ALLAH İÇİN YAŞAMAK
Gökyüzü, yeryüzü ve bu ikisi arasındaki her şey. Tüm ihtişam ve azametiyle kusursuz evren. Allah'ın varlığı ve büyüklüğü küçücük bir canlıdan uzaydaki dev galaksilere kadar her yerde görülür. Bu gerçeği gören ve kavrayan insanlar samimi olarak inananlardır. Onlar, Allah'tan korkup sakınır ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenlerler. Allah, insanların yaratılış amacını bir Kuran ayetinde şöyle bildirir:
Şeytandan Allah'a sığınırız:
“Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56)
Müslümanlar bu ayetin hükmüne göre yaşarlar. Diğerleri ise Allah'tan korkup sakınmayanlardır. Bu insanlar hayatlarının kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını göz ardı ederler. Kendi zihinlerinde, içinde Allah'a ve O'nun dinine yer olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığı, yıkımla bitmeye mahkum olduğu şu hikmetli benzetmeyle anlatılır:
“Binasının temelini Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah zulmeden topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 109)
Birçok kişi için din, bir takım inançları içeren kurallar bütündür. Dinin ve dini yaşamının bu insanların hayatlarında önemli bir yeri yoktur. Oysa Müslümanlar dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak görürler ve Kuran'daki ifadeyle şöyle derler:
“Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.” (En’am Suresi, 162)
ALLAH RIZASI İÇİN CİDDİ BİR ÇABA
Bazı insanların hayattaki tek amacı bu dünyada mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Çoğu kendine zengin olmak gibi bir hedef belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapar, tüm fiziki ve beyinsel gücünü zengin olmak için kullanır. Kimi de hayattaki amacını itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak olarak hesaplar. Bunu elde etmek için de elinden gelen her şeyi yapar ama bunların hepsi ölümle birlikte yok olacak olan boş hedeflerden başka bir şey değildir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de kaybedilebilir.
Allah'ın rızasına ve cennetine talip olan mümin de bu hedeflerine ulaşmak için ciddi bir çaba gösterir. Malını ve canını Allah'ın rızasını kazanabilmek için kullanır. Kuran'da müminin bu özelliği şöyle tarif edilir:
“Hiç şüphesiz Allah, müminlerden, karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da onun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe Suresi, 111)
Allah'a malını ve canını satmış olan bir insan Allah'ın rızası için karşılaşacağı hiçbir zorluktan etkilenmez. Allah rızası dışında hiçbir şeye yönelmez. Bedeninin ve sahip olduğu her şeyin sahibi Allah'tır ve o tüm bunları onun istediği şekilde kullanır. Dolayısıyla mümin olmanın ölçüsü Allah rızasına karşı içli bir istek duymak ve gerektiğinde bu yolda fedakarlık göstermekten kaçınmamaktır.
ALLAH İÇİN SEVMEK
“İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki, ben buna karşı, yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği artırırız. Gerçekten Allah bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.” (Şura Suresi, 23)
Müminin hayatının tümü Allah'a adanmıştır. Allah için yaşar, Allah için çalışır ve Allah için sever. Allah'ı tanıyan ve O'nun üzerindeki büyük rahmetini gören, O'nun sayesinde var olduğunu, Allah'ın rahmeti sayesinde yaşadığını ve sevip hoşlandığı her şeyin Allah'tan geldiğini fark eden mümin elbette Allah sevgisinin ve Allah için sevmenin üstünlüğüne ulaşır. Kuran'da müminlerle diğer insanlar arasında sevgi yönünde oluşan büyük fark şöyle bildirilmiştir:
“İnsanlar içinde Allah'tan başkasını eş ve ortak tutanlar vardır ki, onlar bunları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür.” (Bakara Suresi, 165)
Ayette bildirildiği üzere, Allah'a ortak koşup tümü O'na ait olan özellikleri kendi zihinlerinde başka varlıklara verenler, bu varlıkları Allah'ı severcesine sevmektedirler. Bu sevgi Allah'a ortak koşma yani şirk üzerine kurulu bir sevgidir.
Var olan her şeyin Allah'a ait ve Allah'tan olduğunu bilen müminler ise en çok Allah'ı severler. Müminlerin Allah'ı bir ve tek olarak tanımalarından doğan bu büyük fark, onların sevgi anlayışını diğer insanlardan tümüyle farklı kılar. Kuran'da ortak koşanların ise Allah'ın bir ve tek olarak anılmasına dayanamadıkları anlatılır.
“Sen Kuran'da sadece Rabbini, bir ve tek ilah olarak andığın zaman, nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 46)
Müminin farkına vardığı gerçek ise şudur; Hiçbir şey kendine ait bir güzelliğe sahip değildir. Her şeyi yaratan Allah'tır ve onlara sahip oldukları özellikleri veren de O'dur.
Bir insan, örneğin kendi yüzünü kendisi tasarlayıp yaratmadığına göre o yüzdeki güzellik Allah'a ait bir güzelliktir. Allah bu güzelliği yoktan var ettiği insana geçici bir süre vermiştir. Ahirette bu güzelliği yeniden ve daha mükemmel bir biçimde yaratma gücüne de yalnızca Allah sahiptir. Güzelliğin gerçek sahibinin kendi zatı olduğunu hatırlatmak için de bu varlıkları ölüm ve daha genel bir ölüm olan kıyametle yok edecektir. Yeniden yaratılış ise ahirettedir.
Bu yüzden mümin karşılaştığı tüm güzellikleri bunların Allah'a ait olduğunu ve aslının ahirette bulunduğunu bilerek sever. Dolayısıyla asıl sevgisi sevdiği her şeyi ona veren ve onların gerçek sahibi olan Allah'a yöneliktir. Müminin sahip olduğu ve Allah'a iman üzerine kurulan bu sevginin tam tersine ise mümin olmayanlar sahiptir. Onların sevgisi Allah'a ortak koşma, şirk temeli üzerine dayalıdır. Kuran'da Hz. İbrahim (as)’ın sözleriyle bu tür sevgi şöyle anlatılır:
“İbrahim dedi ki: Siz gerçekten Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi bağı olarak putları ilahlar edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur.” (Ankebut Suresi, 25)
Bediüzzaman Said Nursi de bu tür bir sevgiye sahip olanları güzel bir örnekle anlatır:
“Bir adam elindeki aynayı güneşe karşı tutar. O ayna, kendi kapasitesine göre bir ışığı ve yedi rengi içinde barındıran bir aydınlığı, bir yansımayı güneşten alır. O oranda güneşle bir ilişkisi olur, sohbet eder. Ve o ışıklı aynayı karanlıkta olan evine veya dam altındaki özel bağına yönlendirse, güneşin gücü kadar değil, ancak o aynanın gücü kadar ışıktan faydalanabilir. Oysa diğeri, aynayı bir kenara bırakır, doğrudan doğruya güneşe çıkar, haşmetini görür, büyüklüğünü anlar.” (Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, s. 594)
Mümin, bütün sevgisini Allah'a yöneltir. Allah'ı sevmek, Allah'ın sıfatlarının yansıdığı varlıkları, bu isimlerin O'na ait olduğunu bilerek sevmektir.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500