"Solunum sistemi" belgeselinden.
HEMOGLOBİN
Alveollerin içine havayla gelen oksijen, burada kana karıştığı anda kendisini taşımakla görevli hücreler tarafından karşılanır. Bunlar alyuvarlardır. Alyuvarlarının içinde çok özel bir protein bulunmaktadır. Hemoglobin.
Her alyuvarının içinde yaklaşık 250 milyon hemoglobin proteini bulunmaktadır. Hemoglobin isimli bu protein, oksijeni yakalamak için tasarlanmış bir yaratılış harikasıdır. Ve hemoglobinin üzerinde 4 adet demir atomu bulunur. Bu atomlar, oksijeni mıknatıs gibi çekerler. Böylece oksijen, kandaki uzun yolculuğuna çıkar. Oksijene ihtiyaç duyulan dokulara gelindiğinde, hemoglobinin demire bağlanma gücü özel olarak tasarlanmış bir takım alt sistemler sayesinde azaltılır. Böylece oksijen hemoglobinden ve alyuvardan kopar ve hücrelere ihtiyaçları olan oksijen ulaştırılmış olur.
Hücreler tarafından üretilen karbondioksit yine hemoglobin ve kompleks sistemler tarafından akciğerlere ulaştırılır. Akciğerlere taşınan karbondioksit burada vücuttan atılır. Bu oksijen ve karbondioksit döngüsü bir ömür boyunca hiç aksamadan her saniye devam eder. Şimdi sistemi biraz daha yakından inceleyelim.
Hemoglobin molekülü toplam 564 aminoasitten oluşmuş bir proteindir. Orta bölgesinde oksijeni taşımakla görevli 4 demir atomu bulunmaktadır. Hemoglobinin 3 boyutlu yapısı ve aminoasit dizilimi, oksijeni taşımak için özel olarak tasarlanmıştır. Bu aminoasitlerden herhangi birinin değiştirilmesi ya da hemoglobinin 3 boyutlu yapısındaki bir değişiklik, oksijen taşıyamaması ve görevini yapamaması anlamına gelir. Yalnızca hemoglobinin şekli değil, hemoglobinle birlikte çalışan alt sistemler de kusursuz tasarıma sahiptir.
Örneğin, hemoglobin ve oksijen akciğerlerde bağlandıklarında güçlü bir bağ oluştururlar. Ancak oksijene ihtiyaç duyulan dokulara gelindiğinde bu bağ zayıflar ve oksijen hemoglobinden ayrılır. Sistemdeki her detay en ince ayrıntısına kadar planlanmıştır. Eğer akciğerlerde oksijen, hemoglobinle yeteri kadar güçlü bir bağ yapamasaydı, hemoglobine bağlanamaz ve bu durumda ihtiyaç duyulan dokulara kadar taşınamazdı ve dokular ölmeye başlardı. Eğer şu andakinden çok daha güçlü bir bağ yapsaydı ve bu bağ dokulara gelindiğinde zayıflamasaydı, bu sefer oksijen hemoglobinden ayrılamayacak ve dokular yine ölmeye başlayacaktı. Sonuçta hemoglobin molekülünün şu andaki sisteminde yapılacak en küçük bir değişiklik ölüm anlamına gelirdi. Nitekim bilinen en güçlü zehirlerden biri olan siyanür, insanı hemoglobin molekülüne bağlanıp ve onun görevini yapmasını engelleyerek öldürür.
Tüm bu gerçekler karşısında evrim teorisinin asılsızlığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Evrim teorisi, canlıların sahip oldukları özellikleri zaman içinde aşama aşama edindiklerini iddia eder. Oysa vücuttaki milyonlarca sistem gibi, oksijen taşıma sistemi de ancak ve ancak şu andaki kusursuz haliyle var olursa çalışabilir. Oksijen taşıma sisteminin parçalarından yalnızca biri olan hemoglobinde yapılacak en küçük bir değişiklik bile sistemin çalışmaması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla hemoglobinin ve oksijen taşıma sisteminin evrimleşmiş olması mümkün değildir. Tek başına bir hemoglobin molekülü bile evrim teorisinin geçersizliğinin ve Allah'ın yaratmasının mükemmelliğinin bir kanıtıdır. Allah bu gerçeği görmezlikten gelen insanlara Kuran'da şöyle buyurur:
''Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 4)