logo HARUN YAHYA

Giriş

Giriş

Hayatınız boyunca pek çok insanla karşılaşmışsınızdır. Ailenizin, arkadaşlarınızın, okul ve iş hayatınızda karşılaştığınız insanların yanı sıra, her gün gazete sayfalarında dünyanın farklı yerlerinden yüzlerce insan görmüş, televizyon ekranlarında yüzlerce insanın tavrını izlemişsinizdir. Bir an için hafızanızdaki bu görüntüleri gözünüzün önünden geçirin. Çocukluğunuzdan beri görmeye alıştığınız yüz ifadelerini, konuşmaları hatırlamaya çalışın; bir kısım insanların hayata dair yaptıkları yorumları, sıkıntılarını, dertlerini dile getirdikleri hallerini; iş arkadaşlarınızın her gün tekrarlanan günlük konuşmalarını, ailevi sorunlarından, maddi sıkıntılarından, insanlarla aralarındaki problemlerinden bahsedişlerini; sokakta gördüğünüz insanları, otobüs duraklarında bekleyen, trafik sıkışıklığında evine dönmeye çalışan, geçen arabaların su sıçrattığı insanların yüz ifadelerini, kendi kendilerine söylenişlerini gözünüzde canlandırın.

Eğlence programlarından ekranlara yansıyan insan manzaralarını hatırlayın; kameraların karşısında eğleniyor gibi görünmeye çalışıp mutluluk oyunu oynayan, birbirleriyle dost olduklarını söyleyen ama her fırsatta birbirlerinin arkasından olmadık kötü sözler sarf eden, kıskançlık, kin ya da rekabet gibi duygular nedeniyle huzursuzluktan kurtulamayan kimi insanların ya da meslekleri gereği başkalarını eğlendirmeye çalıştıkları halde, kendi mutsuzlukları her hallerinden anlaşılan bazı insanların ruh hallerinin nasıl olduğunu bir düşünün.

Bir de dünya şartlarında olabilecek en üst hayat seviyesini elde etmiş, istediği anda istediği herşeyi elde edebilecek kadar çok parası olan, en güzel evlerde oturup en son model arabalarla dolaşan, en pahalı giysileri giyen, kariyerleriyle, itibarlarıyla toplumda en saygı duyulan, en sözü dinlenir hale gelen insanların hayatlarına bir göz atın.

Tüm bunları dikkatlice aklınızdan geçirdiğinizde çok önemli bir gerçeği fark ettiğinizi göreceksiniz. Hangi şartlar altında olurlarsa olsunlar bu insanları ortak bir noktada birleştiren önemli bir benzerlik vardır; insanların büyük çoğunluğu mutsuz bir hayat sürmektedir.

Ne sahip oldukları mal-mülk, ne yaptıkları işler, ne de sevdikleri insanlar, bu kişileri gerçek anlamda mutlu etmeye yetmemektedir. Mutluluk, huzur, neşe, sevinç gibi özelliklerin yerine, bu insanların hayatına hakim olan hep hüzün, karamsarlık, ümitsizlik gibi olumsuzluklardır. Çoğu insanın hayatının büyük bölümü bu ruh halinde geçer. Bu insanların mutlu olabildikleri anlar ise hem geçicidir hem de gerçek mutlulukla kıyaslandığında son derece yüzeyseldir. Hatta bazen de, hem kendilerini hem de çevrelerindeki insanları kandırmaya yönelik taklitlerden ibarettir. İçten içe ise çevrelerindeki güzelliklerin tadını almalarını engelleyen gizli bir azap yaşarlar.

Peki ama bu insanlar neden mutsuzdur? Neden iç dünyalarında azap duyar, neden huzursuz bir yaşam sürerler?

Bu insanların, en güzel nimetlerin içerisinde bile azap çekmelerinin ve mutsuz olmalarının nedeni, Allah'tan uzak bir hayat sürüyor olmalarıdır. Allah insanlara mutluluğu ancak iman ile verir, hayatın güzelliklerinden gerçek anlamda zevk alabilmelerini ancak bu şekilde mümkün kılar. Kuran'a uygun samimi bir iman olmadığı sürece, insanların hiçbir yolla, hiçbir yöntemle gerçek mutluluğu elde edebilmeleri mümkün değildir.

İşte bu kitapta bu önemli gerçeğe dikkat çekecek ve insanları gerçek ve samimi imanı yaşamaya davet edeceğiz. Bazı insanların, mutlu olabilmelerini, nimetlerden zevk alabilmelerini engelleyen ve kendilerini azaba sürükleyen bu sistemi, aslında kendi elleriyle oluşturduklarını anlatacağız. Mutsuzluktan ve gizli azaplardan kurtulabilmenin tek çözümünün, Allah'a samimi bir kalple iman etmek olduğunu ortaya koyacağız. Allah'a karşı bu mutlak samimiyet elde edilmediği sürece, insanların hiçbir yolla gerçek anlamda mutluluğu yaşayamayacaklarını ve dünyadaki bu gizli azapların ahirette sonsuz bir azaba dönüşebileceğini hatırlatacağız.

Allah bir ayette, "Mü'minler gerçekten felah bulmuştur" (Müminun Suresi, 1) şeklinde buyurarak, mutluluğu ve kurtuluşu bulanların müminler olduklarını bildirmiştir.

 

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER

Özet

Bu kitap bölümü, dünya şartlarında her türlü imkana sahip olmalarına rağmen insanların büyük çoğunluğunun yaşadığı mutsuzluğun temel nedenlerini incelemektedir. Allah'tan uzak bir hayat sürmenin beraberinde getirdiği manevi azap ve huzursuzluk vurgulanarak, gerçek mutluluğun ancak Kur'an'a uygun samimi bir iman ile elde edilebileceği üzerinde durulmaktadır.

Önemli Noktalar

  • Dünyevi nimetler ve yüksek hayat standartları insanlara gerçek mutluluğu ve huzuru vermeye yetmemektedir.
  • Mutsuzluğun ve iç dünyadaki gizli azabın temel sebebi, Allah'tan uzak bir yaşam tarzının benimsenmesidir.
  • İnsanlar kendi elleriyle oluşturdukları imansız sistem içerisinde aslında kendi azaplarını hazırlamaktadırlar.
  • Mutluluk, neşe ve huzur gibi değerler ancak Allah'a yönelen samimi bir imanla mümkün olmaktadır.
  • Gerçek kurtuluş ve felah, yalnızca Kur'an'daki iman ahlakının yaşanmasıyla elde edilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Gerçek mutluluk neden sadece maddi imkanlarla elde edilemez?

Mutluluk, huzur ve neşe gibi manevi özellikler maddeyle satın alınamaz. Allah'tan uzak yaşayan bir insanın iç dünyası, ne kadar zengin olursa olsun boşlukta kalmaya ve hüzün duymaya mahkumdur.

İnsanların yaşadığı gizli azabın temel nedeni nedir?

Nimetler içinde olsalar dahi insanların huzursuzluk çekmelerinin temel nedeni, yaratıcılarından bağımsız bir hayat sürmeleridir. Allah'a samimi bir kalple iman edilmediği sürece ruh gerçek tatminine ulaşamaz.

İman ahlakı insan hayatını nasıl dönüştürür?

Allah'a yönelik samimi bir iman, kişiye dünya hayatındaki güzelliklerin gerçek zevkini alabilme ve zorluklar karşısında huzur bulma imkanı tanır. Müminler, bu iman sayesinde gerçek anlamda felaha ve huzura kavuşurlar.

İnsanlar neden kendi mutsuzluklarını kendileri oluştururlar?

Allah'ın rızasını gözetmek yerine geçici hırslar, kin, kıskançlık ve rekabet gibi duygulara yönelmek, insanın kendi huzurunu bozmasına yol açar. Bu seçimler, dünyevi hayatta gizli bir azaba neden olan sistemi bizzat kişinin kendi elleriyle kurmasıdır.