Kuran'da müminlerin özelliklerinden biri şöyle bildirilmektedir:
“Onlar boş sözlerden yüz çevirirler.” (Müminun Suresi, 3)
“Boş bir söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler...” (Kasas Suresi, 55)
Allah, insanları boş ve faydasız sözlerden uzak durmaya yöneltirken, aynı zamanda müminleri tarif etmektedir. Burada, uyulması gereken bir ölçü ile birlikte, iman eden insanın hayatında ve karakterinde bulunan bir özellik ortaya konmaktadır. Mümin, boş sözlerden yüz çeviren, zamanını ve dikkatini değersiz şeylerin peşinde tüketmeyen insandır.
Kalbi Allah aşkıyla dolu olan bir insanın hayatında bu ayetlerin derin izleri vardır. Onun için boş şeylerden uzak durmak, hayatının doğal bir parçasıdır. Allah aşığı insan, kendisini Allah'tan uzaklaştırma ihtimali taşıyan şeylerden doğal olarak imtina eder.
İnsan kimi seviyorsa onu düşünür, onu zikreder, kimi önemsiyorsa onunla ilgilenir, kimi arıyorsa gözleri onu bulmaya çalışır. Sevgi, insanın yalnızca duygularını değil, zamanını, dikkatini, meraklarını ve hayattan ne beklediğini belirler.
Bütün kalbiyle Allah'ı seven insanın hayatındaki en büyük arayış da O'na yönelmektir. Rabbini bütün gücüyle tanımak, bütün benliğiyle O'na teslim olmak, bütün dikkatiyle O'nun rızasını aramak, aşk ve iştiyakla O'na yaklaşmanın yollarını aramak ve hayatını bu arayışlar etrafında şekillendirmek, onun hayatının en temel gayesidir.
Kalbi bu denli derin bir Allah aşkıyla dolu bir insan için kendisini Allah'tan uzaklaştıran, zamanını tüketen ve hayatına değer katmayan meşguliyetler zaten hiçbir cazibe taşımaz. Başkalarının hayatlarını uzun uzun konuşmak, insanların kusurlarını araştırmak, kimin ne yaptığını takip etmek, dedikoduların peşinden gitmek veya sonuçsuz tartışmaların içinde saatler geçirmek, Allah'a yakınlaşmayı arayan bir insan için bütünüyle anlamsızdır.
Hayatının önceliği Allah'a kul olmak olan bir insan her sözün peşinden gitmez, her merakı takip etmez, her tartışmaya dahil olmaz. Dedikodular, başkalarının hayatlarına duyulan merak, insanların ne söylediğini ve ne yaptığını sürekli takip etmek, başkalarının kusurlarını konuşmak, sonuçsuz tartışmalara saatler ayırmak ve dünya hayatına ait daha pek çok meşguliyet insana hiçbir fayda sağlamaz. Bir işin, bir davranışın, bir sözün, bir merakın veya bir tartışmanın dikkate değer olup olmadığını belirleyen temel ölçü, insanı Allah'a yaklaştırıp yaklaştırmadığıdır. Allah aşığı, kendisini Allah'tan uzaklaştıracak veya O'na yönelişini zayıflatacak şeylere hayatında yer vermez.
Ancak elbette insan, hayatın doğal akışı içinde çeşitli konularla ilgilenebilir, zaman zaman başkalarıyla bunlar hakkında konuşabilir, maç izleyebilir, sosyal medyayı ve gündemi takip edebilir veya zevk aldığı hobilerle, örneğin modayla ya da sporla ilgilenebilir. Allah aşığının özelliği, bunların hiçbirini hayatının merkezine yerleştirmemesidir. Bunların kendisini Allah'tan uzaklaştıracak, vaktini gereksiz yere tüketecek veya kalbini asıl amacından koparacak bir meşguliyet haline gelmesine izin vermez.
.jpg)
Ömür, her konuya saatler ayırmaya yetecek kadar uzun değildir. Hiçbir sonucu olmayan tartışmalar uğruna saatler harcamak, fayda vermeyecek şeylerle uzun uzun ilgilenmek insanı Allah'a yaklaştırmayacak, ona gerçek bir katkı sağlamayacak, onun ne ruhunu ne de kişiliğini geliştirmeyecektir. Üstelik bir süre sonra insan vakit ayırdığı işleri, hakkında tartıştığı konuları unutacak, söylediği ya da karşı taraftan işittiği sözler önemini kaybedecektir. Harcanan zaman ise asla geri gelmeyecektir.
Bu yönüyle zaman, diğer bütün nimetlerden farklıdır. Kaybedilen bir mal yeniden kazanılabilir, bozulan bir eşya yenilenebilir. Fakat geçen zamanın telafisi yoktur. Zaman, biz hiç farkına varmadan kum saati gibi eksilir durur. Biz hayatımızı ileriye doğru yaşadığımızı sanırken, ömür sürekli geriye doğru saymaktadır. Her geçen gün, bizi hayatımızın son gününe biraz daha yaklaştırmaktadır.
İnsan bir saatini gereksiz bir tartışmaya verdiğinde, o saati bir daha geri alamaz. Başkalarının hayatlarını konuşarak geçirdiği zaman, kendi ahiret hayatını güzelleştirmek için kullanabileceği zamandan eksilir. Faydasız bir merakın peşinden geçirdiği saat, Allah'ı zikredebileceği, Kuran okuyabileceği, kendisini geliştirebileceği, bir iyilik yapabileceği veya ailesine ve sevdiklerine ayırabileceği bir saat olmaktan çıkar.
İnsanın kendisini asıl amacından uzaklaştıran bu tür meşguliyetlere yönelmesinde şeytanın payı büyüktür. Fakat hesap günü geldiğinde şeytan, insanın üzerinde herhangi bir gücü olmadığını söyleyerek kendi sorumluluğunu reddeder ve insanı kendi tercihlerinden dolayı suçlar. Kuran'da şeytanın o gün söyleyeceği söz şöyle bildirilir:
“Benim sizin üzerinizde herhangi bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın.” (İbrahim Suresi, 22)
İnsan kendisini boş bıraktığında zihni ve hayatı boş kalmayacaktır. Zihin mutlaka bir şeyle meşgul olur ve insan mutlaka bir şeylerin peşinden gider. Eğer dikkatini Allah'a, Kuran'a, güzel amellere yöneltmezse, başka meşguliyetler bu alanı doldurur. İmam Gazâlî, İhyâü Ulûmi'd-Dîn adlı eserinde kalbi bir eve veya kaleye, şeytanı ise bu eve girmeye çalışan bir düşmana benzetir ve kalbin zikir, ilim ve güzel amellerle doldurulmadığında şeytanın oraya girmesinin kolaylaşacağını ifade eder.
“Kalp bir kaledir veya bir evdir. Şeytan ise o eve girmek isteyen bir düşmandır. Eğer ev zikrullah ile, ilim ve güzel amelle dolu olmazsa kapıları açık kalır ve şeytan kolayca içeri girip yerleşir.”
Muhyiddin İbn Arabî'ye atfedilen şu söz de bu açıdan düşündürücüdür:
“Allah Kendisinden başka bir fikrin, kulunun gönlüne girmesinden razı değildir. Gönül evini Hakk'ın rızasına muhalif olan düşüncelerden korumak lazımdır. Zira gönül, Hakk'ın hazinesi, kişi de onun hazinedarıdır. Hakk'ın fikrinden gayrı fikirler yol kesicidir. Onların gönle girmesine izin vermemek gerekir.”
İnsan için asıl kayıp, malını veya sahip olduğu maddi bir şeyi kaybetmesi değil, ahireti kazanma imkanını kaybetmesidir. Asr Suresi'nde bildirildiği üzere, ziyandan kurtulanlar iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir.
“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka.” (Asr Suresi, 1-3)
Hesap günü geldiğinde boş şeyler kişiyi terk edecek, insanın yanında yalnızca hayatını neye adadığı kalacaktır. O gün, başkalarının hayatına dair ayrıntılar, dedikodular, gereksiz tartışmalar, insanların ne düşündüğü ve ne yaptığı, dünya hayatının sayısız geçici meşguliyeti hep geride kalır. İnsan o gün eline aldığı amel defterinde başkalarının hayatlarını değil yalnızca kendi hayatını, başkalarının yaptıklarını değil kendi yaptıklarını bulur. Kuran, o gün insanın karşılaşacağı manzarayı şöyle bildirir:
“Eyvah bize! Bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” (Kehf Suresi, 49)
Dünyada önemsiz görülen sözlerin ve davranışların dahi insanın karşısına çıkacağı böyle bir günde, “Nasıl olsa önemli değil” diyerek geçirilen zamanların gerçek değeri anlaşılacaktır. Kuran, insanın o gün yaşadığı pişmanlığını şöyle bildirir:
“Rabbim! Beni geri döndürün. Belki geride bıraktığım dünyada salih amel işlerim.” (Müminun Suresi, 99-100)
Dünya hayatını boş ameller peşinde geçirmiş olan insan, o gün, “Keşke Allah'a daha çok yönelseydim, keşke Kuran ayetlerini hayata geçirmek için daha çok çabalasaydım, keşke kendimi daha fazla geliştirseydim, keşke insanlarla uğraşmak yerine kendi eksiklerimle ilgilenseydim, keşke ömrümü boş şeylerle tüketmeseydim, keşke ahiretim için daha fazla azık hazırlasaydım” der, ama artık bir geri dönüş yolu yoktur. Dünyada Allah'a yönelmiş olan mümin ise o gün büyük bir sevinç ve huzur içinde şöyle diyecektir:
“Alın, kitabımı okuyun! Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” (Hakka Suresi, 19-20)
Şu an insanın elindeki en büyük nimetlerden biri, hala hayatta olması ve ahireti kazanmak için hala vaktinin bulunmasıdır. İnsan henüz hayattayken bu güzel sona hazırlanma imkanı vardır. Kendini değiştirebilir, eksiklerini tamamlayabilir, yanlışlarından dönebilir, boş meşguliyetlerden sıyrılabilir ve bütün kalbiyle Allah'a yönelebilir. Atacağı samimi bir adım, hesap günündeki pişmanlıktan kurtulmanın başlangıcı olabilir.
.jpg)