HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 4. Bölüm / Kadın Hakları

Bakış Açısı - 4. Bölüm / Kadın Hakları

Harun Yahya
58948
02 Nisan, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 4. Bölüm / Kadın Hakları

 

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar. Bakış açısına hoş geldiniz. Programımızın dördüncü bölümüyle karşınızdayız.

 

Geçtiğimiz haftalarda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle kadın hakları konusu tüm dünyada gündem oldu. Biz de bu haftaki programımızı bu konuya ayırdık. Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gün. İnsan hakları temelinde kadınların ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılıyor. Ancak akıllara şu soru geliyor; Kadının sahip olduğu en doğal haklarını ihlâl edip sonra da bu haklarını geri vermek nasıl kutlanacak bir başarı olabilir? Halbuki kadın zaten haklarıyla birlikte doğmuştur. Ona bu hakları kendisini yaratan Allah vermiştir.

Kuran'da bu haklar tarif edilir ve kadın üstün özellikleriyle övülür. Kuran'a göre kadın fikrine danışılan bir devlet yöneticisi, bir dava insanı ve aynı zamanda güzelliğin ve zarafetin sembolü olan bir çiçektir. Güzel ahlaklarıyla, ruhlarındaki derinlikle, merhamet anlayışlarıyla, ince düşünceleriyle, sevgilerinin gücüyle, şefkatleriyle, fedakarlıklarıyla varlıkları çok büyük bir nimettir.

Kadınlar sahip oldukları bu üstün özelliklerle dünyada hak ettikleri değere sahip mi? Maalesef ki hayır. O halde neden? Buna engel olan çarpık bakış açıları neler? Kuranî bakış nasıl olmalı? Programımızda bu soruların yanıtlarını bulacaksınız. Bakış açısı kadın hakları dosyası başlıyor.

Hemen program özetimize bakalım. Bu akşamki program başlıklarımız şu şekilde:

İlk olarak tarihi arka plan ile geçmiş zamanlarda kadının toplumdaki yeri hakkında bilgi vereceğiz.

Güncel durum raporu ile günümüz dünyasında kadın haklarını, kadına yönelik şiddet olaylarını ve buna yönelik alınan önlemleri inceleyeceğiz.

Perde arkasında kadının üzerindeki baskının nedenlerini sorgulayacak ve kadına yönelik çarpık bakış açılarını anlatacağız.

Son olarak çözüm yolları başlığı altında, kadına yönelik şiddetin nasıl engellenebileceğini ve kadının hak ettiği değere nasıl kavuşacağını konuşacağız.

Evet, ilk olarak tarihi arka planıyla programımıza başlıyoruz. Bu başlığımızı 3 dönem halinde ele alacağız:

İslamiyet öncesi dönem, İslamiyet dönemi, hurafelerin ortaya çıkışı ve bozulma dönemi olarak 3'e ayırdık.

Şimdi İslam öncesi Arap toplumunda kadının yerine kısaca bir göz atalım. Cahiliye toplumunda kadına karşı olumsuz bir bakış açısı vardı. Cahiliye Arapları kadının sözlerine itibar etmiyor, fikrini sormuyordu. Kadın kimseye hiçbir faydası olmayan bir utanç vesilesi olarak görülüyordu. Bu sebeple kız çocukları olduğu zaman utanılıyor, onları gömerek öldürülüyorlardı. Bu durum Kuran-ı Kerim'de şöyle ifade ediliyor: “Onlardan biri Rahman'a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelenince hiddetlenerek yüzü simsiyah kesilir.” (Zuhruf Suresi, 17)

Kadınlar evlilikte alım-satım işi olarak görülüyordu. Ayrıca miras hakları da yoktu. Kocasının ölümü halinde miras erkeğin ailesine geçiyordu. Aynı dönemlerde kadınların diğer toplumlardaki durumunu incelemeye devam edelim.

İngiltere'de 11. asra kadar erkekler eşlerini satabiliyordu. Kadına şeytan gözüyle bakılıyor, kadınlar incire el süremiyordu. Kadın, erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip değildi. Sorulmadan söze başlayamıyordu. Erkek çocuklar, annelerine hizmetçi bir kadından fazla paye vermiyorlardı.

Çin'de ise kadın, insan olarak görülmüyordu. Roma hukuku, kadını noksan akıllı sayıyordu. Eski Yunanlılarda kadın yasal açıdan bir eşyaydı, alınıp satılabiliyordu. Babil'de kadın evcil hayvanlarıyla eşdeğerdi.

Evet, İslamiyet öncesi dönem genel hatlarıyla böyleydi. Sıradaki başlığımızda İslamiyet dönemini inceleyelim.

Görüldüğü gibi geçmişte dünyanın her yerinde kadını meta olarak gören ve kadını kadın olduğu için hor gören bir ideoloji hakimdi. Kuran ise bu bakış açısını tamamen değiştirdi. İslam'la birlikte Arapların kadınlara yönelik yanlış davranışları yasaklandı. Cahiliye toplumunda görülen kız çocuklarını gömerek öldürme, Kuran-ı Kerim'de şu şekilde bildiriliyor, şeytandan Allah'a Sığınırız: “Diri diri toprağa gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda o gün her insan kendisi için ne hazırlamış olduğunu görecektir.” (Tekvir Suresi, 8-9-14)

 Şeytandan Allah'a Sığınırız: “Birine kız doğduğuna dair haber gelse öfkelenir, çehresi bozulurdu. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün? Bakın ki verdikleri hüküm ne kadar kötüdür.” (Nahl Suresi, 58-59)

Araplar kız çocuklarını bir takım sebeplerle öldürmeyi tercih ediyorlardı. Bu nedenlerden birisi geçim kaygısıydı. Bu gerekçenin geçerli olmadığı Kuran-ı Kerim'de şöyle bildiriliyor, şeytandan Allah'a sığınırız: “Geçim endişesiyle çocuklarınızın canına kıymayın. Biz onların da, sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur." (İsra Suresi, 31)

Kuran'a göre Allah'a kulluk bakımından kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur. Üstünlük ayetlerde ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde buyrulduğu gibi takvaya göredir. Nitekim Asr-ı Saadet döneminde kadınlar ve erkekler sosyal hayatın her safhasında birlikte yer aldı. Kadın sahabe arasında tüccarlar, doktorlar, şairler vardı. Özellikle Medine hicretinin ardından kadın sahabe de yeni İslam toplumunun kuruluşu aşamasında çok büyük hizmetler ve fedakarlıklar gösterdiler.

Peygamber Efendimiz (sav)’in en büyük mücadelelerinden biri kadın hakları mücadelesi olmuştu. Efendimiz (sav) kadınların erkeklerle eşitliğini daima vurgulamış, hatta kadınların pek çok konuda daha önde olmasını teşvik etmişti. Kadınların eğitimine de büyük önem vermişti.

Kadınlar mescide gelip Peygamberimiz (sav)’in sohbetlerini dinlemiş, bayram namazlarına katılmışlardı. Hz. Ayşe (ra), Peygamber Efendimiz (sav)’in eşlerine gösterdiği tavrını şu şekilde belirtmiştir:

“Hanımlarına karşı insanların en mülayim olanı, en kerimi, güler yüzlüsü ve mütebessim olanıydı.” (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El-hadis, 2. Cilt)

 Peygamber Efendimiz (sav) birçok sözünde mümin kadınları yüceltmiştir.

“Dünya bir metadır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır.” (Müslim, Nesai, Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan, 15. Cilt)

Tüm bu bilgiler ışığında Kuran'ın getirmiş olduğu bakış açısı kadının ne kadar değerli olduğunu gözler önüne seriyor. Ancak Peygamberimiz (sav)’in vefatının ve Asr-ı Saadet döneminin ardından ortaya çıkan hurafelerle birlikte kadına verilen değer yerini yeniden kadının aşağılanmasına bıraktı. Sıradaki başlığımızda bu bozulma dönemini anlatacağız.

İslam kadını hak ettiği yere getirip onu yüceltmişken İslamiyet sonrası bozulma döneminde çeşitli hurafeler türemiş, kadına yanlış bakış açısı tekrar ortaya çıkmıştır. Hurafeciler kadını yarım varlık olarak görürler. Onlara göre kadın bakım yapmamalı, süslenmemeli, dışarıda gezmemelidir. Kadınların Kuran'a bile dokunmalarını yasaklamış, din öğrenmesini engellemişlerdir. Sadece hurafelere maruz kalan kadın, Kuran'da kadınların övüldüğünü ve erkeklerle eşit yaratıldığını bilmez. Bu şekildeki bağnaz anlayış, kadını sindirir ve üzerine baskı kurar.

Hurafeleri de sanki Peygamber Efendimiz (sav)’in sözleriymiş gibi aktarmışlar ve Peygamberimiz (sav)’e iftira etmişlerdir. İşte hurafelerden bazıları:

“Namazı bozan şeyler: Kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.” (Müslim- Salat, Tirmizi- Salat, Ebu Davut- Salat)

“Ev halkının, kadının evde kırbacı, sopayı görebileceği bir yere asın. Çünkü bu onları hizaya getirmede, edeplendirmede daha etkindir.” (Şevkani, el-Fevaid, Nikah, s. 137)

“99 kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir.” (Sahih-i Buhari)

“Kadınlarla istişare edin, onlara danışın ve onların söylediklerinin zıddını yapın.” (El-Makasıdul Hasene, 248)

 Kuran'da bu hurafelere hiçbir delil yoktur. Allah Kuran'da Müslüman kadınlardan şu şekilde bahsetmiştir:

“Gönülden Allah'a itaat eden kadınlar, sadık olan kadınlar, sabreden kadınlar, saygıyla Allah'tan korkan kadınlar, sadaka veren kadınlar, oruç tutan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden kadınlar. İşte bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır."  (Ahzap Suresi, 35)

Görüldüğü gibi kadını aşağılayan bu tehlikeli bağnaz anlayışın Kuran'da asla yeri yok. Ancak şu anda bu yanlış anlayış dünyanın büyük bir bölümünde hakim vaziyette.

Tarihi arka plan bölümümüzü burada noktalayalım ve güncel durum raporu ile günümüz dünyasına bir bakalım.

Sıradaki bölümümüz güncel durum raporunda bu yanlış zihniyetin dünya genelindeki, İslam ülkelerindeki, Avrupa ülkeleri ve Türkiye'deki kadınlar üzerindeki tahribatını inceleyeceğiz. Bu tahribatın önlenmesi için yapılan kanuni düzenlemelerden bahsedeceğiz.

Evet, belli tarihlerde kadın hakları her yıl kutlanıyor dünyada, ancak kadınlar hala hak ettikleri değere sahip değiller. Dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin kadın hakları ihlali, şiddet, işkence ve tecavüz olayları son bulmuyor. Bu konudaki çözüm arayışları da yüzyıllardır devam ediyor. Bu amaçla çok sayıda kanun çıkarıldı, dernekler kuruldu, feminizm gibi kavramlar ortaya atıldı. Çeşitli protestolar, konferanslar, paneller düzenlendi. Ancak bütün bu çabalara ve çalışmalara rağmen kadın hakları konusunda arzu edilen seviyeye gelinemiyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre dünya kadınlarının %70'i şiddet görüyor. Yılda 500 bin ile 2 milyon arasındaki kişi fuhuş, kölelik gibi amaçlarla insan ticaretinin mağduru konumda. Ve bu sayının %80'ini kadın ve kız çocukları oluşturuyor.

Şimdi ekranımıza dönelim ve eş şiddetinden kaynaklanan yıllık maliyetleri inceleyelim.

Bakın, İngiltere ve Galler'de yıllık 23 milyar pound harcama yapılıyor. Aile içi şiddetten kaynaklanan maliyetler bunlar. Avustralya'da 13.6 milyar dolar, Yeni Zelanda'da 1.2 milyar dolar, Amerika'da 4.1 milyar dolar ve Kanada'da 1.16 milyar dolar harcama yapılıyor bu konuyla ilgili.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na göre 35'ten fazla ülkede baba tecavüzü suç sayılmıyor. 603 milyondan fazla kadın aile içi şiddetin suç sayılmadığı ülkelerde yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü de dünyada kadınların 3'te 1'inin fiziksel veya cinsel tahlise uğradığını belirtiyor.

Şimdi aile içi şiddetle ilgili bir grafiğimiz var ekranımızda, ona bakalım.

Aile içi şiddetin en fazla yaşandığı bölgeler görülüyor ekranda. Ve Afrika kıtası %45.6 ile en çok aile içi şiddetin yaşandığı bölge. Bunu sırayla Güneydoğu Asya %40.2 ile ve Ortadoğu %36.4 ile izliyor. Ama görüldüğü gibi Avrupa'da da %27.2'lere varan bir aile içi şiddet söz konusu.

Şimdi yönümüzü İslam ülkelerine çevirelim.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 6 Şubat tarihinde yayınladığı ''No one is safe” kimse güvende değil'' başlıklı raporda Irak'ı konu etti. Bu rapora göre cezaevlerinde suçsuz yere tutulan binlerce Iraklı kadın tecavüz ve işkence olaylarına maruz kalıyor. Müslüman coğrafyasındaki diğer ülkelerde de durum farklı değil. Thompson Reuters Vakfı'nın 22 Arap ülkesinde yaptığı araştırmaya göre kadın hakları sıralamasında Mısır sonuncu sırada. Mısır'daki kadınların %99,3’ü cinsel tacize uğruyor. Ve %91'i kadın sünnetine maruz kalıyor. Politikada ise hiç yer alamıyorlar. Irak parlamentosunda da hiç kadın milletvekili yok. Suriye'deki kadın mülteciler cinsel saldırılara maruz kalıyor. Mecburi evlilikler yapmaya sürükleniyor.

Libya'daki kadınların %99'undan fazlası aile içi şiddete maruz kalıyor. Afgan kadın polislerin %70'ine cinsel taciz veya şiddet uygulanıyor. Kuveyt, Cibuti ve Cezayir'de cinsel şiddeti yasaklayan herhangi bir yasa yok. Suudi Arabistan'daki kadınların araba kullanması yasak.

İslam ülkelerinde okuma-yazma bilmeyen kadınların oranı da oldukça fazla. Bakın bununla ilgili bir grafiğimiz var. Hemen ona bakalım. Çok çarpıcı rakamlar var. Afganistan'da %97,6. Yemen'de %91,8. Pakistan'da %89. Bangladeş'te yine %86'ya varan oranlarda okuma-yazma bilmeyenler var kadınlar açısından.

Bu istatistiklerden de görüldüğü gibi İslam ülkelerinde kadınların eğitimden son derece uzak olduğu görülüyor. Ancak eğitim seviyesine yüksek olduğu Avrupa ülkelerinde de kadınlar şiddetten kaçamıyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Kurumu'nca yapılan bir araştırmaya göre Avrupa Birliği ülkelerindeki her 10 kadından biri cinsel şiddet, her 20 kadından biri ise tecavüz kurbanı. Bu rakamlar Avrupa Birliği'nde 9 milyon tecavüz kurbanı ve 62 milyon şiddet mağduru kadının olduğunu gösteriyor. Rakamlar çok yüksek. Peki dağılım nasıl? Şimdi grafiğimizden onu inceleyelim. Görüldüğü gibi Danimarka %52, Finlandiya %47, İsveç, İngiltere ve Fransa onları takip ediyor. Yine %46 ve %44'lerle.

Tabii bu ülkelerin cinsiyet eşitliği konusuyla övülen ülkeler olması ve şiddet rakamların bu kadar yüksek olması gerçekten bir çelişki oluşturuyor.

İslam ülkelerinde ve Avrupa'daki şiddet olaylarına baktık. Şimdi Türkiye'deki durumu inceleyelim. Türkiye'de durumun çok farklı olmadığını göreceğiz. Bununla ilgili istatistik bilgilerimiz var. Grafikler üzerinden onlara bakalım isterseniz.

2013 yılında 71 ilde 783 erkek şiddeti vakası yaşanmış. Dağılıma baktığımız zaman en çok Marmara bölgesinde %31 ile yaşandığını görüyoruz. Ege Akdeniz ve Karadeniz takip ediyor.

Diğer resmimize bakalım. Evet, bu grafikte de 2013 yılında erkeklerin 214 kadını öldürdüğü görülüyor. Son 4 senedeki rakam 853. Kadınların %66'sını kocaları, eski kocaları veya sevgilileri öldürmüş.

Bir sonraki resmimize bakalım. Evet, tecavüz vakaları 2013 yılında 167 kadına tecavüz edilmiş. Son 4 senedeki rakam 626. Ve tecavüzcülerin %52'si kadınların tanıdıkları erkeklermiş.

Ve son olarak şiddet rakamlarına bakalım. 2013 yılında yine 241 kadına şiddet uygulanmış. Son 4 senede 835 kadın yaralanmış erkekler tarafından. Ve her 10 kadından biri maruz kaldığı şiddete karşı yasal girişimde bulunduğu halde yaralanmış olduğunu görüyoruz. Türkiye'deki rakamlar da bu şekilde.

Şimdi kanuni düzenlemelerden bahsedelim. Evet, bu rakamları gördükten sonra şimdi şiddetle ilgili kanuni düzenlemelere bakalım.

Dünyada kadına yönelik şiddetin korkunç boyutlarda olduğunu görüyoruz. Bunu engellemek için de çok çeşitli yasal düzenlemeler yapılıyor. Bu konudaki en son gelişme 2011'de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından onaylanan bir sözleşme oldu. Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi İstanbul'da imzalandı. Bu sözleşmenin önemi, kadına yönelik şiddetin bağlayıcılığı konusunda ilk ve tek uluslararası sözleşme olması. Türkiye'de ise kadına yönelik şiddet 1980'lerde gündeme geldi. O günden bugüne şiddeti engellemeye yönelik birçok yasal ve idare tedbirler alındı. Yine de bunlar şiddeti engellemeye yetmedi.

Türkiye, aile içi şiddet konusunda gerekli tedbirleri almamak ve kadın mağdurunu koruyamamaktan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla ilk kez tazminata mahkum edilen devlet oldu. Bu karardan sonra da yasal düzenlemelere gidildi. Medeni kanunda ve anayasada yapılan değişikliklerle kadın erkek eşitliği güçlendirilmeye çalışıldı. 2012'de ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun yürürlüğe girdi. Bu son düzenlemelere rağmen sonucu ölüme varan şiddet vakaları giderek artıyor.

Bu artışı ortaya koyan bir grafiğimiz var. Hemen ekranımızdan ona bakalım. Erkek şiddeti çetelesi. 2010 yıllarıyla 2013 arasındaki rakamları görüyoruz. 164 ile başlamış. 2013'te 241'e kadar yükselmiş şiddet vakaları.

Tüm bunlar bize gösteriyor ki sadece kanunlar aracılığıyla kadına yönelik şiddeti engellemek imkansız. En mükemmel yasalar da çıkarılsa kadını yarım bir varlık gibi gören çarpık zihniyet ortadan kalkmadığı sürece bu şiddet olayları son bulmayacak. Gelin şimdi perde arkası bölümümüzde kadınlara yönelik bu şiddet olaylarını tetikleyen ve kadının üzerinde baskı kurmaya iten faktörler neymiş hep birlikte görelim.

Bu faktörleri üç ana başlıkta inceleyeceğiz. Darwinizm faktörü, kıyafet özgürlüğü faktörü, güç dengeleri faktörü başlıklarımız. Darwinizm faktörü ile başlayalım.

Bugün dünyaya hakim olan cinsiyet ayrımı evrim teorisinin sonuçlarından biri. Charles Darwin kadınları hem biyolojik hem de zihinsel olarak erkeklerden aşağı görüyordu. Hatta bazı evrimciler kadın ve erkeği iki farklı türe ayırmışlardı. Darwin'in kadınları kendince aşağı bir tür olarak tanımlamasının nedeni, erkeklerin savaşlar gibi yollarla daha çok doğal seleksiyona uğramalarıydı. Bu sözde bilimsel dayanağı olmayan çıkarıma göre, erkekler her alanda daha üstün konuma gelmişler, kadınlara göre daha çok evrimleşmişlerdi. Diğer bir nedeni, kadınların idrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda aşağı ırklarının özelliklerini taşıdığını düşünmesiydi. Şimdi Darwin'in erkeklerin kadınlara göre daha üstün olduğuna dair izahlarına bir bakalım.

“İki cinsin zihinsel güçleri arasındaki en temel farklılığı erkeklerin derin düşünme, mantık, hayal gücü veya sadece duyu ve ellerin kullanımını gerektiren her işte kadınlardan daha yüksek mevkilere ulaşmaları göstermektedir. Şiir, resim, heykeltıraşlık, müzik, tarih, bilim ve felsefe konularında önde gelen kadın ve erkeklerin listesi yapılmış olsaydı iki listeyi karşılaştırabilmek mümkün olmazdı.” (Charles Darwin)

“Sizinle ilgilenebilecek biri, bir köpekten daha iyi oyalayabilecek ev ve evin sorumluluklarını alacak biri.” (Charles Darwin)

Birçok araştırmacı Darwin'in bu görüşlerinin cinsiyet ayrımcılığını teşvik ettiği fikrinde. Örneğin tarih ve felsefe profesörü Evelleen Richards, Darwin'in kadınların doğası hakkındaki görüşlerinin evrim töresine de yansıdığını ve bu nedenle nesiller boyunca sözde bilimsel kadın ayrımcılığını beslediği sonucuna varmıştır.

Evrimci bilim yazarı Elaine Morgan, Darwin'in biyoloji, etnoloji ve diğer bazı bilim dallarını kullanarak erkekleri, kadınların aşağı ve değiştirilemez şeklinde ikinci sınıf olduklarını düşünmeleri için teşvik ettiğini belirtir.

Perde arkasında ikinci olarak kıyafet özgürlüğü faktörünü inceleyeceğiz.

Darwin'in kadınları aşağı tür olarak gören çarpık zihniyeti, İslam dünyasındaki bağnazların kadını yarım varlık olarak gören zihniyetinden farksız. Bu bakış açısıyla kadınların üzerinde sürekli bir baskı kurma mücadelesindeler. Bu nedenledir ki dünyada en çok konuşulan konulardan bir tanesi, kadının kıyafetinin nasıl olması gerektiği. Bununla ilgili çeşitli izahlar ve uygulamalar var. Halbuki dinin özü samimiyet. Bir kadının dekolteli olması samimi Müslüman olmasına engel değil. Çarşaflı kadınlar da, başörtülü kadınlar da, dekolteli kadınlar da nur gibi Müslümanlar. Kadınların elinden bu özgürlük alınmaya çalışılıyor.

Fakat örneklerini görüyoruz ki, kadını baskı altına almaya çalışan toplumların hiçbiri huzurlu ve güvenliği değil. Bir toplumun rahat koşullarda olması ancak kadınların özgürlüğüyle olur. Kadın kıyafetini, makyajını, takılarını kendi tercihleri ve beğenisi doğrultusunda seçmelidir. Kimsenin bu doğuştan gelen hakka müdahale etme etkisi yoktur.

Şu unutulmamalıdır ki kadınlar için eşitlik sağlandığında, hayatın her alanında kendilerini gösterebildiklerinde toplumların tamamı da mutlu ve huzurlu olur.

Şimdi göstereceğimiz videoda Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Genel Müdürü bu görüşü savunuyor:

“Arabuluculukta, toplumun içinde, politikada, iş dünyasında ve dini kurumlarda liderlik pozisyonunda kadınların eşit olarak temsil edilmelerine ihtiyacımız var. Bu, kadınlara karşı uygulanan ayrımcılığın ve şiddetin önlenmesinin dünyanın daha barış dolu ve güvenli bir yer haline gelmesine katkı sağlayacaktır. Çünkü kadınlar için eşitlik, herkesin gelişimidir.”

 Perde arkası bölümündeki son başlığımız güç dengeleri faktörü.

Aslında erkeklerin gerçek hayatın içinde kadınlara bu özgürlüğü vermekten yana olmadıklarını görüyoruz. Çünkü kadınların öne çıkması demek iş hayatında, sosyal hayatta ve aile ilişkilerinde dengelerin değişmesi demek. Erkekler o zamana kadar kurdukları düzenin bozulmasını ve bu rollerin değişmesini kesinlikle istemiyorlar. Gücü sürekli kendilerinden yana tutmak istiyorlar. Kadınların üzerinden bu baskı kaldırılırsa her alanda kendilerine rakip olacaklarını düşünüyorlar. Aslında bu düşünceler eski çağlardan beri erkekleri kadını aşağılayıcı ve hor gören ifadelerde bulunmaya itmiş.

Bakın, bazı filozof faydalıların bu konudaki bazı görüşlerini aktaralım:

 Eflatun, “kadın cehennemin kapısıdır” derken Aristo, “yaratılış itibariyle yarım kalmış bir erkek” olarak nitelendirmiş kadını. Çiçero, “kadın erkekler büyük işler başarmasın diye yaratılmıştır” diyerek kadını başarının önünde bir engel olarak görmüş. Nietzsche, “kadınla konuşacağın zaman kırbacı elini almayı unutma” diyerek onu bir köle olarak değerlendirmiş. Tolstoy, “o bayağı bir varlık olduğu için kocasının ruhunu da bayağılaştırıp alçaltmak ister” derken, Clement, “her kadın bir kadın olduğu düşüncesiyle utançtan boğulmalıdır” demişti.

Kadını bir sömürü aracı olarak gören bu zihniyet günümüz materyalist anlayışına da hakim. Bir taraftan Darwinist-materyalist zihniyet, diğer taraftan din adına ortaya çıkan bağnazlık kadının bugün hak ettiği yere gelmesine engel oluyor. Şimdi çözüm yolları başlığında bu hak ettiği yere kadının gelebilmesi için neler yapılması gerektiğini konuşacağız.

Kadınların yaşadığı hak ihlallerini ortadan kaldırmak için dünya çapında çalışmalar yapılıyor. Kanunlar çıkarılıyor, konferanslar veriliyor, caydırıcı cezalar uygulanıyor. Cinsiyet ayrımcılığı her yönüyle inceleniyor, raporlar hazırlanıyor. Ancak programımız boyunca verdiğimiz istatistiklerden de gördüğümüz gibi bunlar etkili bir sonuç sağlamıyor. Öyleyse asıl olarak sorunu temelinden çözmemiz gerekiyor. Peki asıl sorun ne? Çözüm yolları başlığında sorunun kaynağını ve bu sorunu nasıl düzeltebileceğimizi göreceğiz.

Öncelikle asıl sorun din ahlakının gereği gibi yaşanmaması. Dini doğru şekilde yaşayabilmemiz için toplumdaki her bireyde Allah korkusu olması lazım.

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr Suresi, 18)

Allah korkusu taşıyan, dünyada yaptığı her tavırdan sorumlu tutacağını bilen insan kadınlara şiddet uygulamaz. En güzel tavrı takınır. Kadınlara mecbur oldukları için değil, Allah'tan korktukları için değer verir. Kadınları incitmekten titizlikle sakınır, aklı ve vicdanıyla hareket edip en güzel ahlakı gösterir. Sadece kadına yönelik şiddeti engellemekle kalmamalı, topluma kadın sevgisini de aşılamalıyız. Bu da ancak kadınları Allah'ın bir tecellisi olarak sevmekle olur. Bu gözle bakan insan, kadındaki güzel özellikleri ve incelikleri görüp değerini bilir, onu yüceltir ve onore eder. Onları daima korur, merhametli ve adalette davranır.

Hurafelerle yetiştirilip kadını yarım akıllı, istişarede söylediğinin tersi yapılması gereken, cehennemlik bir varlık olarak gören kimselere bu çarpık düşüncelerin İslam'a ve kadının yaratılışına bütünüyle aykırı bir bakış açısı olduğu Kuran ayetleriyle anlatılmalı.

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Erkek olsun, kadın olsun, inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa onlar cennete girecek ve onlar bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır." (Nisa Suresi, 124)

Kadınların hak ettiği değere, özgürlüklerine, rahatça hareket edebilecekleri güvenli ortama Mehdiyet değerinde kavuşacağı anlaşılmalı.

“Yeryüzü emniyette dolacak ve hatta birkaç kadın yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidecektir.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

Son olarak, kadınlar her açıdan kendilerini geliştirmeli, donanımlı hale gelmeli. Her konuyla ilgilenmeli, faal olmalı, her alanda öncülük ve liderlik etmeli. Aksi takdirde yasalar, cezalar, yardım dernekleri tek başına kalıcı bir çözüm sağlamayacak. Bu yüzden din ahlakının tüm dünyaya yayılması için herkes çaba göstermeli. Kadın erkek eşitliği sağlandığında, kadınlar sahip oldukları tüm üstün özellikleri yansıttıklarında dünyada sevgi, güzellik ve barış dolu bir yer haline gelecek.

Evet, bugünkü programımızın sonuna geldik. Bir sonraki programımızda görüşmek dileğiyle. Hepinize iyi akşamlar.
 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Bakış açısı
Birleşmiş Milletler
Dünya Kadınlar Günü
Estetik
Fedakarlık
Kadın
Kadına Baskı
Kadına karşı şiddet
Kartal Göktan
Kuran'da kadın
Merhamet
aile içi şiddet
kadın hakları
kadına seçme seçilme hakkı verilmesi
İnsan Hakları