Sayın Adnan Oktar'ın 13 Şubat 2018 tarihli A9 TV röportajından
Boyut farkı dünyada görülür mü?
İZLEYİCİ SORUSU: Boyut farkı dünyada görülür mü?
ADNAN OKTAR: Yakışıklım, olur da sizi çok sarsar. Böyle şeylere bence girmeyin. Yani toparlanmanız çok zor olabilir. Bunun için bir mürşit gerekir, böyle şeylere girmeyin. Yoksa olur tabii ki. İnsan o duruma gelebileceğini görüyoruz tasavvuf kitaplarını okuduğumuzda, eserleri okuduğumuzda, sahabenin hayatına baktığımızda görüyoruz. Ama bunu tek başına deruhde etmeye kalkmak riskli olur. Tavsiye etmem. Yoksa işte bu tarikat ehlinin cezbeli hal dedikleri odur. Yani başka boyuta geçtiği için orada kalan bedeni ölü olmuş oluyor, bize görünen bedeni ölü olmuş oluyor. Ama öbür bedeninde normal, makul bir insan. Konuşuyor, hareket ediyor, yaşıyor. Ama geride kalan bedeninde şuur olmuyor. Sarhoş gibi konuşmalar falan, her şeyi sarhoş gibi. Bence tavsiye etmem. Direkt Allah'ın delillerine bakarak Allah'ı anlamak lazım. Zincirleme mantıkla Allah'ı anlayın. Çünkü orada da bir şey değişmez. Bak yine aynı kanaatte olursunuz. Bak, cin bile yeniden dirilişi inkar ediyor. Adam duvardan geçiyor, dağların içinden geçiyor, dünyanın merkezinden geçip gidiyor ama ruha inanamıyor. Ruh olduğu halde ruha inanamıyor. Yeniden doğuşa, yeniden yaratılmaya inanamıyor. Öldük mü ölürüz diyor.
Dolayısıyla Allah'ın varlığını değerlendirirken zincirleme mantıkla çözmek lazım. Yani üç veya beş aşamalı zincir. Bu ışıklı renkli dünyayı kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Bu kadar düzgün eşyayı kim yaratıyor? Allah. Bilgisayarlar var, yazılar var. Bunların hiçbiri tesadüfen olmaz. Sırf yazıdan bile anlaşılıyor. Yazıya bakıyorsun belli Yaratan var, Allah yaratmış.
Şimdi neyi yaratır? Yani ya amaçsız yaratmış olması gerekiyor, ya amaçlı. Şimdi bak iki ihtimal kalıyor. Hep mantıkla gidiyoruz şimdi. İlk önce bu maddelere bakıyoruz. Ya bir yaratan var ya yok. Ne anlıyoruz? Yaratan olduğunu anlıyoruz. Çok açık, sarih. İkinci ihtimal, ikinci aşamaya geçiyoruz. Bunlarda ya amaç var yahut amaç yok. Neyi anlıyoruz? Amaç var. Üçüncü aşamaya geçiyoruz. Amaç olunca ya sonlu olması gerekiyor, ya sonsuz olması gerekiyor. Sonlu olmanın hiçbir mantığı yok. Amaç da kalkmış oluyor sonlu olduğunda. Ama sonsuz olduğunda amaç mantıklı oluyor, oturmuş oluyor. Bu tarzda ahiretin varlığı anlaşılır, normal mantık budur. Allah'ın istediği, bizden istediği mantık budur.
İkincisi de cezbe haliyle, böyle istiğrak halinde başka bir boyuta geçer, böyle uykuyla uyanıklık halinde o alemi görür. Mesela Mehdiyet makamını, Hızır (as) makamını görür. Yani sulükü devam eder. Çeşitli makamlardan geçer. Hatta Resulullah (sav)’le da görüşebilir. Ama geri geldiğinde rüya mı gördü, görmedi mi karar veremez. Aklını ihtiyarını alan bir şey değil bu. Dolayısıyla imtihan yönü yine devam eder. Fark eden bir şey olmaz.
Mesela İmam-ı Rabbani bu konularda çok detaylı açıklamalarda bulunuyor. Bütün anlattıkları doğru, dürüst bir insan. Mesela Bediüzzaman’ın da anlattıkları doğru, dürüst. Yalan söylemez Bediüzzaman. Ama yalan söyleyenler var tabii hocalardan ama baştan sona münasebetsizlik oluyor. Bu kişilerde yalan yok. Abdülkadir Geylani mesela doğru söylüyor. Konuşmaları falan hiçbirinde abartı olmaz.
İmam-ı Rabbani diyor ki: “Öyle makamlarda vardır ki cezve ve süluk oraya yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Peygamberimiz (sav), Ashab-ı Kiram'ın, (Aleyhi Rıdvan) hepsi bu makamlara kavuşmuş. Bu büyük nimet ile şereflenmiştir. Bu makamın sahipleri başka makamların sahiplerine benzemez. Başka makamların sahipleri ise birbirlerine az veya çok benzer. Bu makam Ashab-ı Kiram'dan sonra Hz. Mehdi'de görülecektir” diyor. Bu yüksek makam. Mesela buna Ehl-i Velayet ulaşamıyor. Ancak Mehdi (as)’da oluyor bu. “Bu makam Allah-u Teala'nın öyle büyük bir nimetidir ki dilediği, seçtiği bahtiyarlara nasip olur. Mesela Ashab-ı Kerim (Aleyhi Rıdvan) bu pek yüksek mertebeye daha ilk sohbette ayak basardı. Ve zamanla bu mertebelere yükselirlerdi” diyor. Bu şöyle oluyor; Peygamberimiz (sav)’le göz göze geldiklerinde oluyor. Bir anda o gözüne baktıklarında o makama geçiyorlar. Nazar alıyorlar. O yüzden çok önemli Peygamberimiz (sav)’le göz göze gelmek. Bir kere şöyle tek bir kere baktığında, nazar aldığında o mertebeyi almış oluyor. Sahabe olmuş oluyor. Yani severek ve saygıyla Peygamberimiz (sav)’e baktığında. İlk sohbet değil yani on dakika, beş dakika bir sohbet. Mesela Allah hepimize hidayet versin, güzellik, huzur versin, rahatlık versin diyor, bitti. Ama göz göze gelmeleri çok önemli. Yani o Peygamberimiz (sav)’in varlığında adeta erimiş oluyor. Peygamberimize (sav) tam bağlanmış oluyor kendisine. Onun ümmeti olmuş oluyor. Geri dönüşü olmaz. Eğer mümin ve muttaki ise artık kilitlenmiş oluyor. Gözle bağlantısı kurulmuş oluyor.