Fadime Özkan, Gazeteci, Star Gazetesi Editörü
Fadime Özkan: Ben Fadime Özkan, gazeteciyim, Star Gazetesi yazarıyım, editörüyüm.
Kadın erkekten daha önde anlamında değil ama erkek kadar ekonomide, siyasette, akademide, sosyal hayatın her alanında eşit olabilmeli. Önüne ekstra bariyerler çıkartılmamalı. Ama işte yaşanan pek çok farklı sorunun bir neticesi olarak kadınlar bu alanlarda olmaları gerektiği kadar değiller. Ve yaşadıkları başka sorunlar var. O sorunların çözülmesi konusunda, onların o alanlarda da var olabilmesi için ve kadının ailede çok önemli bir anne olmasına hasebiyle, aileyi bir arada tutan varlık olması hasebiyle, bu görevlerinden fedakarlık etmesini beklememeliyiz kadından. Ama hem orada hem dışarıda bir hayatı var kılabilmek için işini kolaylaştırmanın yollarına bakmak gerekiyor. Kadına bu alanda bir yardım gerekiyor.
Bir de kadınla ilgili olarak çok yakın bir zamana kadar maalesef belli bazı kadınlara karşı yürütülen bazı ayrımcılıklar vardı. Türkiye bu konuda belli bir mesafe kat etti. Son büyük sorunlu alanlardan biri olan meclise girişin, seçilme hakkının öndeki görünmez bariyerde ortadan kalktı. Burada da kısmi bir adalet sağlandı, temsilde adalet. Hala bazı sorunlu yerler var belli mesleklerle ilgili.
Ama maalesef Türkiye çok yakın zamana kadar bir korkular ülkesiydi. O korkular parçalandıkça, şimdiye kadar zihinlerde oluşmuş o algılar, yanlış algılar, korkular parçalanıp dağıldıkça, buharlaştıkça insanların birbirinin gözünün içine daha rahat güvenle bakabildiği ve bir arada yaşayabileceğine inancı arttıkça, Türkiye bu sorunları aşacak inşaAllah.
Şöyle bir şey; şimdi Türkiye pek çok ileri demokrasiye bugün sahip. Avrupa ülkesinden çok daha erken bir tarihte kadınlara seçme 1933'te karar alanındı, 34'teki ilk seçimlerde kadınlar seçilebildiler. Orada şöyle bir şey var; bu hakkın kadınlara tanınması konusunda Türkiye çok erken davrandı. Ama bugün en son 2011'de genel seçimler oldu. Bugün 550 sandalyeli koltuklu bir meclisimiz var. O meclisin sadece yüzde 14'ün de kadınlar oturuyorlar. Bu toplumun yüzde 50'si kadından oluşuyor. Buradaki adaletsizliğin, bu makasın kapanması icap ediyor.
Peki, biz bu konumda, buradayken yakın bölge, en azından Orta Doğu bölgesinde kadının pozisyonuna, siyasetteki pozisyonuna baktığımızda nasıldır diye. Evet, bazı ülkeler için belki bir rol modelliği doğal olarak, bir görev üstlenmek anlamında değil ama bir doğallık itibariyle bir rol modelliği olabilir. Ama mesela İran'da çok daha yüksektir kadın temsili, yani buradan baktığımızda beğen yani bazılarının beğenmediği İran'da, İran İslam Cumhuriyeti'nde kadınlar çok daha yüksek mevkilere gelebilmekte, belli bir rahatlıkla gelebilmekte. Yani buradaki şey ideolojilerle, dinle, kültürle çok ilgili bir şey değil. Burada bizim kendi korkularımızı aşmamız gerekiyor. Birbirimize yan gözle bakmamamız gerekiyor. Birbirimize güvenmemiz gerekiyor. Biz birlikte biriz. Elbette farklı düşüneceğiz, farklı partilere oy vereceğiz, farklı siyasi düşüncelerimiz olacak. Belki farklı sosyal ortamlarda, kültürlerde yetişmiş olacağız ama bir aile içinde olduğumuzu, birbirimize güvenmemiz, birbirimizin ayağına çelme takmak yerine güvenerek, gözünün içine bakarak sorunlarımızı aşmamız, işte kadının siyasetteki temsili de bence bu bahiste ele alınmalı. Ama her alanda öyle esasen.
Şimdi hani bu son on yılda buna benzer hani bunu siyasi düzlemde de konuştuk. Türkiye olarak konuştuk. Sadece biz konuşmadık, bütün bu coğrafyanın ve dünyanın entelektüelleri konuştu. Şimdi Türkiye demokrasisi yani bir asrı bin 1876’dan bu yana düşünürseniz daha eski bir tecrübeye sahibiz.
Evet, büyük sıkıntılar yaşadık. Bu sıkıntılar hem Türk siyaseti açısından hem toplum açısından bize zaman kaybettirdi. Canımızı yaktı, canımızı sıktı. Toplum kesimlerini birbirine karşı konumlandırdı, falan oldu falan oldu. Oldu. Ama bugün geldiğimiz noktada Türkiye'nin bütün verileri genel olarak bir ivme gösteriyor yukarıya doğru. Bu iyi bir şey.
Bu Türkiye'nin elbette bir siyasi parti hükümet ediyor bu devlete toplumun halktan aldığı oyla ama demokrasi böyle bir şeydir yani zaten. Bu Türkiye'nin ortak başarısı. Bu başarının dünya siyasetini gören, stratejiler belirleyen kafalarca görüldüğü ve bunun esasen bütün bu bölge için ilham verici olduğu tespitleri yapıldı. Türkiye için, hatta bazıları bu durumu yadırgamak için neo Osmanlı'cılık yapılıyor gibi şeyler oldu. Bu daha çok küçümsemek ve biraz lekelemek için söylenen şeylerdi ama bunlar basit siyasetler. Önemli olan burada Türkiye'nin kat ettiği mesafedir. Bu Türkiye'nin ortak başarısıdır. Bu bölge bizim kardeşlerimiz, bizim evimizin komşularımız yani. Onlar onların kötülüğünü de iyi isteriz. Biz birlikte iyi olacağız. Onların sorunları bizi doğrudan etkiler, çünkü özellikle sınır ülkeleri bizim kardeşlerimiz zaten yani vaktin birinde bir sınır geçti ve köyler ikiye bölündü. Aileler ikiye bölündü. Bunlar evet bunlar sadece bizim komşularımız değil. Bunlar bizim akrabalarımız. Yani hani orada işte Suriye'de olan şey bağrımızı yakıyorsa bunun sadece saf, sade insanlık adına değil yani böyle bir akrabalık bağı dolayısıyla da canımız yanıyor.
Hani buralardaki sorunların halledilmesi konusunda bizim üzerimize vicdani ve eylemsel düzeyde siyasi düzlemde ne düşünürse elbette yapacağız. Ama o ülkeler için Türkiye'nin kat ettiği mesafe, Türkiye'nin yaşadığı tecrübe ilham vericiyse ve onlar kendi ülkelerinde demokrasiyi kurmak için, sorunlarını aşmak için Türkiye'nin yürüdüğü yollar denediği yöntemlerle ilgili bir tecrübe devşiriyorlarsa e ne güzel. Bizden yardım istenirse e elbette.
Müslüman ülkeler, toplumları, halkları Müslüman olan ülkeler bir arada mı? Bir arada, bir sürü kuruluş var. İşte İslam Konferansı Teşkilatı, üstelik de başında bir Türk başkan var, genel sekreter var. Peki, bunca Müslüman ülkede kıyım varken, çocuklar kasten bile isteye boğazlanıyorken, gazlarla öldürülüyorken neredeyiz? Nerede Müslüman ülkeler? Ne oldu peki, niye olmuyor? Hani bu kadar derin ve o kadar gerilere giden başka siyasi, ekonomik, kültürel, psikolojik sebepleri var ki bu bir sonuç. Ama bu sonucu tespit etmek, bundan rahatsız olmak ve düzeltmek zorundayız. Yani durum böyle diye geri kaçabilecek değiliz. Türkiye bu konuda bir sorumluluk. Alıyor esasen. Yani çok yakın zamanda işte Mısır'daki darbeyle ilgili olarak, Suriye'de bu kimyasal bombalamalarla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir duruş sergiledi. Birleşmiş Milletler'de bir konuşma yaptı Başbakanımız ve bu nedenle yalnızlaşmasını yani bunu dünyanın susarken Türkiye'nin seslendiriyor olduğu için, Türkiye için de maalesef bazı insanlar bunu değersiz bir yalnızlık olarak, bunun Türkiye'nin menfaatlerini korumamak olarak adlandırdılar. Yani bunu düşünen insanlara rağmen bir şeyler yapabilmek önemli olan. Onlara rağmen derken, onları dışlayarak, iterek değil, onları da kucaklayarak, kapsayarak ve ikna ederek yapmak zorundayız. Bu hiç kolay bir şey değil ama yapmak zorundayız. Biliyorsunuz Habil'le Kabil'in hikayesine kadar giden bir şeydir. Kardeşin nerede diye sorulduğunda, Kabil'e, Kabil ne cevap verdi, ne yaptı? Yani bu hikaye oradan başlayan bir hikaye. Ve biz kardeşimizin nerede, ne halde olduğunu ve bizim onun o halde olmasıyla nasıl bir sorunumuz olduğunu hatırlamak zorundayız. Biz kardeşimize sahip çıkmak zorundayız.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500