Dünya Hayatının Gerçeği
Bu gördüğünüz mezarların her birinin içinde tıpkı sizin gibi birer insan yatmaktadır. Onlar da bir zamanlar sizin şu anda yaptığınız gibi televizyon izlerlerdi. Sabahları kalkar, yüzlerini yıkar, kahvaltı yapar, işlerine veya okullarına giderlerdi. Onların da bir zamanlar sevdikleri yakınları, hayran oldukları ünlü insanlar, evleri, arabaları, ödemeleri gereken faturaları vardı. Onlar da özel zamanları, örneğin bir yılbaşını ya da doğum günlerini kutlarlardı. Gelecekte bir gün tıpkı doğum günleri gibi bir ölüm günlerinin de olacağını hiç düşünmeden.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi, 57)
Dünya Hayatının Gerçeği
Yaşadığımız evren, insan aklının kavramakta zorlandığı bir büyüklüğe ve düzene sahiptir. Evrende 3 milyara yakın galaksi olduğu tahmin edilmektedir. Samanyolu galaksisi bunlardan sadece biridir. Samanyolu'nun içinde ise yaklaşık 250 milyar yıldız vardır ve bunlardan sadece bir tanesi bizim güneşimizdir.
Bir başka deyişle evrende, dünyadaki bütün kumsallarda bulunan tüm kum tanelerinden daha fazla sayıda yıldız vardır ve güneşimiz bu kum tanelerinden yalnızca biridir. Üzerinde yaşadığımız dünya ise bir kum tanesi büyüklüğünde bile değildir. Bu dünya üzerinde yaşayan küçücük bir varlık olan insan ise, evrenin dev ihtişamı içinde bir hiç gibidir.
Ama insan çoğu zaman tüm bunları düşünmeden kendisini çok büyük bir varlık zannederek kibir ve gurura kapılarak yaşar. Allah'ın yarattığı aciz bir varlık olduğunu, bir gün öleceğini ve Allah'ın huzurunda hesap vereceğini unutur. Dahası evrende bir kum tanesi kadar bile yer tutmayan dünyaya büyük bir hırsla bağlanır. Oysa yakında ölecek ve bu küçük dünyanın küçük bir köşesine gömülecektir. Ahirete gitmeden önce Allah kendisine acizliklerini mutlaka gösterecektir. Eğer genç bir yaşta ölmezse, dünya hayatında yaşayacağı acizliklerin en önemlisi yaşlılıktır.
Yaşlılık
İnsanların çoğu günlük yaşamın koşuşturmasına kapılmış bir şekilde yaşar. Zaman bu koşuşturmanın içinde hızla akıp gider. Günler, aylar, yıllar, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. İnsan da zamanla birlikte hızla yaşlanır. Ama insanlar nedense bu gerçeği yok saymaya çalışır. Sanki hiç yaşlanmayacaklarını zannederler. Oysa hiç bitmeyecek zannedilen gençlik günleri çok kısadır. Hemen herkes bir gün yaşlanacağının bilgisine sahiptir. Ama genç bir insan bu konuyu kendisine her zaman uzak hisseder. Ve bir gün, yaşlı, güçsüz ve aciz bir insan olmayı kendisine konduramaz.
Bu resimlerde gördüğünüz iki genç insan güzel bir yüze, temiz ve parlak bir cilde, pırıl pırıl dişlere sahipler. Ancak önemli bir ayrıntı daha var. Bu resimler 1955 yılında çekilmiştir. Bu çift, resimlerin çekildiği tarihte bir gün yaşlanacaklarını büyük bir ihtimalle akıllarından bile geçirmemişlerdir. Ancak bugün aradan yaklaşık 50 yıl geçmiş ve resimdeki gençlik ve güzellikten eser kalmamıştır.
Zaman her şeyi yıkıma uğratır. Bu, dünyanın bir kanunudur. Örneğin tatlı, lezzetli ve hoş kokan bir portakal zamanla birlikte çürür. Bir elma kısa sürede bozulur. İnsan güzelliğinin bozulması da çok kolaydır. İnsan güzelliğinin en önemli unsurunu oluşturan deri, yıllar geçtikçe esnekliğini kaybeder, incelir ve sarkar. Gençlik yıllarında parlak ve pürüzsüz olan cilt, yaşlılıkla birlikte kırışır. Kuru bir toprak gibi bütün canlılığını kaybeder. Genç bir insanın cildi gergindir. Parmak ucuyla sıkıştırılıp bırakıldığı zaman hemen eski haline döner. Ancak yaşlı bir insanın cildi büzüşük kalır.
Yaşlılıkla birlikte saçlar beyazlar ve dökülür. Vücuttaki her organ yaşlılığın getirdiği yıkımdan nasibini alır. Örneğin burun ve kulak zamanla sarkar. İnsanın sadece dış görünümü değil duyuları da yaşlanır. Sinir hücrelerinde yenilenme olmadığı için yaş arttıkça insanın tüm duyularında belli bir kayıp oluşur. İnsan yaşlandıkça daha az görmeye, daha az duymaya başlar. Yaşlı insanların bedenlerinde görülen yıkım ve tahribat, dünya hayatının geçiciliğinin çok çarpıcı bir örneğidir. Gençlik yıllarında fiziksel güzelliğiyle tüm dünyayı kendisine hayran bırakmış şöhretler, sanatçılar, sinema yıldızları veya politikacılar yaşlılık dönemlerinde çok daha farklı olurlar. Güç ve güzelliklerini tamamen yitirirler. Örneğin güç ve çeviklikleriyle ün kazanan sporcular, yaşlandıklarında eli ayağı zor tutan insanlar haline gelebilir. Burada genç ve yaşlı hallerini izlediğiniz ünlüler, dünya hayatının geçiciliğini belgelemektedir. Bir gün sizin de cildiniz işte tam böyle olacak ve aynaya baktığınızda işte böyle bir görüntüyle karşılaşacaksınız.
İnsanın Acizliği
İnsan çok genç bir yaşta, geleceğe ait birçok planı varken amansız bir hastalığa yakalanıp yaşamını yitirebilir. Günümüzde milyonlarca insan kanser veya tedavisi olmayan benzer hastalıklar nedeniyle genç yaşta ölmektedir. Tedavisi henüz bulunmamış birçok virüs vardır ve küçücük bir virüs insanın ölümü için yeterlidir. İnsanın bir gün böyle bir hastalığa yakalanmayacağına dair hiçbir garantisi yoktur. Örneğin, beyindeki damarlardan biri ortada hiçbir sebep yokken yırtılabilir. İzlediğiniz Röntgen filmindeki bu küçük teke, bu şekilde yırtılmış bir damarı göstermektedir. Bu küçücük damarın çatlaması, beyinde ciddi bir hasara neden olur. Artan kan basıncı, beyin hücrelerini öldürür ve insan, yaşamının geri kalan kısmını sakat, felçli veya zeka özürlü olarak geçirebilir.
Örneğin, resmini izlediğiniz Cambridge Üniversitesi'nde hukuk öğrencisi olan Jeremy, geleceğe yönelik büyük planları vardı. Ancak bir gün, profesörünün odasında çalışırken aniden fenalaştı ve yere yığıldı. Hemen hastaneye kaldırıldı. Beyin damarlarından biri yırtılmıştı ve ağır bir beyin kanaması geçiriyordu. Doktorlar onu hemen ameliyata aldılar. Ancak beyninde ağır bir hasar meydana geldi ve kısa süreli hafızasını tümüyle yitirdi. Akademik kariyeri ve avukat olma hayalleri tamamen sona erdi. Artık gördüğü ve duyduğu her şeyi beş dakika sonra tümüyle unutuyordu. Bu yüzden yaptığı her şeyi teybe kaydetmek zorundaydı. Öyle ki 5 dakika önce yemek yiyip yemediğini bile hatırlamak için teybindeki kaydı tekrar tekrar dinlemesi gerekiyordu. Gelecekte başarılı bir avukat olmayı planlarken bir anda 5 dakika önce ne yaptığını dahi hatırlamayacak kadar aciz, yardıma ve bakıma muhtaç bir insan oldu.
Bu resim Henry de Lotbiniere isimli 21 yaşındaki bir gence aitti. Bu resim çekildiği yıllarda başarılı bir üniversite öğrencisiydi. 42 yaşına bastığında iki çocuk sahibi başarılı bir iş adamıyken bir sabah yüzünde bir uyuşukluk hisseder. Doktora başvurduğunda yüzünün sol tarafının kanser olduğunu öğrenir. Ve kısa bir süre içinde kanser sol gözünü tümüyle kaplar.
Ekranda gördüğünüz Japon asıllı Toshigo Sozaki ise başarılı bir iş kadınıydı. Mutlu bir evliliği vardı. Ancak bir gün, geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda beyninin bir bölümünde önemli bir hasar meydana geldi. Bir gün önce gururlu ve zengin bir iş kadın iken bu hastalıktan sonra zeka özürlü bir insan oldu. En basit ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak bir duruma düştü. Hafızasını tümüyle yitirdiği için uğrunda bütün ömrü boyunca çalıştığı kariyerinin kendisi için bir anlamı kalmadı.
Bu gerçekler karşısında insan, dünyaya bağlılığının ne derece anlamsız olduğunu düşünmelidir. Anlamalıdır ki sahip olduğu şeyler aslında denenmesi için geçici olarak kendisine verilmiştir. İnsanı yaratan Allah'tır ve onu tüm tehnikelerden koruyan da yalnızca O'dur. Allah dilerse hastalık verir ve aczini hatırlatacak eksiklikleri insan bedeninde yaratır. Çünkü dünya, Allah'ın yarattığı bir imtihan yeridir. Bu imtihan yerinde, Allah rızasına uygun davrananlar, O'nun emrettiği gibi güzel ahlak gösterenler, sonsuza kadar cennette yaşamaya hak kazanacaklardır. Büyüklenenler ve birkaç on yıllık dünya hayatını, sonsuz hayatına tercih edenler ise, dünyada da, ahirette de eksikliklerden, acizliklerden ve sıkıntılardan kurtulamayacaklardır.
Dünya hayatında insanları bekleyen tek tehlike hastalıklar değildir. İnsan bir kaza sonucunda yaşamını yitirebilir veya sakat kalabilir. Gazeteler her gün onlarca kaza haberiyle doludur. Bu haberlerdeki insanlar ölmeden önce, az önce öleceklerini akıllarından bile geçirmemişlerdir. Yakın vadede gerçekleştirmeyi düşündükleri birçok planları varken, kendilerini günlük yaşamın koşuşturmasına kaptırmışken, bir kaza sonucunda ölüm onları bulmuştur. Ve muhtemelen bu filmi izleyen insanların arasında da genç yaşta veya hiç beklemedikleri bir anda ölecek olan kişiler bulunmaktadır. Siz de bu insanlardan biri olabilirsiniz. Belki de bu film, ölümünüzden önce size ölümü hatırlatmak ve ahireti düşündürmek için yapılan son uyarıdır.
Günlük yaşamda insanın karşılaştığı acizlikler, dünya hayatının eksikliğinin ve geçiciliğinin bir başka delilidir. Bu bedenin sürekli temizlenmesi, beslenmesi ve dinlenmesi zorunludur. Kendilerini çok güzel ve yakışıklı bulan ve bununla kibirlenen insanlar, sabah kalktıklarında hiç de güzel görünmezler. İnsanların büyük bir bölümü bu saydığımız eksiklikleri çok doğal eksiklikler olarak görürler. Neden bu kadar aciz ve eksik yaratıldıklarını, bakıma ve temizlenmeye muhtaç olduklarını düşünmezler. Oysa eğer Allah dileseydi, insanda bu eksiklik ve acizliklerin hiçbiri olmazdı. Nitekim başka canlılar insan kadar muhtaç değildir. Örneğin bir çiçek, kapkara ve çamurlu bir topraktan çıkmasına ve bakım nedir bilmemesine rağmen her zaman tertemizdir ve mis gibi kokar.
Allah dileseydi, insanda yaşamının her anında bir çiçek kadar temiz olabilirdi veya hiçbir zaman hastalanmayabilir, hiçbir zaman ağrı-acı nedir bilmeyebilirdi. Ancak insan, aczini bilmesi için özellikle eksik, zayıf ve bakıma muhtaç yaratılmıştır. Bir imtihan yeri olarak yaratılan bu dünyadaki her şey yaşlanmaya, eksilmeye ve yok olmaya mahkumdur. Gerçek ve ebedi nimetler ancak Allah katındadır. Allah, Hadid Suresi’nde dünya hayatının gerçek durumunu insanlara şöyle hatırlatır:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, tutkulu bir oyalama, bir süz, kendi aranızda bir övünme, mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur. Bir yağmur örneği gibi. Onun bitirdiği ekin ekicilerin hoşuna gitmiştir. Sonra kuruyuverir. Bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş. Sonra o, bir çer çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap, Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid Suresi, 20)
Doğal Afetler
Hastalıklar, fiziksel acizlikler ve yaşlılığın yanı sıra dünya hayatının geçiciliğinin bir başka kanıtı daha vardır. Doğal Afetler.
Dünya uzaydan gelebilecek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Göktaşları. Böyle bir felaket daha önce yaşanmıştır. Bilim adamlarına göre bu çarpma, dinozor neslinin tükenmesine sebep olmuştur.
Dünyaya her an yeni bir göktaşı çarpabilir. Geriye tek bir soru kalmıştır. Ne zaman? Dünyamızın her an yüz yüze olduğu bu tehlike Hollywood filmlerine de ilham kaynağı olmuştur. Armageddon isimli filmde küçük gök taşlarının neden olacakları büyük yıkım gösterilmiştir. Deep Impact yani Derin Darbe isimli filmde de benzer bir konu işlenmiştir. Okyanusa düşen dev bir meteorun oluşturduğu dev dalgalar büyük şehirleri yutmaktadır.
Eski Amerika Birleşik Devletleri Başkan adaylarından Al Gore’un, 2006 yılında Oscar alan belgeseli uygunsuz gerçekte bu konulara eğilir. Belgesel, aslında küresel felaketleri çok güzel özetleyen bir alıntıyla başlar.
“Başımızı derde sokan kötü gelişmelerin kaynağında bilmediğimiz şeyler değil, başımıza asla gelmeyeceğinden emin olduklarımız vardır.” (Mark Twain)
Uygunsuz Gerçek
Eriyen buzulların, dünyayı biyolojik felakete ve sona götüren olayların panoramasını sunar. Mesela 2005 yılında yaşanan Katrina kazırgası bunlardan birisidir. Yaşanan depremler, fırtınalar, seller de öyle. Bu senaryolar birer fantezi değildir. Çünkü dünyamız bu tehlikeyle her an karşı karşıyadır. Eğer dünyanın büyüklüğünü bir elmayla kıyaslarsak, üzerinde yaşadığımız yer katmanı bu elmanın kabuğu kadar olur. İşte üzerinde yaşadığımız katman bu kadar ince, zayıf ve güçsüzdür. Ve dışarıdan gelebilecek küçük bir darbe onu yırtabilir.
Tehlikeler sadece gökyüzünde değil aynı zamanda ayağımızın hemen altındadır. Üzerinde yaşadığımız ince yer kabuğunun hemen altında binlerce derece sıcaklıktaki mağma tabakası vardır. Volkanik hareketler sonucunda mağma zaman zaman yeryüzüne çıkar. Dünyamız gerçekte pamuk ipliğine bağlıdır. Nitekim kimi zaman ihtişamlı dağlar, yerin altından gelen bu volkanik basıncın etkisiyle patlar. İnsanoğlunun böyle bir felaket karşısında kaçmaktan başka seçeneği yoktur.
Depremler, insanların yerleşim yerlerini bir anda yok edebilir. İnsanların gururla inşa ettikleri dev yapılar, görkemli şehirler bir anda yerle bir olur. Dünya üzerinde yaklaşık iki dakikada bir deprem olmaktadır. Ancak bunların çoğu hafif şiddetlidir ve insanlar tarafından hissedilmez. Oysa Allah'ın direnmesiyle bütün dünyayı etkileyecek şiddette yaşamın son bulmasına neden olacak, yeryüzünü yerle bir edecek sarsıntıların olması da oldukça kolaydır. Nitekim, fay kırıkları ve tabakalar arasındaki boşluklarla dolu olan yeryüzünün yapısı depremlerin oluşması için son derece uygundur.
İnsanlar genellikle gelişen teknolojinin, yaşanan tecrübelerin bu gibi felaketleri engelleyebileceğini düşünürler. Oysa doğal olaylardan etkilenmemek için harcanan çabalar kimi zaman hiç fayda vermez. Buna yakın iki örnek izleyeceksiniz şimdi. İkisi de Japonya'dan.
1995 yılında Japonya'nın Kobe kentinde gerçekleşen şiddetli depremde, depreme dayanıklı bir teknolojiyle inşa ettikleri Kobe, adeta kağıttan yapılmışçasına yıkılmıştır. Depremleri önceden haber veren bir sistem kurmak için yaptıkları araştırmalara milyarlarca dolar harcayan Japonlar, ummadıkları bir yönden gelen felaketi önceden tahmin edememişlerdir. En güçlü depremde bile dayanır dedikleri binalar tek bir sarsıntıda kibrit kutusu gibi yıkılıp gitmiştir.
Depremler kimi zaman beklenmedik başka felaketlere de yol açar. 2011 yılında bu sefer Tohoku şehrinde meydana gelen depremin ardından şehirdeki Fukushima nükleer santralinden çok yüksek seviyede radyoaktif madde sızıntısı yaşanmıştır. Bunun nedeni deprem sonrasında oluşan Tsunami'dir. Tsunami elektrik şebekesine zarar verdi ve santralin jeneratörlerini su bastı. Bu da santralde bir elektrik kesintisine neden oldu. Bunu takiben soğutma eksikliği santralde kısmı yerime ve patlamalara yol açtı. Altı reaktörün tamamında ve merkezi kullanılmış yakıt tankında sorunlar meydana geldi. Ve bu olay, etkileri onlarca yıl sürecek bir nükleer felaketin kapılarını araladı. Fukushima nükleer santrali bugün bile radyoaktif madde sızdırmaya devam ediyor.
Okyanus zemininde meydana gelen depremler, tıpkı 2011 Japonya depreminde olduğu gibi Tsunami isimli dev deniz dalgalarının oluşmasına sebep olur. Bu dalgalar bir kıyı şeridini tümüyle yıkar ve dalgaların yıkıcı etkileri kimi zaman dehşet verici boyutlara ulaşır. Dalgaların yüksekliği yaklaşık 30 metreyi bulur ve hiç kimse ne olduğunu anlamadan bir anda belirir. Tarih boyunca yüz binlerce insan bu dalgalar yüzünden yaşamanı yitirmiştir. Böyle bir dalga bir sahil kasabasını tümüyle yok edebilir.
Birazdan izleyeceğiniz görüntüler deniz kenarında inşa edilmiş bu otelin garajında bulunan kameralar tarafından çekilmiştir. Kısa bir süre sonra ikinci dalga çarpar.
Tayfun, kasırga gibi atmosfer olayları da dünya üzerinde sıkça yaşanan afetlerdendir. Bu korkunç rüzgârlar kimi zaman evleri, binaları, ağaçları, elektrik direklerini, arabaları ve insanları fırlatıp savuracak kadar güçlü olur. Hortumların meydana getirdiği yıkıcı etkinin karşısında insanoğlu çaresizdir. Modern bir şehir, şiddetli bir fırtına sonrası yerle bir olur. İnsanların sahibi olmakla övündükleri yatlar ya da villalar birer çöp yığını haline gelebilir.
Şiddetli yağmurlar nehirlerin taşmalarına ve sellere yol açıp önlerine gelen ne varsa bir anda yok edebilir. Tarih boyunca milyonlarca insan doğal afetler sonucunda yaşamlarını yitirmiştir. Bundan sonra da birçok insan aynı şekilde yaşamlarını yitirecekler. Ve bu insanların çoğu hayatlarının böyle bir şekilde sona ereceğini muhtemelen hiç düşünmemiş kimseler olacaklar. Önemli olan insanlara ölümü hatırlatan ve dünya hayatının geçiciliğini gösteren hikmetli birer uyarı olan bu felaketlerden ders alabilmektir. İnsan bu felaketleri düşünüp dünyanın hırsla bağlanmaya değmeyecek, sonsuza kadar yaşanamayacak bir yer olduğunu anlamalıdır.
Titanikteki İbret
Tarih, dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını gösteren yüzlerce ibret verici olayla doludur. 1912, bu ibret verici olaylardan birinin, dünya tarihinin en büyük deniz felaketinin gerçekleştiği yıl. O zamana kadar inşa edilmiş en büyük ve en lüks yolcu gemisi olan Titanic, İngilizlerin gururu olarak tanımlanıyordu. 55 metre yükseklik ve 275 metre uzunluğundaki gemi teknik yönden üstün bir donanıma sahipti. Pek çok insan Titanic için ‘batması imkansız gemi’ diyordu. Hatta sahipleri kendilerine ve gemilerine o kadar güveniyorlardı ki, -Allah'ı tenzih ederiz- “bu gemiyi tanrı bile batıramaz” demekten geri durmuyorlardı. Ancak gemi daha ilk yolculuğunda orta büyüklükteki bir buz dağına çarptı ve korkunç bir şekilde Atlantik sularına gömüldü. Geminin 2200 yolcusundan sadece 700 kadarı kurtuldu. 1500 yolcu buzlu sularda çırpınarak can verdi. Gemiye kesinlikle batmaz gözüyle bakıldığı için çok az sayıda filika alınmıştı. Ölenler arasında İngiltere'nin ünlü zenginleri ve soyluları da vardı. Bu felaket yaklaşık 90 yıl sonra Hollywood filmlerine konu oldu. Bu olay, insanların Allah'ın takdir ettiği kadere hiçbir şekilde karşı koyamayacaklarını bir kez daha göstermektedir. Titanik faciası, zenginlikleriyle kibirlenen, tek mutlak güç sahibinin Allah olduğunu unutanların ne gibi felaketlerle karşılaşabileceğini gösteren tarihi bir ibrettir.
Pompei'nin Helakı
Sahip oldukları imkânlar nedeniyle şımaran ve hemen ardından yıkıma uğrayan insanların ünlü bir örneği de tarihsel Pompeii kentinin halkıdır. Tarihçilere göre bundan 2000 yıl kadar önce Vezüv'ün yamaçları bağlarla örtülüydü. Pompeii de bu yamaçlarla deniz arasında kurulmuş ve genellikle zengin Romalıların tercih ettiği bir şehirdi. Pompei'de sefahat ve sapkınlık üzerine kurulu bir yaşam hakimdi. Komşu il olan Herculanum da aynı şartlara sahipti. Ancak tarihin en ünlü yanardağ patlamalarından biri bu güzel yerlerin varlığına son verdi. Volkanın lavlarıyla taş kesilmiş şehir halkının sapkın yaşamı bugün tüm ayrıntılarıyla görülebilmektedir. Günümüzden yüzlerce hatta binlerce yıl önce yaşayan uygarlıkların zenginlikleri kendilerine hiçbir fayda sağlayamamıştır. Onlardan geriye kalan ibret verici kalıntılardır. Pompei halkı da Kuran-ı Kerim'de anlatılan Lut kavminin izinden gitmiş ve aynı acı sonu ile yüz yüze kalmıştır. Allah her an her yerde bu yıkımdan daha şiddetlisini tattırmaya kadirdir. Allah geçmiş kavimlerin durumundan ders almak gerektiğini Rum suresinde şöyle hatırlatır:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstündüler. Toprağı altüst etmişler ve onu kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu. Ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (Rum Suresi, 9)
Ölüm
Buraya kadar anlatılan bütün konuların yanı sıra herkesin üzerinde düşünmesi gereken çok önemli bir gerçek daha vardır. İnsanın Kendi Ölümü. İnsanların çoğu kendi ölümlerini düşünmekten kaçınır. Bir gün artık bu dünyada yaşamayacaklarını düşünmezler. Ancak bir taraftan da ölüm insanları çepeçevre kuşatmıştır. Bu film süresince ülkemizde yaklaşık 60 kişi ölecektir. İnsanlar günlük yaşamlarında ölüme şahit olmazlar.
Ölüm, günümüzde televizyon ve sinemada bir heyecan unsuru olarak kullanılır. Ancak gerçekte ölüm her insanı bekleyen kaçınılmaz bir sondur ve dünya hayatının en büyük gerçeğidir. Bugüne kadar yeryüzünde milyarlarca insan yaşamış ve ölmüştür. İzlediğiniz iskeletlerin her biri bir zamanlar tıpkı sizin gibi idealleri, aileleri ve geleceğe ait planları olan birer insandı. Ancak onlardan geriye yalnızca müzede sergilenen kemikler kaldı.
100 yıl önce dünya üzerinde yaşayan insanların hemen hiçbiri bugün yaşamıyor. Yaklaşık 100 yıl sonra şu anda izlediğiniz insanların hepsi ölmüş olacak. Yalnızca onlar değil, tanıdığınız, bildiğiniz, sevdiğiniz ve sevmediğiniz bütün insanlar ve onlarla birlikte siz de ölmüş olacaksınız. Çünkü kolundaki veya duvardaki saatin her vuruşu sizi öleceğiniz ana biraz daha yaklaştırır.
Aslında zaman denilen kavram, insanlar için ölecekleri gün bitecek olan bir geri sayımdır. Örneğin bu filmi izleyen her insanın kaç gün, kaç saat, kaç dakika ömürlerinin kaldığı şu anda belirlidir. Ve her an bu toplam zaman sıfıra doğru geriye gider. Ve sonunda kaçınılmaz an gelir, geri sayım biter. Yıllardır atan kalbiniz durur. Ve son nefesinizi verirsiniz. Ölüm gelip çatar. Vücudunuz hızla soğumaya başlar. Ekranda ölüm sonrasında bir bedenin soğumasını gösteren termal kamerayla çekilmiş görüntüleri izliyorsunuz. Vücut ısısı hızla düşer ve ölüm bütün bedeni kaplar.
Unutulmamalıdır ki ölümle birlikte insanın sonsuza kadar sürecek olan gerçek yaşamı daha yeni başlar. Her insan, ölümün ardından yepyeni bir yaratılışla diriltilecek ve Allah'ın huzurunda hesap verecektir. Dünya hayatında Allah'a samimi bir kalple iman eden, O'na gereği gibi kulluk edenler, işledikleri hatalardan dolayı pişman olup O'na tevbe edenler, sonsuz cennet nimetleriyle karşılık bulacaklardır. Dünya hayatının geçici süslerini Allah'ın rızasına ve ahirete tercih edenler ise, hiç ummadıkları şekilde azapla karşılaşacaklardır.
O halde insana düşen, dünya hayatının geçici süsüne aldanmamaktır. Dünya üzerindeki hiçbir güzellik, insan için bir amaç olamaz. Bunlar ancak birer araçtır. İnsanın asıl amacı ise kendini yaratmış olan ve ona türlü nimetler bahşetmiş olan Allah'a kulluk etmek, O'nun rızasını aramaktır. İnsan bilmelidir ki dünya hayatındaki her şey geçicidir. Allah ise sonsuz olandır. Bir Kuran ayetinde Allah dünya hayatının gerçeğini şöyle buyurur:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Yeryüzündeki her şey yok olucudur. Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü baki kalacaktır.” (Rahman Suresi, 26-27)
Sonuç
Bu filmde dünya hayatının gerçeğini inceledik ve açık delilleriyle gördük ki bu dünya geçici bir mekandır. Ve dünyadaki her şeyin bir sonu vardır. İnsanın da bir sonu vardır. Her insan eninde sonunda mutlaka ölüm gerçeğiyle karşı karşıya gelir ve bu dünyada sahip olduğu her şeyi arkasında bırakarak ahirete gider. Dünyanın değersiz süsleri için hırsa kapılmak, bunlar için dini terk etmek, ihtiras, gerilim ve endişe dolu bir hayat sürmek insanı olabilecek en büyük kayba uğratacaktır. İnsan, kendini Allah'a teslim etmeli, O'na güvenmeli ve O'nun öğrettiği güzel ahlaka göre yaşamalıdır. Diğer insanlara karşı mütevazı, anlayışlı, bağışlayıcı ve yardımsever olmalıdır. Dürüst, samimi, fedakâr ve adaletli davranmalıdır. Bu güzel ahlakı gösteren insan, nefsinin bencil tutkularından korunmuş olur ve insan ancak bu yolla kurtuluşa erebilir. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar kurtuluş bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)
Dikkat!
Belki de bu film, ölümünüzden önce size ölümü hatırlatmak ve ahireti düşündürmek için yapılan son uyarıdır.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500