Toplumda yaygın olan anlayışa göre bir kısım insanlar 'külli irade'yi yani Allah'ın sonsuz iradesini kabul etmekle birlikte, insana da 'cüzi irade' adı altında bağımsız bir tercih gücü atfederler. Yani kendi yollarını belirleyebilen, kararları kendi elinde olan bir insan modelinin varlığına inanırlar. Bu konuyu felsefeleştirir, "A noktasından B noktasına gideceğin kaderde belirlenmiş, ama nasıl gideceğin senin elinde" veya "Şu kişiyle evlenmek senin kaderinde, ama bu evliliğin nasıl devam edeceği senin elinde" şeklinde yorumlar yaparlar. Oysa bu kabul, Allah'ın kudretini gereği gibi anlayamamaktan kaynaklanan ciddi bir yanılgı biçimidir. Allah, Kendisinin dışında hiçbir karar mercii olmadığını ayetlerinde belirtmiştir. İnsan Suresi 30. ve Tekvir Suresi 29. ayetlerde "Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" buyrularak bu gerçek net olarak ortaya konur.
Kaderin ve iradenin tamamı Allah'a aittir. Allah, tüm kainatı yoktan yaratmıştır. Ayetlerde Allah, yaratma kudretini şöyle tarif eder:
Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca "ol" der, o da hemen olur. (Mümin Suresi, 68)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "ol" der, o da hemen olur. (Bakara Suresi, 117)
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oldu. (Al-i İmran Suresi, 59)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Allah, tüm yarattıklarına hakimdir ve bu hakimiyet sürekli olarak devam eder. İnsanın kendine ait bağımsız bir iradesinin var olduğuna inanması, haşa, Allah'ı acz içindeymiş gibi göstermek anlamına gelen büyük bir hatadır. Cüzi irade fikrini savunanlar, bilerek ya da bilmeyerek, kendi üzerlerinde bir Yaratıcı'nın hakimiyetini kendilerince yok saymış olurlar.
Her an kontrol altında tutulan varlıkların Allah'tan bağımsız bir karar gücü olduğunu iddia etmek, Allah'ın yaratma gücünü anlayamamak demektir. Bu yaklaşım, Allah'a karşı büyüklenmeye varan, dolayısıyla samimi iman edenlerin büyük bir özen ve dikkatle sakınması gereken tehlikeli bir düşünce biçimidir. Allah, yegane kudret sahibidir. Tüm kainata hakim tek irade vardır ve bu irade Allah'ındır. İnsanların Allah'ın takdir ettiğinden başka türlü karar verebilme imkanları yoktur. Allah, her yarattığını hakimiyeti altında tutar. Allah insana, şahdamarından daha yakındır.
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken, o, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır. (Kaf Suresi, 16-18)
Kainatın tüm egemenliği de Allah'a aittir:
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin egemenliği Allah'a aittir. O'nun gücü her şeye yeter. (Maide Suresi, 120)
O Allah ki, her şeyin mutlak hakimiyeti ve tasarrufu O'nun elindedir. Siz de sonunda O'na döndürüleceksiniz! (Yasin Suresi, 83)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır... Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter. (Bakara Suresi, 284)
Allah, her şeyi bir kader dahilinde yarattığını ayetlerinde şu şekilde haber vermektedir:
Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Ayette Allah, Kendisinin diledikleri dışında insanların hiçbirine hiçbir şeyin isabet etmeyeceğini belirtmekte, dolayısıyla yaşanan her şeyin Allah'ın denetiminde olduğunu bildirmektedir.

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 22-23)
Allah ayetlerde tüm kaderin daha kainat ve insan yaratılmadan önce bir kitapta yazılı olduğunu ve onun dışına çıkmanın imkansız olduğunu bildirir. İnsana düşen, elinden çıkanın kaderinde olduğunu ve bunun Allah'ın takdiri olduğunu bilerek üzülmemek, sahip olduklarının da Allah'ın takdiri olduğunu unutmamak ve kendisine üstünlük atfedip şımarıp böbürlenmemektir.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)
Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)
Ayetlerde görüldüğü gibi tüm kader Allah'ın elindedir. Kimsenin bir karar vermeye, bir kader belirlemeye, bir irade göstermeye gücü yoktur.
Kaderin anlaşılması için zaman kavramının iyi idrak edilmesi gerekir. Allah, tüm kainatı tek bir an içinde yaratmıştır. Aslında Allah Katında zaman yoktur; her şey bir sonsuzluk içinde yaratıldığı şeklini korumaktadır. Yaratılıp bitmiş bu olaylar zincirinin içinde yer aldığımız için zaman bize varmış gibi görünür. Geçmiş ve gelecek gibi algıladığımız olayların tamamı aslında yaratılmış durumdadır, ama insan bu silsileye bir bütün olarak bakamadığı için zamanın "aktığını" zanneder. Zaman adı verilen algı, aslında bir anı bir başka anla kıyaslama yöntemidir. Kişi, hafızasında olanı yaşamakta olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu hafıza ve kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır.
Zamanın, hareket eden cisimler arasındaki sıralamadan doğan psikolojik bir algı olduğu bugün bilimsel olarak da kabul edilmiştir. Zamanın bu izafi yapısı rüyada da çok açık şekilde tecrübe edilir; saatler sürmüş gibi gelen olaylar gerçekte birkaç saniyede bitmiştir.
Kuran ayetlerinde de insanların dünyada çok az bir süre kaldıklarını sanacakları, oradaki ömürlerini bir gün ya da bir günün birazı kadar algılayacakları bildirilerek zamanın göreceliğine işaret edilmiştir. Ayrıca Allah Katındaki bir günün insanların saymakta olduklarından bin yıl ya da elli bin yıl gibi sürelerle ifade edilmesi, zamanın izafiyetinin açık kanıtıdır.
Geleceğin aslında olmadığı, tek bir an içinde her şeyin yaratılıp bittiği bir düzende, insanın gelecek için plan yapıp kendi başına kararlar alabilmesi imkansızdır. Bizim için bilinmeyen her şeyi Allah çoktan bilmektedir. Belirlenmiş, yaşanmış ve bitmiş bir kader son anda değişemez. Değişiyor gibi görünen olaylar da zaten o kaderin bir parçasıdır.
İnsanların bir kısmı bu muazzam Yaratılış sanatını anlayamadıkları için cüzi bir iradeye sahip olma arzusuna kapılırlar. Bu, kendi aklıyla daha iyi şeyler üreteceğini zanneden bir ego tatmini telaşıdır. Oysa insan acz içinde, bencil, haris ve nankör bir fıtratta yaratılmıştır. İnsanların bir kısmı bu büyüklük gururu nedeniyle Allah'ın yarattığı kadere tabi olmayı kabullenemezler. Yaşadıklarının sadece bir kısmını hatırlayan, yaşlanan ve kendi bedenine bile malik olamayan aciz bir insanın, kusursuz kainat düzeninde kontrol iddia etmesi ciddi bir akıl tutulmasıdır.
İnsan hayatı, bizi bizden iyi bilen Yüce Allah'ımıza emanettir. Tüm kaderin Allah'ın elinde olduğunu bilip O'na teslim olmak büyük bir konfordur. Çünkü Allah yarattığını mutlaka hayırlı yapar. İnsanın yapması gereken, her işi Allah'ın yaratıp bitirmiş olduğunu bilerek hayır gözüyle bakmaktır. Allah bir ayetinde bu sırrı insanlara vermiştir:
... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)
Eğer insan kaderdeki olayların Allah'ın kontrolünde olduğunu unutursa, ruhunu dalga dalga sarıp kuşatan bir karanlığın içine düşer. Bu, insanın kendi nefsine zulmetmesidir. Bu huzursuz ruh halinden kurtulmanın tek yolu, Allah'ın yarattığı kadere teslim olup O'na tam bir teslimiyetle güvenmektir.
Sonsuz tek bir an içinde tüm kaderin yaşanıp bittiği gerçeği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Sinirbilimci John-Dylan Haynes'in 2008'deki çalışmasında, deneklerin bir düğmeye basma kararından tam 10 saniye önce beyinlerinde bu kararın çoktan alındığı ve kodlandığı saptanmıştır. Yani insan anlık seçimini yapmadan önce, beyinde yapılacak seçim zaten bellidir. Bu yüzden bilim çevreleri özgür irade kavramını sadece bir illüzyon olarak tanımlar. Bizler seçtiğimizi hissederiz, ama aslında durum böyle değildir.
Benzer şekilde nöropsikolog Benjamin Libet de beyin aktivitesinin, bilinçli hareket isteğinden 500 milisaniye önce ortaya çıktığını keşfetmiştir. Prof. Itzhak Fried ise kişinin şuurlu kararından 1,5 saniye önce nöron aktivitesini saptamış ve kararın bilince daha sonra dahil olduğunu belirtmiştir. Bu bilimsel deneyler, kararların bizim dışımızdaki süreçlerle alındığını ve bize sadece "o kararı biz almışız" hissinin sonradan verildiğini göstermektedir. Bir olaya verilecek tepkinin saniyeler önce beyinde hazırlanması, insanların senaryosu tüm kareleriyle belli olan sürükleyici bir filmi izlediklerini kanıtlar. Seçim insana ait değildir, ancak imtihan dünyasının inandırıcı olması için bu his bize özellikle verilmektedir.
Tüm kaderimizin Allah'a ait olması bizim için çok büyük bir nimettir. Kısıtlı aklı, acizlikleri ve zaaflarıyla insanın kendi iradesiyle geleceğini belirlediğini düşünmek, zaten insanı çok korkutmalıdır. Bu, kesin olarak hüsranla sonuçlanacak ve başıboş olaylar zinciri içinde insanı kaçınılmaz bir çıkmaza sürükleyecek bir ortamın oluşması demektir. Böyle bir dünya, bunu talep eden kişilere sadece yıkım getirir. Kaderimiz, tüm kainatı yoktan var eden ve her şeyi kusursuz yaratan Yüce Allah'ın elindedir. İnsan, bu büyük gerçeğin sağladığı güzelliklerin ve kolaylıkların farkına varmalı, kendisi için hayırla yaratılmış kaderi büyük bir huzur ve tevekkül içinde izlemeli ve Allah'a tam kalbiyle güvenmelidir. Dünyanın zincirlerinden kurtulmak da, ahireti kazanmak da ancak bu şekilde mümkün olur.


