanı yoktur. Şuursuz atomlardan oluşan bir hücrenin böyle bir akla ve yeteneğe sahip olduğunu iddia etmek akılcılıktan uzaklaşmak demektir.
Boş midenin içinde "pepsinojen" isimli, sindirme özelliği olmayan bir enzim bulunur. Ancak mideye besinlerin gelişiyle birlikte, mide hücreleri HCL (hidroklorik) asit salgılamaya başlar. Bu sıvı boş midede bulunan pepsinojenin yapısını aniden "pepsin" isimli, çok güçlü bir parçalayıcı enzime dönüştürür. Bu da midedeki besinleri hemen parçalar. Darwinistler, mide boşken tamamen zararsız olan bir sıvının, midenin dolmasıyla birlikte çok güçlü bir parçalayıcıya dönüşmesinin bilinçsiz tesadüflerle ortaya çıkamayacağını düşünmezler.
Ortalama 10 cm büyüklüğündeki bir böbrekde 1.200.000 süzgeç ve bu süzgeçleri birleştiren 34 km uzunluğunda süzgeç kanalı vardır…
Küçücük olmasına rağmen GÜNDE 4 ARABA BENZİN DEPOSU kadar yani 200 LİTRE kan süzüyor. Kanda bulduğu 3000 farklı kimyasalın, faydalılarını bırakıp, zararlılarını da süzüp idrar yoluyla vücuttan atıyor.
Tüm bu özellikleriyle böbrek taklit edilmesi imkansız Yaratılış harikası bir makinadır.
Allah insan bedenini, bir bütün olarak kusursuz bir tasarımla yaratmıştır. Vücudumuzun gözle görülmeyecek kadar küçük olan her bir hücresinde büyük laboratuvarda yapılan işlemlerin tamamı, hatta daha fazlası yapılır. Vücudumuzdaki trilyonlarca hücrenin her biri Allah'ın kusursuz planı sayesinde zor görevlerini eksiksizce yerine getirir. Bunlar Allah'ın bize olan merhametinin ve şefkatinin bir sonucudur.
İnsan eli, yumruk sıkılmamış haldeyken bile herhangi bir nesnenin üzerine 45 kilo ağırlığında bir güçle darbe indirebilir. Diğer taraftan da başparmak ve işaret parmağı arasına aldığı, milimetrenin onda biri inceliğindeki bir kağıt parçasını da hissedebilir. Görüldüğü gibi bu iki işlem de birbirinden tamamen farklı niteliklere sahip işlemlerdir.
Allah, sizi bir za'ftan yarattı, sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı... (Rum Suresi, 54)
İnsan vücudu 100 trilyon müzisyenin oluşturduğu DEV BİR ORKESTRAYA benzetilebilir.
Bu orkestra 24 saat eşsiz besteleri seslendirir. Müzik kimi zaman hızlanır, kimi zaman yavaşlar. Kimi zaman tempolu, kimi zaman sakin bir melodi seslendirilir. Ancak orkestradaki müzisyenler, aralarındaki kusursuz uyumu hiçbir zaman kaybetmezler.
Peki bu eşsiz senfoniyi idare eden kimdir?
Nasıl olur da milyonlarca müzisyen aynı anda ortak notaları, farklı müzik aletleriyle çalabilir?
İnsan beyninde yaklaşık 100 milyar nöron bulunmaktadır. 50 tanesi bir nokta işaretinin içine sığabilecek kadar küçük olan nöronlar, tek bir çizgi halinde yan yana dizilseydi, uzunluğu yaklaşık 1000 kilometreyi bulurdu. Sadece 1400 gram ağırlığındaki bir organın bu kadar mükemmel bir iletişim ağına sahip olması, insan beyninin olağanüstü bir yaratılışörneği olduğunu göstermektedir.
İnsan gözü, dijital kamera terimleriyle eşdeğer bir çözünürlüğe dönüştürüldüğünde teorik olarak yaklaşık 576 megapiksel kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla gözümüz sayısal olarak şu andaki sıradan fotoğraf makinelerinin çok üzerindeki bir megapiksel ve çözünürlük kalitesine sahipdir.
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Rahman suresi- 21
Başta hissedilen ağrıların kaynağının beyin olmadığını biliyor muydunuz?
Beyin ağrı algısının merkezinde yer almasına rağmen ağrı reseptörlerine sahip değildir. Beyin ağrı algılayıcıları olmadığı için herhangi bir acıyı hissetmez. Ama çevresinde olan sinirler ve damarlar acıya duyarlı. Bu yüzden başda keskin ağrılar olabilir.
İnsan vücudundaki damarların toplam uzunluğunun yaklaşık 96,500 km olduğu tahmin ediliyor. Dünya’nın çevresinin yaklaşık 40,200 km olduğunu düşünürsek, insan vücudundaki damarların Dünya’nın çevresini iki defadan fazla dolaşabilecek bir uzunluğa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, insan vücudunun son derece karmaşık ve aynı zamanda son derece karmaxık ve aynı zamanda son derece mükemmel bir düzen içinde yaratıldığını göstermektedir.
Yetişkin insan bedeninde toplam 206 kemik var. Bu kemikler bir araya gelerek iskelet sistemini oluşturur. Vücudumuzdaki kemiklerin dörtte birini ayaklarımızdakı kemikler teşkil edir. Yani 206 kemiğin 52 tanesi ayak kemikleridir. Bebeklerde ise kemik sayısı farklıdır. Bunun nedeni, bebeklerdeki bazı kemiklerin (örneğin kafatası kemiklerinin) daha küçük parçalardan oluşmasıdır. Bu yapı, bebeğin doğum kanalından daha kolay geçmesini sağlar. Bu nedenle bebekler yaklaşık 300 kemikle dünyaya geler.
Kalbinizde yedek bir jeneratör olduğunu biliyor musunuz?
Kalpteki ana jeneratör çalışmadığında, yedek jeneratör hemen devreye girer. Yedek jeneratörün ana jeneratörle aynı anda var olması zaruridir. Kaldı ki kalp gibi son derece muhteşem ve ileri teknolojideki bir organın tesadüfle açıklanamayacağı aşikardır. Bu koruyucu sistem, evrimin iddia ettiği aşama aşama oluşumu reddeden binlerce örnekten sadece biridir. Tek açıklama özel bir tasarım, yani YARATILIŞ’tır.
Vücudumuzda bulunan OSTEOKLAST adlı hücre, kemilıerde kontrollü yıkım yaparak kemiğin biçim ve boyutunun değişmesini sağlar. Osteoklastların yıkım yaptığı bu süreçte, osteoblast adı verilen diğer hücreler ise iskeleti oluşturmak üzere yeni kemik dokusu üretir. Her insanda bu hücreler aynı görevleri yerine getirirler ve kafatasındaki kemiklerle uyluk kemiği arasındaki farklılıkları bilerek kemiklere nasıl şekil vereceklerini, ne zaman uzamasının duracağını, incelik ve kalınlığının nasıl olacağını bilirler. Vücudun iskelet sistemini adeta bir heykeltıraş titizliğiyle hazırlayan bu hücrelere her adımlarını ilham eden Yüce Allah'tır.
Kanı pıhtılaştıran protein olarak tanınan trombin, kan plazmasında sürekli dolaşmasına rağmen normal şartlarda, aktifleştirilmemiş formu olan protrombin olarak bulunur. Yalnız damar hasarı meydana geldiğinde pıhtılaşma faktörleri (faktör Xa gibi) devreye girer ve protrombini aktif trombine dönüştürür. Eğer bu mekanizma kontrolsüz çalışsaydı, tüm kan pıhtılaşır ve canlı yaşamını yitirirdi. Peki, cansız ve şuursuz atomlar hem kanamayı durdurmak için bu proteini tasarlamış hem de bu proteinin canlıya zarar vermesini önlemek için gerekli özellikleri düşünüp oluşturmuş olabilirler mi? Elbette ki hayır.
Tüm bunları tasarlayan ve yaratan, sonsuz kudret sahibi Yüce Allah’tır.
Gözyaşı yalnızca duygusal bir tepki değildir; gözü sürekli temizleyen, nemlendiren, besleyen ve mikroplara karşı koruyan hayati bir savunma sistemidir. Gözyaşının yokluğu, korneanın kısa süre içinde kör olması demektir. İçindeki lizozim enzimi, birçok bakteri türünü ve mikrobu öldürme özelliğine sahiptir. Hatta lizozim, binaları mikroplardan temizlemede kullanılan kuvvetli dezenfektanlarda yer alan maddelerden daha etkilidir. Gözyaşının bu kadar güçlü bir madde olmasına rağmen göze zarar vermeden, ölçülü bir güce sahip olması; son derece hassas bir sistemin ve kusursuz bir düzenin varlığının açık bir numunesidir.
Deri, iskelet sisteminden sonra vücudumuzun en geniş ve en ağır organıdır. Derimiz olmasaydı, vücudumuz yalnızca kas ve iskeletten oluşan bir yapı hâline gelirdi. Deri, sadece bir “örtü” değil. Deri sıcak, soğuk ve ağrı duyusunu hissetmemizi ve kendimizi korumamızı sağlar.
Pek akla gelmez ama derimiz sürekli kendini yeniler ve ölü hücrelerden kurtulur. Her saatte derimizden yaklaşık 600.000 parça dökülür ve derimizin tüm hücreleri ortalama 27 günde bir yenilenir.
Göz kırpma, dakikada yaklaşık 10 kez, gün içinde ise 10 binden fazla kez istemsiz olarak gerçekleşen bir reflekstir. Bu hareket, gözleri kuruluk, yoğun ışık ve yabancı maddelerden korur. Bir göz kırpma hareketi genellikle 100-400 milisaniye sürer ve vücuttaki en hızlı reflekslerden biridir.
Göz kırpmanın hızla ve otomatik olarak gerçekleşmesi, insan vücudunun mükemmel yaratıldığının kanıtıdır. Bu da Allah’ın yarattığı mükemmel düzenin bir başka örneğidir.
Dilimizin üzerinde ortalama 2.000-8.000 tat noktası bulunmaktadır. Bunlar 50 ya da 1000 ayrı grup halinde birbirine uyum sağlamış epitel hücreleridir. 18 İşte bu nedenle bir elmayıısırdığımızda, görmesek bile bunun elma olduğunu hemen anlarız. Aslında ise “Elma tadı” diye bir şey yoktur; her şey moleküllerden yaratıldığı için hissettiğimiz lezzet, Allah’ın sanatı olan o moleküler düzenin bize yansımasıdır.
Emme refleksi, yenidoğan bebeklerin hayatta kalmasını sağlayan beslenme refleksidir. Onlar parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenir. Anne karnında parmak emme ile başlayan bu talimleri doğum sonrası bebeğin beslenmesi için büyük önem taşımaktadır. Çünkü yenidoğan için süt, ilk aylarda tek ve zorunlu besin kaynağıdır. Çünkü yenidoğan için süt, ilk aylarda tek ve zorunlu besin kaynağıdır. Emme refleksinin zayıf olması veya hiç görülmemesi ise bazı nörolojik problemlerin işareti olabilir. Bu güçlü refleks, bebeğin dış dünyaya uyum sağlamasında ve yaşamını sürdürebilmesinde hayati rol oynar.
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar