Yüce Allah, Saff Suresi 6. ayette şöyle buyurmaktadır:
Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler. (Saff Suresi, 6)
Ayette Allah, Hz. İsa’nın “Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” dediğini bildirmektedir.
Bir kısım tefsirciler, Hz. İsa’dan sonra Peygamberimiz (sav)’in gelmiş olduğunu esas alarak, burada haber verilen elçinin Peygamberimiz (sav) olduğunu ve ayette geçen Ahmed isminin de Peygamberimiz (sav)’e ait olduğunu söylemişlerdir.
Ancak Peygamberimiz (sav)’in Ahmed diye bir ismi bulunmamaktadır. Hiçbir ayette veya hadiste, Peygamberimiz (sav)’in isminin Ahmed olduğuna dair bir açıklama yoktur. Allah, bütün ayetlerde Peygamberimiz (sav)’e “Muhammed” ismi ile hitap etmiştir. Bir kısım tefsircilerin Peygamberimiz (sav)’e Ahmed ismini yakıştırmalarının tek sebebi, söz konusu ayette Hz. İsa’nın, kendisinden sonra gelecek olan elçiyi Ahmed ismi ile müjdelemesindendir.
Oysa ayette geçen “ismihu Ahmed” ifadesi, aslında bir niteleme, bir sıfat olarak kullanılmıştır. Ahmed isminin anlamı, köken olarak, “övgüye en layık olan” demektir. Ayette bir isime işaret edilmemekte, Hz. İsa, kendisinden sonra “övgüye en layık olan“ bir elçinin geleceğini müjdelemektedir.
İsim yerine sıfatların kullanıldığı kalıplar, başka ayetlerde de yer almaktadır. Örneğin, Al-i İmran Suresi 45. ayette, “ismihu el-Mesih” kalıbı bulunmaktadır.
Hani melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Mesih, Meryem oğlu İsa’dır. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır.” (Al-i İmran Suresi, 45)
Ayette geçen “Mesih” kelimesi bir özel isim değil, meshedilmiş, kutsanmış anlamlarına gelen bir sıfattır. Dolayısıyla burada, ismihu el-Mesih ifadesi ile Mesih ismine değil, Mesih sıfatına gönderme vardır. Zaten ayetin devamında Mesih’in ismi yani Meryem oğlu İsa ayrıca belirtilmektedir.
Aynı kullanım Zulkarneyn kıssasında da geçmektedir. Kehf Suresi 83. ayette “Sana (Ey Muhammed) Zu’l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: “Size, ondan ‘öğüt ve hatırlatma olarak’ (bazı bilgiler) vereceğim” açıklamasıyla başlayan Zulkarneyn kıssasında, “Zulkarneyn”, bir isim değil, “çift zamanlı” anlamına gelen bir sıfattır.
Aynı durum Saff Suresi 6. ayet için de geçerlidir. Bu ayette de, bir isme değil, bir sıfata işaret bulunmaktadır. Allah’ın, Mehdi konusunu Kur’an’da işari bazı anlatımlarla bildirdiği dikkate alınacak olursa, buradaki anlatımın da ahir zamanda ortaya çıkacak olan Mehdi’ye işaret olduğu anlaşılabilmektedir.
Şayet burada anlatılan kişi Peygamberimiz (sav) olsaydı, ayetteki anlatım hiçbir şekilde perdeli olmazdı. Ayette Hz. İsa’nın, “Benden sonra ismi Muhammed olan bir elçiyi müjdeliyorum” demesi beklenirdi. Çünkü Allah, Kur’an’da, hiçbir peygamberi gizlememiştir.
.jpg)
Gizlenen sadece Hz. Mehdi’dir. Gıyabi bir konudan bahsedildiği için de ayette perdeli bir anlatım bulunmaktadır.
Ayette Mehdi’ye işaret edildiğine dair diğer deliller de dikkat çekmektedir:
Ayette, Hz. Mehdi’yi müjdeleyenin Hz. İsa olması
Saff Suresi 6. ayette, övgüye en layık olan elçinin müjdesini veren peygamber Hz. İsa’dır. Bu durum, müjdelenen elçinin Hz. Mehdi olduğunu daha net ortaya koymaktadır; çünkü Hz. Mehdi ile Hz. İsa’nın kader ortaklığı vardır. Her ikisi de ahir zaman şahıslarıdır. Ahir zamanda Hz. Mehdi’nin zuhuru ile birlikte Hz. İsa da tekrar yeryüzüne inecek ve deccale karşı mücadeleyi birlikte yapacak, İslam’ı birlikte hakim kılacaklardır.
Hz. Mehdi, Hz. Adem’den beri bilinip tanınmakta, övülmekte ve müjdelenmektedir. Dolayısıyla, bir gayb bilgisi olarak tüm peygamberlere müjdelenmiş durumdadır. Ayette, Hz. İsa’nın da, ahir zaman şahsı olan Hz. Mehdi’den övülen sıfatıyla bahsetmesi, onu böyle örtülü bir şekilde anlatması, bu hususun bir gayb bilgisi olmasındandır. Elbette doğrusunu Allah bilir.
.jpg)
Saff Suresi 8. ve 9. ayetlerde, İslam’ın dünya hakimiyeti müjdelenmektedir
Övgüye en layık olan elçinin müjdelendiği ayetin hemen sonrasında Allah, İslam’ın dünyaya hakimiyetini müjdeleyen ayetleri bildirmiştir:
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8-9)
Ayette, bir elçinin müjdelenmesinin hemen sonrasında İslam’ın dünya hakimiyetine dair bu ayetlerin yer alması, müjdelenen elçinin Mehdi olduğuna dair bir başka önemli işarettir. Çünkü İslam’ın dünya hakimiyeti, ahir zamanda Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın yeryüzüne gelişi ile gerçekleşecektir.
Hadislerde bu hakimiyet şu şekilde bildirilir:
“Yeryüzünde dört kişi malik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Süleyman Aleyhisselâm, kâfirler ise Nemrud ve Buhtunnasr’dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytim’den birisi gelecek ve o da dünyaya mâlik olacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)
Ayrıca Saff Suresi 9. ayette Hüda kelimesinin geçmesi de manidardır. Hüda kelimesi ile Mehdi kelimesi, aynı Arapça kökenden gelir.
ه د ي — H-D-Y
Bu kökün temel anlamı “yol göstermek, doğru yola iletmek, rehberlik etmek“tir.
Hüda, isimdir ve “doğru yol, rehberlik, hidayet” demektir. Mehdi ise aynı kökten türemiş bir ism-i mef’ûl yapısıdır; “hidayete erdirilmiş, doğru yola yöneltilmiş kişi” anlamına gelmektedir.
Saff Suresindeki sonraki ayetlerde de İslam’ın dünya hakimiyetine dair açıklamalar devam etmektedir:
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)
Ayette geçen “Allah’tan yardım” ifadesinin Hz. İsa’ya işaret olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Hz. İsa, ahir zamanda, Hz. Mehdi’nin yardımcısı olacaktır.
.jpg)
“Allah’ın yardımcıları“
Saff Suresi 14. ayette, Hz. İsa ve havarileriyle ilgili şu ifadeler geçmektedir:
Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa’nın havarilere: “Allah (yolunda) benim yardımcılarım kimlerdir?” demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: “Allah’ın yardımcıları bizleriz.” Böylece İsrailoğulları’ndan bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkar etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da galip geldiler. (Saff Suresi, 14)
Ayette, dikkat edileceği üzere çok defa Allah’ın yardımcıları ifadesi geçmektedir. Burada da Hz. İsa’nın ahir zamandaki rolüne işaret bulunmaktadır. Ayetin sonunda Allah, bu yardım sonucunda iman edenlerin galip geldiğini bildirmektedir.
Bilindiği gibi Hz. İsa’nın peygamberlik döneminde, Hristiyanların yeryüzünde böyle bir galibiyeti yoktur. Onun döneminde İseviler sürekli olarak azınlık halde ve mağlup konumda idiler.
Ayette bahsedilen bu galibiyetin, gelecekteki bir döneme işaret ettiği açıkça anlaşılabilmektedir. Hz. İsa ve destekçileri, ahir zamanda Mehdi ile birlikte hareket edecek, onun yardımcısı olacak ve İslam’ın dünya hakimiyeti bu şekilde gerçekleşecektir.
Saff Suresi‘nde önemli bir işaret: Faraklit
Saff Suresi 6. ayette, Hz. İsa’nın, kendisinden sonra gelecek ve ismi Ahmed olan bir elçiyi yani övgüye en layık olan‘ı müjdelemesi, genel olarak Yuhanna İncil’inde geçen Faraklit (Parakletos) ifadesi ile de ilişkilendirilmektedir. İncil’de geçen Faraklit ile ilgili açıklamalar şu şekildedir:
Bu pasajlarda da görülebileceği gibi Hz. İsa, Kur’an’da olduğu gibi İncil’de de kendisinden sonra gelecek olan elçiyi müjdelemektedir.
Faraklit; Şii-İsmaili ve irfani geleneklerde, doğrudan ahir zamanda gelecek Mehdi ile ilişkilendirilmiştir. Dolayısıyla Faraklit, Müslümanların büyük bir kısmı tarafından beklenen, ahir zamanda zuhur edecek olan Mehdi anlamına gelmektedir.
Faraklit;
- Hz. İsa tarafından müjdelenmesi,
- “Hakikat ruhu” olarak tanıtılması, yani hadislerde Mehdi’nin tariflerinde yer aldığı gibi doğruluk ve adalete yöneltecek olması,
- Dünyayı günah, doğruluk ve hüküm konusunda ikna edecek olması, yani zulümle dolu dünyayı adaletle dolduracak olması,
- İsa hakkında tanıklık edecek olması, yani ahir zamanda Mehdi’nin Hz. İsa ile birlikte çıkacak olması,
- “Her şeyi öğretecek” olması, yani İslam’ın doğru ve gerçek hükümlerini insanlara öğretecek olması
gibi özellikleri ile, Mehdi’yi tanıtan hadislerle benzerlikler göstermektedir.
Sonuç: Saff Suresi’nde Hz. Mehdi tanıtılmaktadır
Daha önce Bakara Suresi ve Kehf Suresi’nde geçen açıklamalarda yer verildiği gibi, Saff Suresi’nde de örtülü bir şekilde Hz. Mehdi anlatılmaktadır. Mehdi konusu, tümüyle gıyabi bir konu olduğu için, Mehdi;
- Peygamberler gibi açıkça gelmeyeceği,
- İcraatlarından tanınacağı,
- Geldiği dönem, insanlık tarihinin en şedit dönemi olacağı için,
Kur’an’da Mehdi’ye yönelik açık bir anlatım yer almamaktadır.
Bunun hikmetleri çok fazladır.
Hz. Mehdi;
- Kendisine kitap verilen bir peygamber olmaması,
- Ahir zamanda üzerine yüklenen zorlukları göğüsleyerek, en şiddetli bozulmaların olduğu dönemde bir kurtarıcı vasfı üstlenmesi,
- Dolayısıyla kendisine karşı çıkacak olanların sayısının fazla olacak olması gibi nedenlerle,
gizlenmiş, perdelenmiş bir şahıstır.
Hz. Mehdi’nin gerçek kimliğinin ve manevi konumunun görev vakti gelinceye kadar gizli kalması, Allah’ın onu korumasındaki hikmetin bir parçasıdır. Allah, Hz. Mehdi hakkında onun anlaşılmasını sağlayacak çok sayıda işaret bildirmiş olmakla birlikte, özellikle Kur’an’da onu gizli tutmuş, kimliğinin daha en başından açıkça teşhis edilmesini sağlayacak bir tarif vermemiştir. Hz. Mehdi’nin ne zaman tanınacağı ve gerçek manevi konumunun ne zaman açıkça anlaşılacağı da Allah’ın takdirindedir.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi’nin, insanları iman, güzel ahlak, sevgi, barış ve kardeşlik etrafında birleştirmek için büyük bir manevi ve fikri mücadele yürüteceği ayrıntılı biçimde haber verilmiştir.
Aynı şekilde Hz. Mehdi hakkında aktarılan rivayetlerde ahlakı, soyu ve bazı özellikleri hakkında çok çeşitli ve detaylı işaretler de bulunmaktadır. Ancak Hz. Mehdi hakkında bu kadar çok alamet ve bilgi bildirilmiş olmasına rağmen, bu anlatımlar belirli bir kişiyi, yaşadığı dönemin başından itibaren herkes tarafından açıkça teşhis edilebilecek şekilde ortaya koyan bir “kimlik belgesi” niteliğinde değildir. Dolayısıyla, Hz. Mehdi’nin gerçek kimliği ve taşıdığı manevi konum daha en başından herkes tarafından hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşılan bir bilgi şeklinde olmayacaktır.
Kur’an’da Mehdi’nin gizli tutulmuş olması da bundandır. Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı dönem; zulmün, çatışmaların ve büyük karışıklıkların yaşandığı bir dönem olacaktır. Hz. Mehdi’nin görevine başlayacağı bu dönemde, onun faaliyetlerinden rahatsız olacak, yürüttüğü manevi mücadeleye karşı çıkacak, etkisini azaltmak veya tamamen engellemek isteyecek kişiler ve çevreler olacaktır. Böyle bir ortamda, kimliğinin daha ilk günden açık ve kesin biçimde bilinmesi, daha en başından açıkça tanınması, onu doğrudan baskıların, tehditlerin ve saldırıların hedefi haline getirebilir.
Bu nedenle Allah, Hz. Mehdi’yi belirli bir zamana kadar korumak ve gerçek konumunun, manevi makamının herkes tarafından hemen anlaşılmasını engellemek için onun kimliğini gizli tutmuştur.
Bu nedenle Hz. Mehdi’nin kimliğinin gizli kalması onun görevini engelleyecek bir durum değil; tam tersine Allah’ın onu korumasına ve görevini tamamlamasına imkan veren kader planının bir parçasıdır.