Adnan Oktar’ın 25 Ekim 2017 tarihli A9 TV canlı yayınından
Gençler Risale-i Nur okumalı mı?
İZLEYİCİ SORUSU: Gençler Risale-i Nur okumalı mı?
ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma, aferin benim nurluma. Aferin benim güzel yüzlüme.
Bak Risale-i Nur'u her Türk genci en az bir 5-10 sayfa okuması lazım. Orada bir özel iman bakışı vardır, samimi iman bakışı vardır. Samimi imanın ne olduğunu insan öğrenir. Samimi imanın nasıl olduğunu öğrenir. Risale-i Nur'un asıl özelliği budur. İkincisi, Bediüzzaman aslında anlattıkları iman hakikatleri derken Allah'ın sanatını çok kapsamlı ufku genişleterek, insanın aklına gelmeyecek yönlerden yaklaşarak, insanın dar düşünme ufkunu kırarak, çok geniş düşünme ufkuyla Allah'ın sanatını değerlendirir.
Benim asıl şaşırtıcı bulduğum, önemli gördüğüm noktadan birisi; Said Nursi metafizik bir şahıs. Alışılmış bir alem hoca falan değil. Bildiğimiz hocalardan değil. Ve kendinin tanıtımını falan yapan birisi de değil. Ben zavallı, cahil diyor. Hiç ender hiç, gariban bir insanım, mazlum bir insanım, ihtiyar bir insanım, biçareyim diyor.
Mesela diyor ki: “Hem en garibi şudur ki, bir yerde demiştim Cenab-ı Hakk'ın büyük nimetleri olan teyyare ve şimendifer ve radyoyu büyük şükürle mukabele lazım iken beşer şükür etmedi, teyyarelerle başlarına bombalar yağdı ve radyo öyle büyük bir nimeti ilahidir ki ona mukabil şükür ise o radyo milyonlar dilli bir küllü hıfzı Kuran olup, zemin yüzündeki bütün insanları Kuran'ını dinlettirsin. 20. Sözde Kuran'ın medeniyet harikalarından gaybi haber verdiğini beyan ederken bir ayetin işareti olarak kafiler, şimendiferle alem-i İslam'ı muhalif ederler demiştim. İslam'ı bu harikalarla teşvik ettiğim halde bir sebep ve ittiham olarak, şimendifer, teyyare ve radyo gibi terakkiyat-ı hazıra aleyhindedir diye sabık mahkemelerin bazı müddei umumileri bizi itham etmiş,” bazı savcılar böyle ithamda bulunmuş diyor. Mesela bir ufuk genişletiyor. Mesela diyor ki eğer radyodan Kuran okunmuş olsaydı radyo onlara hayır olacak ama radyodan sıkı yönetim bildirileri anlatılıyor. Savaş ilanı anlatılıyor. Kan döküldüğü anlatılıyor. İnsanların öldürüldüğü anlatılıyor. Askerlerin şehit edildiği anlatılıyor. Sürekli cenaze haberleri, felaketler, İslam ülkelerinin işgal edildiği, İslam ülkelerinde akan kanlar bunlar duyuluyor. Ama Kuran duyulsaydı diyor, bunlar olmazdı diyor Bediüzzaman. Kuran duyulmayınca bunlar oluyor işte diyor. Mesela şimendiferle tank, top götürülüyor, asker götürülüyor, kan dökülüyor dünyanın birçok yerinde. Halbuki o cennet bahçesi gibi olabilirdi şimendiferler. İnsanlara mutluluk, güzellik taşıyabilirdi. Mesela Abdülhamid devrinde ne yaptılar? Şimendiferle Darwinist kitaplar dağıtıldı, yüz binlerce bütün Orta Doğu coğrafyasına. Bunların eleştirisini yapıyor ama çok hikmetli, kısa ve özlü anlatımlarla anlatıyor. Onun için gençler Risale-i Nur'u mutlaka okusunlar ama Yeni Asya’cı falan olmasınlar. Yahut Yeni Nesil grubundan falan olmasınlar. Çünkü orada bir samiyetsiz ruha onları çekebilirler. Kendileri okusunlar. Sevsinler, dost olsunlar ama etkisinde kalmasınlar. Çünkü alenen “Mehdi gelecek” diyor Bediüzzaman. Yok kardeşim öyle bir şey yazmıyor diyor. Ya yazıyor işte. Tarih vererek yazıyor, yerini de söylüyor, ne zaman çıkacağını da söylüyor ve defalarca söylüyor. 100 Sayfa, 150 sayfa Mehdi (as)’ın geleceğini anlatıyor. Yok diyor, öyle bir şey demedi diyor. Bu adamla uğraşılmaz kardeşim. Deccaldan bahsediyor, onu örtbas ediyor. İsa Mesih (as)’ın gelişini anlatıyor. “Şahsı gelecek bizzat” diyor, yok onu öyle demek istemedi diyor. Sen alay mı ediyorsun zekamızla? Bir acayip adamlar. Sonunda bak İngiliz Derin Devleti bir kısmına kancayı taktı, tepe üstü bunları devirdi. Dürüst olmak lazım. Risale-i Nur'da ne varsa açık açık yazacaksın, anlatacaksın. Onun için Bediüzzaman diyor ki nur talebeleri için: “Risale-i Nur'un gerçek sahibi değil onlar” diyor. “Risale-i Nur'un gerçek sahibi, yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk'ın iziyle gelir, o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip Allah'a şükrederiz” diyor. Risale-i Nur'un gerçek sahibi Mehdi (as) talebeleri olduğunu söylüyor Bediüzzaman.
Onun için Risale-i Nur'a sahip çıkmak lazım. Gençlerde 10 sayfa, 15 sayfada olsa her kitaptan okusalar çok çok iyi olur. Dili ağır falan değil. Kardeşim dili çok lezzetli ve Osmanlıca. Osmanlıca çok güzel, zengin bir dil. Onu niye kaybedelim ki? Ne yapacağız? Olasılık, arasılık diyeceğimize, değil mi? Osmanlıcanın o güzel, ahenkli, ihtişamlı kelimelerini de bileceğiz.
Bediüzzaman diyor ki: “Fâniyim, fâni olanı istemem. Acizim, aciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim fakat bir yar-ı bâki isterim. Zerreyim fakat bir şems-i sermet isterim. Hiç ender hiçim fakat bir mevcudat-ı umumen isterim” diyor. Çok şahane bir Osmanlıca. Mükemmel bir belagat, mükemmel bir hikmet ve mükemmel bir anlatım. Bilinmemesi çok acı olur, yazık.
“Ta ahir zamanda” diyor bak Bediüzzaman, “ta ahir zamanda işte bu zaman.” Yani bu yıllar. “Hayatın geniş dairesinde” yani internetin, televizyonun her şeyin olduğu geniş dairede “asıl sahipler Risale-i Nur'un asıl sahipleri” yani diyor bak “yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir, o tohumlar sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyredip Allah'a şükrederiz” diyor Cenab-ı Allah’a. Kabirde seyredeceğim diyor, ölmeyeceğim diyor. Mesela diyorlar ya, ölen bir insan bunu söyleyemez. Demek ki bizim anladığımız anlamda ölmemiş. Bekleme var. İslam'ın hakimiyetine kadar? Allah durduruyor. Nasıl yapıyor? Bir boyuttan seyrediyor veyahut boyuttan dünyaya geçip oraya gidip geliyor da olabilir. Ama tabii insanlar bunu kaldıramaz. Belli bir zamanla bir yerde karşılaşmış olsa tabii çok korkar insanlar. O da görünmez bir görüntüyle geliyor sohbetlere. Konuşmalara o şekilde geliyor. Ama ehli olan kişi görebilir. Onunla görevli olan, o ufuk çizgisinde olan, o boyutu yakalayabilen bir insan onu görebilir. Bunu bu kadarla bitirelim ama Bediüzzaman'ın bu sözünde tabii çok büyük bir hikmet var.