HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bedenimizdeki Ayetler - 2 - Prof. Dr. Fatih Avşar, Ankara Numune Eğiti...

Bedenimizdeki Ayetler - 2 - Prof. Dr. Fatih Avşar, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hst. Eski Başhekimi (2 Kasım 2011)

Harun Yahya
2118
05 Kasım, 2011
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Bedenimizdeki Ayetler – 2 – Prof. Dr. Fatih Avşar, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hst. Eski Başhekimi (2 Kasım 2011)

 

OKTAR BABUNA: İyi günler sayın izleyicilerimiz. Bedenimizdeki ayetler programına hoş geldiniz. Bugün çok değerli bir konuğumuz var, Prof. Dr. Fatih Avşar Hocamız bizimle birlikte. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Eski Başhekimlerinden. Genel cerrahi uzmanı kendisi. Hocam hoş geldiniz.

 

FATİH AVŞAR: Hoş bulduk efendim.

 

OKTAR BABUNA: Şeref verdiniz programımıza. İnşaAllah iyi bir program olacak.

 

FATİH AVŞAR: O şeref bana ait. İnşaAllah tabii ki iyi program olmasını amaçlıyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Hocamızla genel cerrahi dalındaki rahatsızlıklardan, hastalıklardan bahsedeceğiz. Hocamızın uzmanlık konusu. Tabii Hocam genel cerrahi çok geniş bir saha. Kısaca bir tanımlama yapmak gerekirse, hangi hastalıklar sizin sahanıza giriyor? Hangi hastalıkların tedavisinde genel cerrahi önemli?

 

FATİH AVŞAR: Şöyle arz edeyim; 15 yaş ve üstü olan bireylerin kadın ve erkek olsun, hastalıkların ameliyatla tedavisini konu edinen bir bilim dalı. Tabii eskiden çok genişmiş çalışıldığı sahalar bakımından. Şimdi artık sindirim sistemi cerrahisi, yemek borusundan son bağırsağa kadar olan sistemin cerrahi hastalıkları. Meme, tiroit, paratiroit dediğimiz organlar bir de periferik damar cerrahisini içine alan bir disiplin diyelim. Eskiden tabii bu tip hastalıkların tedavisi için büyük kesilerle çalışılırmış, şimdi artık daha ziyade minimal invaziv cerrahi dediğimiz doğal açıklıklardan yani vücuttaki normal olarak oluşan doğal deliklerden veya bizim sonradan meydana getirdiğimiz cerrahın kendi açtığı deliklerden küçük bir kesiyle yapılan büyük ameliyatların içerildiği bir bilim dalı.

 

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, ben de tabii genel cerrahide intörnlük de yapmıştım. Aynı zamanda asistanlık da yaptım. Genel cerrahinin tabii çok büyük bir önemi daha var; siz bir trafik kazası olduğunda, kaza, düşme başka bir şey olduğunda, travmacı deniyor tabii, bu durumlarda ilk genel cerrah akla geliyor. Bundan da bahsedebilir miyiz kısaca?

 

FATİH AVŞAR: Travmaya yaklaşım açısından travma ve acil cerrahi üzerine yoğun bir bilgi birikimiyle donanmalıdır. Yani genel cerrahlar travmayla başlarlar eğitimine diyebiliriz. Travma sistemleri direkt hedef aldığı için genel cerrahinin konularını ilgilendirmektedir. Mesela batın travması dediğimiz zaman karaciğer, dalak ve büyük organ yaralanmaları, büyük damar yaralanmaları akla gelir. Boyun yaralanmaları yine boyun genel cerrahinin konusudur. Boyundaki damarların yaralanması ve boyundaki damarların yaralanmasıyla ilgili. Bir de damar yaralanmaları da periferik damar cerrahi açısından, yani çevrel damar cerrahisi açısından genel cerrahinin konusuna girmekte. Travma tabii oldukça geniş bir konu.Ama cerrahın da ilk olarak uzmanlık hayatında en fazla kendisini ilgilendiren olguların geldiği bir bilim dalı oluyor.

 

OKTAR BABUNA: O zaman şu tavsiyede bulunalım; Allah saklasın bir trafik kazası olduğunda, başka bir durum oluştuğunda tam teşekküllü bir hastanede genel cerrahinin de özellikle branşlar arasında bulunduğu hastanenin aciline gitmeleri önemli değil mi bu şekilde?

 

FATİH AVŞAR: Tabii ki. Kısaca şöyle arz etmek lazım; travma ve acil cerrahinin olduğu yerde mutlaka genel cerrah çalışır.

 

OKTAR BABUNA: Sizin uzmanlık sahalarınızdan biri de kanser cerrahisi Hocam. Kanser de iki numaralı ölüm sebebi Amerika’da ve dünyada. Bu bakımdan eğer uygun görürseniz kanserden bahsedelim.

 

FATİH AVŞAR: Kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada Türkiye’de ölüm sebebi. Kanser cerrahisi de genel cerrahinin konusu. Tabii yemek borusu, mide, bağırsak kanseri, meme kanseri, tiroit kanseri gibi organların, tabii karaciğer, pankreas kanserleri de sayılmakta. Cerrahi tedavisiyle ilgilenir cerrahi onkolog veya genel cerrah. Kanser biliyorsunuz bir takım hücrelerin daha fazla ve daha kısa sürede daha çok bölünmesiyle karakterize bir proses diyelim. Yani kanser bir tek semptomla açıklanamaz. Tabii bu daha fazla bölünen hücrelerin, normal hücrelerin aleyhine onların besin kaynaklarını tüketmesi söz konusu. Dolayısıyla kanser, hücrelerin organları istila etmesinden ziyade normal hücrelerin besinsiz ve aç kalmasıyla insanları ölüme götüren bir süreç.

 

OKTAR BABUNA: Bu da tabii yaratılıştaki mükemmelliği gösteriyor. Allah DNA’yı ve genetik yapıyı çok mükemmel yaratmış. Burada herhangi ir rastgele bir değişiklik olduğu zaman mutasyon, o da dediğiniz gibi kansere gidiyor. Hücre dur durak bilmeden ölmeye başlıyor. Halbuki normalde dokular oradaki mükemmel bir farklılaşmayla hücrelerin, tam durması gereken yerde durup çok özel fonksiyonları icra ediyorlar, meydana getiriyorlar. Fakat kanser olduğunda bunun aksi bir durum getiriyor. Ama kanser de Allah tarafından özel olarak yaratılmış. Allah onu da gösteriyor, işte bir hata olduğunda, mutasyon dediğimiz değişiklik olduğunda da böyle oluyor.

 

FATİH AVŞAR: Tabii. Yani Rabbimin büyüklüğünü orada anlıyorsunuz. Hücrelerin ölümü planlanmış genetik bir ölümdür, bu da Rabbimin sayesinde oluyor. Ama bir plan dışına çıkma kanserle sonuçlanıyor. Dolayısıyla o zaman bu kadar hassas bir dengeyi mutlaka bir güç sağlamıştır diye düşünüyorsunuz. O güç de Rabbimdir.

 

OKTAR BABUNA: Evet. Burada sıklıkla görülebilen kanserler, tabii siz daha iyi bilirsiniz, mesela kalın bağırsak, mide kanserleri olabiliyor, pankreas kanseri olabiliyor, bu tip kanserlerde yani sık görülen kanserlerde hangi belirtiler oluyor? Hastayı hastaneye götüren sebepler nelerdir? Veya ne olduğunda hastanın ‘kötü bir şey olabilir mi acaba’ diye araştırma yaptırması, doktora gitmesi gerekir?

 

FATİH AVŞAR: Son altı ayda insan vücudunun yüzde 10 kaybı bizim için çok önemlidir. Zaten hastalar son altı aydaki aşırı kilo kaybıyla doktora başvuruyor daha ziyade. Bir de o organın bulunduğu lokalizasyona göre bazı özel şikayetleri olabiliyor. Diyelim ki bağırsak kanserinde kansızlık ve bağırsak düğümlenmesiyle geliyor doktora. Mide kanserinde kusmayla gelebiliyor, keza yemek borusu öyle. Meme kanserinde memede ele gelen kitle şikayetiyle gelebiliyor. Tiroitte tiroit bezinin aşırı büyümesiyle gelebiliyor ama o daha ziyade patolojik tanıyla ortaya çıkıyor. Çünkü tiroidin bir de iyot eksikliği ve guatrojen hücrelere bağlı büyümesi, immun büyümesi ona guatr diyoruz. Orada biraz daha tablo karışık. Genel cerrahiyi ilgilendiren kanserler böyle. Karaciğerde tabii karaciğer büyümesi veya ele gelen kitle veya tesadüfen ortaya çıkan, mesela hasta başka bir hatalığı nedeniyle bir ultrason yaptırıyor karaciğerde bir kitle ortaya çıkabiliyor. Tabii iyi huylu olabildiği gibi kötü huylu da olabiliyor. Suçlanan faktörler var, işte hepatit C virüsü gibi biyolojik risk faktörleri olduğu gibi keza özellikle kardia tümörleri dediğimiz midenin üst bölümdeki tümörlerde de suçlanan bir helikobakter pylori var. Çünkü epidemiyolojik çalışmalar göstermiş ki, 15-20 yıl sonra helikobakter pylori kardiada tip 3 cancer tibör dediğimiz bir mide kanseri, özel bir mide kanseri yapabiliyor. Bu tip biyolojik risk faktörleri olduğu gibi bir medikal risk faktörü de sayılabilir. İşte bu, uzun süre alınan mide asitlerini nötralize eden ilaçlara bağlı da ortaya çıkabiliyor.

 

OKTAR BABUNA: Onun da kanser yapıcı etkisi var. Mesela ne kadar sıklıkla kullanılması gerekir?

 

FATİH AVŞAR: Tabii. 10-15 yıl boyunca kullanıldığı takdirde bunu da tabii epidemiyolojik çalışmalar göstermiş…. H2-reseptör antagonisti dediğimiz ilaçlarla PPI antagonist dediğimiz ilaçlarla yani midede ülser için verilen veya asidi nötralize eden ilaçlar dediğimiz ilaçlarla tedavi edilen hastalıklarda, bunun gereksiz uzun süre alımıyla kanser ortaya çıktığı gösterilmiş.

 

OKTAR BABUNA: Bu proton pompası inhibitör de dahil mi buna?

FATİH AVŞAR: Ben PPI derken kısaltılmış olarak söyledim, , evet.

OKTAR BABUNA: Evet, o zaman dikkatli kullanmak gerekiyor. Demek ki hiçbir ilacın doktor tavsiyesi olmadan kullanılmaması.

FATİH AVŞAR: Doktorun tavsiyesiyle ve verdiği süreci uygulayarak kullanmak lazım.

OKTAR BABUNA: Mesela şöyle durumlar olabiliyor; ağrısı oluyor, bir yanması oluyor, bazı şikayetleri oluyor bazı hastaların. Hemen akla tabii gastrit, ülser gibi hastalıklar geliyor doğal olarak. Ne zaman acaba kanserden şüphelenilmesi gerekir? Yani hangi durumda ne tetkik yapılması? Mesela endoskopiyle bakılması, boru sarkıtılarak bu şekilde bir şey ne zaman yapılmalı, ne zaman doktora gidilmeli?

FATİH AVŞAR: Çok doğru, çok güzel bir konuya değindiniz. Bir kere ilk başta düşünüldüğü takdirde ağrı bizi kanserden uzaklaştıran bir semptom yani belirti. Kanser daha ziyade son dönemde ağrı yapar. Bunu da nasıl yapar; işte  o ağrı ileten omurilikteki yolları atake etmesiyle, istila etmesiyle ağrı ortaya çıkabiliyor. Yani ağrı varsa özellikle içi boş organ hastalıklarında biraz kanserden uzaklaşmak lazım. Ama o ağrı yapan neden yani o tümör tamamen geçişe izin vermiyorsa yani pasajı tıkıyorsa diyelim, bağırsak tümörlerinden bahsediyorum, onun içinde biriken içerik basınç yoluyla ağrıya yol açabiliyor. O zaman da tabii kanserden şüpheleniyoruz. Tabii mide kanserlerinde ne zaman endoskopi yapalım? Hasta bu belirtilerle geldiği takdirde mutlaka endoskopi yapalım. Endoskopide şüphelendiğimiz lezyondan yani yaradan veya oluşumdan biyopsi alalım, parça alıp patolojiye gönderelim o şekilde takip edelim. Daha sonra bu tip hastaları ilk yıl altı ayda bir, ikinci yıl yılda bir, üçüncü yılda iki yılda bir takip edelim. Bir de böyle kanserlerin çok görüldüğü yerler var. Daha doğrusu genetikle ilgili potansiyel kanser hastaları olabilecek hastalar var. İşte memede, bağırsak tümörlerinde bazı çeşitlerinde. O zaman da bunları tarama yöntemiyle gerek yukarıdan gerek aşağıdan bir boru sokarak dört kadrandan görüntüler sağlayarak görüntü alabiliyoruz. Şimdi artık üç boyutlu görüntü alabiliyoruz. Hatta değişik tekniklerle bilgisayar ortamında lezyonu boyayabiliyoruz, onu yorumlatabiliyoruz, kendimiz yorumlayabiliyoruz. Yani çok kolay metotlar artık geliştirildi. Bu şekilde o kanserin tanısını kolayca ortaya koyabiliyoruz.

OKTAR BABUNA: Peki hiç şikayeti olmayanlara, mesela bazı basit yöntemler var diyelim ki ultrason. Çok pahalı bir yöntem de değil, bir çok yönden de fikir verebiliyor hakikaten yüzde yüz olmasa bile. MR biraz daha pahalı ama o da aynı şekilde, tomografi de biraz radyasyon veriyor tabii, tomografinin o dezavantajı var. Tavsiye der misiniz Hocam hiç şikayeti olmadan tarama veya başka yöntemleri?

FATİH AVŞAR: O konuda yapılan çok merkezi çalışmalar var. Prospektif dediğimiz ileriye dönük çalışmalarımız var. Yani rutin incelemelerle insan ömrünü çok fazla uzatmak mümkün değil ama tesadüfen yakalanan tümörler var. Daha ziyade ultrason, endoskopi gibi metotları ve kan tetkiklerini böyle genetik kanser türlerinde veya ailesel kanser türlerinde uygulamak daha akılcı olur diye düşünüyorum. İşte meme kanseri, bağırsak kanseri, tarama metotları orada kullanmak. Ama ultrason çok günlük pratiğe girmiş bir inceleme, çok da ucuz. Ultrasonla tesadüfen yakalanan tümörler var. Ultrason çok fayda sağlayabiliyor. Endoskopiden ziyade ultrasonun böyle yaygınlaşmasının bence de doğru bir seçim olacağı kanaatindeyim, ki tesadüfen yakalanan tümörler kanserleri hakikaten ultrasona borçluyuz. Ama size şu anda sunabileceğim bir prospektifi çalışma yok. Ultrason ne kadar katkı sağlıyor diye ama pratik olarak ultrason faydalı diye düşünüyorum.

OKTAR BABUNA: Evet, erken aşamada yakalanması tedavisi açısından da.

FATİH AVŞAR: Çünkü erken teşhis erken tedavi demek. Dolayısıyla sağ kalımın uzaması demek. Bu klasik bilgilerimiz zaten.

OKTAR BABUNA: Ben de tabii sizin verdiğiniz bilgilerden biliyorum. Siz Japonya’da da bulundunuz. Japonya’da da mide kanseri çok sık. Orada da söylemiştiniz, mide kanserini erken yakalayabilmek için orada insanlara bu endoskopi yöntemiyle bir tarama yöntemi olarak kullanılıyor Japonya’da.

FATİH AVŞAR: Japonya’da tütsülenmiş balık tüketimi çok fazla. Tütsülenmiş balık mide kanserlerinde bir risk faktörü. Dolayısıyla 1962’den beri Japonya Gastrointestinal Kanser Cemiyeti, hiç semptomu olmayan, hiç belirtisi olmayan insanlara endoskopi yapıyor, fırça biyopsi yapıyor, parça alıyor patolojiye gönderiyor. Ve sonuç olarak Japonlarda erken mide kanseri serilerinde yüzde 60’ları buldu. Bizde hala maalesef yüzde 8’i geçemedik. Neden çünkü biz taramada endoskopiyi kullanmadığımız için. Yani semptomsuz hastaya endoskopi yapmadığımız için. Ama Japonlarda semptomsuz hastaya endoskopi yaptıkları için onlar kanseri daha erken safhada yakalayabiliyorlar. Ve daha agresif ameliyat yapmadan hastalara yüzde 100’e yakın tedavi sunabiliyorlar. Biz daha o seviyeyi yakalayamadık tabii.

OKTAR BABUNA: Tabii kanserin teşhisinde ve tedavisinde çok önemli gelişmeler var ve olacak, istikbal vaad ediyor. Allah’ın izniyle önümüzdeki dönemde kanser kolay tedavi edilebilen bir hastalık haline geleceğinin işaretleri var şimdiden. Çok erken yakalayıp çok erken olarak tedavi etmek. Ama günümüzde mesela hem cerrahi yöntemler olsun hem de kemoterapi yöntemleri olsun oldukça yan etkileri olan yöntemler.

FATİH AVŞAR: Çok doğru. Tabii cerrahi kanserin tedavisinde tek başına düşünülemez. Ben bir genel cerrah olarak size arz etmeliyim ki cerrahi tek başına son derece yetersizdir. Cerrahiyi tamamlayan ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası kemoterapi ve radyasyon onkolojisiyle ilgili tedavi metotlarının uygulanmasıyla bir kombine tedavi ile kanserle mücadele etmek daha mümkün gibi gözüküyor. Ama ben bir cerrah olarak söylemeliyim ki, herhalde kanserin tedavisi ileride cerrahi dışı bir yöntemle olacak gibi geliyor. Yani bu tümörlere yönelik çeşitli biyolojik savaş metotları geliştirilirse herhalde cerrahi dışı yöntemlerle kanser tedavi edilebilecek diye düşünüyorum.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu mide-bağırsak sistemi kanserlerinden kalın bağırsak kanseri de önemli bir kanser çeşidi. Onların teşhisinde ve tedavisinde genel cerrahinin rolü nedir?

FATİH AVŞAR: Kalın bağırsak tümörlerinin tedavisinde teşhisinde altın standart kolonoskopidir.

OKTAR BABUNA: Nasıl yapılır kolonoskopi?

FATİH AVŞAR: Şöyle; aşağıdan kanama olan her hastaya yapılmalı. Dışkıda taze kan veya gaita da gizli kan olduğu takdirde mutlaka kolonoskopi yapılmalı. Son altı ayda total vücut kilo ağırlığının yüzde 10’unu kaybeden hastalarda yapılmalı. Kolonda rektumdan yabancı cisim çıkarılması gibi durumlarda acil servise gelen hastalarda yapılmalı. Bir de tıkayıcı kolon hastalıkları yani tümörler olsun, iyi huylu kötü huylu kusmayla, büyük abdest yapamamayla gelen hastalara yapılmalı. Ama tabii kolonoskopi pratik manada artık son derece kolay yapılabildiği için artık bana göre 40 yaşından sonra hastaların rutin kontrol rutin muayenelerinde kolonoskopi de yapılmalı diye düşünüyorum.

OKTAR BABUNA: Doğru, çok önemli bu. Peki genç hastalarda taze kan olduğu zaman hemen hemoroit akla gelebiliyor. Hemoroiti olan bir hastaya yine de siz endoskopik olarak bir bakmayı uygun görür müsünüz?

FATİH AVŞAR: Tabii mutlaka bakıyorum. Çünkü yukarıda ne var bilmiyoruz. Çünkü sonuç olarak hemoroite tuşe mesafesinde bakabiliyorsunuz. Bazen çok ağrılı olduğu için rektal muayeneyi de yapamıyorsunuz. Bunun için hastayı setatize ederek, yani katı genel anestezi uygulayarak biraz daha yukarılara bakmakta fayda var kanaatindeyim. Erkek hastaysa rektosigmoidoskopi dediğimiz son 30-35’e kadar gidilmesi yeterli gibi gözüküyor. Ama kronik anemisi varsa ve kadın cinsiyetse 40 yaş üstündeyse o zaman cekum dediğimiz kalın bağırsağın başlangıç noktasına kadar incelemekte fayda var.

OKTAR BABUNA: Ve ameliyat bildiğim kadarıyla duvarın kas dokusuna kadar olduğu zaman çok etkili. Ona ulaştıktan sonra tabii etkisi giderek azalmaya başlıyor. Hele de lenf nodüllerine bezelere sıçramışsa o zaman daha da azalıyor. Bu konuda ne diyorsunuz?

FATİH AVŞAR: Çok doğru. Şöyle arz edeyim; bir takım evreleme yöntemi var. Bizim de kullandığımız üç değişik evreleme yöntemi var. Ama hepsinde prensip şu; tümör bağırsak duvarını vertikal derinliğinde ne kadar atake etmiş, ne kadar istila etmiş? Kas dokusuna kadar olan tümörler erken evre tümörler kabul ediliyor. Mesela evre 1, evre 2 tümörde beş yıllık yaşam yani sağ kalım diyelim ameliyattan sonra yüzde 65-70’lerde. Ama seroza dediğimiz bu üçüncü katmanına ulaşan tümörlerde bağırsağın ve serozayı geçip de lenf bezlerini atake eden tümörlerde, hatta serozayı hiç geçmeyen tümörlerde bile yüzde 35 lenf bezlerinin istilası söz konusu. Lenf bezleri istilası varsa o zaman ameliyattan sonraki beş yıllık yaşam şansı değişik seyirlerde yüzde 25 ile yüzde 40’a kadar girmekte. Bu tamamlayıcı kemoterapilerle ve radyoterapilerle, tabii rektüm kanserleri için konuşuyorum, şua tedavisinin 15. santimin üstündeki tümörlerde çok fazla yeri yok, uygulamıyoruz zaten. Bu şeyde yardımcı tedavi metotlarıyla bu sağ kalım yüzdelerini biraz daha artırmak mümkün. Ama lenf bezlerini istila ettiyse ki kanser cerrahisinde o organı lenfotik anatomisiyle çıkardığımız halde maalesef sağ kalım süresi düşüyor.

OKTAR BABUNA: Kanser oluşumunu artıran bazı hastalıklar var, inflamatuar bağırsak hastalıkları denilen işte crohn gibi, ülseratif kolit gibi bazı hastalıklar var. Bu tip hastalığı olanların nasıl takip etmesi gerekiyor? Bir kansere gidişat var mı, endoskopi hangi aralıklarla yapılmalı, nelere dikkat etmeliler?

FATİH AVŞAR: Çok güzel bir soru. Tabii akut dönemler dışında rutin kontrol muayeneleri yapılmalı, tarama metotlarında mutlaka kolonoskopi olmalı. Mutlaka her defasında olmasa bile yılda iki kere kolonoskopi yapılmalı ve her defasında olmasa da en az yılda bir kere biyopsi alınmalı, biyopsi takipleriyle karar verilmeli.

OKTAR ABUNA: Çok dikkatli takip gerekiyor. Beslenmeyle ilgili önerileriniz olur mu? Neler mesela bağırsak kanserine yol açabiliyor veya neler koruyucu olabiliyor?

FATİH AVŞAR: Çok güzel bir soru, buda tabii çok güncel sıklıkla bu soruyla karşılaşıyoruz. Beslenmeyle kanser arasında çok doğru ilişkiler var. Bu konuda yapılmış çok sayıda ileriye dönük çalışmalar da olduğu gibi geriye dönük de yapılan çalışmalar var. Şöyle özetlemek lazım; eğer dışkılama periyodu bir günden fazlaysa ve buna neden olan besin türlerinden uzaklaşmak lazım. Yani her sabah katlığında bir insanın tuvalete gidip büyük abdestini yapmayı alışkanlık haline getirmesi lazım. Dolayısıyla posalı diyetleri daha fazla tüketmek lazım. Meyveyi sebzeyi kendisini tüketmek lazım, meyve suyunu tüketmekten ziyade meyveyi sebzeyi -ben tabii meyve suyunu tüketen hastalara tembel hastalar diyorum- tüketip posasını çıkarması lazım. Çünkü o posa bağırsağa hareket kazandırıyor, o hareketle dışkılama periyodu daha kısa bir süre inebiliyor. Eskiden klasik kolon rektum cerrahisi kitaplarında normal dışkılama periyodu dört gün denildi, şimdi artık bir gün iki gün

Arası deniyor. Ama bence bir gün uygun. Yani posalı diyetleri fazla tüketmek lazım ne olursa olsun. Proteinden biraz daha az, vejeteryenden biraz tüketmek lazım, lifli diyet almak lazım. Genel konuşuyorum ama eğer bu şekilde her gün tuvalet ihtiyacını giderebiliyorsa hasta, bu konudaki çalışmalar da göstermiş ki bağırsak kanserine yakalanma şansı anlamlı bir şekilde daha düşük.

OKTAR BABUNA: Aspirinin koruyucu olduğunu söyleyenler var, kalsiyum alımının koruyucu olduğunu söyleyenler var. Mesela kalp damar hastalıklarından korunmak için. Aspirin tavsiye edilebiliyor belli durumlarda. Hakikaten doğru mu bu?

FATİH AVŞAR: Kanserle aspirinin bu konuda ispatlanmış bir şeyi yok bildiğim kadarıyla. Ama bu konuda yapılan çalışmalar var. Bir takım non steroid anti reflü trematuar ilaçlar dediğimiz aspirin benzeri ilaçların kanserden koyucu ilaçlarını gösteren yayınlar var. Ama bunun aleyhinde de olan yayınlar var. Daha o konuda kesin bir kanıta ulaşmış değiliz. Ama tabii ki aspirinleri kalp hastalıklarında, koroner tıkayıcı hastalıklarda koruyucu etkisinden veya tedavi edici etkisinden faydalanıyoruz. Belki daha kesin bir kanıt olabilecektir ileride ama bu konuda yapılmış daha böyle prospektif çalışmalara ihtiyacımız var.

 

OKTAR BABUNA: Bir de teşhis konulduğunda geç kalınmış olan bir kanser türü daha var. O da sizin uzmanlık alanınıza giriyor o da pankreas kanseri ve aslında iltihabi hastalıkları var. Onlardan da biraz bahsedelim mi Hocam?

FATİH AVŞAR: Evet tabii ki. Pankreas iltihabı pankreatit diyoruz, akut ve kronik olabiliyor. Çok ciddi bakım gerektiren, ciddi tedavi gerektiren hastalıklar bunlar. Pankreatit tabii başlı başına bir kanser nedeni olabiliyor ama bir de pankreas kanser, hiç pankreatit geçirmeyen hastalarda da ortaya çıkabiliyor başka genel nedenlerle. Tabii ki pankreas vücudun biraz daha böyle korunmalı yerinde lokalize diyelim, tam böyle omurganın önünde diğer karın içindeki diğer organların arasında yerleşen çok önemli bir organ. Sindirim sistemimizde çok önemli bir etkisi olduğu gibi, direk 12 parmak bağırsağına açılan kanallar vasıtasıyla bir de endokrin bu organ aynı zamanda. Bir takım hormonlar, peptitler salgılayarak hayatiyetini devam ettirmesini sağlıyor, insülin salgılıyor, şeker metabolizmasını ayarlayabiliyor. Protein sindirimiyle ilgili peptitler salgılayabiliyor, yağların sindirimiyle ilgili bir takım enzokrin dediğimiz o 12 parmak bağırsağı açılan kanallarıyla salgıladığı salgılarının dışında bir de endokrin hormonlar salgılayabiliyor. Ve vücudun devamı için çok elzem bir organ. Tabii pankreas kanseri geç yakalanıyor niçin, çünkü pankreasın tanısı için elimizde ilk ve en çok uyguladığımız metot olan ultrasonografi çoğu zaman bağırsak gazları nedeniyle yeterli bir şekilde kanıt veremiyor. Ve ultrason raporlarının çoğuna bakarsanız bağırsak gazları nedeniyle pankreas gereği şekilde değerlendirilemedi derler. Onun için pankreası biraz daha şüphelenip dışkının kalitesine bakarak ve hastanın soy geçmişine ve öz geçmişine bakarak biraz daha böyle pankreasa yönelik tetkikler yapmak lazım. Tomografi gibi, MR gibi daha böyle sofistike tetkikler yapmak lazım.

OKTAR BABUNA: Bu pankreas iltihabı veya pankreatit dediğiniz durum hangi belirtilerle ne zaman bunu düşünülmesi gerekiyor?

FATİH AVŞAR: Tabii karın ağrısı çok önemli, özellikle sırta vuran karın ağrısı lokalizasyon açısından çok önemli. Bulantı, kusma, bitkinlik bu şekilde gelir hastalar. Ondan sonra yapılan muayenesinde bize yol gösterici olan pankreasın amilaz dediğimiz salgısı araştırılır ama ondan daha ziyade kalsiyum düşüklüğü, lekosit yüksekliği gibi laboratuar bulgularla teşhis koyarız. Daha ziyade klinik muayeneyle teşhis koyarız. Tabii pankreatitin tedavisi ilk başta cerrahi değildir ama cerrahi yoğun bakımda yatan hastalardır bunlar. Çeşitli tipleri vardır, tiplerine göre ölüm oranları yazılmış bir hastalıktır. Mesela nekrotizan pankretit dediğimiz pankreasta yer yer ada şeklinde doku ölümleri görüldüğü taktirde bu tabii tomografik bulgularla ortaya çıkıyor. Hastanın kaybedilme şansı daha yüksek olduğu gibi pankreas etrafında sadece ödem görüldüğünde, nekroz olmadığında hastanın kaybedilme şansı yok denecek kadar az olduğunu bildiren bulgular vardır bizde.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah, çok hassas dengeler var tabii, pankreasın rolü mükemmel. Şeker metabolizması, hormonel çok önemli fonksiyonları var ve tam olması gerektiği kadar Allah tarafından ayarlanmış. Fazla olduğunda şeker düşüyor hipoglisemi ölüme kadar gidebiliyor. Az olduğunda bu sefer diyabet diye bir hastalık çıkıyor, o da yine tedavi edilmezse komaya ölüme kadar gidebiliyor. Bütün hayat boyu aynı sınırlarda kalıyor. Hastalık da özel yaratılıyor Allah tarafından. İnsanın acizliğini eksikliklerini gösteriyor. Fakat sağlığa da çok dikkat edilmesi gerekiyor. Mesela insanın bile bile olumsuz anlamda sağlığını etkileyecek, sağlığına zarar verecek şeylerden de kaçınması gerekiyor. Mesela bildiğim kadarıyla alkolün bu hastalıklarda etkisi bilenen bir şey.

FATİH AVŞAR: Karbonhidrat diyelim. Karbonhidratların her türlüsü aslında bir bakıma sağlığa zararlı.

Diyabeti araştırırken araştırmacılar şunu görmüşler; ben eğer 12 parmak bağırsağından yani pankreas kanlarlının açıldığı bağırsaktan karbonhidratları bir bakıma bypass edersem yani oradan emilimini azaltırsam diyabet olmuyor, insüline de ihtiyaç olmuyor. Ve bu şekilde diyabet cerrahisi ortaya çıktı. Son zamanlarda çok popülarize olan bir cerrahi dalı. Alkol tabii en tehlikeli karbonhidrattır. Daha doğrusu insan vücuduna en tehlikeli son derece zararlı bir maddedir. İnsanın intihar etmesi gibi bir şeydir. İnsanlar belki o alkolü almaktan keyif alıyor olabilirler ama kendilerini katlediyorlar. Alkolün bir bakıma fizik bağımlılık yapma etkisiyle o cenderenin içine giriyorlar ve kurtulamıyorlar. Tabii ki tamamen kaçınmak lazım, en tehlikeli maddelerden bir tanesi insanın kendi kendini katletmesi ve en tehlikeli karbonhidrattır diyelim.

OKTAR BABUNA: Aslında keyfi de yok, o alkolün meydana getirdiği şuur bulanıklığı, mide bulantısı yapıyor, baş ağrısı yapıyor, bütün sistemleri etkiliyor, ağızda kötü bir tat oluyor, mideye rahatsızlık veriyor. Sabah uyanıldığında meydana gelen o baş ağrıları sıkıntı, uyku bozuklukları yapıyor, yapıyor da yapıyor bir de üstüne kanserler meydana getiriyor.

 

FATİH AVŞAR: Çok doğru, akut etkilerin yanında bir de kronik etkileri var, nöropati yapıyor yani insan vücudunu katlediyor zamana bağlı olarak. Sinir sistemini öldürüyor. Sinirler öldüğü zaman sinirlerin dağıldığı bütün dokular da ölmüş oluyor.

OKTAR BABUNA: Hocam, bir de karın ağrısından bahsedelim. Karın ağrısı son derece önemli bir konu ve bir çok insan tarafından da ihmal edilir. Çünkü hakikaten zararsız olabilen karın ağrıları oluyor, ne zaman zararlı olduğunun farkına varılamayabiliniyor. Bir gün geç gidiliyor, iki gün hatta günlerce bekleyip de hastaneye gidenler olabiliyor. Karın ağrısı ne zaman bi4r kişiyi hastaneye götürmeli, hemen bir doktora görünmeli? Ne şekilde ve ne şiddette olduğu zaman?

FATİH AVŞAR: Karın ağrısı cerrahinin en önemli konusu. Biz talebelerimize ve asistanlarımıza bu eğitimi verirken karın ağrısının santral sinir sisteminin pereferik sinir sistemi ilgisiyle başlarız. Somatik ağrı nedir, işte parietal ağrı nedir, yansıyan ağrı nedir diye gireriz. Ama karın ağrısı hala bir muamma olarak kalmakta. Doktorlar da karın ağrısını çok fazla patognomonik kullanamamakta. Yani tanıya yönelik bir karın ağrısı yok. Karın ağrısı bir kere bir hastanın veya bir insanın organlarına göre dağılmasıyla, şöyle düşünmeli; tabii göbeğin üstündeki karın ağrıları daha ziyade mideyle ilgili olabilir. Göbeğin altındaki karın ağrıları da bağırsakla ilgili olabilir. Ama karın ağrısı içi boş organın tıkanmasına bağlıysa, biz ona konik ağrı diyoruz, onun bize yansıttığı belirtiler bağırsak hareketleri artan, bıçak gibi saplanan, daha sonra azalan, tekrar bağırsak hareketiyle ortaya çıkan bir karın ağrısı olarak ortaya çıkmakta. Mesela her iki yan ağrısı dediğimiz karı ağrısı, daha ziyade böbrek ve böbrekten çıkan idrar yolarının taşla veya başka bir nedenle tıkanmasıyla ortaya çıkabilmekte. O da bir konik ağrıdır. Orada da yanlarda ortaya çıkar ağrı. Kasıklarda idrar yapmayla ortaya çıkan ağrılar, özellikle bayanlarda sistite bağlı ağrılar olabilir. Erkeklerde prostatizme veya  benign prostat hiperplazisiye bağlı olabilir. Ağrı üzerine işte ansiklopediler yazılabilir. Ağrının bulunduğu yere göre, arkasındaki organa göre analiz etmek de çok doğru değil. Çünkü bazen farklı yerlerde olup da aynı yerden omuriliğe giren liflerle iletilen organların ağrıları aynı yerde ortaya çıkabiliyor, biz buna yansıyan ağrı diyoruz. Mesela göbeğin ortasında başlayıp. İştahsızlık, bulantı, kusma, lökosit yüksekliği ve 6-8 saat geçtikten sonra sağ alt kadrana yerleşen ağrı olduğu zaman çok patognomonik olarak akut apandisit ağrısı düşünebiliyoruz. Ama her hastalıkta bu ağrı bize bu şekilde yol gösteremeyebiliyor. Apandisite yakın divertikülit ağrısı olabiliyor biraz daha solda çünkü sigmoid kolonda daha ziyade görüldüğü için.Divertikülit ağrısı olabiliyor solda olduğu zaman. Bir de mesela içi boş organın delinmesine bağlı birden bire artan ve bıçak gibi kesilen ağrılar olabiliyor. Tifoya bağlı….delinmesiyle ilgili ağrılar olabiliyor. Mide delinmesiyle ilgili ülsere bağlı delinmeyle ilgili ağrılar olabiliyor. Tümöre bağlı tıkanan çekumda kalın bağırsağın başında delinmeyle ilgili ağrılar olabiliyor. Bunların hepsi birden bire ağrının bıçak gibi kesilmesiyle karakterize ama bağırsal düğümlenmesine kadar giden belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Tabii ağrıyı bu kadar kısa sürede belki daha detaylı olarak konuşamayacağız ama aklıma geldiği kadarıyla ağrılar böyle diyorum.

OKTAR BABUNA: Hocam, o kadar çok ağrı sebebi saydınız ki ağrı konusunda doğrusu hakikaten çok hassas olmak gerekiyor. Kişi bir kere hastaneye gitmekten bir kaybı olmaz ama önemli bir ağrı varsa dediğiniz gibi, tabii gitmiyorsa çok büyük kaybı olabilir. Dolayısıyla olabildiğince imkanı el verdiğince en yakın bir hastaneye başvurup kontrolden geçmesi herhalde yararlı olur.

 

FATİH AVŞAR: Çok doğru bir konuya değindiniz. Şöyle ki; tabii insanlar belki eklem ağrısıyla, işte romatizmal ağrılar deniyor bunlarla ilgili ağrılarla bir ağrı kesici alabilirler ama belki o an için doktor gidilmeyebilir ama karın ağrısı olduğu zaman bu ağrıyı ciddiye almak lazım diye özetleyebiliriz.

OKTAR BABUNA: Daha bize tıp fakültesindeyken bu söylenmişti. Böyle kocaman yazmıştı rahmetli Kaya Çilingiroğlu tahtaya hatırlıyorum. Allah rahmet eylesin. Akut karın batın ağrısında mutlaka üzerinde durulması gerekir. Çünkü teşhisi zor hakikaten. Gerçi şimdi ultrason, MR, tomografi gibi yöntemler çok faydalı tabii teşhiste. Fakat bazen ne olduğu da belli olmuyor. Bazen apandisit tanısı konuyor apendektomi yapılıyor, apandisit denen organ çıkarılıyor ama apandisit olmadığı görülebiliyor. Hatta bunun ideal bir oranı var demişlerdi. Ondan bahseder misiniz Hocam?

FATİH AVŞAR: O da çok espri konusu olur ama bir cerrahın yüzde 20 negatif laparatomi veya negatif apendektomi hakkı var. Yüzde 80’ini doğru teşhia edebiliyorsunuz ve patolojiyle uyum gösteriyor ama yüzde 20 yanılma hakkınız var. Dolayısıyla akut karın ciddi bir olay. Karın ağrısı olan bir hastanın doktora, cerraha biraz daha görünmesi gerekiyor. Yüzde 20 de doktorun yanılma payı var. Hatta espri tarzında söylenir; bir cerrahın yaptığı ameliyatların yüzde 100’ü de akut apandisitse yani apandisit teşhisiyle yaptığı akut apandisitse yüzde 20’sini evine göndermiştir ameliyat etmemiştir gibi derler. Öyle bir espritüel bir deyim de vardır.

OKTAR BABUNA: Doğru, hakikaten ideal oran bu yani onu yadırgamamaları gerekir hastaların. Biz de o şekilde öğrenmiştik zaten. İdeal oranında yüzde 80 teşhis koyuyor yüzde 100 değil bu konuda yanılma payı.

FATİH AVŞAR: Tabii akut apandisitin karıştığı hastalıklar var, apandisit çıkmazsa biraz daha ilerisinde, 60 santim ilerinde bir meckel aramak lazım, meckel divertikülü dediğimiz bir hastalık olabiliyor. Bir de jinekolojik, ürolojik hastalıklarla karışabiliyor. Onun dışında yüzde 100’ünde apandisit şeklinde ortaya çıkmasını beklemek doğru değil diye düşünüyorum.

OKTAR BABUNA: Bir de safra kesesi yolu rahatsızlıkları olabiliyor. İşte taş olabiliyor. Onun da iltihabi hastalıkları olabiliyor. Ondan da bahsedebilir misiniz Hocam?

FATİH AVŞAR: Şöyle ki; safra kesesi taşı daha ziyade taş hastalığı dediğimiz safra kesesinde taş ve taşın yarattığı iltihabi hastalıklar olabiliyor. Tabii safra kesesi taşı olmadan da safra kesesinde hastalık olabiliyor, safra kesesi duvarı kalınlaşması veya safra kesesi delinmesi gibi sonuçlanabiliyor. Safra kesesi taşı patlamaya hazır bir bomba gibidir. Bizim de hocalarımız hep onu söyler; safra kesesi taşı varsa bu tıkanma sarılığı yapabiliyor, pankreas iltihabı yapabiliyor, safra kesesi kanseri yapabiliyor. Safra kesesinde iltihap ve delinme yapabiliyor, karaciğer iltihabı yapabiliyor. Bu şekilde hastayı bir sürü sıkıntılı duruma sokabiliyor. Onun için bazı cerrahlar veya eski hocalarımız da söylerdi; safra kesesi taşı varsa mutlaka ameliyat edilmelidir denir. Bunu diyenler sessiz safra kesesi taşı olamaz, sesini duyamayan cerrah olur diye savunurlar. Ama şöyle akılcı bir analiz yaparsak; safra kesesi taşı varsa mutlaka takip edelim. Eğer kesede tek taş varsa bekleyebiliriz, takip edebiliriz. Ama çok sayıda küçük taş varsa mutlaka hemen ameliyat etmeliyiz ilk fırsatta. Tabii çok acil durumlar hariç, acil olup da safra kesesi duvarında kalınlaşmayla gelen veya işte safra kesesi……safra kesesinin gangreniyle karakterize bir hastalık durumunda bu tabloyla müracaat eden hastaları zaten akut olarak, acil olarak ameliyat ediyoruz. Ama kronik safra kesesi taşı olduğu zaman çok sayıda taş varsa ve safra kesesi taşına bağlı ağrı, geçici sarılık, işte bu küçük taşların ana safra kanalına geçmesiyle bilirubin yüksekliğiyle laboratuar bulgularıyla gelen hastalarda da hastaları ameliyat etmekte fayda var. Ki günümüzde artık göbekten doğal açıklık cerrahisi yani tekport yöntemiyle yapılan tek delikten girilerek yapılan safra esesi ameliyatları son derece başarılı seyrettiği için safra kesesinde ameliyat endikasyonları biraz daha geniş tutuluyor bu nedenle. Onun için safra kesesi taşları patlamaya hazır bomba gibidir, safra kesesi taşı sessiz olmaz, safra kesesi taşının sesini duyamayanlar olur prensibini genlikle benimsiyoruz ve safra kesesi taşının yaptığı hastalıklardan erken dönemde korunmak için iş biraz daha karışık duruma gelmeden planlanmış şartlarda hastayı ameliyat etmekte fayda var diye düşünüyoruz.

OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi laparoskopik minik delikler açarak girip son derece sınırlı bir zarar veriliyor. Bu yöntem apandisit için de kullanılıyor hatta fıtık ameliyatlarında bile yararlı bir yöntem, değil mi?

FATİH AVŞAR: Şöyle ki; laparoskopik cerrahi veya minimal invaziv cerrahi diyelim, hastaya doğal açıklıktan veya doğal olmayan açıklıktan cerrahın oluşturduğu deliklerden girilerek yapılan ameliyatların genel bir tanımıdır. Artık bütün organlara yönelik işlemlerde laparoskopik cerrahi kullanılmaktadır. Apandisitte olduğu gibi safra kesesinde karaciğer cerrahisinde, pankreas cerrahisinde, dalak cerrahisinde, reflü cerrahisinde, kanser cerrahisinde tabii ki mide, bağırsak, pankreas gibi kanserlerin cerrahisinde laparoskopik cerrahi çok yoğun ve başarılı bir şekilde kullanılmakta. İki türlü bir cerrah kendisine mahsus delikler açabiliyor, buradan çalışabiliyor. Veya doğal açıklıktan geçiyor yani ağızdan girilerek  yapabiliyor veya rektal yoldan girebiliyor. Veya bayanlarda forniksten girebiliyor, hazneden girebiliyor, üretradan girip yapanlar var. Bir de göbekten, göbekte doğal açıklık olduğu için sadece göbekten tekportla yapılan başarılı ameliyatlar bunlar. Tabii cerrah iki eliyle kumanda edebildiği gibi artık son yıllarda robotik cerrahi dediğimiz bir konsoldan yöneterek yaptığı yine minimal invaziv cerrahi uygulamaları var. Şimdi tabii robotik cerrahi laparoskopik cerrahinin yerini alacak belki ileride ama biraz daha zaman geçmesi gerekiyor diye düşünüyoruz.

OKTAR BABUNA: Bir de, hanım izleyicilerimiz var tabii ki, onlarda da sık görülen bazı rahatsızlıklarla bilgiler verebilirseniz. Mesela göğüs kanseri, göğüste bir kitle olduğu zaman nasıl yaklaşılmalı? Ve tiroit cerrahisi, tiroit de sık görülüyor hanım izleyicilerimizde.

FATİH AVŞAR: Tabii. Şimdi memede genellikle ayda bir hanım hastalara kendi kendine meme muayenesini öğretiyoruz, onu yapmaları lazım. Ele gelen kitle, meme başı akıntısı, kanlı akıntı özellikle ve ağrısız büyümeler bizi memede yer işgal eden lezyonlar ve tümörle karşılaştırıyor. Meme cerrahisi tabii hanımlar arasında çok yaygın olan bir cerrahi tipi. Çünkü meme kanserleri çok fazla görülüyor bayan hastalarda. Ailesel meme kanseri olan hastalar var, genetik meme kanseri olan hastalar var. Kendi kendine muayenesiyle erken teşhisi yakalamak mümkün olduğu için biz bunu çok önemsiyoruz. Özellikle koruyucu hekimlikte bu tip kursları teşvik ediyoruz. Ama memede kitle olan bir bayan hastanın da mümkün olduğu kadar erken gelmesini amaçlıyoruz. Ve özellikle koltuk altına yani lenf bezlerine yayılmasını çok fazla istemiyoruz. Çünkü eğer koltuk altına yayıldığı takdirde sağ kalım süresi biraz daha kısalıyor tabii.

Tiroit cerrahisine gelince, tabii iyot eksikliği veya guatrojen maddeleri dediğimiz maddelerin yenmesiyle iyi huylu büyümeler olabiliyordu. Eskiden çok daha fazlaydı. Çünkü biraz da ihmal ediliyordu. Şimdi artık guatr dediğimiz hastalıkların yanında bir de tiroit kanserleri çok fazla görülmeye başladı. Bunun nedeni belki nükleer serpintiler olabilir tabii ki. Ama tiroit kanserleri özellikle diferansiye tiroit kanserleri diyelim bu tip kanserler. Papiler dediğimiz, foliküler dediğimiz kanserler prognozu yani seyri biraz daha iyi. Bunlar da cerrahiden sonra hastada hiç kanser yokmuş gibi davranan hastaların sayısı oldukça fazla, yüzdesi oldukça fazla. Tabii yine de tiroit cerrahisinde tiroidin total çıkarılmasıyla oluşan bir takım yerine koyma tedavisi uygulanmakta. Hastalar yine atom tedavisiyle tedavi edilebilmekte cerrahi alternatif olarak veya cerrahi tamamlayıcı. Bu şekilde çok çeşitli modalitelere sahip bir tiroit cerrahisi bilim dalı da var tabii. Paratiroitlerle beraber yapıyorlar bu işi. Biz de yoğun bir şekilde paratiroit cerrahisi yapıyoruz.

Paratiroitlerden de kısa bir şekilde bahsetmek gerekirse; kemikteki kalsiyum metabolizmasını yahut vücuttaki kalsiyum metabolizmasını ayarlayan hormonlardır bunlar. Tiroidin arkasına yerleşen dört tane düğme şeklindedir. Büyümesiyle veya genel büyümesi olabiliyor, dördünün büyümesi olabiliyor veya tek bir paratiroitte adenom ortaya çıkabiliyor. İkisinin de tedavisi cerrahi, değişik bir şekilde yapılıyor. Tek adenom olursa o adenom çıkarılabiliyor. Eğer dördü de büyüyorsa 3,5 çıkarıp yarımı koldaki biceps adalesine veya……dediğimiz boyunun en büyük kasının içine implante ediyoruz. Tiroit kanserlerinin cerrahisi özetle promozu daha iyi olan daha başarılı bir cerrahi.

OKTAR BABUNA: Şunu sormak istiyorum hem meme için hem de tiroit için; mesela bir kitle olduğunda iğne biyopsi, ultrason yapılabiliyor memede. Aynı zamanda röntgen çekilebiliyor minik kalsifikasyon odakları var mı onlara bakılıyor. Bunların hangi aralıklarla yapılmasında fayda var? Bir de biz ne zaman biyopsi yapıp parça alabiliriz? Ve ne zaman cerrahi uygulamalıyız, o kitleyi çıkartmalıyız? Bu konuda da kısaca bilgi verebilir misiniz?

FATİH AVŞAR: Tabii, bazı kriterler var. Eğer bayan cinsiyetse ve şüpheli radyografik görüntülere sahipse, 1 santimden fazlaysa ama bayan cinsiyet olup 2-4 santim arasıysa yani 2 santimden fazla, 4 santimden fazla olduğunu da iddia edenler var. Bir takım kriterler var ames ve ages kriterleri. Bu durumda biraz daha yüksek riskli olduğu için ameliyat etmekte fayda var ama mutlaka ince iğne aspirasyon biyopsi yapıyoruz. 1 santimin altındaki nodüllerde ameliyat şöyle; ince iğe aspirasyon eşliğinde yapıyoruz. Ama 1 santim üstündeyse mutlaka ince iğne aspirasyonu ve şüpheli bulgu veriyorsa mutlaka ameliyat ediyoruz. 1 santimin altında yaptığımız eğer tek nodül varsa 1 santimin altındaysa onu takip diyoruz büyümesini bekliyoruz. 1 santimin üstüne ulaştıysa tekrar ince iğne aspirasyon biyopsileriyle takip ederek şüpheli bulgu veriyorsa ameliyat ediyoruz.

OKTAR BABUNA: Çok sayıda nodül varsa nasıl davranılıyor?

FATİH AVŞAR: Çok sayıda nodül varsa takip edilebilir. Bir de bu nodüllerin dominant dediğimiz hali olabiliyor, onu takip ediyoruz. Onda da şüpheli bulgularımız varsa mutlaka ameliyat ediyoruz. Ama çok sayıdaki nodülleri olan multinodüler guatr dediğimiz hastalarda eğer kozmetik neden yoksa, bası belirtileri yoksa takip etmek en doğru seçenek diye düşünüyoruz.

OKTAR BABUNA: Tiroitte de aynı şey geçerli değil mi? Oradaki nodüllere de yine iğneyle parça alıp..

 

FATİH AVŞAR: Tabii, mutlaka ince iğne aspirasyon biyopsi yapıyoruz.

OKTAR BABUNA: Evet, çok faydalı bir yöntem ama bazen de yanlış negatif çıkabiliyor. Yani kanser olduğu halde alınan doku yetersiz veya kansere rast gelmemiş olabiliyor, böyle bir ihtimal de var.

FATİH AVŞAR: Tabii ki. Onun için 1 santimin altındaki nodüllerde tanı değeriniz çok düşük çıkabiliyor. Onun için lezyon 1 santimi geçtikten sonra yapmakta fayda var. O zaman aldığınız doku tanısı yeterli materyali içerebiliyor.

OKTAR BABUNA: Ama iğne biyopsi yapmanın da bir sakıncası yok, hatta çok faydalı bir yöntem.

FATİH AVŞAR: Yok evet. Tabii ki şunu vurgulamak lazım; radyolojik görüntülerden ziyade bir de ultrasonik görüntüleri çok önemli. Kistikse biraz daha bekleyebiliriz, takip edebiliriz. Ama solitse yani dokunun içinde komponentleri varsa o zaman daha ciddi bir şekilde incelemeliyiz ve ameliyata biraz daha erken karar vermeliyiz.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, şeref verdiniz maşaAllah, çok bilgilendirici oldu. Hakikaten insan vücudu Allah’ın mucizesi. Allah en mükemmel şekilde yaratmış. Bir hücrede bile 1 milyon ansiklopedi sayfasına eş değer bilgi var. Yaratılışın kesin kanıtı, Darwinizmin de geçersizliğini gösteriyor. Çünkü nereye baksak mucize görüyoruz. Her bir hormon, tiroit hormonu bile başlı başına bir mucize. Bütün metabolizmayı ayarlıyor vücutta. Eksikliği olduğu zaman hastalık halleri ortaya çıkıyor, fazlalığı olduğu zaman yine hastalık halleri ortaya çıkıyor. Sağlığımızla ilgilenmek de bizim görevimiz. Kimse doktora gitmekten de çekinmesin, imkanları oranında tabii. Mümkün olan tetkikleri yaptırıp doktorun dediklerini dinlemek, sağlığına dikkat etmek, yediğine içtiğine dikkat etmek bir dua mahiyetinde son derece önemli. Fazla kilo almaktan kaçınsınlar, kolesterol yüksekliği meydana getirecek yağlı, çok kırmızı et bu gibi beslenmekten de kaçınmak gerekiyor. Spor, ayrıca bile bile zarar verecek mesela sigar içmek, alkol kullanımından da uzak durmak gerekiyor. Onun dışında tabii hastalık da Allah’ın bir nimeti, Allah’a yakınlığını artırıyor, insanın imanını artırıyor. Dünya zaten imtihan yeri inşaAllah.

 

FATİH AVŞAR: Tabii ki. Hastalık da sağlık da insanlar için sonuç olarak.Tabii ki teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin bir tane hücreyi yapamıyor, bir amip dediğimiz bir hücreyi bile yapamıyor. Burada Rabbimin büyüklüğünü bir kere daha saygıyla görüyoruz zaten, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Evet Prof. Dr. Fatih Avşar Hocamıza çok teşekkür ediyoruz. Kendileri Ankara’dan geldiler, şeref verdiler. İnşaAllah izinle tekrar birlikte oluruz. Verdiğiniz bilgiler için çok çok teşekkür ederiz.

FATİH AVŞAR:  Estağfirullah.

OKTAR BABUNA: Herkese iyi günler diliyoruz inşaAllah. Bir sonraki programımızda birlikte olmak üzere hoşça kalın.

http://a9.com.tr/izle/99850/Yasam-ve-Saglik/Bedenimizdeki-Ayetler---2---Prof-Dr-Fatih-Avsar-Ankara-Numune-Egitim-ve-Arastirma-Hst-Eski-Bashekimi-(2-Kasim-2011)

 



 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Bağırsak
Başhekim
Bedenimizdeki Ayetler
Doktor
Genel cerrahi uzmanı
Hastane
Kanser
Organel
Prof. Dr. Fatih Avşar
Sağlık
Sağlık Bakanlığı
Sağlık Köşesi
Tiroit Cerrahisi
Travma sistemleri
Tıp Bilimleri
Yaşam ve Sağlık
bağırsak kanseri
cerrah
damar cerrahisi
kanser cerrahisi
lenf bezleri
pankreas kanseri
pankreatit
preferik sinir sistemi
tedavi
tiroit
tümör
İnsan Vücudu