HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Kuran Mucizeleri 4

Kuran Mucizeleri 4

Harun Yahya
23365
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Kuran Mucizeleri 4

 

Allah bundan 14 asır önce insanlara son ilahi kitabı olan Kuran-ı Kerim'i indirmiştir. Kuran, kıyamet gününe kadar da insanlığın yol göstericisi olacaktır. Kuran'ın benzersiz üslubu, içeriğindeki üstün hikmet ve çarpıcılık, O'nun yüce Rabbimiz tarafından indirilmiş olduğunun apaçık delillerindendir. Kuran'ın çeşitli ayetlerinde son derece özlü ve hikmetli bir anlatım içinde çok önemli bilimsel gerçeklere dikkat çeken ifadeler vardır. Ne var ki bu bilimsel gerçeklerin Kuran'ın indirildiği dönemdeki yani günümüzden 14 asır önceki bilim ve teknoloji düzeyiyle tespit edilmesi mümkün değildir. Bu bilimsel gerçekler ancak günümüzün modern bilim ve teknolojisi ışığında açıklanabilmiştir. Kuran'ın bu özelliği de onun sayısız mucizelerinden biridir. Hiç şüphe yoktur ki Kuran alemlerin Rabbi olan Allah'ın sözüdür.

Şeytandan Allah'a sığınırım: “Bu Kuran, düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” (Yusuf Suresi, 111)

Sıcak Dumandan Yaratılış

 

Bugünün teknolojisiyle bilim adamları Big Bang sonrası duman şeklinde dağılan gaz moleküllerinin uzun süre dolaştığını ve sonra kütleçekim kanunuyla birleşerek galaksileri yani gök adalarını oluşturduğunu tespit etti. Bu gök adaları da yıldızları ve bazı yıldızların çevresinde oluşan sistemleri oluşturdu. Bu gerçek 1400 yıl önce indirilen Kuran'da bu bilimsel bulguları tasdik edecek şekilde tarif edilmiştir. Fusilet Suresi’nin 11. ayetinde evrenin yaratılışı anlatılırken göğün yani evrenin duman halinde olduğu bildirilir:

“Orada, (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti. Onda bereketler yarattı ve isteyip arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. Böylece ona ve yere dedi ki: ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin.’ İkisi de, ‘isteyerek, itaat ederek geldik,’ dediler.” (Fussilet Suresi, 10,11)

Ayette gök olarak çevrilen sema kelimesiyle tüm evren kastedilmektedir. Ayrıca ayette duman olarak çevrilen ‘duhanun’ kelimesi de bugün bilim adamlarının evrenin şekillenmesinden önceki madde olarak kabul ettikleri kozmik ve sıcak bir dumanı tarif etmektedir. Katı maddelere bağlı uçan parçacıklar içeren sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman şekli için ayette en uygun kelime kullanılmıştır. Kuran'da bu gerçek 1400 yıl önce bildirilmişken bilim adamları ise ancak 20. yüzyılda keşfedebilmiştir.

Ayrıca, “sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi” ifadesindeki “sonra” olarak çevrilen “sümme” kelimesinin “bunun üzerine, bundan başka, ayrıca, üstelik, yine bir daha” gibi diğer anlamları da bulunmaktadır. Burada da “sümme” kelimesi bir zaman ifadesi olarak değil, ek açıklama olarak kullanılmaktadır. Evrenin yaratılışıyla ilgili böyle bir bilginin Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz Kuran'ın bilimsel alandaki bir mucizesidir.

 

Bilimsel bir kaynakta evrenin ve güneş sisteminin sıcak gaz kütlesinden meydana geldiği şöyle anlatılır:

“Big Bang'den 300 milyon yıl sonra yıldızlar ve galaksiler oluştu. Çekim gücü, gaz kütlesinin yoğunluğu içindeki düzensizlikleri etkilemeye başladı. Evren hızlanarak genişlemeye devam ettikçe oluşan gaz kümeleri gitgide daha da yoğun hale geldiler. Bu gaz kümeleri içinde yıldızlar oluştu. 5 milyar yıl önce güneş sistemimiz oluştu. Güneşimiz bugün Samanyolu Galaksisi adını verdiğimiz galaksinin spiral kollarından birinde bir gaz bulutu içinde meydana geldi. Bu yeni yıldızı çevreleyen büyük bir gaz ve toz bulutu da gezegenleri, uyduları ve asteroitleri doğurdu.”

 

 Bu süreç bugün de devam etmektedir. Yıldızların gaz bulutlarından oluşumu bilim adamları tarafından günümüzde gözlemlenebilmektedir. Evrenin yaratılışıyla ilgili ancak 20. yüzyılda keşfedilen böyle bir gerçeğin 14 asır önce Kuran'da bildirilmiş olması elbette ki onun, Yüce Allah'ın bir sözü olduğunu gösteren bir mucizedir.

 

Dünyanın Dönüş Yönü

 

Kuran-ı Kerim'de dünyanın dönüşü haber verildiği gibi dünyanın dönüşü de tarif edilmektedir. Bu gerçekler dünyanın düz olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 7. yüzyılda indirilmiş olan Kuran'da şöyle bildirilir:

“Dağları görürsün de donmuş sanırsın. Oysa onlar, bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi sapa sağlam ve yerli yerinde yapan Allah'ın sanatı, yapısıdır bu. Şüphesiz o, işlediklerinizden haberdardır” (Neml Suresi, 88)

Ayette dağların, dolayısıyla yeryüzünün, bulutların hareketi gibi hareket ettiğine dikkat çekilmiştir. Bilindiği gibi 3500 ila 4000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Bu yön, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşüyle aynıdır. Dolayısıyla ayette, dünyanın bulutların sürüklendiği yön olan batıdan doğuya doğru hareket ettiği mucizevi bir biçimde bildirilmektedir. Hem de günümüzden 1400 yıl önce. İnsanların dünyanın ne yuvarlaklığından, ne kendi etrafında döndüğünden, ne de batıdan doğuya doğru hareket ettiğinden haberleri olmadığı bir dönemde.

 

Dünyanın Geoit Şekli

 

İnsanlar yüzlerce sene dünyanın şeklinin bir düzlem olduğunu düşünmüşlerdir. Gerçek şekli ise ancak teknolojik imkanlar sayesinde anlaşılmıştır. Dünyamız yuvarlaktır, ancak tam bir küre şeklinde değildir. Kutuplardan hafifçe basık, ekvatorda ise hafifçe şişkin bir elips şeklindedir. Dünyanın kendine özgü bu geometrik şekline geoit denilmektedir. Dünyanın geoit bir şekle sahip olduysa son birkaç yüzyıldır anlaşılmış bir gerçektir. Bundan 1400 yıl önce indirilen Kuran'da ise dünyanın bu özel şekli net bir biçimde bildirilmiştir. Ayette şöyle buyrulur:

“Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.” (Naziat Suresi, 30)

Ayette “serip döşedi” olarak Türkçe'ye çevrilen kelimenin orijinali “deha” kelimesidir. Yeryüzü için kullanılan bu kelimenin seçilmesi ise oldukça dikkat çekicidir. Çünkü deha kelimesi Arapça'da d h y kökünden gelir. D h y (dahaha-dahya) kelimesi bir şeyi yuvarlak olarak düzeltmek, düzenlemek fiillerini tarif etmek için kullanılmaktadır. Örneğin deve kuşunun yumurtladığı yere ve yumurtasına da bu köklerden türemiş kelimeler kullanılır. Nitekim dünyanın şekli de bir yumurtayı andırır şekilde yuvarlaktır. Dünyanın kutuplardan basık küresel şekli geoit olarak ifade edilmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi ayette “deha” kelimesinin kullanılması Allah'ın dünyanın şekli hakkında verdiği çok net bir bilgi içermektedir. Kuşkusuz, zamanımızdan tam 14 asır önce, insanların evren hakkındaki bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde, Kuran'da böyle bir bilgiye dikkat çekilmesi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu çok açık bir delilidir.

 

FOTOSENTEZİN SABAH VAKTİ BAŞLAMASI

 

Teneffüs ettiğimiz havadaki oksijenin kaynağı bitkilerdir. Bitkiler, güneş enerjisini insanların ve hayvanların kullanabileceği türden besinler halinde depolarlar. Bu mekanizmaya fotosentez adı verilir.

Bitkiler fotosentez yaparken havadaki karbondioksit yani insanın kullanmadığı zararlı gazı alır ve onun yerine atmosfere oksijen bırakırlar. Bu işlemin yapılabilmesi için de güneş ışığına ihtiyaç vardır.

Nefes aldığımızda içimize çektiğimiz oksijen, fotosentezin ana ürünüdür. Fotosentez, anlaşılması zor kimyasal formüller, günlük hayatta hiç karşılaşmadığımız küçüklükte sayı ve ağırlık birimleri içeren, çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistemdir. Bu işlemi çıplak gözle göremeyiz çünkü bu mekanizma çalışmak için atomları ve molekülleri kullanır. 1700'lerde varlığı keşfedilen ve pek çok mekanizması bugün bile sır olma özelliğini koruyan fotosentezle bitkiler milyonlarca yıldır hiç durmadan ihtiyacımız olan oksijeni, besinleri ve enerjiyi üretmektedirler.

Fotosentezin en verimli olduğu saatler, güneş ışığının en yoğun olduğu sabah saatleridir. Dolayısıyla oksijenin en fazla üretildiği zaman da yine sabah vaktidir. Bu önemli gerçeğe Kuran ayetlerinde şöyle işaret edilmektedir:

“Kararmaya ilk başladığı zaman geceye and olsun ve nefes almaya başladığı zaman sabaha.” (Tekvir Suresi, 17-18)

Bu ayette sabah vakti ile ilgili olarak kullanılan “izâ teneffes” ifadesi, teneffüs etmek, solumak, derin derin nefes almak anlamlarına gelir. Ayetteki “nefes almaya başladığı zaman sabaha” ifadesi, solunumun hayati ögesi olan oksijenin sabah vakti üretilmeye başladığını mucizevi bir biçimde dikkat çekmektedir. Elbette ki bundan 14 yüz yıl önce insanlar bitkilerin fotosentez yoluyla güneş ışığını kullanarak oksijen ürettikleri, bu üretimin sabah vakti başladığı gibi gerçeklerden habersizdi. Fakat her şeyin bilgisine sahip olan Yüce Rabbimiz, bu gerçeği Kuran'da son derece hikmetli bir üslupla haber vermektedir.

 

Denizlerdeki Karanlık İç Dalgalar

 

Günümüz teknolojisiyle bir denizin genel coğrafi yapısı, içinde yaşayan canlıların özellikleri, tuzluluk oranı, içerideki su miktarı, yüz ölçümü ve derinliği gibi bilgileri edinmek mümkündür. Gelişmiş sualtı araçları ve çeşitli özel cihazlar bu bilgilere ulaşmada önemli rol oynarlar. Bir insanın bu araçlar olmadan 70 metreden daha derine dalması hemen hemen imkansızdır. Bu nedenle bilim adamları denizler hakkındaki detaylı bilgileri ancak çok yakın zamanlarda keşfetmişlerdir. Denizlerle ilgili bir Kuran ayeti şöyledir:

“Ya da inkâr edenlerin amelleri engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar. Elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse artık onun için nur yoktur.” (Nur Suresi, 40)

Ayetteki dikkat çekici bilgilerden biri, denizin yüzeyindeki dalganın yanı sıra onun altındaki ikinci bir tür dalgadan bahsedilmesidir. Bilim adamları yakın zamanda, derin denizlerin farklı yoğunluktaki katmanları arasında meydana gelen iç dalgaların varlığını keşfetmişlerdir. İç dalgalar insan gözüyle görülemez. Ancak belirli bir derinlikteki sıcaklık ve tuzluluk değişiklikleri incelendiğinde bu dalgalar tespit edilebilir.

Günümüzdeki teknolojik araç ve gereçler olmadan bir insanın denizin içinde meydana gelen bu dalgalanmalardan haberdar olması mümkün değildir. Ama Yüce Allah 1400 yıl önce indirdiği Kuran'da denizlerin derinliklerindeki bu iç dalgaları haber vermektedir. İnsanların derin denizlere dalarak araştırma yapma imkanlarının olmadığı bir dönemde ayette böyle bir bilginin verilmiş olması Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha açıkça göstermektedir.

Ayetteki sıralamaya dikkat edilirse, önce denizlerdeki karanlıklardan, sonra onun üzerindeki iç dalgalardan, ardından denizin yüzeyindeki dalgadan ve en üstte de buluttan bahsedilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken hepsinin altında karanlıkların bulunduğudur.

Evet, yine günümüz teknolojisiyle yapılan araştırmalar denizlerde yaklaşık 200 metrenin altına ışığın sızmadığını, 1000 metreden sonra ise mutlak bir zifiri karanlık olduğunu göstermiştir. Oysa bu derinliklere gelişmiş su altı araçları olmadan bir insanın inip gözlem yapması, suların karardığını tespit edebilmesi mümkün değildir. Bir insanın herhangi bir araç ve cihaz yardımı olmadan inebildiği en üst derinlik olan 70 metrede ise ışık vardır. Bu derinlik karanlık değildir. Dolayısıyla Kuran'ın indirildiği 7. yüzyılda, insanların araçsız, tüpsüz dalış yaparak derin denizlerin karanlık olduğu gerçeğini tespit edebilmesi mümkün değildir. Denizlerdeki karanlıkların Kuran'da bildirilmiş olması, Kuran-ı Kerim'in bilimsel mucizelerinden bir başkasıdır.

 

Kan Dolaşımı ve Sütün Oluşumu

 

Bir Kuran ayetinde hayvanların vücudunda sütün oluşumu şöyle tarif edilmektedir:

“Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır. Size onların karındaki fers, yarı sindirilmiş gıdalarla kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.” (Nahl Suresi, 66 )

Ayeti daha iyi anlayabilmek için hayvanların sindirim ve dolaşım sistemlerini kısaca hatırlamakta fayda var. Hayvanların yedikleri besinler sindirim sistemlerinde çeşitli aşamalardan geçerek sindirilir ve sindirilmiş maddeler bağırsak duvarından kana karışırlar. Sindirim sisteminden kan dolaşımına geçen kompleks kimyasal maddeler, dolaşım sistemi sayesinde vücudun ilgili organlarına dağılırlar. Bu karışımın bir kısmı kaslara ve diğer vücut dokularına dağılırken, bir kısmı da süte dönüştürülmek üzere süt bezlerine ulaşır. Süt bezleri de diğer vücut dokuları gibi kan yoluyla kendilerine getirilen sindirilmiş gıdalarla beslenirler. Bu nedenle kan, besinlerden gelen gıdaların toplanıp iletilmesinde çok önemli bir rol oynar. Süt de tüm bu aşamalardan sonra süt bezleri tarafından salgılanır ve böylece insanların doğrudan tüketemeyeceği kan ve yarı sindirilmiş besinden içilir nitelikte tertemiz, bembeyaz ve besleyici süt üretilmiş olur. İnsanlar ne hayvanın karnındaki yarı sindirilmiş besini ne de hayvanın kanını doğrudan tüketemez. Dahası bunların herhangi birini ya da karışımlarını doğrudan tüketmeleri ciddi zehirlenmelere hatta ölüme bile yol açabilir. Ne var ki Allah, yarattığı son derece kompleks biyolojik sistemler sayesinde bu sıvıların içinden sağlıklı, temiz ve besleyici bir gıdayı insanların faydasına sunmaktadır.

Sütün oluşumu başlı başına büyük bir yaratılış mucizesidir. Ancak Kuran'ın indirildiği dönemde sütün oluşumu ile ilgili insanlar tarafından bilinmesinin mümkün olmayacağı detay bilgilerin Kuran'da yer alması da apayrı bir mucizedir. Nahl Suresi'nin 66. ayetinde sütün biyolojik oluşumu ile ilgili tarif edilenler, günümüz biliminin ortaya koyduğu bilgilerle büyük bir uyum içindedir. Elbette ki memelilerin sindirim sistemine yönelik uzmanlık gerektiren böyle bir bilginin Kuran'ın indirildiği dönemde insanlar tarafından bilinmesi mümkün değildir. Bu bilgiler Yüce Allah'ın sonsuz ilminin kanıtlarındandır.

 

Yükseklik Arttıkça Göğsün Daralması

 

İnsan yaşayabilmek için oksijen ve hava basıncına ihtiyaç duyar. Soluk almamız ise havadaki oksijenin akciğerlerimizdeki hava keseceklerine girmesiyle mümkün olur. Ancak yükseklere çıktıkça atmosferin yoğunluğu azaldığı için atmosfer basıncı, dolayısıyla da kan dolaşımına giren oksijen miktarı düşer. Bunun sonucunda nefes almak zorlaşır. Akciğerin hava kesecekleri daralıp büzülürken, göğüste boğuluyormuş ve nefes alamıyormuş gibi bir his oluşur. Eğer kandaki oksijen, vücudun ihtiyacı olandan daha az olursa, vücutta bir takım rahatsızlıklar ortaya çıkar. Aşırı yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı ve muhakemenin bozulması gibi belirtiler yaşanır. Belli bir yüksekliğe ulaşıldığında ise insan için nefes almak artık imkansız hale gelir. Dolayısıyla böyle bir yükseklikte yaşayabilmemiz için oksijen takviyesine ve özel giysilere ihtiyacımız olur. Hatta deniz seviyesinin 5000 ila 7000 metre yukarısında olan bir kişi nefes alma güçlüğü nedeniyle bayılarak komaya girebilir. Bu yüzden uçaklarda nefes almak için oksijen donanımı mevcuttur. Uçaklar deniz seviyesinin 9.000 ila 10.000 metre yukarısında uçarken kabinde hava basıncını düzenleyen özel sistemler vardır. Yüksekliğin artmasıyla ortaya çıkan nefes alma güçlüğü göğüste daralma ve sıkışma hissini meydana getirir. Kuran'da bu bilimsel gerçek şöyle haber verilmektedir:

“Allah kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslam'a açar. Kimi saptırmak isterse onun göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.” (En’am Suresi, 125)

Elbette ki 600'lü yılların Arap Yarımadası'nda yaşayan insanların ne havada uçma ne de binlerce metrelik dağlara tırmanıp ayette haber verilen nefes darlığını tecrübe etme gibi bir imkânları yoktu. Fakat her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması olan Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim'de Müslümanlara bu bilgi de verilmiştir.

 

Sirius Yıldızı

 

Sirius yıldızı, geceleyin gökyüzünde görünen en parlak yıldızdır. Astronomlar, bu yıldızın bizden 8,5 ışık yılı uzakta olduğunu tespit etmişlerdir. Çok yakın bir tarihte, modern teleskoplar sayesinde Sirius yıldızının kendisinden küçük ve çıplak gözle görülemeyen bir başka yıldızla birlikte hareket ettiği gözlemlenmiştir. Bu ikili yıldız sistemini bilim adamları Sirius A ve Sirius B olarak adlandırmışlardır. Bunlardan büyük ve parlak olup çıplak gözle görülebileni Sirius A'dır. Güneşin 3 katı kütleye sahiptir ve güneşten 10 kat daha parlaktır. Sirius B ise bir beyaz yüce yıldızdır. Çıplak gözle görülemez, güneşle hemen hemen aynı kütleye sahiptir. Fakat dünyanın sadece 4 katı büyüklüğündeki bir çapı olduğu için çok büyük bir yoğunluğu vardır.

Sirius takımyıldızları bize doğru saatte binlerce mil hızla yol almaktadırlar. Sirius'un dünya ufkunda doğuş periyoduysa bizim bir güneş yılımızla birebir aynıdır. Yani 365 gün 6 saat.

Eski Mısırlılar Sirius yıldızı ve güneş sistemi arasındaki bu ilginç ortak özelliği keşfettikleri için Sirius'un doğu ufkundan ilk doğduğu günü kendi takvim yıllarının birinci günü olarak ilan etmişlerdir. Bu tür özelliklerinden ötürü Sirius yıldızı pek çok eski uygarlığın ilgi odağı olmuş, bu yıldızın bir takım gizli güçleri olduğuna inanılmış, hatta bazı kavimler bu yıldıza tapınacak derecede bir sapkınlık içine girmişlerdir. Oysa her şeyi olduğu gibi Sirius yıldızını da yaratan, ona sahip olduğu özellikleri veren âlemlerin Rabbi olan Allah'tır. Arapça'da adı Şira olan Sirius yıldızı hakkında Allah, Kuran'ın Necm Suresi’nin 49. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Doğrusu, Şira yıldızının Rabbi O'dur.” (Necm Suresi, 49)

Sirius A ve B yıldızları birbirlerinin etrafında bir çift yay şeklinde yörünge çizerek dolanırlar. Dolanım süreleri en hassas ölçümlerle 49.9 yıl olarak saplanmıştır. Bu bilimsel veriler günümüzde Harvard, Ottawa ve Leicester gibi ünlü üniversitelerin astronomi bölümlerinin de onayıyla astronomi kayıtlarına geçmiştir. Bazı kaynaklarda bu bilgiler şöyle aktarılır:

“En parlak yıldız Sirius, gerçekte bir çift yıldızdır. Dolanım periyodu 49.9 yıldır.”

 Bilindiği gibi Sirius A ve Sirius B yıldızları birbirleri çevresinde her 49.9 yılda bir çift yay çizerek dolanırlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, iki yıldızın birbirleri etrafında dolanırken yay şeklinde iki adet yörünge çizdikleridir. Sirius yıldızından Necm Suresi’nin 49. ayetinde bahsedildiğini görmüştük. Yine Necm Suresi’nin 9. ayetinde son derece hikmetli bir benzetmeyle karşılaşırız:

“Nitekim ikisi arasındaki uzaklık iki yay kadar oldu veya daha yakınlaştı.” (Necm Suresi, 9)

 Buraya kadar görüldüğü gibi Sirius yıldızından surenin 49. ayetinde söz edilmekte olup aynı Surenin 9. ayetinde ise iki yıldızın yörüngesine işaret eden “iki yay” ifadesi geçmektedir. Her iki ayetin sayılarını yani 49 ve 9'u yan yana getirdiğimizde ise söz konusu yıldızların yakın bir geçmişte saptanmış, dolanım süreleri olan 49.9 yıl sayısının oluştuğunu görmekteyiz. Burada Kuran'ın bir matematiksel mucizesi daha karşımıza çıkmaktadır. Elbette ki 14 asır öncesinin teknolojik imkanlarıyla Sirius yıldızının aslında biri çıplak gözle görülemeyen iki yıldız sistemi olduğunu, her birinin yörüngelerinin yay şeklinde olduğunu ve dolanım sürelerinin de 49.9 yıl olduğunu bilebilmek mümkün değildir.

Bu bilgilere bilim adamları ancak 20. yüzyılın sonlarında ulaşabilmişlerdir. Ne var ki her şeyi yoktan var eden ve mutlak hakimiyetinde bulunduran Yüce Rabbimizin bu gerçekleri daha teknolojinin gelişmediği 1400 yıl öncesinden Kuran'da bildirmesi mucizedir. Ve Kuran'ın Yüce Rabbimizin bir sözü olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlamaktadır. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

 

Kuran Allah'ın Sözüdür

 

Bu film boyunca incelediğimiz tüm bilgiler bizlere açık bir gerçeği göstermektedir. Kuran öyle bir kitaptır ki içinde hiçbir çelişki yoktur. Yüce Rabbimizin katındandır. Kuran'da bahsi geçen bilimsel konularda, geçmişten ve gelecekten verilen haberlerde ya da Kuran'ın matematiksel düzeninde o dönemde hiçbir insan tarafından bilinemeyecek gerçeklere işaret edilmektedir. Bu bilgilerin o dönemin bilgi düzeyiyle ve teknolojisiyle edinilmesi mümkün değildir. Elbette ki bu durum Kuran'ın insan sözü olamayacağının apaçık bir ispatıdır. Kuran Allah'ın vahyidir ve indirildiği günden beri hiç değişmeden korunmaktadır.

“De ki, eğer bütün ins ve cin toplulukları bu Kuran'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile onun bir benzerini getiremezler.” (İsra Suresi, 88)

Kuran, her şeyi yoktan var eden ve ilmiyle tüm varlıkları kuşatan yüce Allah'ın sözüdür. İnsana düşen, Allah'ın indirdiği bu ilahi kitaba sımsıkı sarılmak ve onu kendine yol gösterici olarak kabul etmektir.

“Bu indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.” (En’am suresi, 155)
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Galaksi
Kuran Mucizeleri
Kuran’ın hakikatleri
Mucize
dünyanın boyutu
İman