HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. İşitme Sistemi

İşitme Sistemi

Harun Yahya
1849
02 Nisan, 2018
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

İşitme Sistemi

 

Ses dalgalarını algılayan bir cihaz yapmaya çalıştığınızı düşünün. Bunun için çok sayıda elektronik parça kullanmanız gerekir. Eğer cihazı çalıştırmak istiyorsanız, birçok adımı peş peşe ve doğru biçimde yerine getirmeniz gerekecektir. Öncelikle parçaların tamamını doğru seçmeniz ve doğru bir sırayla yerleştirmeniz lazım. Ayrıca parçalar arasında doğru bağlantılar kurmanızı da yerine getirmeniz gereken bir diğer kural. Parça seçimi, yerleşim planı ya da parçalar arasında kurulan bağlantılarda yapılacak tek bir hata cihazın çalışmamasına neden olacaktır. Şüphesiz ki böyle bir elektronik devreyi kurarak çalıştırmak bir bilgi birikimi ve deneyim gerektirir.

Peki tüm bunlara rağmen biri çıksa ve bu cihazın bir planlayıcısı ve imalatçısı olmadan kendiliğinden çalışabileceğini ve oluşabileceğini iddia etse ve bunun içinde çeşitli argümanlar ileri sürse ne düşünürdünüz? Elbette bu kişinin söylediklerini hiç dikkate almazdınız. Ancak biz yine de bu iddiayı şöyle bir senaryo ile test edelim.

Ses dalgalarını algılaması için gerekli olan cihazın tüm parçaları doğru bir şekilde seçilmiş ve bir rafta yan yana duruyor olsunlar. Raftaki bir kutuda da lehim aleti gibi devreyi monte etmek için gerekli olan araçlar ve bir de priz bulunsun. Siz de tahmin edersiniz ki aradan yüz milyarlarca yıl geçse bile bu devre kendiliğinden oluşmayacaktır. İster yıldırım düşsün, isterse parçaların hepsine tek tek elektrik verirsin, sonuç hiçbir şekilde değişmeyecektir. Elektronik konusunda uzmanlaşmış birinin titizliği ve işçiliği olmadıkça bu cihaz kendiliğinden imal edilemeyecektir.

Ne var ki bugün birileri çıkıp söz konusu cihazdan çok daha üstün bir yapının, işitme duyumuzun tesadüfi nedenlerle ortaya çıktığını iddia edebilmektedir. Bu iddianın mantıksızlığı çok açıktır. Kulağımız ses dalgalarını algılayan tüm cihazlardan çok daha üstün bir işleve sahiptir. Kulağımızdaki düzen üstün bir yaratıcı olan Allah'ın eseridir.

Az sonra izleyeceğiniz filmde işitme organımızın mükemmel yapısını ve en ileri teknolojilerin bile ulaşamadığı üstün özelliklerini görecek ve Allah'ın kusursuz yaratışının bir örneğine şahitlik edeceksiniz.

Ses, hayatımıza anlam katan en önemli unsurlardan biridir. Bir an için düşünün, sessiz bir dünyada yaşamak nasıl olurdu? Gelin böyle bir dünyayı hayal etmeye çalışalım. Gürültü, ses, en ufak bir titreşim dahi yok. (derin sessizlik)

Hemen arkamızdan yaklaşan büyük bir tehlikeyi fark edemezdik. Etrafımızdaki gelişmelerden haberdar olamaz, müzik gibi bir nimeti bilemezdik. Sevdiklerimizle iletişim kuramaz, kimseye düşüncelerimizi kolayca ifade edemez, bildiklerimizi anlatamazdık.

İşitme duyumuzun temeli olan iç kulak ve beyindeki işitme merkezimiz, bir santimetre küpten yani bir kesme şekerden bile daha az yer kaplar. Çevremizdeki sesleri duymamızı sağlayan kulağımız, son derece kompleks, mekanik, hidrolik ve elektronik yapıları barındıran minyatür bir teknolojik cihaz gibidir. Dünya üzerinde gördüğümüz tüm teknolojik ürünler, plan ve projeler bir birikimin sonucudur. Her yeni bina ya da makine, öncekilere ait bilgilerin derlenmesi, yenileştirilmesi ve küçük ilavelerle geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Oysa kulağın ortaya çıkması, mühendislik bilgisinin çok ötesindedir. Havadaki başıboş titreşimler değerlendirilerek bir duyu organına kaynaklık yapmaktadır. Bu, eksiksiz ve eşi benzeri olmayan bir yapıdır. İşitme sistemimizin ortaya çıkışıyla ilgili yapılabilecek tek bir açıklama vardır. Bu düzen, benzeri olmadan yaratılmıştır. Bu üstün yaratış, yerleri, gökleri ve ikisinin arasındaki her şeyi yaratan Allah'ın eseridir.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “O sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir. Ne az şükrediyorsunuz!” (Müminun suresi, 78)

İşitme Merkezi

 

Bu sembolik anlatımda işitme duyumuzda yer alan unsurlar gösterilmektedir. Kulağımıza gelen ses dalgaları A harfiyle temsil eden bölümün içinde toplanır, B'yi geçer ve C ve E harfleri arasındaki mekanik sistemi harekete geçirir. E harfinden sonra mekanik güç resmin sağında yer alan mor renkli bölüme ulaşır. Burada mekanik güç sıvıyı hareketlendirir ve elektrik sinyali üretilir. Bu sinyaller şeklin en sağında gördüğünüz kırmızı şeritler tarafından taşınır. Ulaşılan yer bir bilgisayardır. Bilgisayarın içinde yapılan işlemlerle sesler işlenir ve işitme gerçekleşir. Bilgisayarın sembolize ettiği yer beynimizdeki işitme merkezidir. Beyindeki işitme merkezi iç kulaktan aldığı sinyalleri yorumlayarak işitme dediğimiz işlevi sağlayan parçadır. Bütün seslerin işlendiği bu yer sanıldığının aksine çok sessizdir. Beynimizdeki işitme merkezi henüz tam olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte mucizevi bir işlevi yerine getirir. İşitme ile ilgili bilgi kulağımızdan bu işitme merkezine iki buçuk santim uzunluğundaki bir sinir tarafından taşınır.

Beynimiz kendisine ulaşan sinyalleri saniyenin onda biri kadar bir zamanda o ana kadar duymuş olduğumuz 400 bin kadar sesi analiz ederek karşılaştırır. Bu sayede vücudumuz sese vereceği tepkiye hazır hale gelir. Eğer böyle olmasaydı, arkamızdan gelen bir arabanın sesini duyamaz ve asla tam zamanında önünden kaçamazdık.

İşitme merkezinin bir başka özelliği de sesler üzerindeki süzme yeteneğidir. Günlük hayatımızda pek çok sesi kapalı mekanlarda algılarız. Bu ortamlardaki radyo, televizyon gibi cihazlardan çıkan her türlü ses, kapalı çevredeki cisimlere çarpar ve yankılanır. Dolayısıyla, orijinal sesten hemen sonra bu sesin duvar, tavan gibi ortamlara çarparak geri dönen yankısını da duymamız beklenir.

Yankı etkisini artırması gereken bir başka unsur da başımızdır. Başımıza çarpan ses dalgalarının doğrudan kulağımıza gelenlerin peşi sıra işitme merkezine ulaşması, bunun da yankı özelliğini artırması gerekir. Ancak hiçbir zaman böyle olmaz. Algılamamız gereken sesin dışındaki tüm yankılar, beyin sapında elemeye tutulurlar.

John Hopkins Tıp Fakültesi İşitme Bilimleri Merkezi'nin yöneticisi Eric Young, beynimizin bu mükemmel özelliğini şöyle anlatıyor:

 

“Beyin sapımızdaki hücreler çevredeki sesin yerini saptamak üzere iş başındadır. Böylece yüzlerce farklı ton ve karakterdeki ses değerlendirilir. Sesler arası ayrım burada ve hiçbir özel gayret olmadan yapılır. Gayda sesi ayak sesinden ayrılır. İşitme sinyalleri üzerindeki yankı gölgesi akıllı beyin sapımız tarafından silindiği için keskinleşir. Böylece bu yankıları algılamayız. Örneğin sizinle konuşan ve piyano çalan arkadaşınızdan gelen sesler duvarda, şöminede ve tavanda yankılanır. Bu noktada beyin sapımızdaki işlem merkezi gelen yankı seslerini denetime alır ve dışlar. Sonuçta orijinal sesin geçmesine izin verir, yankıların tamamını siler. Adeta bir hile yaparak sesin bütünlüğünü korur.”

 

Beyin sapının yankıları engelleyen bu muhteşem seçiciliğine rağmen nasıl oluyor da bazı yankıları duyuyoruz? Bu durum karşımızdaki mesafe ile ilgilidir. Eğer mesafe fazlaysa, örneğin vadi gibi bir bölgede ya da boş bir odada yüksek volümlü sesler yankı oluşturur. Çünkü bunlar zamanlama olarak orijinal sesten birkaç saniye sonra bize ulaşır. Bu durumda gelen ses beynimiz tarafından elemeye tabi tutulmaz, ayrı bir ses olarak algılanır. Ama bu sırada beyin, ilk sesin değerlendirilmesini tamamlamıştır. Dolayısıyla yankının orijinal sesle karışıp rahatsızlık oluşturması da söz konusu değildir. Ses de tıpkı sudaki dalgalar gibi havada belli bir hızla yayılır. İşitme merkezimiz, sesin bu özelliğinden en iyi biçimde istifade edebilecek bir tasarıma sahiptir.

Her iki kulağımız arasındaki mesafe yaklaşık 20 santimdir. Bu nedenle başımızın bir yanından gelen bir ses, diğer yandaki kulağa saniyenin beş binde üçü kadar bir gecikmeyle ulaşır. Beynimizdeki bazı hücreler bu çok küçük farkı hemen algılayarak sesin hangi yönden geldiğini tam olarak hesaplarlar. Ancak ses dalgalarının arasındaki mesafe, iki kulağımızın arasındaki mesafeden kısa ise bu yöntem bir işe yaramaz. Buna rağmen biz yine de bu tip ses dalgalarını duyabilir ve kaynaklarının yönünü belirleyebiliriz. Peki ama nasıl?

İşitme merkezi bunu sesin gölgesini oluşturarak başarır. Şöyle bir örnekle açıklayalım.

Başımıza yandan ışık vurduğunda başımızın diğer yanında başımızın bir gölgesi oluşur. İşte bunun gibi, yandan gelen bir ses olduğunda başımızın diğer tarafında sesin şiddetinin düşük olduğu bir ses gölgesi olacaktır. Tiz ses her iki kulağa hemen hemen aynı anda ulaşmasına rağmen işitmeye hassas hücreler bu kez her iki kulağa ulaşan sesler arasındaki bu şiddet farkından yararlanarak sesin tam olarak hangi yönden geldiğini hesaplarlar. İşitme merkezi tüm bunları kendine ulaşan elektrik sinyallerini analiz ederek yapar. Öyleyse havadaki ses dalgaları nasıl olur da elektrik sinyallerine dönüşür? İşte burada kulağın yaratılışındaki hayranlık verici başka özelliklerle karşılaşırız.

 

Dış Kulak Yolu

 

Dış kulağımız dışarı açılan bir kapı gibidir. Bu nedenle vücudun dışından gelerek metabolizmamıza zarar verebilecek mikrop, toz ve yabancı maddelerin girişine müsaittir. Ancak dış kulak yoluna yerleştirilmiş salgı bezleri ve kıllar, içeri girebilecek mikrop, toz ve benzeri yabancı maddelerin önünde bir set oluşturur. Bezler, terin yanında yağ ve şeker içerikli sıvılar salgılarlar. Bu sıvılar kılların çevresine temas ederek kılları yapışkan hale getirirler. Sıvının yapışkan hale gelmesiyle toz ve mikroplar daha tünelin başında bunlara yapışır ve alıkonurlar. Dış kulakta salgılanan sıvı hem mikrop öldürücü bir etkiye sahiptir hem de vücudun savunma sistemi hücrelerini de barındırır.

Bir başka özellik de sıvının asidik özelliğidir. Dış kulakta oluşan asidik ortam çoğu mikrop için öldürücüdür. Kulak kepçesinden kulak zarına kadar uzanan yol dosdoğru bir tünel şeklinde değildir. Adeta bir viraj alarak zara varır. Böylelikle dış ortamdan gelebilecek darbelere karşı zar korumaya alınmıştır. Örneğin, sivri bir cismi kulağına sokan bir çocuk, çok büyük bir ihtimalle zara ulaşamayacak, dış kulak yolunda küçük bir yaralanmaya neden olacaktır. Kulağa tutulan basınçlı su da zara doğrudan ulaşmadığı için zarar vermez. Eğer dış kulak yolumuzun bu özel yapısı olmasa, yıkanırken bile kulak zarımız kolayca yırtılabilecekti.

Dış kulak yolunun çok önemli bir diğer özelliği sürekli olarak kendini yenileyebilmesidir. Artıkların ciltte toplanması burada hem yıpranma hem de ses dalgalarının geçmesine engel oluşturur. Bu noktada yine bir yaratılış harikası vardır. Dış kulak yolundaki deri merkezden dışa doğru göç ederek kendini yeniler. Örneğin girişten 2 cm içerde yer alan deri zamanla dışa doğru göç ederek 1,5 cm'ye kayar. Bir süre sonra 1 santimetreye doğru ilerler. Bu şekilde devam ederek sonunda tamamen yenilenir. Bu şekilde göç ederek temizlenme özelliği, vücudumuzu kaplayan derinin tamamı içinde sadece dış kulak yoluna özeldir. Sonuçta dış kulağımız dış ortamdan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı önlemler alınmış bir kale gibidir.

 

Dış Kulak

 

20. yüzyılın başında birçok evrimci, insanın kulak kepçesini işlevini yitirmiş bir organ olarak görmekteydi. Bu organ, evrimcilere göre, hayali evrimsel süreç içinde iyice küçülerek yok olacaktı. Bu tezden yola çıkan birçok evrimci, sözde geleceğin insanını hayal ederlerken yaptıkları çizimlerde kulak kepçesine yer vermemişlerdir. Oysa günümüzün bilimsel bulguları, evrimcilerin pek çok konuda olduğu gibi kulak kepçesi konusunda da yanıldıklarını göstermektedir. Kulak kepçesi bir tür megafon görevi yapar ve ses dalgalarını kulağın içine yönlendirerek burada yoğunlaşmalarını sağlar.

Kulak kepçesinin her milimetresi ve kıvrımı özel olarak yaratılmıştır. Kulak kepçesinin güçlendirdiği sesler, özellikle konuşma aralığında gelen insan sesleridir. Bir diğer deyişle kulağımız şiddetini artıracağı sesleri kendi seçmektedir. Herhangi bir sesin değil de özellikle bizim için en önemli olan konuşma seslerinin seçilmiş olması, işitme ve konuşmanın aynı sonsuz akıl tarafından bizim için birbirine uygun olarak yaratıldığının bir diğer kanıtıdır.

Kulağın, kepçeden kulak zarına kadar olan kısmı dış kulak yolu olarak adlandırılır. Kulak kepçemizden başlayan sesi seçerek yükseltme özelliği dış kulağımızda da devam eder. Dış kulak yolu da sesleri yükselterek içeriye taşır. Nitekim araştırmalar, kepçe ve dış kulak yolunun seslerin kulak zarına yaptığı basıncı tam 10 kat artırdığını göstermiştir.

Dış kulağın işitmedeki önemli bir görevi de havayı vücut sıcaklığına getirmesidir. Bu işlev işitmede önemlidir. Çünkü ortamın ısısı gaz moleküllerinin hızına etki etmektedir. Eğer iki ortam farklı ısıda olsalardı, hızlı hareket eden gaz moleküllerinin hareketini de ses olarak algılayacaktık. Ancak Allah'ın dış kulakta yaratmış olduğu üstün özellikler sayesinde bu gibi sorunlarla hiçbir zaman karşılaşmayız.

 

Kulak Zarı

 

Titreşerek işitmemizi sağlayan zar adeta akıllıdır ve kendi başına karar verme yeteneğine sahip gibidir. Yarım santimetre kareden biraz büyük bir alanı ancak kaplayan kulak zarı, sivri ucu dışarı bakan koni şeklindedir. Dış ortamdan gelen ses sinyalleri zara çarptıklarında titreşime neden olurlar. Kulak zarı o denli hassastır ki, örneğin bazı ses dalgalarında zarı santimetrenin milyonda biri kadar hareket ettirebilir. Bu, bir hidrojen atomunun çapından daha azdır. Zar, bu küçük hareketiyle bile sesin işitme merkezine gönderilmesi işini gerçekleştirebilir.

Öncelikle titreşimleri sadece dış yüzüyle alır. Her iki yüzüyle alıyor olsa, vücudumuzun içinden kaynaklanan seslerle de titreşiyor olurdu. Biz de bu düzensiz titreşimler sonucu ses karmaşası işitiyor olurduk. Ancak zar, belli frekanslarda titreşir. Dış dünyadan gelen bütün frekanslarda titreşiyor olsaydı, duymayı hiç istemeyeceğimiz çok rahatsız edici birçok sesi işitiyor olurduk.

Kulak zarımız, titreşime neden olan ses dalgaları arasında ayrım yapar. Bir fısıltıyla titreşebilen zarımız, bundan 40 kat şiddetle gelen ses dalgalarını da zarar görmeden işleme sokabilir. Bu özellik sayesinde kulak içindeki hassas yapılı hücreler, kendileri için zararlı olabilecek şiddetli seslerden korunabilmektedir.

Kulak zarı, sesin geliş açısına bakmaksızın her taraftan gelen sesle titreşir. Bu özellik olmasaydı karşımızda konuşan birini hiç duyamazdık. Sadece yanımızdan gelen sesleri duyabilirdik.

Zarın amortisör gücü de çok yüksektir. Sesin şiddetine bağlı olarak fazla titreştikten sonra bile, sesin kesilmesinden sonra saniyenin binde dördü kadar bir sürede titreşmeyi durdurabilir. Bu gerçekten de hayranlık duyulması gereken bir yetenektir. Doğada bulunan çeşitli maddelerin veya metallerin titreşimleri saniyeler sürer. Kulak zarımız bu derece hızlı bir biçimde durağan duruma geçmiyor olsaydı, kendine gelen bir ses uyarısı sonucu daha titreşimdeyken yenileri gelecek ve biz pürüzsüz sesler yerine birbiri üstüne çakışan sesler, uğultular işitiyor olacaktık.

Bütün bunlar çok açık bir gerçeği bize göstermektedir. Büyüklüğü milimetrelerle ifade edilen kulak zarı, belirli bir amaç için tasarlanmış ve yaratılmıştır. Elbette kulak zarını meydana getiren hücrelerin kendi aklı yoktur. Yüklendikleri işlevler de kendi seçimleri değildir. Onlar da her şey gibi Allah'ın emriyle hareket etmektedirler. Kulağımızın bu kadar mükemmel özelliklere sahip olmasının tek nedeni, Allah'ın sonsuz aklı ve ilmidir.

 

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir bunların arasında durmadan iner. Sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)

 Çekiç-Örs-Üzengi

 

Kulak zarı kendine ulaşan titreşimleri güçlendirerek orta kulak bölgesine aktarır. Burada birbiriyle çok hassas bir dengede temas eden, çekiç, örs ve üzengi olarak bilinen üç küçük kemik vardır. Bu üç kemikçik birbirleriyle bağlantılı bir biçimde kulak zarıyla iç kulağımız arasında bulunurlar. Kemikçikleri iterek harekete geçiren kulak zarıdır. Sonuçta kulak zarı, dış dünyadan aldığı ses sinyalleriyle titreşir. Bu titreşim kemikçikleri hareketlendirir, zara bitişik olan çekiç, örsü, örs de üzengiyi iter. Bir kaldıracın parçacıkları gibi hareket eden orta kulak kemikçikleri, zardan aldıkları kuvveti işitme sisteminin bir başka üyesi olan salyangoza taşırlar.

Allah, her üç kemiğin şekli, boyu ve birbirine bağlanma biçimlerini zardan gelen kuvveti yüzde 30’luk artışa neden olacak biçimde yaratmıştır.

Peki ama zaten zarda aşırı şiddetle titreşimlere neden olacak bir sesin daha da büyütülerek itilmesi büyük zararlara neden olmaz mı? Kulaktaki mükemmel tasarımda bu gibi zararları ortadan kaldıracak tedbirler de alınmıştır. Kaldıraç sistemini oluşturan kemikçikler, klasik hareketlerinin dışında patinaj olarak nitelendirilen bir hareket de yapabilirler. Patinajın amacı, şiddetli seslerin iç kulağın hassas dokusuna zarar vermesini önlemektir.

Orta kulağın aşırı derecede yüksek sesleri aşağı indirmek için kullandığı başka bir tür tampon özelliği daha vardır. Bu özellik, örs, çekiç ve üzengi kemiklerini kontrol eden, vücudun en küçük boyuttaki iki kası tarafından sağlanır. Kasların biri çekiç, diğeri ise üzengi kemikçiklerine tutunmuştur. Şiddetli bir sesle karşılaştığımızda, sinyal işitme siniriyle beynimize ulaşır ulaşmaz refleks bir mekanizma harekete geçer. Bu iki kas, sinirler yoluyla uyarılır. Kasların kasılmasıyla çekiş ve üzengi, ses sinyalini ilettikleri yönün tersine doğru çekilirler ve adeta frenlenirler. Böylece iç kulağa giden ses şiddeti azaltılmış olur.

Bu refleks, bir saniyenin beşte biri kadar kısa bir sürede devreye girer. Ancak minik kaslar, hızlı olmalarının yanı sıra son derece akıllıdırlarda. Çünkü seçerek kasılırlar. Her ses şiddetinde kasılıyor olsalardı, dış dünyadan gelen normal seslerin de şiddetini azaltmış olacaklardı. Dolayısıyla dünya üzerindeki tüm insanlar işitme güçlüğü çekeceklerdi. Yüksek seslerin olduğu kalabalık bir ortamda bulunduğumuzu düşünelim. Kasların devreye girmesiyle perde arkasındaki bu sesler baskılanır, böylece konuştuğumuz insanı daha rahat işitiriz.

Allah'ın benzersiz yaratışının bir ürünü olan bu kaslar çok özel bir amaç için oradadırlar. Çünkü sadece iç kulağa zarar verebilecek yüksek seviyedeki seslere karşı kasılırlar. Bu denli ince hesapların yapılması ve minicik yapıların görevlerini kusursuzca, üstelik milyonlarca yıldan beri uygulaması, evrimcilerin öne sürdüğü kör tesadüflerin değil, aksine kusursuz ve ihtişamlı bir yaratılışın ürünü olduklarını gözler önüne sermektedir.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “O Allah ki yaratandır. En güzel bir biçimde kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O azizdir, hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)

Bu denli kusursuz bir yapıya sahip olan orta kulağın önemli bir dengeyi korumaya ihtiyacı vardır. Bu denge, orta kulaktaki hava basıncıyla kulak zarının diğer tarafındaki yani atmosferdeki hava basıncının eşit olması zorunluluğudur. Çünkü basıncın artması veya azalması işitmeyi engelleyen bir durumdur. Ancak bu denge de düşünülmüş ve orta kulakla dış dünya arasında hava alışverişi sağlayan bir havalandırma kanalı var edilmiştir. Bu kanal, orta kulaktan ağzımıza kadar uzanan, içi boş bir boru olan östaki borusudur. Östaki borusu herhangi bir nedenle dış ortam basıncıyla orta kulaktaki basınç farklı olduğunda devreye girer. Bu basınç farkı kısa süre sonra dengelenir.

 

Dans Eden Tüycükler

 

Beyindeki işitme merkezine gelen işitme sinyallerinin çıkış noktası iç kulağımızdır. İç kulağımız, mekanik uyarıyı elektriksel uyarıya dönüştüren bir santral gibi çalışır. Dış ortamda oluşan ses dalgaları, kulak kepçesi ve dış kulak yoluyla orta kulağa kadar varır, burada yer alan zar ve kemikçikleri harekete geçirir. Bu hareket, iç kulak sıvısının hareketlenmesiyle sonlanır.

İç kulakta işitmeden sorumlu bölüm, bir bezelye tanesi büyüklüğündeki salyangoz adı verilen yapıdır. Salyangoz, çok sert kemikten bir kanalla çevrelenmiştir. Sarmal şeklindeki bu yapı, tabanından tepesine kadar 3-4 santimdir ve üzerindeki kanalların içi sıvı doludur. Kemiklerin hareketi salyangoza ulaştığında bu sıvı hareketlenerek dalgalanır. Salyangozun iç duvarlarındaysa bu sıvının dalgalanmalarından etkilenen küçük tüycükler vardır.

Kulağımızda 32.000 hücrenin üstünde sıralanmış olan 1 milyondan fazla tüycük bulunur. Bu tüycükler sıvıdaki dalgalanmalara bağlı olarak hareket ederler. Tüycükler kendilerine şiddetli bir titreşim iletildiğinde saniyede 20.000 kez titreşebilirler. Zayıf ses dalgalarındaysa çok küçük hareketler yaparlar.

Tüycükler harekete karşı son derece duyarlıdırlar. Öyle ki bir tüycüğün bir hidrojen atomunun çapı kadar yani 1 mm'nin 4 milyarda biri kadar hareket etmesi bile elektrik uyarısının başlatılması için yeterli olabilmektedir. Buna göre tüycüğü 500 metre yükseklikte bir bina olarak düşünürsek, binanın tepesindeki 2 santimetrelik bir hareket uyarıyı başlatabilmektedir.

Tüycükler bir titreşim algıladıklarında aynı domino taşları gibi birbirlerini iterek hareket ederler. İşte bu hareket tüycüklerin altındaki hücrelerin kapılarını açar. Bu sayede hücrelere iyon girişi olur. Tüycükler ters yöne yattıklarındaysa hücre kapıları bu kez kapanır. Tüylü hücre demeti bir elektrik düğmesi gibi çalışır. Tüyler bir uca doğru yatarak açma, tersindeyse kapama yapmaktadır. Tüycüklerdeki sürekli hareket, hücrelerin kimyasal dengelerini de sürekli değiştirir ve elektrik uyarıları üretmelerini sağlar.

Yani salyangozun içindeki tüylü hücreler, tıpkı bir pil gibidir. Bu, iç kulaklarımızın her birinde yaklaşık 16’şar 1000 pil taşımamız demektir. Ancak bu piller, bizim kullandıklarımızda kıyaslanmayacak kadar yüksek teknolojiye sahiptirler. Çok daha hassastırlar ve çok daha hızlı işlem yapabilirler, üstelik asla şarj olmaları da gerekmez. Dahası, hepsini bir araya toplasanız bir bezelyenin içine bile sığdırabilirsiniz.

Tüycükleri dış ortamda incelemeyi başaran bilim adamları, onların en ufak bir sese bile tepki verdiğini gördüklerinde hayranlıklarını gizleyememişlerdir.

Rockefeller Üniversitesinde 20 yıla aşkın bir süre iç kulağı inceleyen David Corey, tüylü hücrelerin bu özellikleri karşısında şunları söylemektedir:

 

 “Tüylü hücrelerin mekanikleri inanılmaz. Bir tüy demetinin hareketi adeta sihirli bir biçimde duymamıza olanak sağlıyor. Bu hücreler öylesine muhteşem ki onlara bakmaktan asla yorulmuyorum.”

 

İç kulaktaki hücreler söz konusu elektrik sinyallerini üretirken, dış dünyadan gelen ses dalgalarının şiddetlerini ve ritimlerini de yansıtmayı başarırlar. Bu öylesine kompleks bir işlemdir ki, bilim bugüne dek frekans ayrıştırma işleminin iç kulakta mı yoksa beyinde mi yapıldığını dahi saptayamamıştır.

Salyangozun içinde corti adı verilen bir organ bulunur. Corti, içinde sadece mucizevi pilcikleri yani tüycükleri bulundurmakla kalmaz, birbiriyle ilişkili birçok farklı parçadan oluşur. Corti organı, sıvı dolu yapısıyla vücudumuzun diğer bölümlerinden de izole edilmiştir. Vücudumuzdaki tüm dokularda rastlanan kan damarlarına burada rastlanmaz. Eğer kan damarları olsaydı, buradaki kan akımını arka zemin gürültüsü şeklinde duyardık. Hiç şüphesiz böyle bir ses bizim için hiç dinmeyen bir uğultu şeklinde bir işkenceye dönüşürdü. Örneğin şu an bu filmi izleyebilmeniz kesinlikle mümkün olmazdı. Bunun da ötesinde uyku gibi temel bir ihtiyacınızı bile karşılayamazdınız. Yani kulağımızdaki ve vücudumuzdaki tüm özellikler aynen var olsa, sadece bu ayrıntı olmasaydı çok zor durumda kalacaktık.

Buraya kadar izlediğimiz her şey bizlere işitme organımızın son derece kusursuz bir düzene sahip olduğunu göstermektedir. Duyabilmek için birbirinden bağımsız çok sayıda parçanın eksiksiz ve kusursuz olarak var olması gerekmektedir. Parçalardan biri örneğin orta kulaktaki çekiç kemiği kulaktan çıkarılsa ya da yapısı bozulursa artık hiçbir şey duyulamaz. Kulağın duyması için dış kulak zarı, örs, çekiş ve üzengi kemikleri, salyangoz ve tüycükler gibi farklı elemanların her birinin eksiksiz olarak var olması gerekmektedir.

Sistem, evrimcilerin iddia ettiği gibi aşama aşama gelişmez. Çünkü ara aşamaların hiçbiri tek başına bir işe yaramayacaktır. Kulak gibi eşsiz bir organın, evrim gibi bilinçsiz, tamamen tesadüflere dayalı bir süreç tarafından aşama aşama inşa edildiği iddiası hem bilim hem de akıl dışıdır. İşte bu nedenle olsa gerek, evrimci Crick, biyologlara şöyle bir tavsiyede bulunmaktadır:

 

“Biyologlar, gördüklerinin tasarım değil, evrim ürünü olduğunu sürekli olarak akıllarında tutmalıdırlar.” Francis Crick

 

Bu tavsiye evrimi savunanların bilimsellikten ne kadar uzak bir önyargıya sahip olduklarını belgelemesi bakımından son derece önemlidir. Tavsiyenin sahibi ilerleyen yıllarda evrimci anlayışı terk etmiş olsa da, sözü, evrimcilerin zihniyetini anlama açısından dikkate alınmaya değerdir. Her şeyden önce bu cümleleri kuran kişi ünlü bir evrimci olmasına rağmen biyologların doğadaki canlılar karşısında ne hissedeceklerini çok iyi bilmektedir. Çünkü bu his aslında biyolog ya da bilim adamı olmayı da gerektirmeyen insanlığın ortak bir duygusuna dayanır. Karşınıza bir eser varsa eseri yapan biri de mutlaka vardır. Eserin güzelliği ve ihtişamı yapana karşı duyduğumuz takdir hislerimizi artırır.

Crick'in uyardığı biyologlar içindeki sanatı fark ederek çok güzel bir resmi inceleyen bir insanın durumundadır. Bilim adamı olmasa bile bir insanın ilk görüşte olağanüstülük hissettiği bir esere bakıp sonra da bunda bir olağanüstülük yok, tamamen kör tesadüflerin eseri diyebilmesi olacak şey değildir. Bu davranış Crick'in yaptığı gibi zorlama bir telkini ve önyargılı bir hazırlığı gerektirir.

Ancak canlılarda öyle sistemlere rastlarız ki bilim adamların çoğu bu sistemlerde akıllı bir tasarım olduğunu kabul etmek zorunda kalırlar. İşte işitme duyumuz da böyle sistemlerin en başında gelir. Günümüzde insanoğlu kulağın yerini tutabilen bir cihazı yapmaktan çok uzaktır. Bugün işitme organımızın mekanik bölümüyle yani kulak zarı ve orta kulak ile ilgili bazı problemler işitme cihazları kullanılarak telafi edilmeye çalışılmaktadır. Ancak en gelişmiş araçlar bile kulak zarı ve orta kulağımızın yerini tutamamaktadır.

Her gün yerine yerleştirmemiz gerekmeyen, ses ayarını, temizliğini kendi yapan, pili bitmeyen harika bir çift organımız var. Üstelik ona sahip olmak için özel bir çaba da sarf etmemiz gerekmedi. Karşılığında bizden herhangi bir şey talep edilmedi. Kulaktaki yaratılış, insan vücudundaki ihtişamlı yaratılışın sadece tek bir örneğidir. Buna karşılık ise insana düşen yalnızca Allah'a şükretmektir. Allah kullarına karşı büyük lütuf sahibi olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı büyük bir lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.” (Neml Suresi, 73)
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
Deri
Duyma
Kulak
Kusursuz
Ses
iç kulak
İman
İnsan Vücudu
İnsanın yaratılışı
İşitme