Ölüm, insan zihnini en çok meşgul eden, aynı zamanda en derin ve temel gerçeklerden biridir. Rabbimiz Kur’an’da:
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût Suresi, 57)
buyurarak bu açık ve kesin gerçeği bildirir.
Zaman, farkında olmadan bizi hayatın sonuna doğru taşır. Ölüm, bizi bekleyen bir gerçektir; bizler ölüme yaklaşırken, ölüm de aynı şekilde bize yaklaşır. Nihai bir buluşma noktası vardır ve herkes o noktaya mutlaka ulaşacaktır. Kur’an’da bu gerçek şöyle ifade edilir:
“Nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. (Nisâ suresi, 78).

Ölüm anında neler hissedildiği, acı dolu olup olmadığı, ruhun bedenden nasıl ayrıldığı, ölümün bir anda mı yoksa aşamalı mı gerçekleştiği ve ölüm sonrası ne olduğu gibi sorular ise, hemen herkesin düşüncelerinde yer alır.
Kur'an’da ölümün bir yok oluş olmadığı, tam aksine bir uyanış olduğu bildirir. “Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (Yâsîn Suresi, 52) ayeti bu durumu çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Ayette geçen “merkad” kelimesi özellikle dikkat çekicidir; mezar için değil, uyku yeri / yatak anlamında kullanılır. İnsanlar öldükten sonra diriltildiklerinde, ayette dikkat çekildiği gibi dünyadayken uykuda olduklarını anlayarak, “Biz uykudaydık, bizi kim uyandırdı?” diyeceklerdir. Bu ayette dikkat çekilen anlam çok derindir. Çünkü gerçek netlik, gerçek yaşam ve kesintisiz bilinç hali ölümle birlikte başlar. Gölgelerden ibaret olan dünya hayatındaki perde ölüm ile birlikte kalkar. Dolayısıyla ölüm, yok oluş değildir, tam tersine yepyeni ve kesintisiz olan gerçek hayatın başlangıcıdır.
Rabbimiz Neden Ölümü Yaratmıştır?
Ölüm üzerine düşünmek, insanın ahlakını güzelleştiren ve ruhunu olgunlaştıran bir etkiye sahiptir. Günümüzde birçok kişinin yaşadığı ruhsal sıkıntıların temelinde, ölümü unutmuş olmalarının yattığı görülmektedir. "Evlenemedim, istediğim okulu kazanamadım, hayalini kurduğum arabaya sahip olamadım, hatalı kararlar verdim, arzuladığım hayata ulaşamadım" gibi düşünceler, insanı yıpratır ve mutsuzluğa sürükler. Halbuki insan, bir gölge varlık olarak sürdürdüğü hayatının perdenin kalkması ile son bulacağını hiç unutmamalıdır. Kur'an dünyayı şu şekilde açıklar:
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân Suresi, 185)
Allah, insanın dünyaya olan aşırı bağlılığını kırmak ve ona hakikati hatırlatmak amacıyla ölümü yaratmıştır. Ölümü tefekkür eden bir kişi daha dengeli, tutarlı, dikkati ve şuuru açık bir karaktere sahip olur. Dünyanın geçici zevklerine kapılıp kendini hırsla yıpratan ya da acımasız rekabetlere giren insanlar için ölümü düşünmek şifadır. Çünkü ölüm düşüncesi insanı, bencillikten uzaklaştırır, merhamet duygusunu geliştirir ve daha derin bir bakış açısı kazandırır.
Ölüm rüyadan uyanmak gibidir. Rüyalar, insana farklı yaşam boyutlarının nasıl olabileceğine dair ipuçları sunar ve bu sayede ölümü ve ölümden sonraki dirilişin düşünülmesine yardımcı olur. Ölümle birlikte gerçeklik öylesine net bir şekilde ortaya çıkar ki, insan dünya hayatının aslında çok kısa bir rüya olduğunu kesin bir şekilde idrak eder. İnsanlara dünyada ne kadar yaşadıkları sorulduğunda, bu sürenin şaşırtıcı derecede kısa olduğunu ifade ederler:
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." (Mü’minun Suresi, 112 -113)

Ölüm anı, insanın yeni bir boyuta geçiş yaptığı dönüm noktasıdır. Ölüm, rüya gibi olan dünya hayatından çok daha keskin ve kesintisiz bir gerçekliğe dönüşmek anlamına gelir. “Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.” (Kaf Suresi, 22) ayeti bu gerçeği açıklar. Mümin için bu geçiş huzurla gerçekleşir. İnkâr edenler içinse acı ve korkuyla dolu bir süreç başlar. Müminler için ölüm; yataktan kalkmak kadar kolay bir şekilde gerçekleşir. Yumuşacık çekip alanlara, (Naziat Suresi, 2) ayeti tam anlamıyla müminler için büyük bir müjdedir. Ölüm anında müminler acı çekmez. Hayatlarında çeşitli imtihanlar, hastalıklar ve zorluklarla karşılaşsalar dahi, ölüm anı tamamen huzurludur. Aynı şekilde, çocuklar da ölüm anında acı çekmezler. Müminler ölümle birlikte derin bir huzura kavuşur; hiçbir korku, tedirginlik veya rahatsızlık duymazlar. Depremler, seller, kazalar gibi olağanüstü hallerle karşılaşsalar bile korkuya kapılmazlar, çünkü Allah’ın verdiği sekine (huzur hali) buna engel olur.
Ölüm anında ve sonrasında müminleri rahatsız edecek veya üzecek hiçbir durum yaşanmaz. Rüyadan uyandığımızdaki ferahlık hissi, müminler için ölümde de aynı şekilde bir ferahlık ve huzuru beraberinde getirir. Onlar öldükleri anda güzel ve sevgi dolu bir karşılanma ile muhatap olur; sorguları ise hızlı ve zahmetsizce tamamlanır. Bu gerçek şöyle müjdelenir:
Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin."(Nahl Suresi, 32)
Bunun aksine, inkâr edenler için ölüm anıyla birlikte başlayan süreç korkutucu ve azap verici bir hale dönüşür. Bu durum ayette şöyle bildirilir:
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? (Muhammed Suresi, 27)
Sonuç: Ölüm, Allah’a Kavuşmaktır
Mümin, ölüm gerçeğine her an hazırlıklıdır, çünkü ölüm onun için Allah’a kavuşma anıdır. İnsan, Allah’tan gelir ve yine O’na döner. Kur’an bu hakikati şu sözlerle ifade eder: Şüphesiz biz, Allah’a aitiz ve elbette O’na döneceğiz. (Bakara Suresi, 156 )
Gerçek hayatın başladığı yer ahirettir; Rabbimiz dünyayı kulları arasında, davranış ve eylemleriyle kimlerin daha güzel ve doğru işler yapacağını ortaya koymak için yaratmıştır. Bu gerçek şöyle bildirilir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebût Sûresi, 64)
ayeti ise ölümün zalimler için korku ve dehşet dolu bir olayken, müminler için cennete atılan ilk adım olduğunu müjdeler:
Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise, Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur). (Vâkıa Sûresi, 88-89)
ayetiyle bildirir.
Unutulmamalıdır ki ölüm, üzüntü duyulacak bir durum değil, sevinçle karşılanacak bir rahmet ve şifadır; mümin için Allah’a kavuştuğu vuslat anıdır.



