Beynimizdeki ayetler - 1- Prof. Dr. Özenç Minareci, İstanbul Tıp Fakültesi Nöroradyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı (26 Ekim 2011)
OKTAR BABUNA: İyi günler sayın izleyicilerimiz. Bedenimizdeki ayetler programına hoş geldiniz. Bugün programımız ilk ve devam edecek inşaAllah. Her hafta uzman bir kendi sahasında uzman Türkiye'nin en değerlii hekimleri ile birlikte olacağız. Bugün son derece değerli bir konuğumuz var Prof. Dr. Özenç Minareci. Prof. Dr. Özenç Minareci İstanbul Tıp Fakültesi Nöroradyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı aynı zamanda. Ve Türkiye'de nöroradyoloji bilim dalının da kurucularından. Son derece değerli bir akademisyen ve beraberiz ve fikirlerinden yararlanacağız. Beyinde inme, felç, nöroradyoloji konularındaki tavsiyelerini alacağız ve bilgilendireceğiz sizleri. Hocam hoş geldiniz. Hocam diyorum çünkü aynı zamanda hem ağabeyim hem de hocamsınız da. Sizi görmekten ve ağırlamaktan son derece mutluyuz. Hocam hoş geldiniz.
ÖZENÇ MİNARECİ: Çok teşekkür ederim bende çok memnun oldum.
OKTAR BABUNA: Hocam isterseniz nöroradyolojinin ne olduğunu kısaca seyircilerimize anlatarak başlayalım. Daha sonra da hastalıklar konusunda da bilgilendirelim. Neler yapabilirsiniz, nelere dikkat etmeleri gerekir? Hangi hastalıklarla muhatapsınız onları konuşalım isterseniz.
ÖZENÇ MİNARECİ: Hay hay. Nöroradyoloji aslında ilk zamanlarında sadece görüntülemeye dayanan radyolojinin bir dalıydı. Yani beyin ve omurilik hastalıklarının görüntülenmesi ve baş-boyun bölgesi, şuradan yukarıdaki ve yüzümüzdeki ve boynumuzdaki hastalıkların ve özellikle damar kökenli hastalıkların tanısı tedavisi şeklindeydi. Ama ama daha sonra bu iş biraz daha gelişti. Ve girişimsel radyoloji dediğimiz ayağı çıkmaya başladı. Girişimsel radyolojide de büyük ameliyatlara gerek kalmadan onlara alternatif olarak çok daha kolay hasta açısından konforlu yöntemlerle tedavi yapmaya başladık. Bunun için de kafa içindeki damarlardaki problemlerin tedavisi, ama tıkalı damarların açılması ama işte balon yapmış damarların tedavisi ve kanama riskinin ortadan kaldırılması gibi yaygın uygulamalar oldu. Şimdi çok yaygın ve çok meşgul bir branş haline geldi nöroradyoloji.
OKTAR BABUNA: Evet son derece geniş bir saha çünkü insan beyni hakikaten bütün fonksiyonları bedenimizde kontrol ediyor. Yani düşünme, hareket, hissetme, görme, duyma konuşma, dilimizin hareket etmesi hepsi, hatta hormonların düzenlenmesi. İnsan vücudunda 100 milyar hücrenin 100 trilyon bağlantı var.
ÖZENÇ MİNARECİ: Yaşamı kontrol eden merkez tabii.
OKTAR BABUNA: Bu bakımdan da çok önemli bir branştansınız.Onun için de bilgilendirme bakımdan çok önemli. İstersiniz beyin felci ile başlayalım, inmeyle. Çünkü iki numaralı ölüm sebebi bütün dünyada, bir numaralı kalp damar hastalıkları kalp krizi diye sınıflandırabiliriz. İki numaralı da beyin damar hastalıkları ve beyindeki hastalıklara bağlı olarak tıkanma ve kanama riski. Bununla ilgili neler söyleyebiliriz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Şimdi tabii felci ölüm nedeni olarak bakınca çok önemli bir yeri var insan sağlığında ama bir de işin ölememe boyutu var. O da sakatlıkları çok ciddi başka sosyal ve ekonomik problemlere de yol açıyor tabi. Onun için burada onun için burada doğru tedaviye yönelmek ve doğru tedaviye başvurmak lazım. İnme dediğimiz şey, eskinin felç adıyla adlandırıldığımız şey genellikle bir beyin damarındaki bir tıkanıklık sonucunda ortaya çıkar. Zaten ya beyin damarındaki tıkanıklıkla felç olur veya beyinde bir yerde kanama vardır, o kanama nedeniyle felç olur. Burada biz daha çok tıkanıklık nedeniyle olan felçle ilgiliyiz ve bu bahsedilen ölüm oranları ona bağlı, sakatlıklar ona bağlı. Beyin damarlarındaki darlıklar nedeniyle bir pıhtı gider beyin damarını tıkarsa buna bağlı felç ortaya çıkabilir. Veya kalbin düzensiz çalışması sonucunda bir pıhtı olur da o beyin damarına giderse o tıkar, o bir felce yol açabilir. Onun için bu durumlarda ne olacağını iyi bilip ona göre biraz çabuk davranmak lazım. Tabii her şeyden önemlisi belli risk gruplarının önceden bir incelenmesi, kontrolden geçirilmesi, bu kötü anı yaşayıp da çare aramaktansa o kötü ana ulaşmamak için elden gelenlerin yapılması lazım.
OKTAR BABUNA: Bu tip hastalara tabii ilk teşhiste aşama nöroradyolojik aşamada oluyor, yani muayene aşaması da var. Ama ne olduğu zaman hasta böyle bir şeyden şüphelenmesi gerekir? Neye dikkat edilmesi gerekir? Ne zaman hastaneye hemen gidilmeli? İsterseniz bunu da söyleyelim.
ÖZENÇ MİNARECİ: Şimdi çok hafiften çok ağıra kadar değişik bir sürü bulgusu var bunun. Bunlardan en ağırı ani şuur kaybı ve ani kolda ve bacakta hareketsizlik ortaya çıkması, kuvvet kaybı ortaya çıkması. Biraz daha işi hafifletecek olursak görme kaybı olabilir, konuşma kaybı olabilir, etrafla ilginin kaybı olabilir, bunlar ana bulguları. Ama tıkanıklığa bağlı konuşuyorsak eğer inmeyi ki genellikle öyle oluyor, bunların bazen ki genellikle de öncü belirtileri oluyor. Bu gibi yakınmalar gelip geçici olabiliyor, insanlar bazen üstünde durmuyorlar. Bu, iskemik atak dediğimiz şeyler. Ve onlarda da bu gerekli incelemeler ve tedbirler alınmazsa arkadan esas atak geliyor ve işte o esas darbeyi vuruyor.
OKTAR BABUNA: Evet, geçici iskemik atak dediniz, 24-48 saat içinde eğer geçerse belirtiler bu geçici iskemik atak mı oluyor?
ÖZENÇ MİNARECİ: Beyinde bir hasar bırakmamışsa bu geçici iskemik atak adını alıyor. Yani gelip geçici bir görme kaybı olabilir. Elde, kolda, bacakta bir geçici kuvvetsizlik, dilde, dizde geçici bir boşalma, kuvvet kaybı olabilir. Konuşurken bir yerde takılıp kalma, kelime bulamam veya bulduğu kelimeyi söyleyememe şeklinde bir problem olarak kendini gösterebilir. Bunlar hep geçici iskemik atak olarak değerlendirilmesi gereken ve mutlaka ciddi incelenmesi gereken tablolar.
OKTAR BABUNA: Şimdi beyin damarlarının özelliği beyindeki oksijen sürekli olarak oksijenlenmek zorunda, bir rezervi yok. Yani oksijen olmadığı bir ortamda sinir hücreleri çalışamıyor. Bu yüzden son derce hassas kansızlığa ve böyle bir durumda derhal hastaneye gitmesi, acile gitmesi gerekiyor bu belirtiler olan kimselerin. Hastanede tabii konun uzmanı bir kimse tarafından muayene edilmesi ideal ortamda bu şekilde. Ama yine çok önemli olan bir konu nöroradyolojik teşhis. Yani tomografi, MR gibi yöntemlerle beynin görüntülenmesi gerekiyor. Bu sizin zaten uzmanlık alanınız. Bu konudan kısaca bahsedebilir misiniz? Neler yapılması gerekiyor.
ÖZENÇ MİNARECİ: Bildiğiniz gibi beyin oksijensiz kalmaya hiç dayanamıyor. Vücudumuzdaki en hassas organ bu açıdan. Onun için bir damar tıkanıp da beynin bir yerine kan gitmemeye başladığı anda beynin o bölgesinde hayatiyet kayboluyor. Ve zaman içerisinde bu daha geniş bir alanı tutuyor. Önemli olan bu büyümeden olabilecek en küçük alandayken bunun tedavisini yapıp, daha yaygın alanın ekfakta uğramadan, yani beyin dokusu hasara uğramadan tedavisini yapmak. O nedenle hiç vakit geçirilmeksizin, tekrar altını çizerek söylüyorum, hiç vakit geçirmeden hastaneye başvurmak gerekir. Böyle bir hastanın bir nörolojik muayenesinden sonra ilk yapılacak şey mutlaka bir beyin tomografisi çekilmesidir. Ki kanama mıdır, tıkanma mıdır tomografide çok net olarak ayrılır bu. Eğer tıkanıklık olduğu düşünülürse ki çoğu kez de böyle olur, o zaman da belki MR incelemesi yapmak, damarları görmek ve difüzyon, pervüzyon MR’larla beynin neresinde, ne genişlikte bir alanda hasarlar var, bu hasar geri dönebilir mi dönemez mi bunları değerlendirip en kısa zamanda uygun tedaviyi yapmak lazım. Konuyu şöyle özetleyecek olursak; hadise olduğu andan itibaren bütün bu süreçleri geçip, tedaviyi yapıp, hadi tedaviyi bitirdik” diyebilmemiz için en fazla 7-8 saatlik bir zamanımız var. Eski bir ata sözü vardır, ‘vakit nakittir’ diye burada aslında vakit beyindir demek daha doğru. Geçen her an bir miktar daha beyin dokusu kaybediliyor.
OKTAR BABUNA: Evet, çünkü sinir hücrelerinin kusursuz bir yaratılışı var. Oradaki hassas dokular kansızlığa da çok dayanamıyorlar. Çok kısa bir süre dayanabiliyorlar. Şimdi burada sizin önemli bir müdahaleniz olabilir, ondan da bahsedelim. Bu pek bilinmiyor, halbuki çok önemli bir konu. Mesela ilk saatler içerisinde hastanın mutlaka hastaneye gelmesi gerekiyor. Böyle bir tıkanıklık var, diyelim ki pıhtı oluşmuş, size de ilk saatler içinde ulaşabilirse ki ulaşması gerekiyor hastanın, böyle bir durumda müdahale edip bu pıhtıyı çözme gibi bir girişiminiz var mı?
ÖZENÇ MİNARECİ: İmkanımız var. İşte bu uygun zaman aralığında, ona biz pencere diye ad veriyoruz, bu uygun zaman penceresinde bize gelen hastada bütün bu bahsettiğim tetkikleri tamamlayıp, bir damarın tıkalı olduğunu saptadığımız anda anjiyografiyle kasıktan girip kateter dediğimiz ince borularla o tıkalı damara kadar girip ama oraya bir ilaç vererek onu eritmek veya o pıhtıyı bir aletle tutup çekip çıkarmak ve dolayısıyla o damardaki kan akışını yeniden sağlamak çoğu kez mümkün. Tıpta hiç yüzde yüz kesinlik yok. Ve bu damar açıldığı zamanda masaya felç olarak yatan hasta tamamen normal olarak kalkabilir.
OKTAR BAUNA: Evet bu çok önemli.
ÖZENÇ MİNARECİ: Bu yapılmasa, bu bahsettiğim zaman dilimi geçirilse o hasta ömür boyu o sakatlıkla devam edecektir.
OKTAR BABUNA: Evet. Tabii şimdi halkımız izlediği için; bir damarın içinde pıhtı oluyor, tıkanıklık meydan getiriyor, siz kasıktan giriyorsunuz, toplardamarlarla kalbin de içinde geçerek şahdamarından beyin damarlarına ulaşabiliyorsunuz.
ÖZENÇ MİNARECİ: Arterlerin içinden gidip o damara kadar ulaşıp ya onu tutup çekmek çıkarmak veya orayı eritmek mümkün olabiliyor.
OKTAR BABUNA: Bu da çok özel bir yöntem, hakikaten çok beceri gerektiren çünkü eskiden böyle değildi sistemler, çok daha zararlı yöntemler kullanılabiliyordu. Halbuki bu şekilde hiç çekilmemesi gerekiyor. Çünkü bu kullandığınız yöntem, teknoloji çok ilerledi tabii, hastaya çok zararı olan yöntemler. Ve kar-zarar hesabı yapılır tabii tıpta, mutlaka yapılması gerekiyor öyle bir durumda. Ve eğer yapılabilirse hakikaten dediğiniz gibi o ilk saatler içerisinde müdahale edebilirseniz pıhtıyı çözüp yani damarın içinde oturan pıhtıyı çözecek ilaç veriyorsunuz siz, o pıhtı çözüldüğü zaman hemen kan dolaşımı yeniden başlıyor. Eğer gecikilirse bu sefer kan dolaşımı kesildiği için, dokularda hasar meydana geleceği için o damarın diğer taraflarında bu sefer kanama riski ortaya çıkıyor. Dolayısıyla ilk saatler içerisinde mutlaka size ulaşması gerekiyor hastanın. Türkiye’de belli merkezlerde yapılabiliyor tabii ki bu. Her hastanede imkan yok.
ÖZENÇ MİNARECİ: Nöroradyolojinin yapıldığı belli merkezlerde yapılabiliyor. Bu işte organize olması lazım o merkezlerin kooperasyonun iyi sağlanması lazım. Çünkü bu 7-24 verilmesi gereken bir servis. Öyle, “benim mesaim bitti, ben artık akşam tatilindeyim, acil hasta olursa ben bir şey yapamam” denebilecek merkezlerde değil tabii ki. Teknisyeniyle, hemşiresiyle, asistanıyla işte hekim şefiyle beraber bu işin bir ekip olarak hadi dendiği anda bir itfaiye grubu gibi toplanıp en kısa zamanda müdahaleyi yapabilmeli.
OKTAR BABUNA: Bu tabii çok uzmanlık gerektiriyor. Nitekim siz öylesiniz, mesela Amerika’da bu konuda eğitim gördünüz. Alex Benickson isimli dünyanın en ünlü bir iki uzmanında bir numaradır, evet.
ÖZENÇ MİNARECİ: Bu işi dünyada ilk başlatanlardan birisi.
OKTAR BABUNA: Çok büyük uzmanlık gerektiren bir şey tabii, herkesin yapabileceği konular değil. Ama bir yolunu bulup da konunun uzmanı kişiye, mesela sizin gibi, başka hekim arkadaşlar da var tabii çok saygı değer arkadaşlarımız. Onlara mutlaka ulaşılması gerekiyor. Başka neler yapılabilir? İskemi olduğunda, kansızlık olduğunda hasta diyelim ki ilk saatler içerisinde hastaneye ulaşamadı. Onun dışında ne tavsiye edersiniz? Veya büyük merkeze ulaşamadı.
ÖZENÇ MİNARECİ: Şöyle isterseniz sınıflayalım bunu; bir önleyici önlemler diye, işte bu konuştuğumuz hadise olduğu zaman ne yapılacak o, bir de sonrası. Önleyici önlemlerde işte geçici iskemik atakları olduysa, gelip geçici tıkanıklıklarda bir gece içerisinde, bilemediniz 48 saat içerisinde hasar çok büyük olmadan iş geçtiyse bunları değerlendirmek lazım. Ayrıca risk grubu olan hastaları değerlendirmek lazım. Kim bunlar; diyabeti olan şeker hastaları, tansiyon hastaları, kalp hastaları, kalbinde ritim problemi olan hastalar yani damar sertliği ve kalp çalışmasında problemi olan bütün hasta gruplarının bu açıdan bir değerlendirilmesinde fayda var. Tekrar ediyorum; geçici iskemik atak hikayesinde varsa onların bu grupta olsun olmasın yine değerlendirilmesinde fayda var. Eğer bir darlık varsa, beyne giden damarlarda bir darlık varsa..
OKTAR BABUNA: Nasıl teşhis ediliyor o darlık, mesela ne yapılabilir?
ÖZENÇ MİNARECİ: En basitinden bir deploy ultrasonografi. Ama bu benim açıkçası çok güvenebildiğim bir şey değil. Çünkü maalesef çok yapana bağımlı. Bazı arkadaşların yaptığı sonuçlar çok güvenilir çıkıyor, birebir gerçekle örtüşüyor, bazılarında yanılma payları oluyor.
OKTAR BABUNA: Yani olmayan bir şeyi mi gösteriyor yoksa olan bir şeyi kaçırıyor mu, hangi yönde?
ÖZENÇ MİNARECİ: Bazı darlıklar gözden kaçabiliyor, bazen de normal olmasına rağmen darlık varmış gibi raporlarla karşılaşıyorum. Onun için çok temkinli yaklaşıyorum onlara. Bilgisayarlı tomografiyle bir damar görüntüsü almak mümkün, bu da beta anjiyo dediğimiz şey.
OKTAR BABUNA: Bunun güvenilirliği nasıl?
ÖZENÇ MİNARECİ: O biraz daha standart bir yöntem olduğu için güvenilebilir bir şey. MR anjiyo güvenilebilir bir yöntem. Onun kendine göre bir takım yanılma noktaları var. Bazen darlıkları abartabiliyor. Ama işin altın standardı tabii en doğru en güvenilir damar görüntüsü aldığımız yöntem anjiyografi. Kasıktan girilerek yapılan kateter anjiyografi. Dolayısıyla ilk yöntemlerle bir elemeden geçip bir kuşku varsa ondan sonra da mutlaka anjiyo yapmak, o darlığı saptamak, şeklini anlamak, yaygınlığını anlamak, derecesini görmek ve ondan sonra da onu genişletmenin yoluna bakmak lazım.
OKTAR BABUNA: Evet. Peki böyle bir şey bulduk diyelim. Diyelim ki böyle bir darlık oluşmuş, o damarın içinde plak denilen tabaka oluşmuş. Tabii ki hayat tarzını bir kere değiştirmesi gerekiyor, dikkat edeceği hususlar var. Nedir; işte az yağlı, düşük kolesterollü beslenecek, tansiyon varsa tansiyon tedavisine girecek, şekeri varsa tedavi olması gerekiyor. Ayrıca sizin yapabileceğiniz neler var? Mesela stent denilen damarın içine açık tutmak için konulan bazı parçalar, onu da açıklarsanız. Veya balon anjiyo neler yapılabilir?
ÖZENÇ MİNARECİ: Şimdi o tip darlıklarda yapılabilecek iki şey var o damarı açmak için, ya endovasküler yöntem dediğimiz bizim yaptığımız yöntemler, veya bir damar cerrahının o damarı açıp, o damarın içindeki o kireç birikintilerini temizlemesi, endarterektomi dediğimiz yöntem. Bizim yöntemde biz stent koyarız, yine kasıktan girip kateter dediğimiz ince borularla, ki bunların en kalını aşağı yukarı 2 milim çapındadır. Ana şahdamarına kadar gelip onun içinden de stent dediğimiz kateteri stent dediğimiz o malzemeyi o darlığın olduğu yere getirir orada açarız.
Stent nedir? Telden örgü bir borudur. Ben hastalara bunu kabaca, bir kümes telini çevirerek bir boru yaptığınızı varsayın diye tarif ediyorum. Aynı o şekilde kümes örgüsüne benzer bir örgü şeklinde telden bir borudur bu. Onun bir hafızası vardır, üretilirken kaç milim çapında olması ona öğretildiyse o ömür boyu o çapta olmak için çaba gösterir. Atıyorum; şahdamarı 6 milim çapındaysa oraya 6 milim çapında bir stent koymak demek. Oradaki dar yeri o stentin her zaman, “ben her zaman 6 milim duracağım” diyerek genişletmesi anlamına gelir. Oraya o stenti koyuyoruz, orada açıyoruz, o tıkaları veya daralmış olan bölüm açılıyor. Ve ondan sonra oradan çok rahatlıkla kan geçişi sağlanıyor.
OKTAR BABUNA: Bir zararı var mı bunun hastaya veya bir riski oluyor mu bunun?
ÖZENÇ MİNARECİ: Şöyle; tıpta sıfır risk yok. Bir yerde bir doktor varsa orada mutlaka bir risk var. Hatta ben takılıyorum, “doktorla konuşmanın bile riski vardır, anlatacağı şey canını sıkar, asabını bozar o bile risktir” diye. Onun için sıfır risk hiçbir zaman dememek lazım. Bir başka şey daha; bir doktor bir hastasına “sıfır riskle bir iş yapacağım” diyorsa o doktor ya işi yapmıyordur veya doğruyu söylemiyordur diye düşünmek lazım. Burada da tabii riskler var; işlem sırasında buradan bir plak parçası kalkar da daha ileriye gider de tıkanıklığa yol açarsa diye bir risk söz konusu. Ama artık onu önleyecek başka malzemelerimiz var. O stenti oraya koymadan önce bir koruyucu şemsiye, bir filtreyi daha yukarı çıkarıyoruz, damarın içinde o filtreyi açıyoruz, içinden kan geçişine müsaade ediyor o, çok küçük delikler nedeniyle, yüz mikronluk delikler nedeniyle ama işte başka bir çer çöp kalkar da gitmeye kalkarsa o filtreye takılıyor. Dolayısıyla o filtrenin koruması altında biz aşağıda çalışıyoruz. Ondan sonra da o filtreyi içindeki çöplerle birlikte toplayıp çıkarıyoruz. Bu uygulama da aşağı yukarı yüzde 1-2 mertebesinde bir riskten bahsedilebilir. Ki bu cerrahi bir girişime göre daha avantajlı bir uygulama tabii.
OKTAR BABUNA: Ama tabii burada kar-arar hesabı yapılıyor. Zaten o kişide büyük bir risk oluştuğu için siz bunu yapıyorsunuz. Yani onun riski diğer riskle oranlandığında tabii tıkanma riski çok büyük, felç geçirme riski olduğu için zaten siz bunu yaptığınızdan bunun yapılması gerekiyor bun u da belirtelim. Aynı değil tabii riskleri. Bir çok daha aşağıda kaldığı için siz bu tedaviyi tercih ediyorsunuz. Bu durup dururken herkese yapılmıyor tabii.
Bu şemsiye konusu ilgimi çekti. Çünkü ben de New York’ta çalışırken bacaktan gelen vernerdeki pıhtı oluştuğu zaman trombozi deniyor ona, uzun süre oturmaktan. Mesela beyin ameliyatı geçirip de uzun süre yatan hastalarda yatmaktan dolayı kan akımı yavaşladığı için bacak damarlarında, toplardamarlarda pıhtı oluşuyordu ve o zaman Alex Benicks ve ekibi şemsiye koyuyorlardı. Bu hala kullanılan bir yöntem mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: Hala kullanılan bir yöntem.
OKTAR BABUNA: Tercih edilen bir yöntem mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: O tabii toplardamara konan bir şey. Karındaki ana toplardamara konuyor, ki bu bacak damarlarında oluşan pıhtı gitmesin diye. O giderse akciğer damarlarını tıkamaya yol açabilir. O da öldürücü bir problem, çok yüksek riski var. Onun için bu venakava filtresi dediğimiz şeydir o uygulama. Dolayısıyla o toplardamar içerisine onu koymak oldukça kabul görmüş bir uygulama.
OKTAR BABUNA: Emniyetli bir yöntem mi uzun süreli baktığımızda?
ÖZENÇ MİNARECİ: Emniyetli bir yöntem. O filtrenin değişik tipleri var. Onların bazısı risk olan zamanda orada tutuluyor. Risk ortadan kalkınca o filtreyi oradan toplayıp çıkarmak mümkün. Bazıları çıkmayan tipte ama şimdi günümüzde ameliyatlarda bu riskin olduğu en büyük ameliyatlar ortopedi ameliyatlarıdır. Kalça, diz protezleri gibi şeyler. O zaman da o ameliyatlardan önce bazı merkezler bunu koruyucu olarak hiçbir şey olmaksızın ilk önce o filtre konur, ondan sonra ameliyat yapılır. Ameliyattan sonraki bu riskli dönemi geçtikten birkaç hafta sonra o filtre oradan çıkarılır.
OKTAR BABUNA: Tekrar uyaralım izleyicilerimizi. Mesela nasıl anlaşılıyor bu; baldırlarda bir ağrı, hassasiyet olabilir, ki özellikle yaşı nispeten ileri olanlarda. Mesela uçakta da hep bu risk vardır. Uzun süreli uçak yolculuklarında, diyelim ki Amerika’ya giden birisi veya Çin’e giden birisi 8-10 saat bazen oturmak durumunda kalabiliyor. Sık sık ayağa kalkmak gerekiyor bu önemli. Çünkü bir pıhtı riski oluşuyor ve dediğiniz gibi pıhtı da son derece ölümcül, akciğere sıçrayıp orada nefes almayı aniden durdurup, çünkü damarları tıkanınca akciğerin kalp kan pompalayamıyor ve ölümcül bir riske sebep olabiliyor. Böyle bir durum ortaya çıktığında demek ki ilk size müracaat edebilir. Yani ilk veya ilk müracaat ettiği hekimlerden biri. Çünkü hakikaten şemsiye benim de hatırladığım pek bir yan etkisi yok koruyucu, tabii başka tedaviler de kan çözücü ilaçlarda veriliyor, evet. Ama buda kullanılabilecek bir yöntem. Bunu her zaman akılda tutmak gerekiyor.
ÖZENÇ MİNARECİ: İşte onu biz atardamar versiyonunu bu şah damardaki darlıklarda stent koymadan önce çalıştığımız bölgenin üstüne koyuyoruz.
OKTAR BABUNA: Nöroradyoloji hakikaten o kadar ilerledi ki son zamanlarda. Sizi tebrik ediyorum çok önemli bir çalışma, nöroradyolojinin kurulmasına vesile oldunuz. Hakikaten 89 yılı Türkiye için bir milat sayılır
ÖZENÇ MİNARECİ: Evet, 89’da ilk nöroradyoloji bilim dalı kuruldu İstanbul Fakültesi’nde.
OKTAR BABUNA: Bugün o kadar yayıldı ki artık nöroradyoloji her yerde MR, tomografi çekmek mümkün.
ÖZENÇ MİNARECİ: Ama iki boyutu aynı boyda yayılmadı işin doğrusu. Tanıya yönelik görüntü yöntemiyle olan nöroradyoloji uygulamaları çok yaygınlaştı. Girişimsel biraz daha kısıtlı kaldı. O biraz daha özveri istiyor onun için onun talibi öteki kadar fazla değil.
OKTAR BABUNA: Ama çok gerekli çünkü sadece beyin felci değil, onu da izleyicilerimize söyleyelim. Mesela beyin kanamasına yol açabilen çok önemli damar hastalıkları var. Beyin damarları normalde son arter dediğimiz yani böyle birbirleriyle çok bağlantı yapmıyorlar, beynin şiddetli kan akmaya ihtiyacı var. Bazen beyinde -izleyicilerimiz için söylüyorum- böyle balonlaşma oluyor, yani beynin duvarı genişliyor balon şeklini alıyor anevrizma deniyor buna. Bir de anormal damar bağlantıları oluyor, yani beyne giden atardamarla toplardamar arasındaki bağlantılar arteriovenöz malformasyon diye bir ismi var bunun, bu durumlarda bazen sizin müdahaleniz gerekiyor. Kısaca bu konudan da bahsedelim.
ÖZENÇ MİNARECİ: Şimdi anevrizma girişimsel radyolojinin önemli bir konusu. Yani belki en aktif olduğu en hayat kurtarıcı olduğu noktalardan birisi. Dediğiniz gibi beyin damarının zayıf bir noktasında zamanla balonlaşma oluyor. “Bu zayıflık neden oldu, bu anevrizmam neden oldu” diye sorar hastalar. Ya doğuştan damarın o noktası zayıftır zamanla gelişir. Veya damar sertliği gibi değişik nedenlerle elastikiyetini kaybetmiştir anevrizma ondan olur. Her neden olursa olsun hikaye ve sonuç aynıdır. Bu anevrizma tedavi edilmezse bir gün bu patlayabilir, bunun patlaması da beyin kanamasına yol açar. Beyin kanaması tıptaki en acil en riskli tablolardan birisi malum. Hastaların aşağı yukarı beşte biri o anda kaybediliyor, yaklaşık yarısı da beyin kanamasını izleyen bir ay içinde kaybediliyor. Kalan yarının da maalesef bir yarısı sakatlıkla sonuçlanıyor. Beyin kanamasından sonra ben normal yaşamıma devam ediyorum diyebilen azınlık yaklaşık dörtte bir. Onun için bir hastada biz anevrizma gördüğümüz zaman bunu mutlaka tedavi etmek gerektiğini düşünürüz. Bu tedavi de hiçbir zaman ilaçla tedavi değildir mutlaka bir ameliyattır. Ama açık ameliyattır ama kapalı ameliyattır. Açık ameliyatta beyin cerrahları kafatasında bir boşluk açarlar malum orada beyin dokuları arasından gidip o anevrizma dediğimiz baloncuğun boynuna bir klip koyarlar. Bizim kapalı yöntemde kafatasıyla ilgimiz yok. Yine bizim tek giriş noktamız kasıktaki damar. Oradan bir iğneyle girip kateterler yardımıyla bütün yol boyunca yukarıya çıkmak, ki çok zor bir şey değildir oraya çıkmak, oldukça düz bir yoldur o. Herkes onu kafasında zorlaştırır kasıktan girilip de nasıl gidiliyor diye. Gidiliyor, çok gidiyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet, çok da rahat gidiyorsunuz hakikaten. Öyle endişe edilecek bir şey olmadığını da burada belirtmekte yarar var.
ÖZENÇ MİNARECİ: O anevrizmanın içine kadar mikro kateter dediğimiz yaklaşık yarım milim çapındaki borularla gidip o boruların içinden bir takım tellerle anevrizma dediğimiz baloncuğun içerisine bir yumak örüyoruz. Nasıl hanımların yün yumağı vardır. O yumak gibi bir yumak örüyoruz anevrizmanın içinde ki anevrizmaya kan girmesin diye. Kanamamsı için kan girmemesi lazım. Yöntem bu. Bazı çok geniş boyunlu anevrizmalar oluyor, büyük anevrizmalar oluyor, o zaman içi yumakla doldurulamayacak kadar büyükse o zaman da anevrizmanın boynuna işte bu boyuna taktığımız stentlerin biraz daha farklı olanları var onlardan takıyoruz. Onlar çok sık örgülü, sanki oraya bir boru eklemişiz gibi oluyor. Ve anevrizmanın içine kan girişini engelliyor.
OKTAR BABUNA: Pıhtılaşma mı oluyor orada, nasıl kan girişini engelliyor tam olarak?
ÖZENÇ MİNARECİ: Tamamen bir metal boru değil o bir örgü ama çok sok, dolayısıyla onun içinden kan anevrizma içine giremiyor, akımı hep laminer olarak ileri doğru yönlendiriyor. Zamanla da bu anevrizmanın içinde pıhtılaşıyor içine yeni kan girmediği için, o anevrizma da çöken bir çadır gibi tamamen normal damar şekline dönüyor orası.
OKTAR BABUNA: Tabii insanlar ilk böyle bir şey olduğunda belirtileri ne oluyor? Mesela diyelim ki anevrizma da patlama oldu yırtılıp kan dışarı çıkabiliyor, ne çeşit belirtiler oluyor? Ne zaman bundan şüphelenilmesi gerekiyor?
ÖZENÇ MİNARECİ: Şununla bağlayayım isterseniz, anevrizma tanısı nasıl konur diye. Hastalar genellikle üç şekilde gelir. Bir tanesi tesadüfen herhangi bir nedenle bir beyin incelemesi yapılmıştır, beyin MR’ı yapılmıştır. Hiç şikayeti yokken anevrizması olduğunu öğrenir insan, bu tetkikte çıkar. Veya bu anevrizma büyür büyür patlama, belli bir büyüklüğe ulaşır, yer işgal ettiği için komşuluğundaki sinirleri sıkıştırır, o sinirler işini aksatmaya başlar sıkıştıkları için, o bulgularla hasta bize gelir, baktığımızda anevrizması olduğunu görürüz.
OKTAR BABUNA: Mesela zayıflıklar oluyor, yüzünde çarpılma, konuşmada bir şey olabilir.
ÖZENÇ MİNARECİ: Evet. Göz kayması olabiliyor, göz hareketlerini yapamıyor o gibi nedenler. Veya işte bu anlattığımız kötü senaryo. Günün birinde bu anevrizma patlarsa işte o zaman ne olur? Bunu tarif eden hastalar bir kere o anı, “hayatımın en şiddetli baş ağrısı” diye tarif ederler. Bu çok klasik ve bize yol gösterici bir tariftir. Benim “başım ağrırdı ama bu başka bir şey doktor bey” diye anlatırlar. Kimisi bununla beraber veya tek başına bulantı, kusma ve şuur kaybı yaşar ondan sonra da yine bu şiddetli baş ağrısı devam eder.
OKTAR BABUNA: Evet, böyle bir durumda, ben tabii cerrahlık yaptım, anevrizma ameliyatları da yaptım. Oldukça zor bir yöntem hasta açısından da çok zor, cerrahi ve teknik olarak da zor. Çünkü neticede bir insanın beynini açıyorsunuz, içine giriyorsunuz, beyin dokularını aşağı yukarı çekiyorsunuz. O sinir dokusu çok hassas bir yapısı olduğu için minnacık elektrik akımları oluşturuyor. Onun damarlanmasında, kan akımında bir takım değişiklikle meydana geliyor ve kalıcı hasarlar da oluşabiliyor. Yani böyle bir riski var ameliyatların. Ameliyat oldukça açıkça kaba bir yöntem. Ben cerrah olmama rağmen bunu söylüyorum. Sizin yönteminiz tam böyle değil, bir kere izleyicilerimizin bunu bilmesinde yarar var. Çünkü siz damar içinden giriyorsunuz, beyin dokusuyla alakanız olmadan sadece damarların içinden giderek anevrizmaya ulaşıyorsunuz ve bu dediğiniz yöntemle bir tedavi uyguluyorsunuz. Peki uzun vadeli dönemde yani ameliyatla bu yönteminizi ve sonuçları karşılaştırdığınızda, araştırmalara dayanarak nasıl?
ÖZENÇ MİNARECİ: Uzun vadede anlamlı bir fark yok. Yapılan çalışmalar yine yöntem aynı, anjiyo yöntemiyle damarın içine girmek, o kısa devrenin olduğu noktaya kadar girip oraya bir ilaç sıkıp o kısa devreleri tamamen kapatmak ve açık ameliyata gerek kalmaksızın uygularız.
OKTAR BABUNA: Nasıl bir ilaç kullanıyorsunuz özetle?
ÖZENÇ MİNARECİ: Orada benzetmek gerekirse, iki tip ilacımız var bunlar bir tanesi Japon tutkalı gibi bir ilaç. Onun yoğunluğunun ve donma süresini ayarlayabiliyoruz, oradaki akım hızına göre. Kateterin ucundan çıktığı andan itibaren orada donup kalarak o bölgeyi kapatıyor. Bir diğer ilacımız var o da bir çeşit çekomastik kıvamında, onu da yavaş yavaş verip, etraftaki hasta damarla doğru yayılıp onların içinde donup kalmasını sağlayabiliyoruz. Genellikle bu iki malzeme kullanılıyor.
OKTAR BABUNA: Bu şunu gösteriyor, insanın genetik kodu çok mükemmel olarak yaratılmış. Bütün damarların nereye gideceği, hangi damarların hangisiyle bağlantı yapacağı. 100 trilyon bağlantıdan bahsediyoruz. Hakikaten çok büyük bir yaratılış mucizesi. Ama bazen mutasyonlar, rastgele değişiklikler oluyor. Bu da rastgele bir değişikliğin nasıl hasar meydana getirebileceğini, siz söylediniz çünkü doğuştan olabiliyor bu tip anormallikler. Nelere mal olabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla burada tesadüfen olabilecek hiçbir şey yok. Tesadüf olduğu zaman, rastgelelik bunu meydana getiriyor, hasar meydana getiriyor. Öyle bir durumda da hemen derhal size ve ilgili cerraha başvurmak gerekiyor.
Peki cerrahiyle kıyasladığınız zaman sizin yöntemi, bu damar anormallikleri için, hangisini ne şekilde ne zaman tavsiye ediyorsunuz? Hangisi ne kadar etkili onu da söyleyebilir miyiz?
ÖZENÇ MİNARECİ: Buna yine biz konsey olarak karar veririz. Hiçbir zaman, malum; tıpta hastalık yoktur hasta vardır. Her hastanın yaşına göre, şikayetine göre, işte oradaki hastalık derecesine göre değişik karar vermek gerekir. Beraber karar veririz buna. Burada başlıca üç tedavi yöntemi vardır. Bunlardan bir tanesi bizim yaptığımız, halk buna yapıştırma tedavisi adını verdi, bu tedavi. Diğer tedavi yöntemi yine açık ameliyatla nöroşirojen arkadaşların o yapıyı oradan alıp çıkmaları. Bir üçüncü yöntem de gama nayf dediğimiz özel bir radyoterapi yöntemi.
OKTAR BABUNA: Onu açalım, ne yapılıyor gama nayf dediğiniz bu teknikte?
ÖZENÇ MİNARECİ: Gama nayf redyoterapi yani x ışını kullanılarak o bölge yakılıyor, o bölgenin yakılması sonucu orada bir nedbe dokusu oluşuyor, o nedbe dokusu oluşumunda da bu açıklıklar kısa devreler büzüşerek kapanıyor. Radyoterapiden ne farkı vardır? X ışını dediğimiz şeyin zararı var. Yani bir yerdeki dokuyu yakmak için verdiğiniz dozun o yol boyunca gittiği yerde de karşısına çıkan yerleri yakma olasılığı var. Ama gama nayftaki özellik şudur; atıyorum, şu bardağa 200 birim ışın vererek burayı kayacaksanız, 200 birimi buradan verirseniz yol boyunca her yeri yakar. Ama bu 200 birimi 200 ayrı huzme çeklinde çok değişik yerlerden ama bu bardağa odaklayarak verirseniz o ışınlar geçtiği yollarda birer birer bir ışındır, bir zararı olmaz ama toplandıkları yerde 200 birimlik etki yaparlar ve dolayısıyla tam olarak orayı hedefleyip yakmak mümkün olabilir.
OKTAR BABUNA: Beynin geri kalan kısmına zarar vermeden ortasında bile olsa tam oraya odaklanıp sadece hasarlı hasta olan yere zarar veriyor ki istediğimiz bir şey bu zaten. Peki hangi büyüklüğe kadar yapılabilir bu? Bunun bir sınırı var herhalde.
ÖZENÇ MİNARECİ: Sınırı var. Genellikle 3 santim kabul edilen bir değerdir. Ama etraf yapısına bağlı, oraya gelen damarların durumuna bağlı olarak bu değişebilir. Bu tabii özel bir aletle yapılan bir şey. Her yerde çok yaygın değil.
OKTAR BABUNA: Sizin yönteminizde bir sınır var mı, şu kadar büyüklüğe kadar olması diye?
ÖZENÇ MİNARECİ: Yok, öyle kitabi olarak tarif edeceğimiz bir boyut sınırı yok ama işte o yumağa kaç tane damar giriyor, kaç tane damar oraya çıkıyor ve onun iç yapısı nasıl ona bağlı olarak bizim yöntemin durumu ve uygulanabilirliği değişiyor.
OKTAR BABUNA: Evet, sizin yönteminizin benim bildiğim bir faydası daha var; her iki yöntem de uygulandığında yani siz girip önce yapıştırdığınızda sonra bazen cerrah ameliyat da yapabiliyor bunun üstüne ve ameliyat yaparken son derece kontrollü oluyor. Çünkü siz önceden de tıkadığınız için ki ben de böyle ameliyatlara girmiştim, o zaman kanama riski azaltılmış olarak onu çok az bir zararla veya riskle çıkartabiliyor. Dolayısıyla iki yöntem birlikte uygulanabiliyor, değil mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: İki yöntem hatta üç yöntem birbirini tamamlayacak şekilde uygulanabilir. Bizi engelleyen başka bir şey yoksa bizim genellikle hastalara önerdiğimiz ilk olarak embolizasyon yapılması, embolizasyonda bunların önemli bir kısmını tamamen kapatmak mümkün iş bitiyor. Burada eğer bir şey kalırsa, tamamen embolizasyonla bu yapıştırma tedavisiyle bu bütün yumak kapatılamazsa o zaman onun kalan bölümüne ya ameliyat uygulanabilir veya gama nayf uygulanabilir. Veya ameliyatla yapılır, embolizasyondan sonra ameliyat yapılır, ameliyattan sonra eğer bir şey kalıyorsa gama nayf uygulanabilir. Dolayısıyla ikili ve üçlü bileşenler şeklinde bu üç yöntemi uygulamak mümkün. Tabii ameliyata hazırlık için bir müdahalemizden bahsedince başka bir şeyden daha da belki bahsetmekte yarar var. Bazı baş-boyun tümörleri vardır, glomus adını verdiğimiz, menenjiom adını verdiğimiz. Bunlar alında iyi huylu tümörler gibi görünür ama büyürler ve etrafına zarar verirler. Onların da klasik tedavisi ameliyatla onların çıkarılmasıdır. Ama bunlar damardan çok zengindir ve ameliyat sırasında çok kanarlar. Onun için ameliyattan önce yine biz damarın içinden girip o tümörün içine kadar ulaşıp o tümörün içindeki damar yatağını tıkarız. Ondan sonra hasta ameliyat edilecekse ameliyat edilir. Bu ameliyat çok daha kanamasız kontrollü ve risksiz bir ameliyat haline gelebilir.
OKTAR BABUNA: Hakikaten ben de böyle ameliyatlara girmiştim, dediğiniz gibi çok kanamasız geçiyor, cerrahı çok rahat ettiriyor. Fakat sizin yönteminizin bir geleceği de var. Bu şekilde lokal olarak sadece tümöre yönelik veya rahatsızlığa yönelik tedavilerle siz özellikle kanser vakıalarında sadece kansere yönelik bir tedavi uygulanabilecek duruma geliyor tıp hakikaten ileride, değil mi?
ÖZENÇ MİNARECİ: Bazı tümörler için geldi. Beyin tümörlerinde bu tip çalışmalar var. Yani o tümörün içine kadar gidip de kemoterapiyi vermek şeklinde. Ama mesela yaygın olarak kullanılan başka şey de karaciğer tümörlerinde. Karaciğer tümörlerinde kemoembolizasyon denen şey yapılır, o tümörü besleyen damarın içine kadar girilir, kemoembolatik ajan verilir ki hani damardan yapılan kemoterapide 100 doz verilecekse ve vücudun geneli de bu işten zarar görecekse o tümörün içine yapılan kemoembolizasyonda atıyorum 3 veya 5 birişm ilça verilir, o damar arakasından tamamen kapatılır, o tümördeki komoterapideki ilaçla başbaşa bırakılır ve bunlarda çok iyi sonuçlar alınıyor.
OKTAR BABUNA: Tabii bu muhteşem bir yöntem. Ben çünkü kanser geçirmiş birisi olarak 7 sene tedavi gördüm, çok ağır komoterapiler gördüm. Bütün vücut hasar görüyor bundan. Halbuki dediğiniz yöntemler tedavi açısından çok tercih edilecek bir şey ve tıbbın geleceği zaten bu şekilde olacak. Yani o noktaya gidiyor. Hatta kanserin tamamen kalktığı bir dönemin yaklaştığı hissediliyor. Çünkü öyle çalışmalar var ki dediğiniz gibi çok sınırlı bir hasarla. Sonra teşhis yöntemleriniz de çok gelişti. Demek ki belli ki yayılacak herkese, bütün insanlarda tarama yöntemiyle çok erken teşhis edilip, çok ufakken başlangıç halinde tedaviler bu bahsettiğiniz yöntemlerle mümkün olacak. Bu şu anlama geliyor; demek ki çok yakın bir gelecekte biz kanser hastalığını artık soğuk algınlığı gibi bir şey olacak herhalde, çok rahat tedavi edilecek. Oraya gidiyor inşaAllah. Diğer hastalıklar için de geçerli bu. Bahsettiğiniz damar anormallikleri, belki onlar da genetik olarak çok baştan teşhis edilip müdahale imkanı da ortaya çıkacak. Bambaşka bir dünya olacak gibi gözüküyor.
ÖZENÇ MİNARECİ: Teşhisteki imkanlarımız geliştikçe tedavi de ona paralel gelişiyor tabii. Teşhisi düşünecek olursak, herhalde oldukça eski zamanlar karanlıkta yürüyormuşuz. Sonra mum ışığı çıkmış mum ışığında yürümeye başlamışız, biraz daha tanı koymaya başlamışız. Daha sonra işte gaz lambası, derken biraz daha kuvvetli ampuller. Şimdi spotlarla ortalığa bakıyoruz ve tanı koyuyoruz. Herhalde çok daha güçlü ışıklar çıkacak da biz de çok daha erken tanıyı, çok detaylı tanılara ulaşıp bunları da zamanla tedavi edebileceğiz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Tabii şu ortaya çıkıyor bu konuşmalardan; sağlık çok büyük bir nimet ama hastalık da özel yaratılıyor, insanın Allah’a yakınlığını artırıyor. Fakat insanın da sağlığına çok dikkat etmesi gerekiyor. Beslenme, yaşam tarzı. Mesela sigaradan uzak durmak gerekiyor çok açık bir şekilde. Hatta üzerine yazıyorlar, yani kanser yapıcı bir özelliği var çok açık. Zarar veriyor, tansiyonu çıkartıyor, mide rahatsızlığı yapıyor, hijyen olarak da değil mi? Kokusu falan o şekilde. Aynı şekilde çok yağlı kırmızı etten bol bol tereyağıydı bunun gibi zararlı veya çok şekerli. Kiloya dikkat etmek gerekiyor, egzersiz yapmak gerekiyor, değil mi? Bunların hepsi çok önemli. Bunlar hakkında da tavsiyelerini alalım son bitirmeden önce.
ÖZENÇ MİNARECİ: Siz çok güzel özetlediniz aslında. Sağlıklı yaşam için ne yapmak gerekiyorsa, sağlığımızı bozacak şeylerden kaçmamız gerekiyor. İşte bunların içinde beslenme rejimi var, yağ ve karbonhidrattan çok zengin şeylerden uzak durmakta fayda var. Onun dışında işte sigara başta olmak üzere uzak durmak var. Onun dışında spor var bir de arada kendimizi kontrol etmek var her şey yolunda gidiyor mu gitmiyor mu diye. Hep verdiğimiz örnek şudur; herkes artık bu bilinç yaygınlaştı, insanlar arabasını belli kilometrelerde bakıma götürürler. Aman arabam iyi çalışsın da problem çıkarmasın diye. Maalesef arabasını çok düzenli olarak götüren insanların çok az bir bölümü kendilerini bakıma sokuyorlar ve bu kontrolleri yapıyorlar. Arabaya gösterilen özeni insanların kendi sağlığına da göstermesi lazım.
OKTAR BABUNA: Bunda şunu da etkisi var; bazı yöntemler hakikaten pahalı. Yani mesela MR gibi teknikler, tomografi de nispeten pahalı. Bunun dışında mesela ultrason olabilir mi? Mesela iç organlara bakmak için daha ucuz bir yöntem tarama yöntemi gibi?
ÖZENÇ MİNARECİ: Bazı şeylerde olur tabii neden olmasın. Hiçbir yöntem diğerinden çok daha üstün değil. Bazı yöntem, ultrason çok kolay uygulanabilen ucuzca ve yaygın bir yöntem. Bazı yerde MR’dan daha kıymetli. Bazı yerde anjiyografiden daha kıymetli. Onun için elimizdeki imkanların kıymetinin bilip o uygun imkanlarla mümkün oldukça incelemenin yapılmasında fayda var.
OKTAR BABUNA: Sizin branşınız son derece önemli. Hakikaten dediğiniz gibi kontrollerin iyi yapılması gerekiyor, hayat tarzında dua olarak dikkat etmek ama aynı zamanda dediğiniz gibi bakılması ve bunun da tabii yaygınlaşması da çok önemli. İnşaAllah o noktaya da gidiyor. Eskiden MR çok belirli insana yapılabiliyordu şimdi sayı çok arttı. Demek ki çok daha artacak, belki yeni yöntemler de çıkacak, o konuda da araştırmalar var. Tedavi yöntemleri aynı zamanda. Cerrahi yöntemleri veya müdahale yöntemleri en sınırlı hale getirilmeye çalışılıyor. Demek i çok yakın bir gelecekte tıp öyle bir noktaya gelecek ki hastalıklar çok eken teşhis edilip, çok erken tedavi imkanlarıyla yaşam sürelerinin uzayacağını da anlıyoruz. Çünkü gittikçe uzuyor hakikaten. İnsanın normalde 120,150 yıllık yaşam potansiyeli var bu bilinen bir şey. Ama beslenme şartları, tıp biliminde o kadar ilerlememiş olması, yapılan tedavi şeyleriyle bu böyle değildi. 40 yaştı ortalama. Sonra 50 yaş, 60 yaş, 70 yaş şimdi inşallah önümüzdeki yüzyılda bambaşka bir noktaya geleceği anlaşılıyor gidişattan.
ÖZENÇ MİNARECİ: Eskiden çok yaşlı dediğimiz yaşlar şimdi artık çok orta yaş sınıfına girdi. Dediğiniz gibi yaşam uzuyor. Ama şunu tekrar vurgulamak lazım; arabamıza gösterdiğimiz özeni kendimize de gösterelim.
OKTAR BABUNA: Hocam, şeref verdiniz çok teşekkür ederiz, çok aydınlatıcı oldu hakikaten. İzleyicilerimizin soruları olursa zaten onları memnuniyetle e-mail olarak bize gönderebiliyorlar, onları da cevaplarız.
Bir toparlayacak olursak; beyindeki felçten bahsettik. Erken teşhis nasıl olması gerektiği. Mesela konuşma bozukluğu, güçsüzlük diniz. Bu tip rahatsızlıkları olan ve aniden ortaya çıkan insanların derhal en yakın hastaneye başvurmaları çok önemli. Erken başvurmaları çok önemli. Çünkü dediniz; erken yapılan müdahaleyle bunun gidişatını etkilemek mümkün. Ne oluyor onlar; ilaç tedavisi, bir de sizin yapabileceğiniz bir yöntem olarak o pek bilinmiyor, onu tekrar vurgulayalım. Damar içinden girip kasıktaki damardan çok rahat bir şekilde siz giriyorsunuz ve tıkanıklığı açmak mümkün olabiliyor. Bu tabii belli merkezlerde yapılabiliyor ama sizin gibi uzmanlara ulaşmaları çok önemli. 7-24 hangi saatte olursa oldun. ‘Dur sabahı bekleyeyim veya yarını bekleyeyim’ kesinlikle yapılaması gerekiyor. En büyük hata.
Daha sonra anevrizma dediğimiz damardaki balonlaşmayı anlattınız. Çok etkili bir tedavi yöntemiyle içeriden girip onun kan akımını durdurup kanama riskini ortadan kaldırabiliyorsunuz. Kanamış olanlarda da yine aynı şekilde müdahale edip böyle bir riski ortadan kaldırabiliyorsunuz. Tabii cerrahlarla ortak çalıştığınızı söylediniz. Hangisi daha etkiliyse ona başvuruluyor.
Üçüncü olarak da damar anormalliklerini anlattınız. Beyinde doğuştan atardamarla toplardamar arasındaki normal bir bağlantı olduğunda, ki bu kan akımını kesiyor, normal dokulara kanama riski ortaya çıkartıyor ve sara nöbeti gibi rahatsızlıklar meydana getirebilir, hem de anormallikle konuşma bozukluğu, güçsüzlük vs. gibi. O zaman da yine içeriden giriyorsunuz, bir yapıştırma yöntemiyle tabii özel bir teknikle, anlaşılması açısından öyle anlattınız, yine kan akımını durdurup ya orada bırakılabilir, ya da kanama durdurulup, eğer ortadan kaldırılması gerekiyorsa cerrahi yöntemle kanama riski olmadan çıkartılabilir.
Bir de tümörlerde dediniz, içeriden girip kan akımını kesip cerrahi yöntemi çok az riskli hale getirmemiz mümkün. Ya da yine kan akımını durdurup tedavi etmek de mümkün olabiliyor bazı özel durumlarda.
ÖZENÇ MİNARECİ: Ameliyatı mümkün olmayan tümörlerde. O zaman biz oraya kalıcı embolizasyon yapıyoruz. Ve tümörün içindeki o damar yatağını tamamen kapatırsak o tümör büyümeden o boyda kalıyor.
OKTAR BABUNA: Hocam çok teşekkür ediyoruz. Hakikaten sağlık çok büyük nimet. Hastalık da özel olarak yaratılmış, o da belli. Çok hassas dengeler var. Sizin branşınızın önü çok açık. Onun için de tıpta çok tercih edilen bir branş. Dünya çapında, ben Amerika’dayken de bu böyleydi Türkiye’de de bu böyle. Çok çok teşekkür ediyorum.
ÖZENÇ MİNARECİ: Ben teşekkür ediyorum.
OKTAR BABUNA: İzleyicilerimize hayırlı günler diliyoruz. Gelecek hafta başka bir konukla buluşmak üzere herkese iyi günler.
http://a9.com.tr/izle/99333/Yasam-ve-Saglik/Bedenimizdeki-Ayetler---1---Prof-Dr-Ozenc-Minareci-Istanbul-Tip-Fakultesi-Nororadyoloji-Ana-Bilim-Dali-Baskani-(26-Ekim-2011)