Ali Çağlar / Hacettepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı
Ali Çağlar / Hacettepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı
Ali Çağlar: Türkiye zayıf olma lüksüne sahip değildir. Türkiye güçlü olmak zorundadır. Neden güçlü olmak zorunda mecburiyeti var? Çünkü gerçekten Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türkiye'yi ağabey konumunda gören ve sıkıntıya düştüklerinde sırtını dayayabilecekleri ağabeyleri olarak Türkiye var. Dolayısıyla Türkiye Gürcistan'dan tutun, Çeçenistan'dan tutun, Adıge'den tutun, Bosna'ya kadar, Kosova'daki Arnavutlara kadar, Makedonya'daki Makedonlara kadar, Orta Asya'daki ülkelere kadar, hatta Orta Doğu'da dahil pek çok milletin, grubun, topluluğun, cemaatin, insanların bir ağabeyi, bir umut kapısı konumunda. Dolayısıyla Türkiye bu ilişkileri yönlendirmekte, geliştirmekte üzerine düşenleri yapmak zorunda. Bu yapılan iş de bunun bir gereği yani bir nevi Türkiye bu sorumluluğu kendi üzerinde hissediyor. Çünkü biz birazcık da kendi tarihimizden hareketle, özellikle Balkan İmparatorluğu da denebilecek Osmanlı İmparatorluğu'nun geriye kalan parçalarında insanların arasında barışın tesis edilmesi, daha huzurlu, daha mutlu, daha müreffeh bir geleceğin tesisinde ülke olarak bizim rolümüz büyük.
Balkan tarihine baktığınızda sadece Pax Ottomana dediğimiz ya da Osmanlı barışı dediğimiz bir dönem var. Çünkü Osmanlı diğer imparatorluklar gibi illa zorla kendi dinini, kendi dilini empoze etme yoluna gitmemiştir. Teşvik etmiştir. Ama etmemiştir. Hatta Fatih Sultan Mehmed'in Bosna Hersek’i Fethi'nde yayınladığı fermanı, gerçi batılı bilim insanları biraz görmezden geliyorlar ama, dünyadaki ilk evrensel insan hakları beyannamesi olarak kabul edilir. Çünkü kendi tebaası içerisinde bulunan Hristiyanlara, kiliselerine, mallarına, mülklerine, kendisi, veziri, yöneticileri tarafından hiç kimse tarafından dokunulmaması, onların güvencede oldukları, imparatorluğa başkaldırmadıkları sürece bu güvenceyi verebilmiştir. Dolayısıyla aslında bizim temel yaklaşımımız da bu. Türkiye olarak da biz birilerini hegemonyamız altına almak gibi bir düşüncemiz yok. Biz sadece kendi bölgemizde daha işbirliğine dayalı, ortak çıkarlara dayalı ve temel insan haklarını, demokratik değerleri öne çıkaran bir yakın oluşmasında Türkiye'nin çok büyük bir öncü rolü var. Ben buna inanıyorum ve Türkiye'de bunu yapacak kapasiteye sahip. Hem ekonomik olarak hem bilimsel bilgi birikim, donanım olarak Türkiye bu öncülüğü yapabilecek. Çünkü bizim bir de tarihimizden gelen bir birikimimiz var. Çünkü Devletler kurmak, devletler yönetmek gerçekten de çok büyük bir birikim, bir tecrübe gerektiriyor ve bu sosyal genlerin, politik genlerin kucaktan kuşağa aktarılmasını gerektiriyor.
İslam'ın barışa dayalı, İslam'ın kendi özünde insanı yücelten, insanın iyi insanı formüle eden yapısından ziyade daha çok İslam adına hareket eden küçük grupçukların yarattığı olaylar ya da eylemlerin sansasyonel bir biçimde medya tarafından dünya kamuoyuna dünyaya pazarlanması doğal olarak bir anti İslamist ya da İslam’dan korkma ya da İslam’ın farklı yorulması şekline gidebiliyor. Tabii bunda da sorumluluk genelde İslam Alimlerine düşen bir şey, bu konuda çalışan bilim insanlarına düşen bir şey. Onun böyle bir şey olmadığını ve tam tersine kendi içindeki bu sekteryen davranışlara karşı kendilerine zarar vermesini önleyecek eylemlerde bulunmaları gerekiyor.
Şunu da unutmayalım ki çıkar her zaman pek çok şeyi kullanarak kendini kamufle eder. Özellikle bugün Avrupa'da A cemaatinin B cemaatinin camisine gitmemesi ya da ortak şeyleri paylaşmamasının temelinde yatan budur. Aslında ben onun İslam'ın ayrıştırıcı rolünden değil, çıkarların İslam'ı ya da İslami değerleri farklı yorumlayarak farklı kanallara götürmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Dolayısıyla bizim belki devlet olarak, ülke olarak yapmamız gereken şeylerden bir tanesi farklı yaşam biçimleri, farklı değerler, farklı inançlar ya da ibadet biçimleri olabilir. Ama insanlarımızı ortak değerleri üzerinde birleştirebilmenin yolunu yapabilirsek, tabii bir de devlet olarak bizim alt kimliği ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı perspektifinden yaklaşıp bütün vatandaşlarımızı, Avrupa'daki vatandaşlarımızı devlet olarak kucaklayabilme başarısını sağladığımız zaman eminim o insanlarımızın hepsi o lobi oluşturma faaliyetleri içerisinde olabilecekler. Ama birilerini diğerlerine öncelediğiniz ya da ötelediğiniz zaman o birliği sağlamak mümkün değil. Ki biz özellikle bu son yıllarda devlet olarak büyükelçiliklerimiz ya da diğer yurt dışındaki, çünkü benim Türkiye kökenli göçmenlerin sorunlarıyla ilgili Avrupa'da araştırmalarım da oldu. Kendim bizzat bunları da gözlemledim. İnsanlarımızda böyle bir açlık var yani devletin onları kucaklaması ve şunu da çok sevinerek teşhis etmiştim Almanya, Fransa ve İsviçre'deki araştırmalarımda. Artık konsoloslarımız kendi şeylerinin dışına çıkmaya başlamışlar. İnsanlarımızın kahvehanelerine, ibadethanelerine gitmeye başlamışlar. Dolayısıyla bu bizim vatandaşımızda yeniden kendi devletine sarılma, kendini o devlete ait hissetme duygularının ufak ufak yeşermesine yol açmıştır. Umarım ve dilerim bu konuda özellikle dış işlerimiz daha aktif olur, milli eğitimimiz daha aktif olur, Diyanetimiz daha aktif olur. Farklı inanç gruplarına örneğin Diyanet kendini belli bir grubun değil kendi ülkelerinin bütün inançlarına çok detaya girmek istemiyorum ama Şafii'nin de ihtiyacını giderebilsin, Hanefi'nin de ihtiyacını giderebilsin, Alevi'nin de ihtiyacını giderebilsin. Ve onları kendisinin olarak kucakladığı zaman bu sıkıntıları kolayca aşabileceğimiz kanaatindeyim.
Özellikle sosyal konular, politik konular, ekonomik konularda yayın yapan kanalların doğru bilgi aktarmaları onların yaşamsal varlığı için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sizlerin de ülkemize ve dünya insanlığına yapacağınız katkılarınıza olan inancımla başarılar diliyorum.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
