HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bir Ömür Bir Nefes

Bir Ömür Bir Nefes

Harun Yahya
1407
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Bir Ömür Bir Nefes

 

Şimdi derin bir nefes alın. Kim bilir belki de bu dünyada alacağınız son nefes olacak. Çünkü her insan için kaçınılmaz olan ölümün size hangi anda geleceğini bilmiyorsunuz. Peki ansızın, muhtemelen de hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkacak ve geri dönüşü de kesinlikle olmayan bu olay için bir hazırlık yaptınız mı?

Sabah belli bir saatte kalkmak için bile bir hazırlık yapar, saatinizi kurar, erken yatarsınız. Evden dışarı çıkmadan önce de mutlaka hazırlanırsınız. Gündüz gireceğiniz bir iş toplantısı ya da akşam yiyeceğiniz yemek için farklı hazırlıklar yaparsınız. Kimi zaman ticari bir iş konusu veya bir sınav için günlerce, belki de haftalarca çalışıp hazırlanırsınız. Hem de her detayı, her ihtimali hesaplayarak. Peki sonsuza dek sürecek olan ahiretteki asıl yaşamınız için nasıl hazırlık yapıyorsunuz? Bunun için ne kadar ayrıntılı bir plan hazırlıyorsunuz?

İnsanın önünde ortalama 60-70 yıllık kısa bir ömür vardır ve bu ömür tıpkı bir kum saatinde olduğu gibi hiç durmadan akar ve her insan ahirete doğru sürekli bir geri sayım içinde yaşar. Dünya Allah'tan korkup sakınanlarla ona nankörlük edenleri ayırt etmek için hazırlanmış bir imtihan yeridir. Bu nedenle insanlar imanlarının ortaya çıkması için türlü şekillerde denenmektedirler. Sonuçta Allah'ı hakkıyla tanıyıp takdir edebilenler inkarcılardan ayrılacak ve kurtuluşa ereceklerdir. Hayat kısadır ama insanın ruhu Allah'ın dilemesiyle sonsuza kadar yaşayacaktır. Sonsuzluğun yanında ise 60-70 senelik hayatın hiçbir kıymeti yoktur. Bu 60-70 senelik hayatta ise ben yaşıyorum denilen anların toplamı yalnızca birkaç senedir. Evet yanlış duymadınız. Koskoca denilen ömür aslında birkaç seneden ibarettir. Nasıl mı?

Her insan yaşadığı 24 saatin aslında en fazla 18 saatini şuurlu olarak geçirir. Geri kalan minimum 6 saatlik uykuda ise bilinci tamamen kapalıdır. Ortalama 60 senelik bir yaşamın en az dörtte biri yani 15 senesi bilinçsiz olarak geçmektedir. Geriye kalan 40-45 senenin ise ilk 5 ila 10 yılı çocukluktan kaynaklanan bir şuursuzluk dönemidir. Yani 60 yaşında bir insan aslında bu yaşamının yarısını şuursuz olarak geçirmektedir. Kalan zamanının ise çok büyük bir bölümünü yemek hazırlayarak ve yiyerek, bedenini ve çevresini temizleyerek, trafikte bir yere ulaşmaya çalışarak geçirir. Sonuçta ise ortaya çıkan koskoca ömürden geriye ancak 3 ila 5 senelik bir vaktin kaldığıdır. Peki bu kadarcık bir zamanın sonsuz hayat yanında nasıl bir değeri olabilir? Dahası bu kadar kısa olan dünya hayatı aynı zamanda çok sayıda eksikliklerle, kusurlarla, zorluk ve sıkıntılarla doludur.

 

Dünya Hayatının Aldatıcı Süsleri

 

Yaşadığımız dünyada insan gözünü hangi yöne çevirse pek çok güzellikle karşılaşır. Mükemmel yapıdaki insan vücudu, milyonlarca çeşit bitki, tonlarca ağırlıktaki bulutların yer aldığı uçsuz bucaksız gökyüzü ve daha birçok şey ruha zevk verecek estetik bir görünümle yaratılmıştır. Gördüklerinin dışında diğer duyularıyla algıladığı pek çok detay da insana zevk verir. Güzel bir koku, tat ya da güzel ritimli bir müzik gibi. Dalından sarkan bir meyve, güzel kokusu ve tadıyla herkesin hoşuna gider. Yine aynı şekilde bir çiçeğin farklı tonlardan oluşan renkleri üzerindeki desen son derece zevk vericidir. Ya da güzel bir ev, son model bir araba. Her insan, yaşamını sürdürürken bunlar gibi daha birçok şeyi beğenip onları elde etmek ister. Fakat bütün bu sayılanlara bir süre geçtikten sonra dönüp baktığında görür ki dünyada tüm güzellikler sonludur. Yeryüzündeki bir mekan ne kadar güzel olursa olsun, aradan birkaç on yıl, hatta kimi zaman yalnızca bir mevsim geçtiğinde son derece tanınmaz hale gelebilir.

Örneğin bir meyve, dalından kopartıldıktan kısa bir süre sonra kararmaya başlar. O güzel kokusunu kaybeder. Ardından da çürür ve kötü bir koku yaymaya başlar. İnsan canlı renkleri ve hoş kokusuyla kendisini cezbeden çiçekleri alıp evine getirir ve bir vazoya koyar. Ancak aradan birkaç gün geçmeden çiçeklerin renkleri solar, canlılığı, diriliği kaybolur. Bir süre sonra ise kararmış ve çürümüştür.

Dünyanın en güzel yüzüne sahip olduğunu düşündüğünüz insanı 60 yıl sonra görseniz tanımakta bile zorlanabilirsiniz. O güzel insan yaşlanmış, yüzü kırışıklıklar içinde kalmış, saçları bembeyaz olmuştur.

Dünyadaki canlı, cansız her varlık zaman geçtikçe bozulma eğilimi gösterir. Bu çoğu insana doğal gibi gelir. Oysa burada çok derin bir anlam gizlidir. Etrafımızdaki her şey sürekli olarak bozulmaya, eskimeye, çürümeye doğru giderek bize aslında çok önemli bir mesaj vermektedir. Bu, dünyanın geçici ve aldatıcı bir hayal olduğu gerçeğidir. Allah, insanların dünyanın aldatıcı yönüne kanmamaları ve bu gerçeği düşünmeleri için Kuran'da çeşitli örnekler vermiştir.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken, işte tam bu sırada gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (Yunus Suresi, 24)

Süslü ve çekici kılınma dünyadaki imtihanın bir sırrıdır. Allah dünyada insanlara sunduğu tüm imkanları çok güzel ve gösterişli yaratmıştır. Ama bazı yönlerden eksik, aynı zamanda da geçici ve kısadırlar ki bu şekilde insanlar aradaki kıyası yapabilsinler. İşte sır burada saklıdır. Dünya hayatı Allah'ın şanına uygun olarak çok güzel, renkli ve ihtişamlıdır. Onda yaşamak, Allah'ın tecellilerinden zevk almak elbette bir nimettir ve Allah'tan istenir. Fakat hiçbir zaman Allah'ın rızasından ve ahiretten daha önemli değildir. Bu yüzden de insanların bu nimetleri kullanırken asla gerçek amaçlarını unutmamaları gerekir. Allah Kuran'da insanları bu konuda şöyle uyarmıştır:

“Size verilen her şey yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Kasas Suresi, 60)

Ayette bildirildiği gibi, dünya üzerinde güzel olan ne varsa bir gün güzelliğini kaybedecek ve hatta yok olacaktır. Bu gerçekleri kavrayan insanın tavrı ise, gerçek yurt olan ahirete hazırlık yapmak, yaşamını yalnızca Allah'ı hoşnut edeceği umulan yolları arayarak geçirmek olacaktır. Aksi takdirde dünyada da, ahirette de azapla karşılaşacaktır.

Bir kişi belki zengin olur ama mutlu olamaz. Güzel olabilir ama güzelliği başına dertler açabilir. Nitekim gazetelerde, televizyonlarda bu tür haberler her gün karşımıza çıkar. Bir ödül alırken gülümseyen, birkaç gün sonra ise mutsuzum diye demeç veren ünlüler, hayatta hiçbir şey ile tatmin bulamadıklarını açıklayan film yıldızları.

Hiç kimsenin bir şeyin en üstününe sahip olması dünya hayatında mümkün değildir. Sahip olunan meta, her ne olursa olsun muhakkak daha üstünü, daha iyisi, daha güzeli vardır. Dolayısıyla bu dünya, insan ruhunun gerçek huzuru ve tatmini bulacağı bir yer kesinlikle değildir.

 

İnsan Zayıf Olarak Yaratılmıştır

 

Günlük hayatın akışı içinde evde, yolda, işte, okulda çeşit çeşit insanlar görürüz. Bu insanların önemli bir bölümü düzgün giyimli, bakımlı, saçları iyi taranmış, tıraş olmuş, ütülü kıyafetler giymiş insanlardır. Ancak bu görünüşlerinin bir de arka planı vardır. Bu insanlar bu düzgün görüntüyü elde edebilmek için acaba ne kadar zaman harcamak zorunda kalmışlardır?

 Her insanın bir gün içinde yaşadığı vaktin önemli bir bölümü temizlik ve bakımla geçer. Ancak ne kadar temizlik ve bakım yapılırsa yapılsın bu geçicidir. Dişini fırçalayan bir insan belki bir saat sonra hiç fırçalamamış gibi olabilir. Banyo yapan bir kişi özellikle yaz mevsimindeyse bir iki saat sonra hiç banyo yapmamış gibi bir hale gelebilir. Uzun uzun tıraş olan bir erkek, ertesi gün uyandığında tekrar aynı işlemi yapmak zorunda kalır. Peki hiç düşündünüz mü? İnsan neden bu derece bakıma ve korunmaya muhtaç bir bedene sahiptir? Neden her insan yaşamı boyunca sürekli bedenini temizlemek zorundadır? Neden mikroskopla görünebilecek kadar küçük bakteriler, virüsler bile bu bedene zarar verebilmektedir? Ve neden insan bedeni zaman ilerledikçe yıpranmakta, yaşlanmaktadır? Bu konuda hiçbir istisna yoktur.

Dünyanın en zengin, en güzel insanları, gelmiş geçmiş tüm krallar, imparatorlar, hükümdarlar, yöneticiler ya da bugün yaşayan veya yaşamayan tüm şöhretler içinde bu durum değişmemektedir. Her biri birkaç gün bakımsız kalsa tanınmaz hale gelebilir. Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan tüm değişimler onlar için de geçerlidir. Evet, insan bedeni her yönüyle korunmaya ve kollanmaya muhtaçtır. Dünya şartlarında ise başına ne zaman ne geleceği belli değildir.

Yaşadığı yer, ister dünyanın en gelişmiş şehri olsun, ister elektrikten, sudan mahrum bir dağ köyü olsun, kişi hayatının hiç beklemediği bir anında bir tehlikeyle karşılaşabilir. Ölümcül bir hastalığa yakalanabilir, sakatlanabilir. Karşılaştığı bir olay, hiç kaybetmeyeceğini sandığı bedensel gücünü, güzelliğini ya da övündüğü fiziksel bir özelliğini alıp götürebilir. Bir hastalıkla çok sevdiği ailesini, arkadaşlarını bir daha hatırlayamayacak hale gelebilir veya bir doğal afet yaşadığı şehri tamamen yerle bir edebilir. Allah bu örneklerle dünya hayatının geçiciliğini, ölümün her an gelebileceğini bizlere göstermektedir.

Yaşadığımız bu kısa hayata bağlanmak ise, kendini çökeceği belli olan binaya hapsetmek gibidir. Ki şuurlu olan bir insan böyle bir aldanmaya kapılmaz.

“Onlara dünya hayatının örneğini ver. Gökten indirdiğimiz suya benzer. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgârların savurduğu çalı çırpı oldu. Allah her şeyin üzerinde güç yitirendir.” (Kehf Suresi, 45)

Bir çizgi kahramanı sinemaya uyarlanmasıyla milyonlarca insan için süpermen olmuştu. Christopher Reeve. Herkesin gözünde güçlü, kuvvetli, ünlü biriydi ama bir gün her şey değişti. Ata binerken düştü. Vücudunun birçok kemiği kırıldı ve felç oldu. O eski gücünden geriye hiçbir şey kalmadı. Yalnızca başkalarının yardımıyla hareket eder hale geldi. 9 yıl bu şekilde yaşadıktan sonra 2004'te öldü. Onun da yaşadığı sürece sözde hayranları vardı. Parası ve gelecekle ilgili planları. Belki de dünyada ihtişamlı bir yaşamı olduğu yanılgısına kapılmıştı. Tıpkı ondan seneler önce ölen bazı ünlülerin kapıldığı gibi. Ama o da herkes gibi öldüğünde toprağın altına yapayalnız gömüldü.

“Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi bugün de teker teker yapayalnız ve yalın bir tarzda bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız.” (En’am Suresi, 94)

Ortalama 70-80 kiloluk bir et ve kemik yığını olan beden ince bir deriyle kaplanmıştır. Elbette bu narin deri kolaylıkla çizilir, yırtılır ve en ufak bir darbede morarır. Güneş altında çok uzun bir süre kalmaya dayanamaz. Belli bir limit aşılırsa deri önce kızarır, sonra şişer ve su toplar. Aynı şekilde soğuğa da dayanamaz. Allah insanları en güzel surette yaratmış ve en mükemmel sistemlerle donatmıştır. Dünya hayatının geçiciliğini göstermek ve hırslara kapılmalarını engellemek için bedeni, et ve yağ gibi çok çabuk bozulabilen maddelerden var etmiştir. İşte insanın en büyük acizliklerinden biri malzemesinin bu denli çürük olmasıdır. İnsan, Allah'tan bir hatırlatma olarak bedeninin acizliğini sık sık hisseder.

Bu dünyada kusursuz bir güzellik, yaşlanmayan bir yüz, hasta olmayan bir vücut gibi kavramlar yoktur. Çünkü bu dünya yalnızca geçici olarak kaldığımız bir imtihan yeridir. Gerçek yurt ise ahirettedir.

Bir diğer örnek üzerinde düşünelim. Soğuk havanın etkisi de insan vücudunun acizliğini bütün gerçekliğiyle ortaya koyan bir etkendir. Soğuk hava insanın fizyolojik savunmasını yavaş yavaş felç eder. Başlangıçta kalp ritmi hızlanır, damarlar büzülür ve atardamar basıncı yükselir. Vücut kendisini ısıtmak için titremeye başlar. Vücut sıcaklığı 35 dereceye düştüğünde artık tehlikeli bir durum baş göstermiştir. Kalp ritmi yavaşlamaya başlar, tansiyon düşer, kol ve bacaklarda, en çok da parmaklarda damarlar büzülmeye başlar. Vücut sıcaklığı 35 dereceye düşen bir kişi de bilinç bulanıklığı, uyku eğilimi ve dikkat dağınıklığı ortaya çıkar. Zihinsel işlemler de aksama oluşur. Burada kuşkusuz en önemli nokta vücut sıcaklığının sadece 1,5 derece düşmesiyle bile böylesine önemli sonuçların ortaya çıkmasıdır. Soğukta daha fazla kalındığında ve vücut sıcaklığı 33 derecenin altına düştüğünde ise bellek ve bilinç kaybı yaşanır. 24 dereceye düştüğünde solunum, 20 dereceye düştüğünde beyin, 19 dereceye düştüğünde de kalp durur ve kaçınılmaz olan ölüm gerçekleşir.

İnsanın fiziksel acizliklerin nedenini anlaması çok önemlidir. Çünkü bu acizlikler insana dünyada ne yaparsa yapsın her şeyin mutlaka eksik ve sonlu olduğunu en açık şekliyle anlatır. Bütün bunların yaratılmasının nedeni insanın yaratıcımız olan Allah'ın karşısındaki acizliğini anlayabilmesi ve dünyanın geçici bir mekan olduğunu fark edebilmesidir. Bunu fark eden kişi, gerçek yurt olan cennete yön edecek, bu dünyaya körü körüne bağlanmaması gerektiğini hatırlayacaktır. Zira insana vaad edilen sonsuz bir cennet hayatı vardır. Cennet, hiçbir eksikliğin, kusurun, fiziki acizliğin bulunmadığı bir yerdir. Orada insan nefsinin istediği her şeye sahip olacak, yorgunluk, açlık, susuzluk, yaşlanma, hastalanma gibi fiziki eksikliklerden ise tamamen kurtulacaktır.

 

Ömrün En Aşağı Ucu: Yaşlılık

 

Şu anda gördüğünüz kadın yaklaşık 70 yaşlarında. Yılların dahi hesabını yapamadan kendini ilk önce okul sıralarında, ardından iş yerindeki masasında, daha sonra çocuklarıyla, birkaç on yıl sonra da torunlarıyla birlikte parkta gezerken buldu. Çok rahatlıkla spor yaptığı, koşup hareket ettiği bedeni neredeyse ayağını bile kaldıramayacağı kadar güçsüzleşti. Çok keskin gören gözlerine perde indi, pırıl pırıl parlayan cildi derin çizgilerle doldu. Eski resimlerine baktığında yılların üzerinde çok büyük değişiklikler yaptığını fark ediyor. Ruhu ne kadar koşup oynamak, hızlı yürümek ya da eğlenmek istese de bedeni buna kesinlikle izin vermiyor. Muhtemelen yaşadığı 70-80 senenin nasıl geçtiğini anlayamadığını düşünüyordur. Hatta kendisine sorsanız, göz açıp kapayıncaya kadar geçti, hiçbir şey anlayamadım diyecektir. 20'li yaşlarındayken herhalde o da yaşlanacağını hiç düşünmemiştir.

Ancak şu an çok uzak gördüğü o dönemin içinde bulunmanın şaşkınlığını yaşıyor. Yaşam boyunca yaptıklarını yazmasını veya anlatmasını isteseniz, en fazla bir defteri doldurabilir veya en çok 5-6 saat durmaksızın anlatabilir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde başından geçen iyi veya kötü olayları, aldığı önemli kararları, hırsını yaptığı, ulaşmak için yıllarını verdiği hedeflerini şu anda zorlukla hatırlıyordur. O zamanlar çok önemli olduğunu düşündüğü konuların tümü şimdi onun için birer anıdan ibarettir. Koskoca 70 sene dediği şeyin tamamı işte bu kadardır.

Zamanın yıpratıcı etkisi her şeyde gözle görülür biçimde fark edilir. Ancak en büyük yıpranmaya insan kendi bedeninde şahit olur. Geçen yıllarla birlikte insanın çok değer verdiği bedeni geri dönülemez bir biçimde hasar görür. İnsanın belirli bir zaman süreci içinde geçirdiği bu değişiklik Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

“Allah sizi bir zaaftan yarattı. Sonra bu zaafın ardından bir kuvvet kıldı. Sonra bu kuvvetin ardından da bir zaaf ve yaşlılık verdi. Dilediğini yaratır. O bilendir, güç getirendir.” (Rum Suresi, 54)

Tıbbi olarak yaşlılığa ikinci çocukluk dönemi de denmektedir. Çünkü vücutta meydana gelen bozulmalar insanı tıpkı bir çocuk gibi bakıma ve korunmaya muhtaç bırakır. Her insan hayatına çocuk olarak başlar ve bir dönem sonra tekrar çocukluğa dönerek hayatını noktalar. Bu süreç şüphesiz gelişigüzel oluşmuş değildir. Allah dileseydi insanı ölene kadar genç yaşatır, vücudunda hiçbir eksiklik ya da hastalık yaratmazdı. Ama Allah, yaşlılık döneminde insanda fiziksel bir takım eksiklikler yaratarak ona bu dünyanın geçiciliğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu dünyanın geçiciliği ve insanın belli bir hikmet üzerine yaşlılık dönemine ulaştırıldığı bir ayette şöyle bildirilir:

“Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de bildikten sonra bir şey bilmesin diye ömrün en aşağı ucuna yaşlılığa geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir, her şeye güç yetirendir." (Nahl Suresi, 70)

Deri, insan güzelliğinde en çok önem taşıyan faktörlerdendir. Yaklaşık 1 mm kalınlığındaki bu doku kaldırıldığında ortaya estetik yönden hiç de hoş olmayan bir görüntü çıkar. Öyle ki oluşan manzaraya bakmak bile oldukça güçtür. Bu durumda insanın övündüğü, çevresine gösteriş yaptığı, gerçekte vücudunun her yerini kaplayan yaklaşık 2 kilogramlık deriden ibarettir denebilir. Dikkat çekici olan ise yaşlılığın en fazla tahribat yaptığı yerin de yine deri olmasıdır. Bir zamanlar fiziki güzelliği, gücüyle ün kazanan, çok zeki ve sağlıklı olarak tanınan insanların da sonu şu anda ekranda gördüğünüzden farklı olmayacaktır. Kullanılan tüm kozmetik ürünler, bu ürünlere harcanan milyonlarca para, türlü estetik ameliyatlar bu süreci en fazla birkaç sene geciktirebilir ama sonucu değiştiremez. Şu çok açık bir gerçektir. Sonsuz hayat yanında bu dünya hayatının hiçbir kıymeti yoktur. İnsanı ahirette sonsuz mutluluğa ulaştıracak olan yalnızca Allah'a imanıdır.

 

Dünyadaki Zenginlik Ve İtibar Mutlaka Yok Olacaktır

 

Birçok insan dünyada son derece mükemmel bir hayat sürdürebileceği yanılgısına kapılır. Oysa Allah'ı ve ahireti unutan bir insanın hiçbir zaman tam istediği, hayalini kurduğu gibi bir hayatı olamaz. Çünkü istediği ilk şeye kavuştuğunda daha da iyisini ve fazlasını talep etmeye başlar. Parası olur, yetinmez. Çok daha fazlasını kazanmak için çalışır. Evi olur, beğenmez. Daha hoşuna giden bir ev görüp onu almak için çaba harcamaya başlar. Her sene değişen zevklerinden dolayı evinin içini de, kendi kıyafetlerini de beğenmez. Sürekli olarak daha güzel mobilyaların ve giysilerin hayalini kurar. Elbette bir müminin daha çok şükretmek ve cenneti anmak için Allah'tan nimet istemesi meşru ve güzel bir harekettir. Ancak Allah'ı ve ahireti unutarak yalnızca dünya hırsı için nimet peşinde koşan inkarcı insanların içinde bulundukları ruh hali müminlerinkinden çok farklıdır. Bu kimselerin durumu Kuran'da şöyle tarif edilmiştir:

“Kendisini tek olarak yarattığımı bana bırak ki ben ona alabildiğine geniş kapsamlı bir mal verdim. Göz önünde hazır çocuklar ve sayısız imkân ve fırsatları önüne serdim. Sonra daha arttırmam için tamah eder.” (Müddessir Suresi, 11-15)

Burada çok önemli bir gerçek çıkar karşımıza. En fazla evi olan, en pahalı arabaları satın alan, en çok kıyafeti olan insanın da oturabileceği oda, kullanacağı araba, yiyeceği yemek, yatacağı yatak, yiyeceği kıyafet sınırlıdır.

Dünyanın en büyük malikanesinde yaşayan bir insan aynı anda kaç odada birden oturabilir? Veya en güzel kıyafetlere sahip insan bir seferde bu kıyafetlerin kaçını giyebilir? Onlarca odadan oluşan köşklere sahip olsalar dahi aynı anda bütün odaları kullanamayacakları için evlerinin en fazla bir odasında oturabilirler. Dolaplar dolusu kıyafetleri olsa da aynı anda sadece tek bir kıyafeti giyebilirler. Allah'ın yarattığı binlerce çeşit yiyeceğe sahip olsalar bile en fazla iki ya da üç tabak yemek yiyebilirler. Daha fazlasını yemeye kalksalar bu, onlar için bir işkence haline dönüşür. Kuşkusuz bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak bunlardan daha da etkilisi, kişinin, malının, mülkünün kendince keyfini sürebileceğini düşündüğü her şeyin kısıtlı oluşudur.

Peki gerçek zenginlik nasıl olur? Gerçek zenginlik, Allah'a iman eden ve dünyanın geçip gitmekte olan süslerine gereğinden fazla önem vermeyen, her şeyin yalnızca Allah'tan geldiğini bilen müminlere aittir. Çünkü mümin, dünya hayatı karşılığında ahireti satın almıştır. Malı, mülkü Allah'ın rızasını kazanmak için ister ve bu amaçla kullanır. Kendisine verilen nimetlere şükrettiği gibi, dünyada eksiklik gibi görünen olaylarda da Allah'a şükreder. Bu nedenle en kârlı alışverişi yapmış, geçici değil sonsuz zenginliği seçmiştir. Allah Kuran'da bunu şu şekilde örnek vermiştir:

“Hiç şüphesiz Allah, müminlerden karşılığında mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu Tevrat'ta, İncil'de, Kuran'da onun üzerine gerçek olan bir vaattir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe Suresi, 111)

Ölüm sizi her an yakalayabilir. Her insanın kendi hayatı hakkında bitmek tükenmek bilmeyen planları vardır. Liseyi bitirmek, üniversiteye girebilmek, mezun olmak, iş sahibi olmak, ev sahibi olmak, evlenip çoluk çocuk sahibi olmak, çocuğunu büyütmek, emekli olmak, huzurlu bir hayata kavuşmak gibi. Oysa bu planların hiçbirinin gerçekleşeceği kesin değildir. Çocukluğunuzdan beri planladığınız işe giremeyebilirsiniz. Bugün akşam yemeği için birine söz vermiş olabilirsiniz ama gidemeyebilirsiniz. Hatta bu belgeseli sonuna dek izleyebileceğiniz dahi kesin değildir. Dünyada gerçekleşeceği kesin olan tek bir gerçek vardır. Ölüm.

Dünya hayatında mutlaka gerçekleşeceğinden emin olunan tek şey ölümdür. Hepsinden önemlisi dünyadaki tüm hayvanlar, bitkiler, insanlar yani yeryüzündeki bütün canlılar ölümlüdür. Bazı insanlar bu büyük gerçeğin önemini kavrayamaz. Bunun nedeni, ölen insanların ve hayvanların yerine sürekli yenilerinin doğması, dünyada her yıl yeni ürünlerin yetişmesidir. Eğer yeni doğumlar olmasaydı ama ölümler devam etseydi, dünya hayatı nasıl olurdu? Bir düşünün. Birer birer eksilen insanları, hayvanları, bitkileri….

Bu örnekler üzerinde düşününce ölüm gerçeği çok açık bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Yıllarca çalışıp, çabalayıp üniversiteye giren bir öğrenci okuluna giderken ölebilir. Ya da yeni işe giren bir kişi iş yerine giderken, başarılı bir iş adamı toplantısına yetişmeye çalışırken. Birkaç saat, bir gün, bir yıl, otuz yıl ya da yetmiş yıl. Kesin olan bir gerçek var ki sınırlı olan her şey eninde sonunda bitecektir. Bir insan seksen yıl da yaşasa, yüz yıl da yaşasa her geçen gün kaçınılmaz olan sona doğru ilerler.

Örneğin bu belgeseli izleyen herkesin kaç gün, kaç saat, kaç dakika ömrünün kaldığı şu anda bellidir. Bu nedenle her insanın Allah'ın kendisi için tespit ettiği süreyi en iyi şekilde değerlendirmesi gerekir. Ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu kavrayan kişi, toprağın altında ne malın, mülkün, ne markanın, ne de çevresindeki insanların bir değeri olmayacağını çok açık bir şekilde fark edebilir. Zengin ya da fakir, güzel veya çirkin her insan yalnızca birkaç metrelik bir beze sarılı olarak defnedilecektir.

“Ey insanlar! Hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5)

Şuurlu bir insanın yapması gereken gerçekleri göz ardı etmeyi bir kenara bırakmaktır. Çünkü ölüm size büyük bir ihtimalle bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.

Bu cenaze törenine katılan insan da bir gün defnedilen kişiyle aynı konumda olacaktır. Aynı şekilde onun bedeninde toprağa karışacak, cansız vücudu, bir zamanlar sözünü bile duymak istemediği çürüme sürecinin her aşamasıyla karşı karşıya kalacaktır. İnsan bilmelidir ki bu dünyaya yalın bir şekilde gelmiştir ve yine yalın bir şekilde dünyadan ayrılacaktır. Kendisiyle birlikte ahirete gidecek olan tek şey Allah'a inancı ya da inançsızlığıdır. Ünlü İslam alemi İmam Gazali bir sözünde dünya hayatının geçiciliğini ve ölüm gerçeğini şöyle ifade etmiştir:

 

“Nice nefes alanlar vardır. Aldıkları son nefesi geri vermeden ansızın ölüm onları yakalamıştır. Öyleyse gerçekte senin sahip olduğun sadece bir nefesten ibarettir. Ne bir gün ve ne de bir saat. Bir nefesi bile geçirmeden Allah'a itaate ve tevbeye yönel. Belki de ikinci bir nefese erişemeden ölüm seni yakalar. Demek ki insanın ikinci bir gün, ikinci bir saat, ikinci bir nefes için gösterdiği çaba neredeyse boşa çıkmaktadır. Çünkü onlara ulaşma garantisi bulunmamaktadır.”

 

Müminin Gerçek Yurdu Ahirettir

 

Kuran'da ahiret hayatı asıl hayat olarak tanımlanır. Bu ifade dünya hayatında gerçek sanılan her şeyin sanılandan çok daha farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Dünyada insanların bir ömür boyunca peşinden koştukları metalar, elde etmeye çalıştıkları tüm zenginlikler ahiretle kıyaslandığında asıl değil sahte olandır. Her insan sonunda Allah'a döndürülecek ve ahirette her şeyin aslı ile karşılaşacaktır. Bu nedenle insan Kuran'da asıl hayat olduğu bildirilen ahireti samimiyetle düşünmelidir. Rabbimize dünyada kendisine verdiği nimetler için şükrederek Kuran ahlakını yaşamalıdır.

“Bu dünya hayatı yalnızca bir oyun ve eğlence türünden tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekten ahiret yurduysa asıl hayat odur. Bir bilselerdi.” (Ankebut Suresi, 64)
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Allah'ın Yaratma Sanatı
Allah'ın Yaratmasındaki Çeşitlilik
Allah'ın yaratması
Dünya Hayatı
Yaratılış