HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yörünge 2

Yörünge 2

Harun Yahya
1674
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yörünge 2

 

Evren. Uçsuz bucaksız, harikulade ve son derece heyecan verici. Dünyadan kat kat büyük dev gezegenler, bildiğimiz tüm fizik kanunlarını yerle bir eden özel yapılarıyla devasa kara delikler, hayat enerjimiz nükleer reaktör güneş ve milyarlarca yıldızın şehirleri olan galaksiler. Kâinat gerçekten hayal bile edemeyeceğiniz kadar büyük ve keşfedilmeyi bekleyen olağanüstü yapılarla dolu. Öylesine büyük ki evrenin gerçek sınırlarını tam olarak tespit edemiyoruz.

Son yapılan astrofizik araştırmalarına göre gözlemlenebilen evrenin çapının en azından 93 milyar ışık yılı büyüklükte olduğunu söyleyebiliriz. Bu bizim algı sınırlarımızın çok ötesinde bir sayı. Işığın saniyede 300 bin kilometre yol aldığını ve bir ışık fotonunun dünyanın etrafını saniyede 7 kez dolaşabilecek hızda olduğunu düşünün. 93 milyar ışık yılı. Henüz bu rakamın ne anlama geldiğini bile tam olarak çözememişken bir başka bilgiyle durum daha da kompleks bir hale geliyor. Evren her saniye olağanüstü bir hızla genişlemeye devam ediyor ve bu hız gitgide artıyor.

Yörüngenin bu bölümünde evrenin genişlemesini ve üzerinde yaşadığımız dünyanın bu görkemli evrendeki yerini inceleyeceğiz. Her şeyin başlangıcı evrenin doğum anı olan büyük patlamayı ve yeni keşfedilen şaşırtıcı astronomi bilgilerini ele alacağız.

Bilimsel bilgi bizim için çok önemli. Evrenle ilgili ulaştığımız her yeni bilgi sayesinde ufkumuz biraz daha genişliyor. Ufkumuz genişledikçe ve bilgimiz arttıkça Rabbimizin sonsuz ilmine, kudretine ve gücüne hayran kalmaya devam edeceğiz inşaAllah. Yörünge başlıyor.

 

Evrendeki Yerimiz

 

Eğer beynimiz, evrenin muazzam ölçeğini gerçekten idrak edemiyorsa, evrenin içindeki yerimizi nasıl bilebiliriz? Bu noktada kıyaslama yöntemi, Dünya'nın evrendeki boyutlarını ve büyüklük kavramını anlamamıza yardımcı bir araç haline gelir. Örneğin Güneş'in çapı, Dünya'nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım. Eğer Dünya'yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bir futbol topunun iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Burada dikkat çekici olan aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için misket büyüklüğündeki Dünya'yla top büyüklüğündeki Güneş'in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş sisteminin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir. Bu benzetmeyle Güneş Sistemi'nin devasa bir boyuta sahip olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Aslında Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi'ne oranla oldukça mütevazı bir büyüklüğe sahiptir. Çünkü Samanyolu Galaksisi'nin içinde Güneş gibi ve çoğu ondan daha da büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır.

Samanyolu o kadar büyük bir yıldız topluluğudur ki bir jet uçağıyla yolculuk yapmaya kalksaydık bir ucundan diğerine gitmemiz 100 milyar yıl sürerdi. Ancak şaşırtıcı olan Samanyolu galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok küçük bir yere sahip olmasıdır.

Uzayda başka galaksiler de vardır. Hem de tahminlere göre yaklaşık 200 ila 300 milyar kadar. Sürekli yeni keşifler yapıldığı için tam rakam bilinmiyor.

Sınırlarına ulaşamadığımız kadar büyük bir evrenin içinde dünyamız çok özel bir yaşam olarak yaratılmış. Binlerce metrelik dağlarıyla, geniş ovalarıyla ve dev okyanusları ile dünya bize göre çok büyük ve geniş ama uzayın dev boyutlarına göre ise neredeyse yok denecek kadar az yer kaplıyor.

Evet, evlerin genişliği ve gök cisimlerinin büyüklükleri düşündüğünde dünyanın boyutları işte bu elimdeki kuru taneleri kadar ufak kalır.

Evrendeki küçük yerimizi hayalimizle canlandırmanın daha iyi bir yolu ise az sonra ekranda göreceğiniz resim.

Bunun adı; Soluk Mavi Nokta. Evet, tahmin ettiğiniz gibi fotoğraftaki bu küçük bulanık mavi nokta dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösteriyor. Voyager 1 sondası tarafından 6.4 milyar kilometre gibi müthiş bir uzaklıktan çekilen dünya fotoğrafı. Astronom Carl Sagan bir konuşmasında bu etkileyici resmi şöyle yorumlar:

 

“Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün. Kazandıkları zaferlerle bir toz zerresinin bir anlık efendisi oldular. Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi.”

 

Gelişen bilim sayesinde işte bu şekilde evrendeki yerimizi çok daha net anlıyoruz ve kendimizi büyük görmenin nasıl bir yanılgı olduğunu fark ediyoruz.

 

Hubble Ultra Derin Alan Fotoğrafı

 

2004'te zamanda geçmişe doğru daha önce hiç olmadığı kadar dikkatlice bakmayı başardık ve evrenin en uzak galaksilerinden gelen ışığı yakaladık.

Evrenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için bir başka resim daha var. Derin uzayın fotoğrafı. Hep beraber izleyelim.

Ekranda gördüğünüz görüntü, Hubble Uzay Teleskobu tarafından 11 gün boyunca çekilen bir görüntüdür. Ünlü teleskop merceğini, Orion yani avcı takımyıldızının hemen aşağısındaki çok küçük bir uzay bölümüne odakladı. Teleskopun bu yöne konuşlandırılmasından bir süre sonra modern zamanların en ünlü gökyüzü resimlerinden biri ortaya çıktı. Hubble Ultra Derin Alan adı verilen bu görüntüde yer alan her küçük nokta bir yıldız değil, içinde yüz milyarlarca yıldız barındıran birer galaksidir. Bu resim yaklaşık 10.000 galaksinin bir portresidir. Görüntüdeki en uzak galaksinin bize mesafesi 13 milyar ışık yılının üzerinde. Hubble Teleskobu neredeyse zamanın başlangıcına kadar bakmamıza olanak sağladı ve uzayın derinliklerinde evrenimizin nasıl başladığına dair önemli bir ipucunu ortaya çıkardı.

Evrendeki gök cisimlerinin ihtişamı ile ilgili gördüğümüz bu birkaç örnek bile Allah'ın yaratma sanatının benzersizliğini göstermek için yeterlidir. Allah Kuran'da insanları göklerin yaratılışı üzerine düşünmeye Naziat Suresi’nde şu şekilde çağırır:

Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım: “Yaratmak bakımından siz mi daha güçlüsünüz yoksa gök mü? Allah onu bina etti, boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi.” (Naziat Suresi, 27)

 Allah'ın göklerdeki yaratma sanatı çok büyük ve görkemli. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi evren o kadar büyük ki milyarlarca ışık yılı ile ifade edilen rakamların tam anlamıyla neyi temsil ettiğini anlamamız biraz zor.

Ama bildiğimiz bir gerçek var ki o da bu saydıklarımızın hiçbiri 13.8 milyar yıl önce yoktu. Uzay yoktu, madde yoktu, hatta zaman ve mekan da yoktu. Ve sonra evren ve içindeki her şey yoktan var oldu, yani yaratıldı.

 

BİG BANG, BÜYÜK PATLAMA

 

Son yüzyılda yapılan tüm araştırmalar gösterdi ki evren genişlediğine göre zaman içinde geriye doğru gidildiğinde tek bir noktadan başlamıştı. Bilim adamlarının yaptıkları ince hesaplamalar evrenin tüm maddesinin içinde barındıran tek noktanın sıfır hacme ve sonsuz yoğunluğa sahip olması gerektiğini gösterdi. Bunun anlamı yoktan varoluş yani yaratılış demekti.

Evrenin başlangıcı olan bu yaratılış anına İngilizce Big Bang yani Büyük Patlama ismi verildi. Bilimsel araştırmalar büyük patlamadaki dengelerin hassaslığını ve bunun gelişigüzel bir patlamadan çok uzak olduğunu gösterdi. Bizim bildiğimiz tüm patlamalar var olan düzeni bozar ama Big Bang ile sıfır hacimden yani yokluktan muazzam bir düzen oluşmuştur.

Şimdi 13.8 milyar yıl öncesine evrenin başlangıcına döneceğiz ve her şeyin yoktan başladığı o önemli anda neler yaşandı sorusunu bilimsel delillerle cevaplayacağız. İzliyoruz.

Büyük patlama ilk kez 1920'lerde Rus kozmolog ve matematikçi Aleksandr Fridman ve Belçikalı fizikçi Georges Lemaitra tarafından ortaya atılan, evrenin bir başlangıcı olduğunu gösteren teoridir. Çok detaylı kanıtlarla desteklendiğinden bilim insanları arasında, özellikle fizikçiler arasında kabul görmüştür. Sonsuz yoğunluk, sıfır hacim, kısaca yokluk ve bir anda var olma anı. Modern bilim bu yaratılış anının ilk 10 üzeri eksi 43. saniyesinde neler olup bittiğini hâlâ açıklayamıyor. Ki bu, çok çok küçük bir zamanı temsil etmektedir. 10 üzeri eksi 43, yani 0,42 0 ve 1. Burada bahsedilen 10 üzeri eksi 43 saniye Planck zamanı olarak biliniyor. Alman bilim adamı Max Planck'in adıyla anılan zaman dilimi o kadar küçüktü ki ifade etmek için özel bir tanımlama gerekti.

Bilimsel delillere göre bildiğimiz şey şudur. Yıldızlar, galaksiler ve hayatın temel taşları, kemiklerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, vücudumuzdaki diğer elementler azot, karbon, hidrojen, soluduğumuz hava ve içtiğimiz su için gerekli atomlar. Hepsi bu büyük patlama adı verilen yaratılış anından itibaren var oldu.

Gördüğümüz her şeyin temelinde atomlar ve moleküller var. Bilim insanları bugüne dek 118 element keşfettiler. Bunlardan 92 tanesi doğada bulunur. Çevremizde gördüğümüz kompleksliği düşündüğümüzde bu son derece şaşırtıcıdır. Ve aynı zamanda biliyoruz ki dünyanın ötesinde, kainatta gördüğümüz her şey de aynı 92 elementten oluşmuştur.

Bir araba, çelik, kauçuk, cam gibi birçok farklı maddeler yapılmıştır. Daha da derine inip bu maddelerin demir, silikon, krom ve karbon gibi farklı elementlerle kombinasyonlardan oluştuğunu görürsünüz. Bu araba parçalarının her bir atomu evrenin oluştuğu milyarlarca yıl öncesinde yaratılmıştır. Şu anda kullandığımız teknolojik cihazın ham maddeleri, binalarımızı oluşturan parçalar, her bir ağacın yaprağı, dünyanın çekirdeklerindeki demir, Okyanuslar, insan vücudunu oluşturan her bir element, büyük patlamanın ilk dakikalarında oluşan atomlardan meydana geldi.

Mesela içtiğimiz su çok eskidir. Buradaki hidrojen atomları ancak büyük patlamadan sonraki milyonlarca derecelik akıl almaz sıcaklıkta oluşabilirler. Yani bu sudaki hidrojen atomları 13.8 milyar yıl önce yaratıldılar. Şimdi büyük patlamanın bilim dünyasında kabul görmesini sağlayan bilimsel kanıtları görelim.

 

Big Bang'in Kanıtları

 

1.Evrenin Genişlemesi

 

1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde Amerikalı astronom Edwin Hubble, astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Hubble, kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş, bilim dünyasında büyük bir yankı yarattı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışınların tayfı da kızıl yöne doğru kırar. Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Yani yıldızlar bizden sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.

Hubble çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha keşfetti. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç evrenin her an genişlemekte olduğuydu.

Bilim tarafından ancak 1920'lerin sonunda fark edilen evrenin genişlemesi gerçeği Kuran'da bize 1400 yıl önce haber verilmiştir.

Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım: “Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz onu genişleteceğiz.” (Zariyat Suresi’nin, 47)

Evren materyalistlerin sandığın aksine maddenin içindeki bir takım tesadüflerle değil Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur ve Allah'tan gelen bilgi kuşkusuz evrenin kökeni hakkındaki en doğru bilgidir.

 

2.Kozmik Fon Radyasyonu

 

Televizyonlarınızda bulunan statik elektriğin %1'i, 13.8 milyar yıl önce gerçekleşen büyük patlamadan kalan kozmik mikrodalga arka planı radyasyonundan kaynaklı. Nasıl mı? İzliyoruz.

1948 yılında George Gamow, Big Bang'e bağlı olarak yeni bir iddia ortaya sürdü. Buna göre evrenin büyük patlamayla oluşması durumunda evrende bu patlamadan arta kalan bir radyasyonun da olması gerekmekteydi. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı. Olması gereken bu kanıt çok geçmeden bulundu. 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson adlı iki araştırmacı bu dalgaları keşfettiler. Kozmik fon radyasyonu adı verilen bu radyasyon, yerel kökenli değil, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının, Big Bang'in ilk dönemlerinden kalma olduğu ortaya çıktı. Penzias ve Wilson, bu bulgularından ötürü Nobel ödülü kazandılar.

1989 yılına gelindiğinde ise Amerikan Uzay Araştırmaları Dairesi NASA, kozmik fon radyasyonunu araştırmak üzere uzaya COBE uydusunu gönderdi. Bu gelişmiş uyduya yerleştirilen hassas tarayıcıların, Penzias ve Wilson'ın ölçümlerini doğrulaması yalnızca 8 dakika sürdü. COBE, evrenin başlangıcındaki büyük patlamanın kanıtlarını bulmuştu. Tüm zamanların en büyük astronomik keşfi olarak adlandırılan bu bulgu, Big Bang teorisinin açık bir ispatıydı. COBE uydusunun ardından uzaya gönderilen COBE 2 uydusunun bulguları da yine Big Bang'e dayanılarak yapılan hesapları doğruladı.

 

3.Big Bang'in Resmi

 

Evrenin her yönünde yeterince uzağa bakarsak, neredeyse 13.8 milyar yıl öncesinden, evrenin başlangıcından beri seyahat eden ışığı tespit edebiliriz. Bu ışıma insan gözüyle görülmese de, radyo teleskoplarla kolaylıkla belirlenebilir. Ekranda gördüğünüz harita, evrenin yalnızca 380 bin yaşında olduğu zamandaki büyük patlama ışınmasını gösterir. Avrupa Uzay Ajansı'nın Planck uydusu tarafından çekilen bu kozmik mikrodalga kalıntısının resmi, 16 yıllık yoğun çalışma sonucu elde edilmiş. Bizlere evrenin doğumundan kalan yankıları gösteriyor.

Planck misyonunun bu ilk bilimsel sonuçları, daha önce hiç görülmemiş olan uzak galaksi kümeleri ve Big Bang'in ışınımları da dahil olmak üzere evrenin nasıl başladığına dair yeni ipuçları ortaya çıkarttı.

 

4.Hidrojen-Helyum Oranı

 

Big Bang'in diğer bir önemli delili ise uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının miktarı oldu. Günümüzde yapılan ölçümlerle anlaşıldı ki evrendeki hidrojen-helyum gazlarının oranı Big Bang'ten arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplamalarına uyuyordu. Eğer evrenin bir başlangıcı olmasaydı ve evren sonsuzdan beri var olsaydı içindeki hidrojen tamamen yanarak helyuma dönüşmüş olurdu.

 

Bilim adamları ne diyor?

 

Tüm bu açık deliller, Big Bang teorisinin bilim dünyasında kesin bir kabul görmesine yol açtı. Büyük patlama, bilimin evrenin oluşumu ve başlangıcı hakkında ulaştığı son noktaydı. Önceleri Big Bang teorisine karşı koyan materyalist bilim adamları dahi evrenin yoktan yaratılma anını kabul ederek çeşitli itiraflarda bulundular. Bunlardan belki de en önemlisi ünlü fizikçi Sir Fred Hoyle'dur. Hoyle, Big Bang'teki ince detaylar hakkında şunları söylemiştir:

 

“Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlamayla başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang, çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir. Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir.”

 

Büyük patlamadaki hassas düzenin bir boyutu da patlamanın hızıdır. Ünlü fizik profesörü Paul Davis bu gerçeği şöyle ifade ediyor:

 

“Evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur. Evrenin genişleme hızı o kadar kritiktir ki, Big Bang'den sonraki birinci saniyede bu oran eğer 100.000 milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı, evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi. Eğer Big Bang'den sonra evren biraz daha hızlı gelişse, mevcut tüm materyal tamamen etrafa dağılıp gidecekti. Eğer patlama hızı 10 üzeri eksi 18'de 1 oranında bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Eğer evrenin yoğunluğu bir parça daha fazla olsaydı, o zaman evren bir türlü genişleyemeyecek ve tekrar küçülerek bir noktacığa dönüşecekti. Eğer yoğunluk başlangıçta bir parça daha az olsaydı, o zaman evren son hızla genişleyecek fakat bu takdirde atomik parçacıklar birbirini çekip yakalayamayacak ve yıldızlarla galaksiler hiçbir zaman oluşamayacaktır.”

 

HERŞEY YOKTAN YRATILDI

 

Evrenin içindeki kusursuz sistemler, yıldızlar, dünya, dünya üzerinde yaşayan insanlar, ağaçlar, hayvanlar ve çiçekler ve diğer tüm canlılar. Bunların hiçbiri tesadüf bir patlamanın ardından atomların kendilerinden dizilmeyle asla oluşamazlar. Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde gördüğümüz detay yüce Allah'ın varlığının ve üstün kudretinin delileridir. Evren yok iken var hale geldiği Kuran'da bize şu şekilde haber verilir:

 Şeytandan Allah'a sığınırım: “O Allah, gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.” (En’am Suresi, 101)

Madde ve zaman, tüm bu kavramlardan bağımsız olan, sonsuz güç sahibi bir yaratıcı tarafından var edilmiştir. O yaratıcı, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır. Günümüzden tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda Kuran'da aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi tüm evrenin çok küçük bir hacimde bir aradayken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğu bildirilmiştir.

Enbiya Suresinin 30. Ayetinde Allah şöyle buyurur:

Şeytandan Allah'a sığınırız: “O inkâr edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya Suresi, 30)

ALLAH YOKTAN VAR EDENDİR

 

Ayetin Arapça orijinalinde göklerle yerin “ratk” yani birbiriyle bitişik olduğu bir durumdan bahsedilmektedir. Ardından bu ikisi “fatk” yani parçalanıp birbirinden ayrılmak fiiliyle ayrılmışlardır. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkmıştır. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını hatırladığımızda, kozmik yumurta denilen noktanın evrenin tüm maddesinin içerdiğini görürüz. Yani her şey, bir başka deyişle tüm gökler ve yer, bu noktanın içinde, “ratk” halindedir. Ardından bu kozmik yumurta şiddetle patlamış, bu yolla maddeler “fatk” olmuş. Yani dışarı çıkarak tüm evreni oluşturmuşlardır.

Etrafınıza şöyle bir bakın. Her şey olağanüstü bir sabitlik, sakinlik ve mükemmellik içinde olduğunu görürsünüz. Çünkü yeryüzünde var olan hiçbir şey tesadüfi değildir. Hiçbir şey kontrolsüz ve bilinçsiz gelişmez. Her şey mükemmel bir orana ve olağanüstü hassaslıkta dengelere bağımlı. Çünkü bütün bunların sahibi tek bir patlamayla kusursuz bir sanat ve mucize yaratan yüce Allah'tır. Allah En’am Suresi’nde şöyle bildirir:  

Şeytandan Rabbim sana sığınırım. ''O Allah, gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.” (En’am Suresi, 101)

Yörüngenin sonuna geldik. Bir sonraki bölümde tekrar görüşmek üzere. Hoşça kalın.
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Big bang
Evren
Evrenin Yaratılışı
Galaksi
Güneş
Güneş ışığı
Samanyolu Galaksisi
Yaratılış Delilleri
dünyanın boyutu
evrendeki hassas denge
evrendeki hız
İman