HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 17. Bölüm - Doğu Türkistan

Bakış Açısı - 17. Bölüm - Doğu Türkistan

Harun Yahya
43754
07 Eylül, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 17. Bölüm - Doğu Türkistan

 

KARTAL GÖKTAN: Merhaba. Bakış Açısı’nda yeniden karşınızdayız.

 

Bugünkü programımızda Doğu Türkistan'dan bahsedeceğiz. Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman Türkler yıllardır bitmek bilmeyen bir zulümle karşı karşıyalar. Gençler Çin yönetimi tarafından sebepsiz yere tutuklanıyor. Rejime karşı oldukları iddiasıyla idama mahkum edilerek kurşuna diziliyor. Müslümanların ibadetlerini topluca yapmaları engelleniyor. Kazançları acımasız vergilerle ellerinden alınıyor. Halk açlık ve yokluk içinde ölüm tehlikesi altında yaşamaya çalışıyor. Tüm dünyayla irtibatı özellikle kesilen bu topraklarda insan hakları ihlal ediliyor. Batı ülkeler ise her zamanki gibi bunları görmezlikten ve duymazlıktan geliyor. Ama biz Doğu Türkistan'da kardeşlerimizin yaşadıklarını duyurmaya devam edeceğiz. Bu zulmü nasıl durdurabileceğimizi anlatmaya devam edeceğiz.

Bakış açısı Doğu Türkistan dosyası başlıyor.

Evet, bugünkü program özetimiz şu şekilde: Künye bölümünde, Doğu Türkistan'ın coğrafi konumu ve genel yapısı hakkında kısa bilgiler vereceğiz. Ayrıca tarihine de kısaca bakacağız.

Zaman tünelinde, komünist Çin zulmünden bahsedeceğiz ve geçmişler günümüze Doğu Türkistan'da yaşananlara değineceğiz.

Güncel durum raporunda ise, Doğu Türkistan'da son zamanlarda yaşananları ve gelinen son duruma aktaracağız. Ayrıca ülkede nüfus yapısına ilişkin baskılardan, yasaklardan ve Çin'in insanlık dışı uygulamalarından bahsedeceğiz.

Perde arkasında ise, Çin'in Doğu Türkistan topraklarını neden istediği sorusuna cevap arayacağız.

Son olarak çözüm yollarında hem Doğu Türkistan'da hem de tüm dünyadaki zulmün Müslümanlara uygulanan baskı ve tehdidin nasıl son bulabileceğini değineceğiz.

Evet, ilk olarak künye ile programımıza başlayalım.

Bugün Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak adlandırılıyor. İki asırdır Çin'in esareti altında bulunan bölge ise Doğu Türkistan. Türklerin yaşadığı ülke manasına gelen Türkistan'ın doğu bölgesini teşkil ediyor. Batıda Hazar denizinden, doğuda Altay ve Altın dağlarına, güneyde Horasan-Karakurum dağlarından, kuzeyde Ural dağlarına kadar uzanıyor. Yüz ölçümü 1.828.418 km². Güneyde Pakistan, Hindistan, Keşmir ve Tibet'le komşu. Güneybatı'da Afganistan ve Batı Türkistan'la, Kuzeybatı'da Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan'la, Doğu'da ise Çin ve Moğolistan'la komşu.

Doğu Türkistan'da Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar Türkleri, Huiler yani Çin Müslümanları, Han milletine mensup Çinliler, Moğol ve Şibeler yaşıyor. Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türklerin nüfusu ise şu anda 35 milyon civarında. Çinlilerin nüfusu ise hızla artıyor. Çin'in diğer bölgelerinden Doğu Türkistan'a yerleştirilen Çinlilere teşvikler veriliyor. Ev sağlanıyor, iş imkanı sağlanıyor. Buradaki amaç Uygur Türklerini kendi topraklarında azınlığa düşürmek. Toprakları ele geçirmek ve onları asimile etmek.

Bölgenin başkenti Urumçi ve nüfusu yaklaşık 13 milyon. Göç politikasının sonucunda buradaki Çinlilerin sayısı ise 10 milyona ulaşmış durumda. Doğu Türkistan'la halkın geçim kaynakları ise tarımcılık ve hayvancılık.

Şimdi isterseniz Doğu Türkistan'ın tarihine ve yakın geçmişine kısa bir yolculuk yapalım.

Türkistan topraklarının tarihi M.Ö. 200'lü yıllara, yani Hunlar ve Göktürkler dönemine kadar dayanıyor. O dönemlerden beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağı. Tarih boyunca Türkistan adıyla bir devlet veya hanlık kurulmadı. Buna rağmen bu topraklar, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için, Türkistan olarak adlandırıldı. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazleniler, Harzemşah ve Selçuklular asırlar boyunca bu topraklarda yaşadılar. Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türkler kendi rızalarıyla İslam'ı kabul ettiler. Böylece Doğu Türkistan, İslam aleminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Abdülmelik Mervan döneminde, özellikle Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul etmesinden sonraki dönem, Doğu Türkistan'ın altın devri olarak bilinir. Bu dönemde Doğu Türkistan, medreseleri ve öğretim kurumlarıyla ünlendi. Dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etti. Tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirdi. Ahmet Yasevi, Şah-ı Nakşibendi, İmam Burhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebu Nasril Farabi, Fergani, Zemahşeri ve Sekkaki gibi çok değerli alim ve bilim adamlarına ev sahipliği yaptı. Divanu Lügati’t Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmut, Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacib gibi isimler de bu topraklarda yaşadı. Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise İslam'ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşıdılar. Tüm bunlar Doğu Türkistan'ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koyuyor.

Aynı zamanda Doğu Türkistan çok şiddetli bir baskı dönemi de yaşadı. 1700'li yılların ortalarında Çin istilasını uğradı. Kısa aralıklarla bağımsızlığını elde etti ancak dünya ve bölge siyasetinde yaşanan değişimler Doğu Türkistan'ın bağımsızlığının kalıcı olmasını engelledi. Çin, Doğu Türkistan'da baskı ve tecrit politikaları uyguladı. Çin'de imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra 10 yıllar boyunca güçlü bir merkezi otorite kurulamadı. Ancak 1949 yılında Komünist Parti'nin iktidara gelmesiyle Çin kısa sürede büyük bir korku rejimine dönüştü. Komünizmin belki de en acımasız uygulamasını yürürlüğe koydu.

Komünist ihlalden sonra Doğu Türkistan'da Çinlilerin ilk icraatı bölgenin adını değiştirmek oldu. Çin'in ürettiği yeni isim Sincan-Uygur otonom bölgesiydi. Daha sonra da tüm emperyalist devletlerin izlediği politikaların benzerlerini uygulamaya kondu. Halkın inançlarına, gelenek ve adetlerine, dini uygulamalarına karşı acımasız bir politika yürütüldü. Birçok alanda etnik ayrımcılık uygulandı. Bağımsızlık talepleri şiddet yoluyla bastırıldı. Savunmasız insanlar topraklarından sürüldü. Sürülenlerin yerine de Çinliler yerleştirildi. Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'ı kendi toprağı olarak gördü ve elinden bırakmak istemedi. Müslüman halka karşı da acımasız bir mücadeleye girişti. İlk mücadele Müslümanların inançlarına karşıydı. Dine eğitim veren tüm okullar kapatıldı. Din adamları tutuklandı. Büyük kısmı da öldürüldü. Camilere Mao’nun resimleri ve Komünist Parti'nin bayrakları asıldı. Müslümanlara bu resim ve bayraklara saygıda bulunmaları emredildi. Müslümanların bir kısmı pan-Türkist, bir kısmı da pan-İslamist oldukları gerekçesiyle gözaltına alındı. İdam edildi. Toplu sürgünler ise zulmün diğer bir yönüydü. Yurtlarından sürülen Müslümanların bir kısmı zorlu iklim şartları nedeniyle yolda hayatlarını kaybetti.

1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000 ve 1961-1965 yılları arasında 13.300.000 Doğu Türkistan Müslümanı çeşitli yollarla öldürüldü.

1965'ten bu yana öldürülen Doğu Türkistan sayısının 35 milyonu aştığı biliniyor. Tüm bu süreçte Müslümanlar bir yandan sistemli olarak asimile edildi, bir yandan da onların yerlerine Çinliler yerleştirildi. Böylece Müslümanların kendi toprakları üzerinde hak iddia etmeleri engellenmeye çalışıldı. Maoist rejim Doğu Türkistan'ı bir Çin eyaleti haline getirmek istedi. Bunun için bir diğer yöntem ise zorunlu kürtajla aile planlamasıydı. Ki, halen Mao'ca Kızıl Çin'de Uygur kadınları kürtaja zorlanıyor. Hatta bebeklerin doğar doğmaz öldürüldüğü haberleri geliyor. Komünist Çin'in Uygur Türklerine karşıladığı, uyguladığı zulüm ve asimilasyon politikası günümüzde de halen devam ediyor.

Şimdi güncel durum raporuyla bu konuya devam ediyoruz.

Evet, güncel durum raporuna birkaç istatistiksel bilgiyle başlamak istiyorum.

Doğu Türkistan toprakları 65 yıldır işgal altında. 1955 yılında Sincan-Uygur Özerk Bölgesi olarak ilan edildi. Buna rağmen Doğu Türkistan'ın özerklik, hak ve yetkileri yine Çin tarafından ihlal edilmekte. Bildiğiniz gibi 1994'te Komünist Çin, Urumçi'yi ele geçirdi. Eylül 1999 ile 2000 arasında Hoten vilayetinde 917 kişi bölücü dinci ve terörist suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklananlardan 71'i hapishanelerde işkence ve hastalıktan hayatını kaybetti.

8 Eylül 1999'da Doğu Türkistan'daki evlerde Kuran ve dini eserlerin toplatılması hakkında emir verildi. Teslim etmeyenlerin ise tutuklanacakları ilan edildi. 1 Eylül 2002'den itibaren Doğu Türkistan'da yüksek dereceli okullarda Uygurca eğitim kaldırıldı. Bunun yerine Çin dilinde eğitim yapılmaya başlandı. Yakın tarihe bakarsak, 2009'da Urumçi'de bilinen rakamlarla 3721 Müslüman kardeşimiz bu olaylar sonucunda şehit edildi, binlercesi de yaralandı. 2009 yılında Uluslararası Af Örgütü Pekin hükümetine çağrıda bulunmuştu. İdam edilen mahkumların sayısının açıklanması istenmişti. Ama bu çağrı cevap bulamadı.

Geçtiğimiz Ramazan ayında yaşanan olaylar yine dünya medyasında geniş yer bulmuştu. Çin yönetimi bu olaylarda 96 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı. Ki bu rakamların ne kadar gerçeği yansıttığı tartışılır. Çin 11 Eylül'ün terörle mücadele söylemini gerekçe göstererek bölgedeki baskılarını arttırdı. Uyguladığı baskıcı politikalarla bölgeye uluslararası ulaşımı da engelledi. Böylece insani yardımların girişi ve hak ihlallerinin yerinde tespiti imkansız hale geldi. Bölgede yaşanan hak ihlallerinden bazıları şöyle:

Yaşam hakkının ihlali,

Etnik ve dini ayrımcılık,

 Ana dilde eğitimin yasaklanması,

 İfade özgürlüğünün kısıtlanması,

 Dini eğitimin yasaklanması,

 Kadınlara yönelik ihlaller,

 Bölge kaynaklarının bölge halkınca kullanılamaması,

 Zorunlu göç,

 Seyahat özgürlüğünün kısıtlanması.

Çin bu bölgede 1 milyon kadar askerini silah altında tutuyor. Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol ediyor. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durduruluyor. İçleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp tartaklanıyor. Müslüman kadınlarsa tacize uğruyor. Genç kızlar kaçırılıyor, tecavüze uğruyor. Hatta fuhuşa zorlanıyor.

Kadınlar ve genç kızları Çin'e götürüp geri dönmelerine izin vermiyorlar. Aileleri bir daha yakınlarından haber alamıyor. Halkın Kurtuluş Ordusu adını verdikleri Çin ordusu her yerde. İletişim sınırlı ve polis yönetiminde yapılabiliyor. Çok az köyde telefon var ve bu hatların hepsi dinleniyor. Bir kişi sadece boş bir şüphe üzerine yıllar boyunca tutuklu kalabiliyor. Müslümanlar keyfi olarak tutuklanıp çalışma kamplarına gönderiliyor. Asılsız suçlamalarla idam ediliyor.

Uygurlu kardeşlerimiz ibadetlerini gizlemek zorunda kalıyor. Çünkü namaz kılmalarına, oruç tutmalarına izin verilmiyor. Yine eğitim almaları engelleniyor. Müslüman nüfusunun sayısının artmasını engellemek için uygulanan metot ise tamamen insanlık dışı. Kadınlara zorla kürtaj yapılıyor. Birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ellerinden alınıyor. Zaten Doğu Türkistan topraklarında 1985'ten beri zorunlu doğum kontrolü ve toplu kürtaj uygulanıyor. Uygur halkının şehirde bir, köylerde ikiden fazla çocuk sahibi olabilmesi yasak. Çok ağır ekonomik ve idari cezalar veriliyor. Hiçbir sağlık ve hijyen önlemi alınmadan acımasızca zorunlu toplu kürtaj yapılıyor.

Uygur halkı çoğunlukta iken yürütülen politikalarla azınlık millet durumuna düşürülüyor. Halkı tam anlamıyla asimile olma tehlikesiyle karşı karşıya. En iyi mücadele yolu ise yeni nesillerin iyi bir eğitimden geçmesi. Ancak Çin yönetimi bunu da önlemek istiyor. Halkın kaliteli eğitim alma yollarını kapıyor. Okullara kabul edilme oranı düşürülüyor. Bölgede son 30 yıl içinde 3 defa alfabe değiştirilmiş. Şu anda eğitim tamamen Çince. Yani eğitim üzerinden kültüre müdahale için her yol uygulanıyor.

Sağlıkta ise tam bir dram, işler acısı bir durum mevcut. Tedavinin ücretli olması nedeniyle halk yeterli sağlık hizmeti alamıyor. Tıbbi müdahale eksikliğinden hastalıkların %70'i ölümle sonuçlanıyor. Çocuk ölüm oranı ise %20.

Çin'in baskı ve ihlalleri sadece Doğu Türkistanları mağdur etmekle kalmıyor. Çin halkını ve bölgedeki diğer etnik ve dini grupları da mağdur ediyor. Ancak tüm bu zulümlere karşılık hiçbir devlet ya da uluslararası örgüt Çin'e dur diyemiyor. Birleşmiş Milletler, Çin'in güvenlik konsey üyesi olması nedeniyle Çin'e yaptırım uygulayamıyor. Devletler de ekonomik nedenlerle.

Peki, Çin bu toprakları neden bu kadar çok istiyor? Olayların perde arkasına bakalım birazdan.

Evet, perde arkasıyla programımıza devam ediyoruz. Doğu Türkistan, Çin için çok önemli. Çünkü barındırdığı maden, mineral ve petrol yatakları, doğalgaz yataklarıyla adeta bir hazine konumunda.

Çin'de çıkarılan minerallerin %78'i Doğu Türkistan topraklarından çıkıyor. Çin Halk Cumhuriyeti topraklarından çıkarılan 148 tür madenin 118'i yine Doğu Türkistan topraklarından elde ediliyor. Kömür, demir, uranyum, manganez, krom, kurşun, berilyum, lityum ve altın çıkarılan madenlerden sadece birkaçı. Ülkenin 25 bölgesinde altın, 7 bölgede bakır, 7 bölgede kurşun, 10 bölgede demir madeni, 3 bölgede de Uranyum bulunuyor. Doğu Türkistan'da ayrıca 500 noktadan petrol, 30 noktadan da doğalgaz çıkarılıyor. Keşfedilen petrol rezervlerinin Çin resmi kaynaklarınca tespit edileni 30-40 milyar ton ve her yıl 10 milyon ton petrol Çin'e taşınıyor. Sadece Taklamakan çölündeki petrol rezervinin 50 milyar ton civarında olduğu tahmin ediliyor.

Doğu Türkistan'da bulunan 2.2 trilyon ton kömür rezervi, Çin'in mevcut rezervinin yarısı kadar. Bu arada, çok az sülfür içerdiği için Doğu Türkistan kömürünün kalitesinin çok yüksek olduğunu da belirtelim. Bu da, bu kömürü çok daha değerli kılıyor.

Doğu Türkistan tüm bunların yanı sıra 150 bin metrekarelik bir tarım arazisine de sahip. Buğday, mısır, darı, yulaf, arpa, üzüm, kavun ve incir gibi ılıman iklim ürünlerinin hemen hepsi yetiştirilebiliyor. Tanrı Dağları ile Altay Dağları'nı kaplayan 12 bin kilometrelik ormanlık alan ise yüksek kalitede keres de sağlıyor.

İşte tüm bu doğal zenginlik, Çin'in Doğu Türkistan'a topraklarını neden istediğini açıklıyor.

Peki, Uğur Türkleri bu zulümden nasıl kurtulur? Çözüm Yolları'nda bunu konuşalım.

Doğu Türkistan'ın özerklik hak ve yetkilerinin Çin tarafından ihlal edildiğini söylemiştik. Doğu Türkistan'ın ekonomik bağımsızlığı yok. Tüm kaynakları Çin tarafından sömürülüyor. Uygur halkı da açlık ve fakirlikle yüz yüze kalıyor. Halbuki Çin'in uluslararası hukuk ölçütlerine uyması ve Doğu Türkistan'ın özerklik haklarını ihlal etmemesi gerekiyor.

Aslında Çin, Doğu Türkistan halkının kendi kendine yönetmesine izin verse, ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa bundan Çin'in de son derece büyük çıkarı olur. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaşayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuş bir Doğu Türkistan. Burası Çin için yeni bir atılım merkezi olabilir. Çin'in değiştirmesi gereken bir diğer husus idamlar. Çin'in bu hususta Avrupa devletleri gibi olmalı ve bu ceza yönetimi yürürlükten bir an önce kaldırılmalı. Çünkü idamlar çağ dışı kalmış ve vahşet dolu bir uygulama. İktidarlığını ve adaleti bir korku imparatorluğu oluşturarak sağlamaya çalışanların uyguladığı barbarca bir yöntem. Çin'de istikrarı ve düzeni bu yolda sağlayacağını düşünüyorsa büyük bir hata içinde. Bu yalnızca ülkede huzursuzluk ve gerginlik meydana getirir. Çin gibi büyük bir gücün korku imparatorluğuna değil, sevgi imparatorluğuna dönüşmesi kendi menfaatine olacaktır.

Çin, Doğu Türkistan'daki zulmün de duyulmasını istemiyor. Bu bölgenin unutulmasını istiyor adeta. Bu yüzden bu bölgeyi dünyaya kapatmış durumda. Orada yaşananlarla ilgili sağlıklı bir bilgi alınamıyor. Çin'in de bu içe dönük yapıya son vermesi gerekiyor. Çünkü şeffaf bir politika izlendiğinde devlet ya da uluslararası örgüt temsilcileri dünya basında o bölgeye girip güvenilir bir yere ulaşabilirler.

Çin'in Doğu Türkistan topraklarında nükleer denemeler yaptığı da biliniyor. O noktada hiçbir açıklama yapmaya dahi gerek yok. Nükleer silahlar insanlık dışı ve asla kabul edilemez. Nükleer silahların insanlar ve çevre üzerinde yaratacağı yıkıcı etkilerin bir benzeri daha yok. Bu etki ülke sınırlarını aşar ve nesiller boyu devam eder. Yıllardır atmosferde yapılan nükleer denemeler, Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları. Bu yaşanmış trajediler nükleer patlamaları ne kadar büyük bir yıkım yaratabileceğini kesin bir şekilde kanıtladı. Dolayısıyla bu konuda sadece Çin'in değil, nükleer güce sahip olan tüm ülkelerin bu insanlık ayıbına bir son vermesi gerekiyor.

Doğu Türkistan'daki zulmün sona ermesi için en büyük görevde şüphesiz Müslümanlara düşüyor. Tek yapmamız gereken Allah'ın gösterdiği çözümü uygulamak. Allah yeryüzünün huzura kavuşması için inananların kardeşler olmaları, birbirlerine yardım etmeleri ve birlik olmalarını emrediyor.

Çin zulmünü durdurmanın ve kesin netice almanın yolu İslam Birliği’nin kurulması. Tüm Müslümanların yapması gereken de kardeş olduğumuzu hatırlayıp mezhep çatışmalarını, anlaşmazlıkları bir kenara bırakmak, ortak paydalarda birlik olup İslam birliğini acil olarak kurmak. Bir milyarı aşkın nüfusuyla birlik olmuş bir Türk İslam Alemi son derece caydırıcı ve etkili bir güce sahip olacaktır. Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması gibi bir ihtimal söz konusu olamaz. Kimse bunu aklından dahi geçiremez.

Yalnız bu birlik düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil elbette ki. Dünyada barışın tesisi için var olacak. Birliğin kurulmasıyla sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil tüm dünya aydınlığa kavuşacak.

Evet, programımızı burada noktalıyoruz. Haftaya yeni bir konuyla Bakış Açısı’nda yeniden karşınızda olacağız. Güzel bir hafta geçirmenizi diliyorum. Hoşça kalın.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Bakış açısı
Doğu Türkistan
Doğu Türkistan Zulmü
Kartal Göktan
Komünist
Komünizm
Kızıl Çin
Mao
Müslüman
Pantürkist
Sincan
Sürgün
Urumçi
Uygur Türkleri
Uygur Türkleri Katliam
idam cezası
Çin
Çin Zulmü