Dünyanın her yerinde Allah'a iman etmeyen insanlar yaşamları boyunca sık sık pişmanlık duygusuna kapılırlar. Her şeyin dünya hayatında bir eğitim amacıyla, hayırla yaratıldığını bilmedikleri için, karşılaştıkları zorluklarda veya yaptıkları bir hatada müthiş bir iç sıkıntısı yaşarlar. Fakat bu insanların unuttukları en önemli gerçek, bu dünyadayken yaşadıkları bu sıkıntılı pişmanlıktan çok daha büyüğünün ahirette karşılarına çıkacak olmasıdır. Kuran’ı rehber edinmeden, hayatları boyunca dinden uzak bir yaşam sürdükleri için, ahirette dünyada geçirdikleri her dakikanın an an pişmanlığını duyacaklardır. Çünkü Allah’ın adaleti gereği dünyadayken çoğu defa uyarılmış, doğru yola davet edilmişlerdir.

 

Tüm insanlara dünya hayatı boyunca düşünebilecekleri ve doğruyu bulabilecekleri çok fazla süre verilmiştir. Fakat bir kısmı bu hatırlatmaları hep göz ardı etmiş, uyarıldıklarında dinlememiş ve dünya hayatının hiç son bulmayacağı gibi bir hisse kapılarak ahireti unutmuşlardır. Ne var ki ölümden sonra, cehennem ile karşılaştıklarında, hatalarını artık geri dönüp telafi etme imkanı bulamayacaklardır. İşte hiçbir fiziksel acı ile kıyaslanamayacak kadar şiddetli olan ve insanın ruhunda büyük bir sıkıntı oluşturan bu his, "pişmanlık"tır.

 

Pişmanlığın iki farklı şekli vardır. Allah'a iman eden insanların yaşadıkları pişmanlık ile, inkarcı insanların yaşadıkları pişmanlık birbirlerinden son derece farklıdır.

 

Hayatının hiçbir aşamasında insanlar hata yapmak istemezler. Ama insan pek çok konuda hata yaparak eğitilir ve hatalar dünya hayatındaki imtihanın önemli bir parçasıdır. Hata, insan hayatının önemli bir parçası olduğuna göre, insanın bu konuyu da kapsamlı olarak düşünüp kendini bu duruma hazırlaması gerekir: ‘Bir hata yapıldığında, hatadan vazgeçmek nasıl olmalıdır?’, ‘İnsanın, yaptığı hatadan dolayı Allah'a sığınması, Allah'tan bağışlanma dilemesi nasıl olur?’, ‘Kuran'a göre hatadan pişmanlık duymanın ölçüsü nasıldır?’, ‘Hata yapan insanın suçluluk duygusu içerisinde olması gerekir mi?’, ‘İnsan yaptığı bir hatayı düzelttikten sonra unutmalı mıdır, yoksa sürekli o hatanın ezikliğini mi yaşamalıdır?’, ‘Bir insan aynı hatayı bir daha tekrarlamamak için nasıl tedbirler almalıdır?’, ‘Hatanın telafisi nasıl olmalıdır?’…

 

Sonsuz merhamet sahibi Allah, Kuran ayetlerinde insanlara bu gibi soruların kesin cevaplarını vermiştir. Dolayısıyla insan bir hata yaptığında, hayatının bundan sonrasında söz konusu hatasını nasıl değerlendirmesi gerektiğini Kuran'a göre belirlemelidir.

 

Kuran ahlakıyla yaşayan müminler her olayın Allah'ın bilgisi ve izniyle gerçekleştiğini, başlarına ne gelirse gelsin Allah'ın dilemesiyle olduğunu kesin olarak bilen insanlardır. Allah’a samimiyetle güvendikleri için en önemli özelliklerinden biri Allah’a teslimiyet göstermeleri, yani tevekküllü olmalarıdır. İnanan bir insan zorlukla da karşılaşsa, çok rahat bir ortamda da bulunsa, hiç yapmak istemediği bir hatayı da işlese bunda büyük hayırlar olduğunu bilir ve tevekküllü davranır. Eğer hatalı bir tavır gösterdiyse hemen tevbe eder ve Allah'ın kendisini bağışlayacağını umar. Kuran’a uygun bu düşünce şekli sayesinde yaşamı boyunca, sıkıntılı ve uzun süreli bir pişmanlık hissine kapılmaz. Çünkü iman eden bir kişinin hissettiği pişmanlık, onu, hatalarını düzeltmeye, tevbe ederek böyle bir tavrı bir daha tekrarlamamaya yöneltir. Onun işlediği hata sonuçta kendisini düzeltmesi, hatasında ısrar etmemesi, eksikliklerini tamamlaması için bir yol olur. Hatası onu sıkıntılı, olumsuz bir ruh haline sokmaz, şevkini, heyecanını, imani coşkusunu azaltmaz, vesveseye ve bunalıma sürüklemez.

 

Bunun tam aksine, Allah'a iman etmeyen insanların yaşadıkları pişmanlık duygusu ise son derece sıkıntılı ve uzun sürelidir. Allah’ın yarattıklarında hayır görmedikleri ve tevekküllü olmadıkları için karşılaştıkları zorluklarda, yaptıkları bir hatada müthiş bir iç sıkıntısı yaşarlar, bunalıma girerler, bir türlü bu olumsuz ruh halinden çıkamazlar. Hayatları boyunca pek çok olayda "keşke" diyerek pişmanlıklarını dile getirirler; "keşke yapmasaydım", "keşke söylemeseydim", "keşke gitmeseydim". Bundan çok daha önemlisi, yaptıkları hatanın ardından tevbe etmedikleri ve hatalarını düzeltmedikleri için dünyadayken yaşadıkları bu sıkıntılı pişmanlıktan çok daha büyüğü hesap günü karşılarına çıkacaktır. Kendilerine verilen dünya hayatı sırasında dinden uzak yaşayanlar, yanlış yola sapmış olarak geçirdikleri her anın pişmanlığını ahirette sonsuza dek duyacaklardır. Çünkü Allah onlara dünyada defalarca öğüt vermiş, uyarmış ve doğru yola davet etmiştir. Dolayısıyla kendilerine verilen süre içerisinde düşünebilecekleri ve doğruyu bulabilecekleri çok fazla zamanları olmuştur. Ama onlar bu uyarıları ve hatırlatmaları hep göz ardı etmiş, kendilerine öğüt verildiğinde dinlememiş ve dünya hayatının hiç son bulmayacağı gibi bir hisse kapılarak ahireti unutmuşlardır. Fakat bu şekilde yüz çevirmeleri ve vicdanlarına uymamaları nedeniyle, cehennem ile karşılaştıklarında artık geri dönüp telafi etme imkanı bulamayacaklardır.

 

Allah Kuran'da inkar edenlerin ahiretteki pişmanlık dolu sözlerini şöyle bildirmiştir:

Gerçekten Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak olsaydım" diyecek. (Nebe Suresi, 40)

Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)

Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık." (Mülk Suresi, 10)

İnsanlar, "keşke akıl etmiş olsaydık, keşke Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamamış olsaydık, keşke bizi uyaranların sözlerine uysaydık, keşke..." diyecekleri ve toprak olarak yok olmayı dileyecek kadar büyük bir pişmanlık duyacakları böyle bir gün gelmeden önce bu hatırlatmaları dinlemeli, henüz telafi imkanı varken Allah’ın istediği din ahlakına yönelmelidir.

 

Hesap günü hiç kimsenin pişmanlığı kimseye fayda vermeyecek ve kişiyi Allah'ın azabından kurtaramayacaktır. Bu pişmanlığı yaşamamanın tek yolu henüz vakit varken Allah'a teslim olmak, O'nun emrettiği şekilde bir hayat sürmektir. Allah dışında sığınılacak hiçbir yer ve kurtuluşa dair hiçbir imkanın olmadığı ahiret azabına karşı her uyarı, Allah'a çağıran çok önemli bir öğüttür. Rabbimiz Kuran'da bu gerçeği şöyle hatırlatmıştır:

Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden evvel, Rabbiniz'e icabet edin. O gün, sizin için ne sığınılacak bir yer var, ne sizin için inkar (etmeye bir imkan). (Şura Suresi, 47)

Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbiniz'e yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbiniz'den, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel. (Zümer Suresi, 54-55)