Bakış Açısı - 23. Bölüm – Liderlik
KARTAL GÖKTAN: Bakış Açısı’ndan merhaba. Yepyeni bir konuyla yeniden karşınızdayız. İnsanlar tarih boyunca daima toplu halde yaşadılar. Hem kendi aralarındaki hem de diğer topluluklarla aralarındaki düzeni sağlayacak bir düzenleyiciye ihtiyaç duydular. İşte bu görevi üstlenenler topluluk içinde diğerlerine baskın gelen kişiler oldu her zaman. Bilgi ve becerileriyle onların üzerinde bir otorite oluşturdular. Sözleri bir şekilde dinlendi topluluk tarafından. İsteyerek veya istemeyerek. İçinde bulundukları topluluklara yön verdiler. Kimisi halkını iyiye götürdü, kimisi ise felakete. İşte bu kişilere lider denildi.
Biz de bugün programımızda lider kime denir, bunun tanımını yapacağız Künye'de.
Zaman tünelinde, kendilerinden önceki sistemleri değiştiren, iyi ya da kötü olarak tarihe adımı yazdırmış liderlere değineceğiz. Hem dini kaynaklardan hem de siyasi tarihten örnekler vereceğiz.
Güncel durum raporunda, içinde bulunduğumuz dönemde Müslümanların bir liderinin olmamasının getirdiği sonuçları aktaracağız.
Son olarak da perde arkasında, Kuran'a göre liderlik nasıl olmalı ayetlerle inceleyeceğiz.
Ve ahir zamanın manevi lideri olacak olan Hz. Mehdi (as)’ın liderlik vasıflarını anlatacağız.
Bakış açısı Künye ile başlıyor.
Liderlik konusu en çok konuşulan ve tartışılan konulardan biri olmuştur her zaman. Çok sayıda ve değişik hareket noktalarından kaynaklanan araştırmalar, farklı lider tanımlamalarına yol açtı. Bu değişik lider tanımlamalarından biri şöyle:
Lider; mensup olduğu grubun amaçlarını belirleyen ve bu amaçların gerçekleşmesinde gruba etkili biçimde yön verebilen kişi.
Ancak liderlik her zaman pozitif anlamda değil. Tarih, güzel işlerle anılan pozitif liderlerle olduğu kadar, deccaliyetin temsilcisi olmuş negatif liderlerle de dolu.
Sıradaki başlığımız zaman tüneli.
Tarih boyunca birçok insan lider kimlikleriyle öne çıktı. Peygamberler, kimi hükümdarlar, devlet adamları, ideologlar, iş adamları ve hatta bazen teröristler. Bu liderlerden bazıları kendilerinden önceki sosyal yapıyı, toplumun bakış açısını değiştirdiler. Bulundukları coğrafyaya, hatta dünyaya yepyeni bir sistem, vizyon getirdiler. Bazıları ise benimsedikleri sapkın inanç ve ideolojilerin bir gereği olarak var olan sosyal yapıyı bozdular. Devletleri parçaladılar. Kendi halkına ya da farklı inançlardaki insanlara zulmettiler ve insanları acımasızca katlettiler. Dinsizliğin insanlar arasında yaygınlaşması için çalıştılar.
Tarih bunun gibi kötülüğün önderleriyle dolu. Örneğin Firavun ve Nemrut. Yakın tarihimizde ise Stalin, Lenin, Hitler, Franco, Mussolini, Mao gibi eli kanlı liderler inkârcıların önderleri oldular. İnkârcılar, önder kabul ettikleri bu kişilerin sözüne göre hareket ettiler. Kendilerini yaratanın ve onlara hayat veren Allah olduğunu göz ardı ettiler. Allah'ın hoşnut olmayacağı tavırlardan kaçınmak yerine, inkârcı önderlerinin hoşnut olmayacağı bir tavırda bulunmaktan korktular. Kuran'da bildirilen peygamberlerin hayatlarında da bunun örneklerini görmek mümkün. Çünkü her kavmin içinde insanların elçilerin iman etmelerini engellemeye çalışan önde gelenler olmuştur. Mesela Hz. Musa (as) Firavun'un kavmini Allah'ın ayetlerine iman etmeleri için davet etmişti. Firavun'un kavmi ise Firavun'un görünürde güç sahibi olmasından dolayı akılsızca onun önderliğini kabul etmişti. Ancak ayetlerde Firavun'un insanları ateşe çağıran bir önder olduğu şöyle bildirilmiştir:
Şeytandan Allah'a sığınırız: “Andolsun Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik. Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya götürücü, irşad edici değildi. O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur.” (Hud Suresi, 96-98)
Firavun, atalarının sapkın dinine göre kendisinin, -Allah'ı tenzih ederim-, sözde tanrı olduğunu iddia ediyordu. Mısır halkı onun gücüne boyun eğmişti. Firavun ve çevresindekiler zorba davranışlarda bulunmaya hak sahip olduklarını düşünüyorlardı. Firavun, insanları daha kolay boyunduruğu altına almak için onları kendi aralarında bölümlere ayırmıştı. İnsanların inançları üzerinde korku ile nasıl baskı kurduğu, Kuran'da şu şekilde haber verilir:
“Firavun dedi ki: ‘Ona ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp sallandıracağım.'” (Şuara Suresi, 49)
İşte böyle bir ortamda Allah hak dini tekrar insanları öğretecek ve İsrailoğullarını esaretten kurtaracak bir lider, bir elçi olarak Hz. Musa (as)’ı gönderdi. Firavun'un hakimiyeti de böylece son bulmuş oldu.
Zamanda hızla ilerleyerek 20. yüzyıla geldiğimizde dünyayı komünist ve faşist vahşetle dehşete düşüren Stalin, Lenin, Hitler, Mussolini, Mao gibi diktatörler karşımıza çıkıyor.
Darwinist ideolojinin neden olduğu 2. Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en büyük felaketiydi ve ardında 55 milyon ölü bıraktı. 2. Dünya Savaşı denildiğinde akıllara ilk gelen Hitler ve Nazi vahşeti olur. Alman lider Adolf Hitler'in liderliğinde Naziler, başta Museviler olmak üzere saf Alman ırkı olmayan sivilleri katlettiler, toplama kamplarında ölüme sürüklediler. Hitler insanlık dışı ideolojisini ise Darwin'in sözde üstün ırk ve aşağı ırk tezlerine dayandırdı. Aynı Darwin gibi, Avrupalı olmayan ırkları maymunlarla aynı statüye koydu. Hatta bir açıklamasında şöyle demişti:
“Kuzey Avrupa Almanları'nı insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz.”
İnsanların gelişmiş hayvanlar olduğuna inanan Hitler, insan ırkını geliştirme saplantısıyla sözde evrim sürecini kontrol etmesi gerektiğine inanıyordu. İşte Hitler'in liderliğinde Naziler, bu noktada kendilerine yine Darwinizmden kaynaklanan öjeni teorisini örnek aldılar. 20. yüzyılın ilk yarısında çok sayıda taraftar toplayan öjeni, sakat ve hasta insanların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla bir insan ırkının ıslah edilmesi demek. Hitler'in bu acımasız politikasının gereği olarak Alman toplumu içindeki akıl hastaları, sakatlar, kalıtsal hastalıklara sahip olanlar özel sterilizasyon merkezlerinde toplandılar. Bu kişilere Alman ırkının saflığını ve sözde evrimsel ilerleyişini bozan parazitler olarak bakılıyordu. Daha sonra da Hitler'den gelen gizli bir talimatla öldürüldüler.
Lenin ve Trotsky gibi liderler de sıkı sıkıya bağlı oldukları Darwinist felsefenin bir gereği olarak insanı bir hayvan türü olarak gördüler. Komünist devrim için milyonlarca insanı katlettiler.
Komünist lider Lenin, köylülerin ellerindeki bütün mahsulü ve tohumlarını toplatarak 1921-22 yılları arasında 29 milyon insanı açlığa terk etti, 5 milyonu açlıktan kıvranarak öldü. Lenin'in insanları bile bile kıtlığa sürüklemesinin asıl nedeni, psikolojileri üzerinde tahribat oluşturmaktı ve bu şekilde insanların Allah'a olan inançlarını yok etmek ve dine karşı bir hareket başlatmaktı.
Yine Sovyet diktatör Stalin döneminde pek çok insan Gulag adı verilen ve tutukluların ölesiye çalıştırıldığı toplama kamplarına gönderildi. Birçoğu bu kamplardan sağ kurtulamadı. 1918-1953 yılları arasında Bolşevik rejimine karşı ayaklanan milyonlarca kişi katledildi. Köylülerin ürünlerine zorla el koyuldu. 6 milyon insan kıtlık sonucunda kıvranarak öldü. Stalin, komünizme direnen Ukraynalıların kıtlık yoluyla ölümüne sebep oldu. Diğer pek çok halkı da sürgüne göndererek katletti.
Nasıl ki Hitler Darwinizm esas almıştı, müttefiki Mussolini de liderliği süresince İtalya'yı faşist temelleri üzerine oturtmak için aynı Darwinist iddialardan faydalandı.
Mussolini şiddetin tarihte itici güç olduğuna ve savaşın devrim getireceğine inanıyordu. Kara Gömlekliler adını verdiği her türlü şiddet ve zorbalık eylemini gerçekleştiren yarı askeri birlikler oluşturdu. Kara Gömlekliler vasıtasıyla sadece kendi ülkesinde değil, diğer ülkelerde de şiddet ve baskı uyguladı. 1935 yılında Etiyopya'yı işgal ederek 1941 yılına kadar 15.000 insanı katlettirdi. Etiyopya işgalini Darwinizmin ırkçı görüşleriyle destekleyerek makul göstermekten de geri kalmadı. Mussolini'ye göre Etiyopyalılar siyah ırktan oldukları için aşağıydılar ve İtalyanlar gibi üstün bir ırk tarafından yönetilmek onlar için bir şeref olmalıydı.
Büyük katliamlara imza atan bir diğer lider de Mao'ydu.
Mao, 1949 yılında Çin'de komünist devrimle başa geçmişti. 1950'lerin ortalarında Mao, Büyük Atılım adını verdiği bir projeyi uygulamaya soktu. Bunun sonucu 1958-61 yılları arasında Çin genelinde yaşanan kıtlık, tarihin en büyük ve en ölümcül kıtlığı olarak kabul edilir. Kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğu tahmin ediliyor. Mao'nun liderliğinde milyonlarca insan, komünizme muhalif sayılarak tutuklandı. 6 ile 10 milyon arasındaki kişi bizzat Mao'nun direktifleriyle öldürüldü. Yaklaşık 20 milyon karşı devrimci de hayatlarını cezaevlerinde geçirdi. Maon'un iktidara gelmesinden sonra Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türklerine de sistemli bir soykırım uygulandı. 1949-65 yılları arasında 26 milyon Uygur Türk'ü hayatını kaybetti.
Daha da yakın tarihe ve kendi coğrafyamıza geldiğimizde adını kanla, terörle, vahşetle andığımız bir diğer lider karşımıza çıkar. Bu kişi Komünist Terör Örgütü PKK'nın bebek katili lideri Abdullah Öcalan. Her şeyden önce şunu hemen belirtmek istiyorum. Abdullah Öcalan Kürt kardeşlerimizin lideri değil. PKK da Kürt temsilcisi değil. PKK komünist ateist bir terör örgütü. Abdullah Öcalan da bu ateist komünist terör örgütünün tutuklu olan lideri. Leninist propaganda taktiklerinin temeli olan ajitasyon ve yalan PKK propagandasının da temelini oluşturur. Bu propagandanın etkisi altında kalan ve ideolojik olarak PKK'ya yakınlık duyan kesimler, PKK'yı sözde topraklarını savunan insan topluluğu, Abdullah Öcalan'ı da kahraman ve barış gönüllüsü gibi göstermeye çalışıyor. Oysa tekrar söylüyorum, on binlerce Kürt'ün ölümüne sebep olan Öcalan, Kürtlerin lideri değil. Kürtlerin düşmanı olan bir örgütün lideri.
Bir de yıllardır kendi halkını acımasızca, sefalete, açlığa ve ölüme sürükleyen bir liderden bahsetmek istiyorum. Beşar Esad.
Suriye'de 2011'de başlayan karışıklıklar kısa sürede yerini kanlı ayaklanmalara, silahlı çatışmalara ve iç savaşa bıraktı. Tüm dünyanın gözleri önünde açıkça katliam yapıldı. Her gün insanlar şehit edilmeye devam edilirken 20.000'den fazla Suriyeli kardeşimiz hayatını yitirdi. Esad'ın Suriye'de düzenli olarak sürdürdüğü varil bombası saldırılarında her ay ortalama 350 çocuk hayatını kaybediyor. Milyonlarca Suriyeli ülkesini terk edip mülteci konumuna düştü. Sadece Türkiye'deki Suriyeli mülteci sayısı 1.6 milyonun üzerinde.
Şimdiye kadar deccaliyeti temsil eden liderlerden bahsettik hep. İsterseniz şimdi de dünyaya ve çevrelerine güzellik, iyilik getiren, onları hak yola, doğruya davet eden, yaşadıkları toplumlar içinde bulundukları felaketlerden, esaretten onları kurtaran, insanlara huzur ve güven içinde yaşayacak ortamlar sağlayan liderlere bakalım.
Elbette bu liderlerin başında Allah'ın elçileri gelir. Allah'ın âlemlere rahmet olarak gönderdiğini bildirdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi. İsrailoğullarını esaretten, firavun zulmünden kurtaran Hz. Musa (as) gibi ya da Hz. Yusuf (as) gibi. Allah tarih boyunca her kavmi liderliğiyle birlikte yaratmıştır. Kuran'da bildirilen hiçbir kavim lidersiz değildir. Hz. Nuh (as), Hz. İbrahim (as), Hz. Musa (as), Hz. Yusuf (as) Hz. İsa (as), Hz. Muhammed (sav) ve diğer tüm peygamberler iman edenlere liderlik yapmışlardır. Her biri insanları Allah'ın hak yoluna, iyi olana davet etmiştir. yaşadıkları toplumlara adalet, barış, refah getirmek için çaba göstermişlerdir.
Allah'ın insanlara uyarıcı olarak gönderdiği elçilerin yaşadığı toplumlarda çok büyük bir anlayış, barış ve adalet hüküm sürmüştü. Her birinin liderlik vasıflarını anlatmak istesem de süremiz kısıtlı olduğu için bugün sadece Hz. Yusuf (as), Hz. Musa (as) ve Hz. Muhammed (sav)’in liderliğinden bahsedeceğiz.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), bir liderde olması gereken özelliklere ve çok daha fazlasına sahipti. Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakı ve lider niteliklerinden biri emin yani güvenilir olmasıydı. Peygamber olmadan önce de yaşadığı toplumda tertemiz geçmişiyle bilinmiş ve kendisine her fırsatta Muhammed-ül Emin denmişti. Peygamberimiz (sav) tüm hayatı boyunca Kuran'da bildirilen, şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun” Nisa Suresi 135. ayet emri uyarınca, gönderildiği kavminde adaleti kusursuz olarak uygulayan bir liderdi. Peygamberimiz (sav) adil, sevecen, merhametli, şefkatli tavrıyla her dönemde kendisini izleyen Müslümanlar için örnekli liderdi. Allah Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını ve Müslümanlar olan düşkünlüğünü bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
Şeytan’dan Allah’a sığınırız: “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” Tevbe Suresi, 128)
Peygamberimiz (sav) ırkçılığın çok yaygın olduğu kavmine insanlar arasındaki etnik farklılıkların hiçbir öneminin olmadığını belirtmişti. Herkesin Allah katında eşit olduğunu, önemli olan Allah'a samimî kalpte iman etmek olduğunu bildirmişti:
“Ey insanlar dikkat ediniz! Rabbiniz tektir. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a, siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha, takvadan öte, hiçbir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz Allah Teâlâ katında en üstününüz, Allah Teâlâ'dan en çok korkanınızdır.” (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 5/411)
Peygamberimiz (sav)’in barış ve sevgi davetçisi bir lider olduğunun en büyük delillerinden birisi, kendisinin yazdırdığı ilk metnin bir barış sözleşmesi olması. Peygamberimiz (sav), Mekke'yi fethettikten sonra daha önce Müslümanları işkence eden müşrikleri dahi serbest bırakmıştı. Onlara büyük bir merhamet göstermişti. Peygamberimiz (sav)’in gösterdiği bu üstün ahlak daha önce Arap toplumunda benzeri hiç rastlanmamış bir durumdu. Peygamberimiz (sav), fethedilen ülkelerin yerli halklarına karşı Kuran'da bildirilen adaleti uygulamıştı. Onlara her iki tarafında memnun kalacağı ve kimsenin en ufak bir mağduriyet dahi yaşamayacağı anlaşmaları yapmıştı. Peygamberimiz (sav)’in Hristiyan, Musevi müşrik topluluklarla yaptığı Medine Vesikası, onun anlayış ve adaletinin en güzel örneklerinden biri. Medine Vesikası'nda çok geniş bir din ve inanç özgürlüğü sağlanmıştı. Bu özgürlüğü ifade eden madde şu şekilde:
“Ben-i Avf Musevileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler. Musevilerin dini kendilerine, Müslümanların dini de kendilerinedir.” Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.128)
Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakına, liderlik vasıflarının mükemmelliğine elbette ki çok sayıda örnek verebiliriz. Ancak şimdi bir diğer peygamberin, Hz. Yusuf (as)’ın liderlik özelliklerine geçmek istiyorum.
Ayetlerde bildirildiği üzere Hz. Yusuf (as), küçüklüğünden başlayarak birçok sıkıntı çekmişti. Hz. Yusuf (as) Mısır'a köle olarak girmişti. Ardından da son derece kötü ve çirkin bir iftiraya uğrayıp zindana atılmıştı. Fakat Allah bu olumsuz şartları bir anda değiştirmiş, aklı, dürüstlüğü, güvenilirliği ve adilliği ile tanınan Hz. Yusuf (as)’ı Mısır'ın yönetiminde söz sahibi bir insan haline getirmişti. Hz. Yusuf (as)’ın Mısır'da hazinelerin başına gelmesinin ardından 14. yüzyılda İsrailoğulları Mısır'a girmeye başlamışlardı.
Hz. Musa (as)'nın hayatı da inananlar için çok güzel öğüt ve hatırlatmalarla dolu. Hz. Musa (as), tebliğ yapmaya başladığında Allah'ın kendisine lütfettiği mucizelerle ilk olarak Mısırlıların batıl inanışlarını ortadan kaldırmaya yönelmişti. Yani evrimci düşünceyi yok etmişti. Kavminin lideri olarak hiç korkmadan kararlılıkla kendini -Allah'ı tenzih ederiz- ilah zanneden firavunun karşısına çıkmıştı. Onları hak dine çağırmış ve İsrailoğullarını kendisiyle göndermesini söylemişti. Cesaretiyle, davranışlarıyla İsrailoğullarının güvenini kazanan Hz. Musa (as), daha sonra da kavmini alarak Mısır'dan ayrılmıştı. Bu ayrılığın ardına Firavun ve askerlerini kendilerine doğru yaklaşırken görünce Hz. Musa (as)'nın kavminde bazı kimseler panik ve ümitsizlik içine girmişlerdi. Görünürde kaçacak hiçbir yerleri yoktu. Önlerinde sadece deniz vardı. Ancak Hz. Musa (as) sahip olduğu güçlü imanla tam bir lider gibi halkına hitap ederek tüm inananlara örnek bir tavır göstermişti. Allah'ın kendisiyle ve inananlarla beraber olduğunu ve kendilerine mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini hatırlatmıştı. Kuran'da bu olay şu şekilde anlatılır:
Şeytandan Allah'a sığınırız: “İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları 'Gerçekten yakalandık' dediler. Musa (as) 'Hayır' dedi. 'Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir.’'' (Şuara Suresi, 62)
Evet, peygamberlerin üstün liderlik vasıflarından bazılarına değinebildik programımızın kısıtlı süresi nedeniyle.
Şimdi Osmanlı'yı geçelim ve çağ açan hükümdar olarak da anılan Fatih Sultan Mehmet Han'ın liderlik vasıflarına bakalım biraz.
Dindar, adaletli, akıllı, cesaretli ve sezgi kabiliyeti yüksek, her şeyi araştırarak karar veren, bilim adamları ve şairlere önem veren ve onları koruyan, kendine güveni yüksek bir padişah olan Fatih Sultan Mehmet, tarihin kaydettiği büyük liderlerden biri. Fatih Sultan Mehmet, yalnız Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de yön değiştirmesine neden olmuş bir hükümdardı. Fatih, gerek Türk tarihinde gerekse dünya tarihinde önemli kılan sadece İstanbul'u alması değildi. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin oluşmasında ve gelişmesinde üzerinde temellendirdiği sosyokültürel yapı, oluşturduğu devlet felsefesi de etkiliydi. Fatih Sultan Mehmet, liderliği süresince önceliğini daima İslam ahlakının dünya hakimiyeti için çaba göstermeye vermişti.
Ve söz etmek istediğim bir diğer lider, İslam dininin modern ve kaliteli yönünü dünyaya tanıtan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Atatürk, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından ve liderlerinden biri. Atatürk, gerek etkileyici kişiliği gerekse ahlaki meziyetleriyle tüm dünyanın kalbinde taht kurmuş eşsiz bir lider. Atatürk'ün başarılı liderlik özelliklerinin ardında karizmatik kişiliği, yeteneği, zekâsı, karar verebilme gücü ve kendine olan güveninin çok büyük katkısı vardı. Ancak başarısının ardındaki sırrı öğrenmek için Asıl onun ahlaki özelliklerini değerlendirmek gerekir. Atatürk çöken bir imparatorluğun ardından milletin bağımsızlığının tehlikeye girdiğini sezinledi. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için pek çok fedakarlıkta bulundu.
Atatürk'ün vatanı ve milleti için yaptığı tüm fedakarlıklar onun inançlı yapısı sonucu ortaya çıkan güzel ahlak güzellikleri. Dini değerlere inanmayan, vicdanıyla hareket etmeyen bir insanın tehlike altında olan vatanını ve milletini kurtarmayı düşünmesi gelecek nesil için canını bile severek ortaya koyması mümkün olmaz.
Evet, şimdi sıradaki başlığımız olan güncel durum raporuyla programımıza devam ediyoruz.
Liderlik kavramıyla ilgili yıllardır çok sayıda seminer, konferans, bilimsel ve sosyolojik çalışma yapılıyor. Her alanda lider ruhlu kişilere olana ihtiyaç ise gün geçtikçe artıyor. Günümüzde siyasi alanda her inancı kucaklayan, herkesin iyiliğini isteyen, adil, merhametli, vicdan sahibi liderlerin sayısı ise çok az. Dünyadaki terör ve kargaşa nedeniyle kurtarıcı bir lider ihtiyacı en üst seviyede.
Öte yandan deccaliyetin temsilcisi olan çok sayıda negatif lider de faaliyette. Müslümanların ise bir lideri yok. Mezhep çatışmaları, dini alandaki bölünmüşlük ve her cemaatin benimseyici pek bir dini liderin olmayışı yüzünden İslam aleminde kargaşalar, çatışmalar, savaşlar bitmiyor. Müslümanlar birlik olmadığı için her gün yüzlerce Müslüman şehit oluyor. Suriye, Doğu Türkistan, Somali, Myanmar ve daha birçok yerde Müslümanlar acı çekmeye devam ediyor. Müslümanların bir liderinin olmaması elbette çok dikkat çekici. Ortodoks kiliselerinin patrikleri, Roma Katoliklerinin papası, Anglikanların başpiskoposları, Yahudilerin haham başları, partilerin liderleri var. Karıncaların bile bir başı var. Kraliçeler olmadan kovan dağılıyor. Kısacası topluluk hayatında lidersiz bir faaliyet olamaz. Lidersizlik demek, anarşi ve kargaşa demek. Bölünmek ve sürünmek demek. Dünyada her kurumun, her dinin, her cemiyetin, her topluluğun başı varken bunun tek istisnası İslam dünyası.
İslam alemi iç savaşlarla, yoksullukla, geri kalmışlıkla mücadele ediyor. Müslüman ülkelerde sanatçılar ve bilim adamları yetişmiyor. Ülkelerin ekonomileri iyi yönetilmiyor. Yolsuzluklar, rüşvetler, suiistimaller pek çok yeri sarmış durumda. Devletler huzur ve refah için değil, çatışma ve savaş için aracı olmuş adeta. Kardeş kavgaları, ayrılıklar, düşmanlıklar çok fazla. Müslümanlar, bir araya gelmelerinin manevi bir lidere ihtiyaçları olduğunu, gerekliliğinin farkında bile değiller.
Tarihe baktığımızda birçok insan veya topluluk gerek siyasi alanda gerek fikri alanda İslam aleminin birlik olması için büyük çabalar sarf ettiler. İslam ülkelerinden temsilciler Avrupa Birliği'ne benzer örgütlenme şeklinde İslam Birliği formülleri üzerinde durdular. Ama ne var ki bugüne kadar hiçbir sonuç elde edilemedi. Çünkü Kuran'ın tüm hükümlerini titizlikle uygulayacak ve uygulatacak, insanlara sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı, fedakarlığı öğretecek, sanatı, bilimi, estetiği teşvik edecek, ferasetli ve basiretli bir manevi liderimiz yok. Böyle bir lider olmadıktan sonra İslam alemi ayağa kalkamaz. İşte bu zamanda İslam aleminin manevi lideri olacak kişi Peygamberimiz (sav)’in müjdelediği ve ancak Allah'ın seçtiği Hz. Mehdi (as)’dır. Ve bu makam siyasette, gayretle elde edilemez.
Son başlığımız perde arkasında Kuran'a göre liderliğin nasıl olması gerektiğini ve Hz. Mehdi (as)’ın liderlik vasıflarını aktaracağız.
Allah bizlere bir lider beklemenin Müslümanlar için bir nimet, güzellik ve ibadet olduğunu, Müslümanların bu yönde nasıl dua etmeleri gerektiğini Kuran'da ayetlerle bildirmiştir:
Şeytandan Allah'a sığınırız: “..Hani peygamberlerinden birine bize bir melik gönder..” (Bakara Suresi, 246)
“.. bize katından bir veli, koruyucu sahip gönder, bize katından bir yardım eden yolla..” (Nisa Suresi, 75)
Ayetlerden peygamberlerin kıssalarından bir liderin nasıl olması gerektiğini de anlıyoruz. Bu ayetlerden bazılarını aktaracağım şimdi.
Sebat, kararlılık göstermek yani her aşamada meydana gelebilecek güçlükleri yılmadan direnmek ve yenmek bir lider özelliği. Hiçbir zorluk, tek amaçları Allah’ın rızasını kazanmak olan müminleri, Rabbimizin emirlerini yerine getirmekten alıkoyamaz.
Kuran'da Allah, müminlerin bu tavrını ayetlerde şu şekilde bildirir:
“Nice peygamberlerle birlikte birçok Rabbani bilginler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden güçlük ve mihnetten dolayı ne gevşeklik gösterdiler ne boyun eğdiler. Allah sabredenleri sever. Onların söyledikleri, ‘Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı bastıkları yerde sağlamlaştır ve bize, kafirler topluluğuna karşı yardım et’ demelerinden başka bir şey değildi.” (Al-i İmran Suresi, 146-147)
Bir lider vizyon sahibi olmalı. Yani lider uzağa görerek değişimi öngörmeli. Bu düşüncelerine başkalarını inandırabilmeli. Hz. Musa (as)'ın “şüphesiz Rabbim benimle beraberdir, bana yol gösterecektir” demesi gibi.
Risk almak da bir lider özelliği ve peygamberlerde bunun örneklerini sıkça görürüz.
“Böylelikle Musa (as), süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine, 'Siz durun. Gerçekten bir ateş gördüm. Umarım ondan ya bir haber ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm' dedi.” (Kasas Suresi, 29)
Liderlik bir seçilmişliktir. Dünyevi kriterlere göre değil, Allah'ın ilim ve hikmet vermesiyle oluşur. Deccâli liderler de Allah'ın kontrolünde hareket ederler. Hiçbiri bağımsız bir güce sahip değildir.
Aynı zamanda gelecek olan İslam Birliği'nin manevi lideri Hz. Mehdi (as) da Rabbimizin kaderde takdir ettiği kişi. Yüce Allah'ın Peygamber Efendimiz' (sav)e 1400 yıl önce tanıttığı, Peygamberimiz (sav)’in fiziksel özelliklerini, faaliyetlerini, hizmetlerini ve dünyada bıraktığı etkiyi bildirdiği mübarek bir kişi. Bu özelliklerin taklit edilmesi, çaba harcanarak kazanılması kesinlikle mümkün değil. Aynı şekilde Hz. Mehdi (as)’ın çalışmalarının durdurulması da Allah'ın izniyle imkânsız. Hiçbir insan çok çaba sarf ederek, çok emek harcayarak Mehdilik makamını elde edemez. Bu Allah'ın belirlediği bir kaderdir.
Şimdi dilerseniz Hz. Mehdi (as)’ın liderlik vasıflarına da bakalım.
Hz. Mehdi (as), bilgisiyle ve ilmiyle dikkat çekecek bir lider olacak. Çağının en büyük yöneticisi, en büyük lideri olacak. Hadislerden Hz. Mehdi (as)’ın bir liderde olması gereken bir diğer özellik olan kararlılığa da sahip olduğunu görüyoruz.
“Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beyt’ime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir...” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)
Hz. Mehdi (as), ahlakının güzelliğinden dolayı çok sevilen, sayılan, değer verilen bir lider olacak.
“O'nun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır.” (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)
Hz. Mehdi (as), savaştan kaçınan barış insanı olacak. Savaşla değil, sevgiyle, Allah'ı anarak Kuran ahlakını dünyaya hakim kılacak.
“Daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dondurur. Adaleti o denli olur ki uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya adeta asr-ı saadet devrine geri döner.” (Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b; Suyuti, c. II, s. 77; El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)
Hazret-i Mehdi (as), savaştan kaçınan barış insanı olacak. Savaşta değil, sevgiyle, Allah'ı anarak Kuran ahlakını dünyaya hakim kılacak.
Hz. Mehdi (as), İslam'da kadına verilen ölüme de dikkat çekecek. Kadınlara çok değer veren bir lider olacak. Ahir zamanda İslam dünyasına hakim olan bağnaz sistem birçok bidat ve hurafeyi beraberinde getirdi. Bu hurafe bidatların en çirkinlerinden biri ise kadınları kirli plana iten, değersiz kılmaya çalışan akıl almaz iftira ve iddialar. Hz. Mehdi (as) zuhur ettiğinde doğrudan Kuran'ı ve Kuran'a uyan sahih sünnetleri uygulayacağı için bu tarz hurafelere güncel hayatta yer kalmayacak.
Kuran-ı İslam'ında kadın el üstünde tutulur. Allah kadınları nadide bir varlık olarak yaratmıştır. Bu yolda hareket edecek olan Hz. Mehdi (as), insanlara, kadınlara değer vermeyi gösterecek.
Manevi bir lider olarak Hz. Mehdi, bağnazlıktan uzak Kuran'da anlatılan İslam'ı benimseyen bir düşünce ve hareket tarzı belirleyecek. Onun başlattığı hareket ve düşünce akımı insanları bağnazlıktan ve hurafelerden kurtaracak. Yaşantılarını temelden değiştirecek. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamda olacaktır ki hem siyasi hem de kültürel nitelikler taşıyacak.
Yaşadığımız yüzyılda insanlar içerisinde büyük bir sevgisizlik hakim. Hz. Mehdi (as), etrafında toplayacağı insanlarla sevginin ana kaynağını oluşturacak, sevgi önderi olacak. Bu sevgi, Allah sevgisi ve korkusuna dayalı olacak bir şekilde tüm insanlara sevgiye dayalı bir yaşantının nasıl yaşanabileceğini gösterecek.
Evet, programımız boyunca hem iman edenlerin liderlerinden hem de inkar edenlerin liderlerinden bahsettik. Allah insanları denemek, samimi Müslümanları ortaya çıkarmak, onları eğitmek ve daha pek çok hikmet gereğince deccali liderleri de kader içinde var etmiştir ve deccaliyet mutlak mağlup olacak şekilde yaratılmıştır.
Evet, bugünkü Bakış Açısı’nın sonuna geldik. Farklı konularla, farklı bakış açılarıyla yeniden görüşünceye dek, hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500