HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 25. Bölüm - Yemen Dosyası

Bakış Açısı - 25. Bölüm - Yemen Dosyası

Harun Yahya
19137
07 Mayıs, 2015
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 25. Bölüm - Yemen Dosyası

 

KARTAL GÖKTAN: Yeni Bir Bakış Açısı bölümünden herkese merhaba.

 

Arap Baharı, antidemokratik yönetimlere karşı bir tepkiyle başlamıştı. Coğrafyası ve aktörleri değişse de savaşlardaki senaryo değişmiyordu. Ülkesini yöneten bir diktatör, bu diktatörün baskısı altında kalmış, sindirilmiş, sessiz bir halk. Bir kırılma noktasının ardından gelen yoğun halk tepkisi, en sonunda da devrilen bir diktatör. Herkes zalim diktatör yönetimlerin ardından batı tipi demokratik yönetimler kuracağını ümit ediyordu. Ne var ki ülkelere demokrasi değil iç savaşlar hakim oldu. Yemen'de de Arap Baharı savaş rüzgarlarının estiği bir fırtınaya dönüştü.

Ben Kartal Göktan, Bakış Açısı Yemen Dosyası başlıyor.

Programın özetimize bir göz atalım:

 Künyede, Yemen'in nüfusunu, ekonomisini ve coğrafi özelliklerini göreceğiz. Zaman tünelinde Yemen krizindeki tarafları tanıyacağız. Bugüne kadar Yemen'de taraflar arasında neler yaşandı? Kriz nasıl bu noktaya kadar tırmandı? Bunları aktaracağız.

Güncel durum raporunda, Yemen'e yönelik operasyonlarla ilgili son gelişmeleri vereceğiz.

Perde arkasında, Yemen krizini tetikleyen faktörleri irdeleyeceğiz.

Ve son olarak çözüm yollarında, Yemen'de istikrar nasıl sağlanır? Bunu konuşacağız.

Evet, ilk başlığımız Künye.

Bu bölümde Yemen ile ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum. İlerleyen başlıklarımızda ele alacağımız Yemen krizine ışık tutabilecek bilgiler.

Yemen'in nüfus özelliklerinden başlayalım. Ekrandaki grafiğimize bakalım.

Ülkenin nüfusu yaklaşık 25 milyon civarında. Nüfusu %99.1'lik kısmını Müslümanlar oluşturuyor. Geriye kalan %0.9 bölümü ise Yahudiler, Hristiyanlar, Hindular ve Bahailer oluşturuyor. Müslüman nüfusunun tahminen %65'i Sünni, %35'i ise Şii. Yemen'in ekonomik profili oldukça kötü. Şu anki grafiğimizde Ortadoğu ülkelerinin kişi başına gayri safi yurtdışı hasılasını göreceğiz.

Görüldüğü gibi Yemen Ortadoğu'nun en fakir ülkesi konumunda.

Yemen'in coğrafik özelliklerine de bakalım. Ekrandaki haritamızda görüyoruz. Yemen dünyanın en önemli petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan ile komşu. Diğer komşusu ise Umman. Körfez'deki deniz yollarının yanında yer alıyor Yemen. Doğalgaz ve petrol noktasında da enerji kavşağı olan bu bölge doğal olarak Amerika ve Avrupa için de çok önemli. Bölge ülkeleri kadar onların da dikkati Yemen'de. Yemen ayrıca El-Kaide'nin en aktif kanatlarından birisine de ev sahipliği yapıyor. Yaşanan istikrarsızlıktan faydalanabilecek olan El-Kaide'nin çevre ülkelerde etkisini arttırmasından çekiniliyor. Dolayısıyla Yemen, Avrupa, Amerika ve körfez ülkeleri için istikrarın ve güvenliğin sağlanması gereken bir ülke. Ancak ülke son yıllarda yönetimde eşitsiz temsil ve kaynakları erişimde yaşanan adaletsizlikler nedeniyle şiddet dolu çatışmalara tanıklık ediyor.

Şimdi zaman töreninde bu çatışmalar nasıl başladı, çatışmalarda kim hangi tarafta hepsini tanıyalım.

Yemen, Arap Baharı'nın etkilediği ülkelerden biriydi. 2011 yılında uzun yıllardır iktidarda olan devlet başkanı Ali Abdullah Salih koltuğundan indirildi. O yüzden bu yana Yemen'de Birleşmiş Milletler desteğinde demokrasiye geçiş sağlanmaya çalışılıyor. Ancak ülke son yıllar içindeki en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Arap Yarımadası'ndaki El-Kaide örgütü tarafından sıklıkla düzenlenen saldırılar, aşiretler ve askeri fraksiyonlar arasındaki iktidar çekişmeleri, Salih’i destekleyenlerin Salih’i koltuğundan indirenler tarafından düzenlenen protestolarla sert müdahaleleri. Kısacası Yemen'de çok taraf var. Doğrudan savaşanlar ve savaşanlara vasilik yapanlar. Husiler, Cumhurbaşkanı Hadi'ye bağlı güçler, Güney Hareketi, El-Kaide savaşın içinde olan taraflar.

Bir de onların ardında yer alan, bir nevi vasiliklerini yapan İran ve onun karşı safında yer alan Suudi Arabistan. Körfez ülkeleri, Amerika hatta Avrupa. Taraflardan hangisinin bu mücadeleyi kazanacağı belirsiz. Ama mücadele savaşa dönüştükçe kaybedeni Yemen olacağı açık bir gerçek.

Yemen'de yaşanan bu krizi anlamak için özellikle krizi tetikleyen Husiler kim ve ne istiyorlar? Bu sorunun cevabına hep birlikte bakalım.

Şii mezhebinin Zeydi kolundan olan Husiler, 25 milyonluk Yemen nüfusunun yaklaşık %30'unu oluşturuyorlar. İsmini 2004'te ilk isyanı başlatan Bedrettin El-Husi'den alıyor. Amaçları merkezleri kabul edilen Saada da daha fazla özerklik kazanmak. O dönemin lideri Salih'e karşı ayaklanmışlardı. Salih'in 2011'de Arap Baharı ayaklanmalarıyla devrilmesinin ardından onun yerini alan yeni lider Hadi'ye de karşı çıktılar. Bu süreç içinde oluşan boşluktan faydalanarak kontrol altında tuttukları alanı genişlettiler.

Güç kazanan Husiler, yeni lider Hadi'nin Şubat ayında duyurduğu ve yemini 6 bölgeye ayırmayı öngören plana öncülük eden Ulusal Diyalog Konferansı'na katıldılar. Ancak Husiler, ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olmak için iki bölgeli yapıya geçiş çağrısı yapıyorlar.

Geçtiğimiz yılın Ağustos ayında ise devlet başkanı Hadi'den ülkenin yoksullarına zarar veren ödenekleri kaldırmasını talep ettiler. Şimdiki hükümetin yerine de Yemen'in çeşitli fraksiyonlarını daha iyi temsil eden bir hükümet gelmesini.

Peki bundan sonra Yemen krizi nasıl tırmandı? Hep birlikte görelim.

Sünni ve Şiilerden oluşan binlerce Husi destekçisi, San’a'da hükümet binaları önünde oturma eylemleri başlattı ve şehrin havaalanına giden ana yolu trafiğe kapattı. Eylül ayında Hadi hükümeti dağıtmaya ve petrol fiyatlarını %30 kadar indirmeye razı oldu ama bu girişim Husiler tarafından yetersiz olduğu gerekçesiyle reddedildi. Bir hafta sonra güvenlik güçleri San'a'da Husileri destekleyenler üzerine ateş açıp birkaç kişiyi öldürdüğünde kriz derinleşti. Eylül ayı ortalarında Husilerle askerler arasında şehir merkezinde şiddetli çatışmalar meydana geldi. Çatışmalar sürerken isyancılar hükümet binalarını işgal etti.

Ölü sayısı artarken Birleşmiş Milletler Yemen özel temsilcisi Cemal Ben Omar 20 Eylül'de hükümetin Husilerle bir anlaşma yaptığını açıkladı. Peki bu anlaşmanın koşulları nelerdi? İzliyoruz.

İsyancılar San’a'dan çekilmeyi temel taleplerinin kabul edilmesi karşılığında kabul etmişti. Bu talepler petrol fiyatlarının düşürülmesi, yeni bir hükümet kurulması, başkanın danışmanlarının Husiler ve ayrılıkçı El-Hirak El-Cenubiler tarafından atanması ve ulusal diyalog konferansında alınan kararların uygulanmasıydı. Ama Husiler, bu anlaşmaya ek olarak bir güvenlik belgesi imzalamayı reddetti. Bu belgede Husilerin başkentten ve diğer kuzey şehirlerinden çekilerek silahlarını 45 gün içinde teslim etmelerini öngörüyordu.

San’a sokaklarında halen ağır silahlı Husiler dolaşıyor. İsyancılar ayrıca ülkenin orta ve batı kesimlerinde de ilerlediler ve bu durum Arap Yarımadası'nda El-Kaide örgütü ile çatışmaları tetikledi.

Peki Yemen'de El-Kaide varlığı ne kadar büyük bir tehdit?

Amerika Birleşik Devletleri, El-Kaide örgütünün en tehlikeli yapılanmasının Yemen'de olduğunu düşünüyor. Yemen'de 2011 yılında eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in devrilmesiyle son bulan protestoların ardından El-Kaide, ülkedeki siyasi belirsizlik ve otorite boşluğundan faydalanarak gücünü artırdı. Bu süreçte ülkenin güneyindeki Ebyen ilinin tamamında kontrolü sağlayarak burada İslam emirliği ilan etti. Ardından El-Kaide militanlarıyla ordu arasında ABD'nin insansız hava araçlarıyla destek verdiği çatışmalar devam etti. Operasyonlarda El-Kaide ağır kayıplar verse de yeni bölgelerde yeni cepheler açtı. Geçen yıl Ekim aylarında da El-Kaide ile Husiler arasında El-Beyda ilinde çatışmalar başladı.

Şimdi sıradaki başlığımız güncel durum raporunda, Husiler Yemen'in başkentini ele geçirdikten sonra neler yaşandı hep birlikte görelim.

Yemen'de Husilerin başkent San’a'nın yanı sıra bazı kentleri de ele geçirmesi sonrasında Cumhurbaşkanı Hadi, Aden'i geçici merkeze ilan etti. Bu gelişmelerden sonra Husiler Aden'e doğru harekete geçip kentteki bazı stratejik noktaların denetimini ele aldılar. Hadi yönetimi de Arap Birliği ve uluslararası topluma acil askeri müdahale çağrısı yaptı. Bunun üzerine Suudi Arabistan öncülüğünde 26 Mart'ta Husi'lere yönelik hava harekatı başladı. Askeri operasyona aralarında 4 Körfez ülkesinin de bulunduğu 10 ülke katıldı. Amerika, Yemen'e askeri operasyon düzenleyen ülkelere lojistik yardım ve istihbarat desteğinin sağlandığını duyurdu.

Karanlık Fırtınası isimli bu askeri operasyonda, Husi militanları ve askeri teçhizatları hedef alınıyor gibi görünse de aslında çok sayıda sivil ölüm tehlikesi altında kaldı. Daha operasyonun 6. gününde ülkenin kuzeyindeki mülteci kampının vurulması nedeniyle en az 40 kişi ölmüştü. Sınır tanımayan doktorlar örgütü direktörü Pablo Marco'nun ortaya attığı bir iddia vardı. Mülteci kampının yanlışlıkla vurulmadığı, planlanmış bir hava saldırısı olduğu yönünde. Bu da savaşı daha da ürkütücü hale getiriyor.

Bir taraftan da kara harekatına geçilip geçilmeyeceği konuşuluyordu. Bununla birlikte sivil ölümlerinin de giderek artacağı kesin. Operasyonun ilginç tarafı ilk başladığında bir askeri hedef belirlenmemiş olmasıydı. Bu durum operasyonun en büyük destekçisi Amerika'yı bile rahatsız ediyordu. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Jeff Rathke, “bunun ucu açık bir operasyon olmasını istemiyoruz” demişti. Yani kararlılık fırtınasının ne vakit dinileceği belli değildi.

Hedef tüm Husi kuvvetlerini yok etmek mi? Teslim olmalarını sağlamak mı? Teslimiyet için hangi koşulların sağlanması gerekiyor? Bunların hiçbiri belli değildi. Bu belirsizlik içinde Yemen'de savaşın yayılıp ölümlerin artması ihtimali oldukça ürkütücüydü. Sonunda geçtiğimiz hafta kararlılık fırtınasının sona erdiği duyuruldu. Koalisyon sözcüsü operasyonlarda 2415 hava saldırısının gerçekleştiğini aktardı. Suudi televizyonu El Arabiya, yeni operasyonun adının “Umudun yeniden tesisi” olduğunu açıkladı.

Bu kararın verilmesinin ardından henüz daha birkaç saat geçmişti ki Husiler ülkenin 3. büyük kenti Tayiz'i havadan bombaladı. Bunun üzerine Suudi Arabistan'ın ürünündeki koalisyonun saldırıları tekrar başladı.

Yemen'in 2. kenti Aden'le birçok kentte de çatışmalar olduğu bildiriliyor. Bu sıcak gelişmeler biz program hazırlarken sürekli değişmekteydi. Değişik bölgelerden de her an çatışma haberleri, bombalama haberleri geliyor. Değişmeyen bir şey var. O da askeri yöntemlerle ülkelere barışı ve istikrarı getirmenin mümkün olmadığı. Şu ana kadar Yemen'de gerçekleştirilen bombalamalar bir netice verdi mi? Hayır. Aksine ülkedeki çatışmalar daha da artarak devam ediyor. Her gün daha fazla masum sivil hayatını kaybediyor.

Askeri müdahaleler istikrar değil, sadece daha fazla ölüm getiriyor. Bunu daha önce Orta Doğu'daki birçok örnekte gördük. Irak ve Afganistan'daki Amerikan müdahalelerinde, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarında, Libya'da ve Suriye'de. Arap Baharı’ndaki bu olumsuz deneyim bu savaşın Yemen'e barış ve istikrar getirmeyeceğini gösteriyor. Çünkü Husi militanları silahları bıraksa bile Zeydi vatandaşlar Yemen'de yaşamaya devam edecekler. Savaşın getirdiği yıkım yalnızca Yemen'in Zeydi vatandaşlarını değil, Sünni vatandaşlarını da olumsuz etkilemiş olacak.

Peki Yemen krizi nasıl bir güç sorunu olarak başlayıp bir çok ülkenin müdahil olduğu bir operasyonlara dönüştü? Yemen'deki taraflar arasındaki çatışmaları tetikleyen faktörler nelerdi? Sadece Yemen'in iç problemlerinden mi kaynaklanıyordu yoksa dış aktörlerde var mıydı? Bu soruların yanıtlarını perde arkasında arayacağız.

Şüphesiz Yemen'in bu noktaya gelmesinde kendi sosyal ve siyasi yapısından kaynaklanan problemlerin payı oldukça büyük. Zayıf bir yönetim, bir türlü tesis edilemeyen istikrar, Ortadoğu'nun en yoksul ülkesi olması, işsizlik, yüksek gıda fiyatları ve kısıtlı sosyal hizmetler.

Yemen, 2011 yılından beri ekonomik darboğazda. 2013 yılında devletin toplam borcu, gayri safi milli hasılanın %47'si. Alım gücü düşük olan halk daha da yoksullaşıyor. Yemen'de kişi başına günlük alım gücü sadece 4 dolar. Nüfus artmaya devam ederken işsizlik oranı %40'lara kadar yükseliyor. Yemen'de her iki kişiden biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Uzun zamandır süren olumsuz koşullar nedeniyle gıda fiyatları yükseliyor. 10 milyondan fazla Yemenli, gıdaya erişim konusunda risk altında.

Yemen'in siyasi ve ekonomik sorunlarının dışında ciddi bir enerji sorunu da var. Zaten ülke için yetersiz olan enerji tesisleri sık sık sabote ediliyor. Son dönemde bu sorunlara ordunun zayıflaması ve güvenliğin sağlanamaması da eklendi. 25 milyon nüfuslu Yemen'de sivillerin elinde 60 milyon silah olduğu dikkate alınırsa güvenlik sorununu anlamak daha kolay oluyor. Yemen'deki çatışmaların fitilini ateşleyen temel unsur ise gelerek büyük bir sorun haline gelen etnik ve mezhepsel farklılıklar. Ancak her zaman bu unsuru tetikleyen dış etkenler mevcut.

Tarih boyunca da böyleydi. Arap dünyasını bölme adı altında atılan ilk siyasi adım 1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot Antlaşmasıydı. Bu anlaşmayla Osman Devleti'nin Ortadoğu'daki topraklarının paylaşılması öngörülüyordu. O günden beri aynı dili konuşan, aynı dilin mensubu olan Arapların topraklarını paylaşma senaryosu, aktörlere değişiklik gösterse de Ortadoğu'da oynanmaya devam ediyor.

Şu anda da Yemen üzerinde bölgesel ve küresel güçler farklı hesaplar yapıyor. Bu güçlerden birisi arkasında İran'ın olduğu Şii etkisi. Diğeri ise ardında Suudi Arabistan'ın olduğu Sünni etkisi. Zaman zaman bu güçlere Amerika'yı da eklemek mümkün.

Husiler her ne kadar İran ile bağlantılarını reddetmeyi tercih etse de pek çok ülke bu bağlantı konusunda oldukça emin. Yakın geçmişe kadar Zeydilerin Yemen'deki Sünnilerle ciddi bir anlaşmazlığı yoktu. Ensarullah adı altında silahlı siyasal bir örgüte dönüşmesinin Bedreddin El-Husi'nin İran ziyaretinden sonra olması çok şey anlatıyor aslında. Suudi Arabistan yönetimi de Husiler'e karşı Cumhurbaşkanı Hadi'yi destekleyeceğini ve tüm taleplerini karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. Husilerin Yemen'i tamamını ya da Babu’l-Mendeb Boğazını ele geçirmesini önlemeye yönelik çeşitli projeler geliştiriliyor. Eğer İran ve Suudi Arabistan arasında bu güç savaşı devam ederse kaybeden taraf sadece Husiler ya da Sünniler değil tüm Yemen halkı olacak.

Peki bu durumda Yemen'e istikrar getirecek olan nedir? Çözüm yollarını hep birlikte görelim.

İran ve Suudi Arabistan'ın çatışmayı yaygınlaştıracak yeni girişimlerden kesinlikle kaçınması gerekiyor. Aksi taktirde bundan zarar görecek olan sadece Yemen değil, kendileri de olacak. Örneğin İran mezhepsel farklılıkları kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Ancak kendi içi sanıldığı kadar bütünlükçü bir yapı da değil. Güneyde Araplar, Kuzeyde Azeriler ve Kürtler ülkede önemli etnik farklılıklar arz ediyor. Ayrıca Peştunlar ve Tacikler gibi İran'daki diğer etnik unsurlarının varlığını da unutmamak gerek. Daha önemlisi ülkedeki yönetimin otoritesi demokrasiden değil silahlı güçlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla en ufak bir karışıklıkta şu an sessiz duran güçlü bir muhalefet iktidarı tehdit eder hale gelebilir. Bu nedenle İran'ın Arap dünyasındaki parçalanma sürecini bir fırsat olarak görmesi öncelikle kendi açısından son derece riskli.

Diğer taraftan Suudi Arabistan'ın Yemen'e askeri operasyonlarla müdahalesi yine kendi aleyhine sonuçlar doğurabilir. Operasyonların yol açacağı otorite boşluğu El-Kaide'nin çatışma alanlarını genişletmesine zemin hazırlayabilir. El-Kaide kararlılık fırtınası sürerken Yemen'in en önemli liman kentlerinden olan Mukella'yı ele geçirmişti. Bu da kaygıların doğruluğunu güçlendiriyor. El-Kaide bazı Sünni bölgelerde Husi saldırılarına karşı kendilerini savunma gücü olarak takdim ediyor. Bu şekilde destek toplamaya çalışıyor. Böyle bir durum gerek Arabistan gerekse Amerika için durumu daha da çıkılmaz hale getirebilir.

Ayrıca hem Suudi Arabistan hem İran petrol gelirleri giderek düşerken güvenlik giderlerini arttırmaya devam ediyorlar. Bu durumda ortaya çıkacak bir kriz bu ülkelerde bir Arap Baharı yaşanmasını tetikleyebilir. Dolayısıyla çözüm askeri operasyonlar değil. Tüm Müslümanların ancak kardeş olduğuna dair daha güçlü bir inanç, daha güçlü bir demokrasi, daha çok uzlaşma.

Husiler Yemen devletini ele geçirme savaşında bir noktaya kadar etkili oldu. Ancak yönetimi üstlenip sürdürebilecek güce sahip görünmüyorlar. Hele karşılarında Suudi Arabistan tarafından desteklenen büyük bir Sünni muhalefet varken.

Sünnilerin Husileri dikkate almadan iktidarlarını kuramayacaklarını da belli olmuş durumda. Bu mücadelenin giderek artan bir çatışmaya dönmesi durumunda Yemen'de Suriye gibi büyük bir yıkım yaşayacak. Dolayısıyla her iki tarafta sadece kendi çıkarlarını değil tüm Yemenlilerin çıkarlarını gözetmek durumunda. İttifakta birbirlerini desteklemeli, ihtilaflı konularda da birbirlerinin görüşlerine saygı duyup anlayışlı davranmalı. İslam adına hareket ettiğini söyleyen tüm taraflar birbirlerine silah çevirmekten bir an önce vazgeçmeli.

İnsanların farklı inanıyorlar diye birbirlerini öldürüp acımasızca katletmeleri Kuran'da asla yer almaz. Kuran, tek bir kişinin öldürülmesini bütün insanlığın öldürülmesi olarak tarif eder. Dolayısıyla İslam dinine göre öldürmek haramdır, günahtır, suçtur. Husiler de onları kendilerine düşman olarak gören Sünniler de şunu unutmamalı; İslam ahlakı ihtilaf ve ayrılıkları değil, inanç birliğini ve ortak değerleri temel alan, sevgiyi, şefkati, barışı, affediciliği, kardeşliği teşvik eden bir anlayış.

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)

İster Zeydi ister Sünni olsun her Müslüman Allah'ın emrettiği ahlak üzere yaşamalı. Yemen'de özlemle beklenen huzur dolu demokratik ortam ve istikrar ancak bu şekilde oluşur. İran'daki ve Suudi Arabistan'daki tüm Müslümanlar da kardeş olduklarını hatırlamalı. Bölgedeki etkin aktörler Yemen'deki ara buluculuk görevlerini üstlenmeli. Türkiye de bölgedeki en önemli aktörlerden biri. Hem İran hem de Arabistan ile olan yakın ilişkileri Yemen'de barışın tesis edilmesi için kullanılabilir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ''Bizim için belirleyici güç mezhep değildir, belirleyici olan anlayış ya da inanç İslam'ın ta kendisidir'' vurgusu çok önemli. O açıklamalar Türkiye'nin Yemen'de bir ara bulucu olabileceğini gösteriyor. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan'ı da yanına alarak Yemen'de kalıcı bir ateşkes sağlayabilir.

Evet, Yemen krizini tüm yönleriyle ele aldığımız programımızın sonuna geldik. Yepyeni bir gündem konusuyla tekrar görüşünceye dek hoşça kalın.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube
Ali Abdullah Salih
Arap Irkçılığı
Arap baharı
Bakış açısı
Birleşmiş Milletler
Diktatör
El Kaide
Hadi
Husi
Kartal Göktan
Savaş
Suudi Arabistan
Yemen
Yemen karışıklık
zeydiler
Çarlık Rejimi
İran
Şii bölgesi