Allah’ın dinini samimi bir şekilde yaşayan ve insanlara tebliğ etmek için çaba gösteren müminler, tarih boyunca Kur’an’da haber verilen çeşitli imtihanlarla karşılaşmışlardır. Bu, Allah’ın Kur’an’da bildirdiği değişmez bir gerçektir:
“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?..” (Bakara Suresi, 214)
Kur’an ayetlerinde, iman edenlere atılan iftiralara ve onları itibarsızlaştırmak amacıyla aleyhlerinde söylenen sözlere sıkça yer verilmektedir. Müminlere yönelik bu iftiralardan bazıları şunlardır:
• Düşük akıllı olduklarının ileri sürülmesi (Bakara Suresi, 3)
• İman eden iffetli kadınlara yönelik iftiralar (Nisa Suresi, 156)
• Şaşırmış ve sapmış olduklarının söylenmesi (A’raf Suresi, 60)
• Akli yetersizlikle itham edilmeleri (A’raf Suresi, 66)
• Yalancılıkla suçlanmaları (Sâd Suresi, 4)
• Dini değiştirdiklerinin iddia edilmesi (A’raf Suresi, 70)
• Aşırı derecede temizlenmek isteyen kimseler olduklarının söylenmesi (A’raf Suresi, 82)
• Ülkede bozgunculuk çıkardıklarının ileri sürülmesi (A’raf Suresi, 127)
• Uğursuzluk getirdiklerinin söylenmesi (A’raf Suresi, 131)
• Her söze kulak veren ve casus olduklarının iddia edilmesi (Tevbe Suresi, 61)
• Sığ görüşlü olduklarının ileri sürülmesi (Hud Suresi, 27)
• Cinsel saldırıda bulunduklarının iddia edilmesi (Yusuf Suresi, 25)
• Cinlenmiş olduklarının söylenmesi (Hicr Suresi, 6)
• Deli olduklarının iddia edilmesi (Mü’minun Suresi, 25)
• Sihir ve büyü yoluyla insanları etkilediklerinin ileri sürülmesi (Taha Suresi, 57)
• Çıkar ve üstünlük peşinde olduklarının iddia edilmesi (Mü’minun Suresi, 24)
• Başka bir topluluktan yardım aldıkları ve söylediklerini başkalarından öğrendikleri iddiası (Furkan Suresi, 4-5)
• Zorba olduklarının iddia edilmesi (Kasas Suresi, 19)
• Uğursuzluk getirdiklerinin söylenmesi (Yasin Suresi, 18)
• Aşağı sınıftan olduklarının ileri sürülmesi (Zuhruf Suresi, 52)
• Hırsızlıkla suçlanmaları (Yusuf Suresi, 77)
• Azgın olduklarının iddia edilmesi (Necm Suresi, 2)
Bu kadar çok ve birbirinden farklı suçlamanın yöneltilmesindeki amaç, iman edenleri bir iftiradan kurtulduklarında başka bir iftirayla karşı karşıya bırakmak ve herhangi bir suçlamanın geçersiz olduğu ortaya çıktığında yeni bir ithamla onları yeniden suçlu göstermeye çalışmaktır.
Kur’an’da Allah, iman edenlere karşı kurulan tuzaklardan, bu tuzakları kuranların ruh hallerinden, insanların önünde gerçekleştirilen sorgulamalardan, sorgulayanlardan, yöneltilen ithamlardan, bu ithamlara karşı verilen cevaplardan, ortaya konulan delillerden ve hatta hükmedilen cezalardan söz etmektedir. Böylece müminlerin tarih boyunca karşılaşacakları imtihanların çeşitli örnekleri bizlere bildirilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de müminlerin karşılaşacakları bildirilen bu tür durumların benzerleri, önceki İlahi kitaplarda ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde de anlatılmaktadır.

Bu konulara dair bazı örnekler şöyledir:
Yakalama, Gözaltı ve Tutuklamalar
Kur’an’da anlatılan kıssalarda, müminlerin tarih boyunca çeşitli iftiralar ve baskılar nedeniyle yakalandıkları, gözaltına alındıkları veya tutuklandıkları görülmektedir. Onlara yönelik bu tür tedbirlerin temelinde çoğu zaman gerçek bir suç değil, kendilerine kurulan tuzaklar, atılan iftiralar ve Allah’ın dinini tebliğ etmelerinin engellenmek istenmesi bulunmaktadır.
Örneğin bir ayette Hz. Hud’un kavmine şöyle söylediği aktarılmaktadır:
“Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?” (Şuara Suresi, 130)
Bir diğer örnek Hz. Nuh’tur. Kur’an’da şöyle bildirilmektedir:
“… böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: ‘Delidir’ dediler. O ‘baskı altına alınıp engellenmişti.’” (Kamer Suresi, 9)
Bu ayetten, Hz. Nuh’un inkârcılar tarafından baskı altına alındığı ve faaliyetlerinin engellenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Hz. Musa da Firavun’la karşı karşıya geldiğinde benzer bir baskıyla karşılaşmıştır:
Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik beklet (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla". (A’raf Suresi, 111)
İşbirlikçilerin Önceden Ayarlanması
Firavun’un Hz. Musa ve Hz. Harun’a karşı hazırladığı düzenin yalnızca kendi iradesinden ibaret olmadığı, çevresindeki kişilerden de yardım aldığı ayetlerden anlaşılmaktadır:
“Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder. Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler." (Şuara Suresi, 36-37)
Ayetlerden anlaşıldığı üzere, Hz. Musa’ya karşı Firavun’la iş birliği yapan kişiler (toplayıcılar) bulunmakta ve bunlar, onun karşısında kullanılacak kimseleri bir araya getirmekle görevlendirilmişlerdir.
Hz. Musa ve Hz. Harun’un hemen halkın huzuruna çıkarılmaları yerine, önce bekletilmeleri ve ardından kendilerine karşı kullanılacak kişilerin hazırlanması, onlara yönelik planlı bir mücadele yürütüldüğünü göstermektedir.
Firavun ve çevresindekiler, bu kişilerin desteğiyle Hz. Musa’ya karşı kurdukları hileli düzenin başarıya ulaşacağını düşünmüşlerdir. Ancak sonuç onların beklediğinden tamamen farklı olmuştur. Hz. Musa, Allah’ın yardımıyla galip gelmiş ve kurulan düzen boşa çıkmıştır. Böylece Allah’ın vaadinin hak olduğu ortaya çıkmış; Hz. Musa, Rabbimizin mucizesi vesilesiyle dönemin güçlü düzenlerinden birine karşı üstün gelmiştir.
Sahte Deliller ve Rol Yapıp Yalan Söyleyen Tanıklar
Kur’an’da Hz. Yusuf’un başından geçen olaylar arasında, sahte delillere ve gerçeği gizlemeye dayanan iki önemli tuzak da anlatılmaktadır.
Bunlardan ilki, Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerinin, babalarını onun öldüğüne inandırmak amacıyla gömleğini kana bulamalarıdır. Ayette, kardeşlerinin söyledikleri yalana inandırıcılık kazandırmak için nasıl bir anlatım kullandıkları da görülmektedir:
“Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." (Yusuf Suresi, 17)
Ardından sahte delil olarak kanlı gömleği getirmişlerdir:
“Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır." (Yusuf Suresi, 18)
Gerçekte var olmayan bir durumu gerçekmiş gibi göstermek amacıyla sahte deliller kullanılması Hz. Musa kıssasında da görülmektedir. Firavun, Hz. Musa’ya karşı üstünlük sağlamak amacıyla sihirbazları toplamış ve onların insanları yanıltmasını istemiştir:
“(Musa:) "Siz atın" dedi. -sihirbazlar- (Asalarını) atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.” (Araf Suresi, 116)
Tuzak Kuranların Destek Alması
İman edenlere karşı tuzak kuranlar, sahip oldukları gücü ve arkalarındaki desteği çoğu zaman gözlerinde büyütür ve bu güç sayesinde kesinlikle galip geleceklerini zannederler.
Firavun’un Hz. Musa’ya karşı Haman’ı da kullanarak güç gösterisinde bulunmaya çalışması bunun örneklerinden biridir:
“Firavun dedi ki: “Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum.” (Kasas Suresi, 38)
Firavun, Hz. Musa’ya karşı çeşitli güç gösterilerinde bulunmuş, çevresindeki yöneticilerden ve destekçilerinden yardım almıştır. Ancak sahip olduğu güç ve yanında bulunan kişiler, onun mağlubiyetini engelleyememiştir.
Nitekim Allah şöyle bildirmektedir:
“Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.” (Kasas Suresi, 8)
Cezanın Önceden Belli Olması
Firavun, Hz. Musa’yı halkın önüne çıkarıp yargılıyormuş gibi görünerek adil bir yönetici izlenimi vermeye çalışmıştır. Ancak gerçek niyetinin adaleti sağlamak değil, Hz. Musa’yı ortadan kaldırmak olduğu sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır:
“Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mü’min Suresi, 26)
Bu ifade, görünürdeki yargılama ve suçlamaların ardında önceden verilmiş bir kararın bulunabileceğini göstermektedir.
Cinsel Saldırı İftirası
Peygamberlere yönelik çeşitli iftiralar arasında, insanları en hızlı etkileyebilecek alanlardan biri cinsellikle ilgili suçlamalardır. Bu tür iftiralar, hem ortaya atılmasının kolay olması hem de toplum üzerinde güçlü bir etki meydana getirmesi nedeniyle, masum insanları itibarsızlaştırmak isteyenler tarafından kullanılabilmektedir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) de çeşitli iftiralara ve ithamlara maruz bırakılmıştır. Oysa Allah, onun doğru yoldan ayrılmadığını ve azmadığını açıkça bildirmiştir:
“Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.” (Necm Suresi, 2)
Hz. Yusuf da cinsellikle ilgili bir iftiraya maruz kalan peygamberlerden biridir. Evinde kaldığı Mısır yöneticisinin karısı, Hz. Yusuf’a karşı bir arzu duymuş ve onu günaha sürüklemek istemiştir:
“Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (Yusuf Suresi, 23)
Hz. Yusuf bu teklif karşısında Allah’a sığınmış ve iffetsizliğe yanaşmamıştır. Ancak bunun ardından kendisine iftira atılmış ve zindana gönderilmesine sebep olunmuştur. Daha sonra ise gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır:
“(Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiçbir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir." (Yusuf Suresi, 51)
Tuzak Kurma ve Uydurulmuş Suçlamalar Yapılması
İman edenlerin düşman olarak görülmelerinin temel nedenlerinden biri, Allah’a iman etmeleri ve insanları yalnızca Allah’a kulluk etmeye çağırmalarıdır. Bununla birlikte peygamberler, kendilerine yöneltilen asılsız suçlamalarla da karşı karşıya kalmışlardır.
Hz. Musa’ya, toplumu ve yönetimi ele geçirmek ve üstünlük sağlamak istediği şeklinde suçlamalar yöneltilmiştir:
“Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler.” (Yunus Suresi, 78)
Başka bir ayette ise Hz. Musa ve Hz. Harun’un, insanları yurtlarından çıkarmak ve mevcut düzeni değiştirmek istedikleri ileri sürülmektedir:
“Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler." "Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (Taha Suresi, 63-64)
Böylece iman edenlerin Allah’a iman etmeleri ve insanları hak dine çağırmaları, toplumun düzenini bozmak ve insanları yoldan çıkarmak şeklinde gösterilmeye çalışılmıştır. Kurulan tuzaklarla onların tebliğ faaliyetleri engellenmek istenmiştir.
Hırsızlık Suçlaması
Peygamberler, son derece güzel ahlaklı, haram ve helal konusunda titiz ve güvenilir insanlar olmalarına rağmen, olmadık ithamlarla karşılaşmışlardır. Allah’ın dinini tebliğ etmeye başladıklarında, daha önce kendilerine yöneltilmemiş birçok suçlamayla karşı karşıya kalmışlardır. Bu ithamlardan biri de hırsızlık suçlamasıdır. Örneğin Hz. Yusuf’un kardeşleri, onun hakkında asılsız bir hırsızlık iddiasında bulunmuşlardır:
“Dediler ki: "Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir." (Yusf Suresi, 77)
Küçük Düşürme Çabaları
Firavun, Hz. Musa’ya karşı çeşitli yöntemler kullanarak onu insanların gözünde küçük düşürmeye çalışmıştır. Hz. Musa’nın kendi sarayında büyüdüğünü hatırlatarak onu minnet altında bırakmak istemiş, geçmişte yaşanan bir olayı da gündeme getirerek onu toplum önünde zor durumda bırakmaya çalışmıştır.
Firavun’un bu sözlerine karşı Hz. Musa son derece sakin, açık ve tevekküllü bir cevap vermiştir:
“(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin.
(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı." (Şuara Suresi, 18-21)
Hz. Yusuf kıssasında da küçük düşürme çabasının bir örneği görülmektedir. Kendisine yöneltilen cinsel saldırı iftirası sonucunda zindana atılmakla tehdit edilmiştir:
“Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." (Yusuf Suresi, 32)
Delilik ile İtham Edip Hapse Atma Tehdidi
Peygamberler, Allah’ın dinini tebliğ ettiklerinde ve kendilerine yöneltilen suçlamalara cevap verdiklerinde, zaman zaman delilikle itham edilmişlerdir:
“Yahut: ‘Onda bir delilik var’ mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.” (Mü’minun Suresi, 70)
Ancak inkârcılar, bu iftiraların yeterli olmayabileceğini düşündüklerinde daha ağır baskı yöntemlerine başvurmuşlardır. Peygamber Efendimiz (sav)’e karşı kurulan tuzaklardan biri de bunun açık bir örneğidir:
“Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.” (Enfal Suresi, 30)
İnkârcılar Hz. Musa’ya ve diğer peygamberlere karşı da çeşitli tuzaklar kurmuşlardır. Ancak Allah, onların tuzaklarını bozarak planlarını boşa çıkarmıştır:
“Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.” (Enbiya Suresi, 70)
Bu iftiraların ve baskıların temel amacı, peygamberlerin samimiyetinden, güzel ahlakından ve doğru sözlülüğünden kaynaklanan etkileyiciliği kırmaya çalışmaktır.
Hz. Musa’nın doğru ve etkileyici sözleri Firavun’u öfkelendirmiş, zorba karakterini bir kez daha açığa vurmuştur. Eğer tebliğine devam eder ve Mısırlıların putperest dinine inanmazsa yani kendisini İlah olarak kabul etmezse (Allah'ı tenzih ederiz), Hz. Musa'yı hapse atacağını söylemiştir:
“(Firavun) Dedi ki: ‘Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir.’ ‘Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir’ dedi (Musa). (Firavun) dedi ki: ‘Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.’” (Şuara Suresi, 27-29)
Kur’an’da Hz. Musa’nın Allah’ın emriyle Firavun’a gidişi ve aralarında geçen konuşmalar ayrıntılı olarak bildirilmektedir. Bu ayetler, Firavun’un Hz. Musa’nın sözlerine karşı haklı ve akılcı bir cevap vermek yerine, onu tehdit etmeyi ve baskı altına almayı tercih ettiğini göstermektedir.
Firavun, Hz. Musa’nın etkisini kırabilmek için çevresindekilerin desteğini almaya çalışmış; kimi zaman onu tehdit etmiş, kimi zaman işlemediği suçlarla itham etmiş, kimi zaman da alaycı ve küçümseyici bir üslupla onu toplumun gözünde itibarsızlaştırmaya uğraşmıştır.
Ancak Hz. Musa, Allah’ın verdiği güç ve hikmetle bütün bu saldırılara karşı koymuştur. Firavun ise gerçeği gördüğü halde bundan ders çıkarmamış, zorbalıkta ısrar etmiştir. Bunun sonucunda Allah, onu ve maiyetindekileri yok etmiş; Hz. Musa’yı ve ona iman edenleri zalimlerin elinden kurtarmıştır.
Ailelerin Müdahil Olması
Kur’an ayetlerinde iman edenlerin, öncelikle yakınlarını Allah’a ve ahiret gününe iman etmeye davet etmeleri gerektiği bildirilmektedir. Hz. İbrahim de bu emir doğrultusunda babasına putlara tapmanın Allah'a ortak koşmak anlamına geldiğini ve insanın yalnızca Allah’a kulluk etmesi gerektiğini hikmetli bir şekilde anlatmıştır:
“Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum." (Enam Suresi, 74)
Hz. İbrahim, babasına son derece nezaketli bir şekilde şöyle seslenmiştir:
Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? "Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım." (Meryem Suresi, 42-43)
Hz. İbrahim babasına karşı cesur, nezaketli ve tevekküllü bir tavır sergileyerek Allah’ın emrini yerine getirmiştir. Ancak babası, Hz. İbrahim’in tebliğine karşı çıkmış ve onu ölümle tehdit etmiştir:
“(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, git." (Meryem Suresi, 46)
Hz. İbrahim babasının sevgisini, desteğini ve sahip olduğu imkânları kaybetme ihtimaline rağmen Allah’ın dinini tebliğ etmekten vazgeçmemiştir. Ölüm tehdidine dahi aldırmadan doğru bildiğini söylemiş ve Allah’a olan teslimiyetinden taviz vermemiştir.
İddiaların Hikmetli ve Güçlü Cevaplarla Çürütülmesi
Peygamberlere karşı ileri sürülen iddialar çoğu zaman temelsiz ve çarpık düşüncelere dayandığı için, peygamberler tarafından hikmetli ve akılcı cevaplarla kolaylıkla çürütülmüştür.
Allah’a karşı büyüklenen kişilere karşı Hz. İbrahim’in verdiği cevap bunun en güzel örneklerinden biridir:
“Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti...”
… "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara Suresi, 258)
Allah’ın varlığını ve kudretini insanlara anlatan peygamberler, kendilerini savunurken ve Allah’ın dinini tebliğ ederken hikmetli, akılcı ve etkileyici anlatımlar kullanmışlardır. Onların samimi imanları sözlerinin etkisini artırmış; kendilerine yöneltilen itiraz ve saldırılar Allah’ın yardımıyla geçersiz hale gelmiştir.
Kendilerini doğru yolda zanneden, mallarına, güçlerine ve destekçilerine güvenen inkârcılar ise iman edenler karşısında çoğu zaman çaresiz kalmışlardır. Çünkü Allah’ın yaratışını, kudretini ve hikmetini anlatan iman sahipleri karşısında batıl düşüncelerini savunmaları mümkün değildir. Hak karşısında batılın eninde sonunda yenilgiye uğraması Allah’ın değişmez kanunlarından biridir.
Hz. İbrahim’in kavminin taptığı putların hiçbir güce sahip olmadığını göstermek için izlediği yöntem de bunun dikkat çekici bir örneğidir. Kavminin putlarını kırmış ve yalnızca büyük olanını bırakmıştır. Kavmi, bunu kimin yaptığını anlamaya çalışmış ve Hz. İbrahim’i sorguya çekmiştir:
“Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?” (Enbiya Suresi, 62)
Hz. İbrahim ise şöyle cevap vermiştir:
“Hayır” dedi. “Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin.” (Enbiya Suresi, 63)
Hz. İbrahim’in bu hikmetli cevabı, kavmini kendi inançlarının çelişkisiyle yüzleşmeye zorlamıştır. Konuşamayan ve kendilerini dahi koruyamayan putların ilah olamayacağını düşünmek zorunda kalmışlardır.
Hz. İbrahim’in bu tavrında dikkat çeken en önemli özelliklerden biri de samimiyeti, cesareti ve Allah’a olan güvenidir. Kavmi kendisine karşı birleşerek düşmanlık ettiği halde o korkuya kapılmamış, hakikati açıkça ortaya koymaktan çekinmemiştir.

Devlet Baskısı ve Otoritenin Kullanılması
Kur’an’da Peygamberlere ve iman edenlere karşı yürütülen baskı ve sindirme girişimlerinde, dönemin yöneticilerinin sahip olduğu devlet gücünü kullandıkları görülmektedir.
Firavun, Hz. Musa’ya karşı iddialarını dile getirmiş, onu tehdit etmiş ve sahip olduğu siyasi gücü onun üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmıştır. Benzer şekilde, Nemrut olarak anılan inkârcı yönetici ile Hz. İbrahim arasında geçen tartışma da şöyle bildirilmiştir:
“Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti...” (Bakara Suresi, 258)
Hz. Yusuf’a karşı oluşturulan süreçte de dönemin yönetim mekanizmasının etkisi görülmektedir. Kehf Ehli olarak bildirilen gençler de inançları nedeniyle baskı görmüş ve Allah’tan başka ilah edinmeyi reddettikleri için toplumlarından uzaklaşarak bir mağaraya sığınmışlardır.
Allah onların kararlı tavrını şöyle bildirmektedir:
“Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi'dir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız." (Kehf Suresi, 14)
Kehf Ehli, içinde bulundukları baskıcı ortamda Allah’tan başkasına kulluk etmeyi kesinlikle kabul etmemiş ve inançlarından taviz vermemişlerdir. Onların bu cesur ve kararlı tavrı, Allah’a olan samimi imanlarının önemli bir göstergesidir.
Mümin bilir ki her şey Allah’ın bilgisi ve takdiri dahilindedir. Allah dilemedikçe hiçbir güç mümine gerçek anlamda zarar veremez. Bu nedenle Kehf Ehli de baskı karşısında korkuya kapılmak yerine Allah’a tevekkül etmiş ve imanlarını korumuşlardır.
Delillerin Sahte Olduğunun Anlaşılmasına Rağmen Ceza Verme
Hz. Yusuf’a karşı kurulan tuzakta, onun suçsuz olduğu ve iffetli davrandığı anlaşılmasına rağmen yine de zindana atılması dikkat çekicidir:
“Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı.” (Yusuf suresi, 35)
Bu olay, gerçeğin ortaya çıkmasının her zaman hemen adaletin gerçekleşmesini sağlamadığını; zulmetmek isteyenlerin gerçeği bildikleri halde kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebileceklerini göstermektedir.
Ölümle Cezalandırma İsteği
İnkârcıların samimi iman sahiplerini öldürmek istemeleri de Kur’an’da çeşitli örneklerle haber verilmektedir.
Mü’min Suresi’nde, Hz. Musa’nın yalnızca Allah’ı Rab edinmesi nedeniyle öldürülmek istendiği bildirilmektedir:
“Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz?..” (Mü'min Suresi, 48)
Hz. Yusuf’un kardeşleri de onu ortadan kaldırmak için plan yapmışlardır:
"Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." (Yusuf Suresi, 9)
Firavun da Hz. Musa’yı öldürmek istediğini açıkça dile getirmiştir:
“Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mü’min Suresi, 26)
Bu örnekler, iman edenlere karşı düşmanlık besleyenlerin, onları susturmak için ne kadar ileri gidebildiklerini göstermektedir. Ancak Allah dilemediği sürece hiçbir tuzak nihai sonucuna ulaşamaz. Hz. Musa, Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerin hayatları, Allah’ın samimi kullarını koruyup desteklediğinin açık örnekleriyle doludur.
Saldırı ve İftiraların Gerçek Nedeni: Önde Gelenlerin Düzenlerine ve Atalarının İnançlarına Tehdit Olarak Görülmek
Peygamberlere ve onlara iman edenlere delilik, hırsızlık, devleti ele geçirme, azgınlık ve benzeri pek çok suçlama yöneltilmiştir. Ancak bu suçlamaların gerisindeki asıl neden, çoğu zaman bu ithamların kendisi değildir. Asıl mesele, peygamberlerin ve müminlerin Allah’ın dinini tebliğ ederek mevcut batıl düzeni sorgulamalarıdır.
Örneğin dönemin inkarcıları Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) de büyük iftiralar atmışlardır. İnkârcılar, Kur’an’ın Allah tarafından indirilmediğini ve Hz. Muhammed (sav) tarafından uydurulduğunu ileri sürmüşlerdir:
“İnkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler. Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Furkan Suresi, 4-6)
Önde gelen inkârcıların Resulullah’a karşı çıkmalarının önemli sebeplerinden biri de, kendi çarpık değer yargılarına göre liderlik ve rehberlik makamına layık gördükleri kimseler dışında bir insanın bu makama gelmesini hazmedememeleridir.
Onların asıl rahatsız oldukları nokta, peygamberlerin Allah’ın dinini tebliğ ederek onların gayri ahlaki batıl düzenlerini sarsmalarıdır.
Peygamberler insanları Allah’tan başkasına kulluk etmemeye çağırmışlardır. İnsanlar Allah’a yöneldikçe, Kur’an’da bildirilen adalet ve güzel ahlak toplumda hâkim olmaya başlayacaktır. Dürüstlük, samimiyet, fedakârlık, çalışkanlık, merhamet ve adalet gibi üstün ahlak özellikleri yaygınlaşacaktır.
Elbette bu durum, yeryüzünde bozgunculuk çıkararak haksızlık ve zulüm yoluyla makam, mevki ve menfaat elde etmeye alışmış kimseleri rahatsız edecektir. Çünkü Allah’ın dininin hâkim olduğu bir toplumda insanların sömürülmesi, aldatılması ve haksızlığa uğratılması zorlaşacaktır.
Kavmin önde gelenleri, makam ve servetleri sayesinde kendilerine bağımlı hale getirdikleri insanları artık eskisi gibi yönetemeyeceklerinden korkmuşlardır. Çünkü Allah’a iman eden insan, gerçek anlamda yalnızca Allah’a teslim olur ve yalnızca Allah’tan korkup sakınır. Sahtekarlıktan uzak durur, harama el uzatmaz, haksızlık yapmaz, yetimin ve fakirin hakkını gözetir. İşte bu nedenle peygamberlerin ve müminlerin tebliği, inkârcıların menfaat düzenlerini tehdit etmektedir.
İnkârcıların önde gelenlerini rahatsız eden bir başka husus da sahip oldukları güç, itibar ve iktidara rağmen kendilerinden olmayan ve hatta kurdukları sistemin yanlışlığını ortaya koyan bir insanın din ahlakını tebliğ ederek toplumda kabul görmesidir.
Bu kimseler, çarpık düşünceleri nedeniyle meseleyi Allah’ın dinine karşı verilen bir mücadele olarak görmek yerine kişisel bir rekabet gibi değerlendirmiş ve peygamberlerin kendilerine üstün gelmesini hazmedememişlerdir.
Oysa Allah’ın elçileri, güzel ahlakları, samimiyetleri, hikmetleri ve Allah’a olan teslimiyetleriyle örnek insanlardır. Onları kıskanan ve toplum önünde küçük düşürmeye çalışan inkârcılar ise, yaptıkları iftiralarla yalnızca kendi gerçek yüzlerini ortaya koymuşlardır.
Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. Yusuf ve Hz. İbrahim gibi pek çok peygamber, kavimlerinin önde gelenleri tarafından kendi düzenlerine ve atalarından miras aldıkları inançlara bir tehdit olarak görülmüşlerdir. Bu nedenle kimi zaman öldürülmek, kimi zaman hapsedilmek, kimi zaman da çeşitli baskılarla etkisiz hale getirilmek istenmişlerdir.
Allah, insanların atalarının yanlış inançlarına körü körüne bağlı kalmalarını şöyle haber vermektedir:
“Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara Suresi, 170)
Allah’ın dinini samimi bir şekilde yaşayanları engellemeye çalışanlar, Kur’an’ın bildirdiğine göre çoğu zaman toplumlarında güç ve imkan sahibi olan kimselerdir. Sahip oldukları makam, mevki, servet ve yetkileri iman edenlerin aleyhine kullanmaya çalışmışlardır.
Yönelttikleri suçlamalar ise çoğu zaman gerçek amacı gizleyen siyasi veya toplumsal ithamlar şeklinde ortaya çıkmıştır. Örneğin:
“Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz." (Mü'minun Suresi, 24)
Sonuç: Sünnetullah ve İman Edenlerin Muvaffakiyeti
Tarih boyunca peygamberlere, samimi iman sahiplerine ve Allah’ın dinini tebliğ edenlere yönelik kurulan bütün bu tuzaklar, iftiralar ve baskı mekanizmaları, Allah’ın değişmez kanunlarından (Sünnetullah) birini gözler önüne sermektedir.
İnkârcıların temel amacı, hak dinin tebliğini engellemek, müminlerin şevkini kırmak ve onları susturabilmektir. Bunun için iftira, tehdit, baskı, sahte deliller, itibarsızlaştırma ve çeşitli güç gösterileri gibi yöntemlere başvurmuşlardır. Ancak onların kavrayamadıkları çok önemli bir gerçek vardır:
Tuzak kuranların en hayırlısı Allah’tır.
"Onlar bir tuzak kurdular, Biz de onlar farkında olmadan bir tuzak kurduk." (Neml Suresi, 50)
İnkârcıların önde gelenleri; sahte delillerle, cinsellik ve hırsızlık gibi toplumun hassas noktalarını hedef alan iftiralarla, tehditlerle veya sözde yargılamalarla müminleri küçük düşüreceklerini ve onları etkisiz hale getireceklerini zannederler. Oysa Allah’ın dilemesiyle bu planlar boşa çıkar ve kurulan tuzaklar, onları hazırlayanların aleyhine döner.
Firavunların, Nemrutların ve tarih boyunca ortaya çıkan bütün baskıcı güçlerin kurduğu düzenler ne kadar güçlü görünürse görünsün, Allah’ın kudreti karşısında hiçbir hüküm ifade etmez.
Allah’ın yardımı geldiğinde en büyük görünen güçler bile bir anda etkisiz hale gelebilir. Hz. Musa’nın asası karşısında sihirbazların düzenlerinin bozulması, bunun Kur’an’da bildirilen en çarpıcı örneklerinden biridir.
Netice olarak;
• Zulüm Asla Payidar Olmaz: İffetsizlikle suçlanan Hz. Yusuf’un zindandan çıkarılıp Mısır’da önemli bir makama getirilmesi, Allah’ın samimi kullarına nasıl yardım edebileceğinin açık bir örneğidir. Mümin, zulüm ve sıkıntı karşısında ümitsizliğe kapılmaz; Allah’ın adaletine ve yardımına güvenerek sabreder.
• Tuzaklar Boşa Çıkacaktır: Samimi iman sahiplerine karşı kurulan tuzaklar, uydurulan ithamlar ve çeşitli itibarsızlaştırma girişimleri ne kadar büyük görünürse görünsün, Allah’ın dilemesiyle boşa çıkacaktır. Hakikatin ortaya çıkacağı ve batılın geçersiz hale geleceği unutulmamalıdır.
• Başarı İnananlarındır: Karşılarındaki güç, maddi imkan, makam, medya desteği veya insan sayısı ne kadar büyük görünürse görünsün; Allah’a teslimiyetle yönelen, sabreden, güzel ahlakı yaşayan ve hakikati hikmetle anlatan müminler, Allah’ın yardımıyla manevi anlamda daima üstün durumdadırlar.
Rabbimiz’in vaadi kesin ve haktır. Üstün ahlak, dürüstlük, samimiyet, sabır ve Allah korkusu sonunda mutlaka güzelliği ve hayrı ortaya çıkaracaktır. Yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkarmak isteyenlerin kurduğu hileli düzenler ise, Allah’ın dilemesiyle kendi başlarına yıkılacaktır.
Allah şöyle buyurmaktadır:
"Hayır, Biz hakkı batılın üzerine fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o mahvolup gitmiştir..." (Enbiya Suresi, 18)