"Darwinizmin Karanlık Yüzü" belgeselinden.
KOMÜNİZMİN GERÇEK TEMELLERİ
Eski Yunan'da doğan materyalist felsefe, tarihi zirvesini 19. yüzyılda yaşadı. Bunda en büyük pay ise Karl Marx ve Friedrich Engels adlı iki Alman filozofu aitti. Marx ve Engels, eskiden beri var olan materyalist felsefeyi, diyalektik adı verilen yeni bir yöntemle açıklamaya çalıştılar. Diyalektik, evrendeki tüm gelişmenin çatışma sayesinde elde edildiği varsayımıydı. Marx ve Engels bu varsayıma dayanarak tüm dünya tarihini yorumlamaya giriştiler. Marx, insanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu, mevcut çatışmanın işçiler ve kapitalistler arasında geçtiğini ve yakında işçilerin ayaklanıp komünist bir devrim yapacaklarını iddia etti. Komünizmin bu iki kurucusunun en belirgin özelliği ise her materyalist gibi dine karşı büyük bir düşmanlık beslemeleriydi. Her ikisi de koyu birer ateist olan Marx ve Engels, dini inançların yok edilmesini komünizm açısından zorunlu görüyorlardı.
Marx ve Engels'in bu fikirleri geliştirdiği dönemde onlar adına çok heyecan verici bir gelişme yaşandı. Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabıyla evrim teorisini ortaya attı. Darwin, canlıların yaşam mücadelesi sonucunda yani diyalektik bir çatışmayla ortaya çıktıklarını iddia ediyordu. Dahası, yaratılışı inkar ederek dini inançları reddediyordu. Bu, Marx ve Engels için bulunmaz bir fırsattı. Engels, Darwin'in kitabını yayınlanır yayınlanmaz bir solukta okudu ve Marx'a şöyle yazdı:
“Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin tek kelimeyle muhteşem.”
Marx ise Engels'e yazdığı cevabında şöyle diyordu:
“Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur.”
Engels, Darwin'in teorisinden o kadar etkilenmişti ki maymundan insana geçişte Emeğin Rolü başlıklı bir makale yazarak bu teoriye kendince katkıda bulunmaya bile çalışmıştı. Engels daha sonra tüm evrimci fikirlerini Doğanın Diyalektiği adlı kitabında topladı. Marx'ın ve Engels'in fikirleri özellikle ölümlerinin ardından etkili oldu. Marx'ın hayal ettiği komünist devrim projesini hayata geçiren kişi Vladimir Ilyich Lenin'di.
Lenin, Rusya'daki komünist Bolşevik hareketinin lideriydi. O dönemde Rusya'da Romanov hanedanı tarafından üretilen çarlık rejimi hakindi. Lenin'in Bolşevikleri, Çar yönetimini silah zoruyla yıkmaya amaçlıyordu. 1. Dünya Savaşı'nın karmaşası Bolşeviklere aradıkları fırsatı verdi. Lenin'in önderliğindeki komünist militanlar, Ekim 1917'de iktidarı silah zoruyla ele geçirdiler.
Rusya devrimin ardından komünistler ve Çar yanlıları arasında geçen üç yıllık kanlı bir iç savaşa sahne oldu. Komünistler, başta Çar ailesi olmak üzere kendilerine rakip olarak gördükleri herkesi kanlı bir biçimde ortadan kaldırdı. Lenin de akıl ustaları Marx ve Engels gibi koyu bir evrimciydi. Darwinizmin savunduğu diyalektik materyalist felsefenin temel kaynağı olduğunu sık sık vurguluyordu. Bolşevik devriminin Lenin'den sonraki en büyük mimarı sayılan Leon Trosky de yine Darwinizme büyük önem veriyordu. Trosky, Darwin'e olan hayranlığını şu sözlerle ifade etmişti:
“Darwin'in buluşu tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi oldu.”
Lenin'in 1924'teki ölümünün ardından Komünist Parti'nin başına dünyanın en kanlı diktatörü sayılan Joseph Stalin geçti. Stalin, 30 yıl süren iktidarı boyunca adeta komünizmin ne denli acımasız bir sistem olduğunu ispatlamaya çalıştı.
Stalin'in ilk önemli icraatı Sovyetler Birliği nüfusunun yüzde seksenini oluşturan köylülerin tarlalarına devlet adına el koymak oldu. Kollektivizasyon adı verilen bu politika gereğince köylülerin bütün mahsulü silahlı görevliler tarafından toplandı. Bunun sonucunda korkunç bir açlık baş gösterdi. Yiyecek hiçbir şey bulamayan milyonlarca kadın, çocuk ve yaşlı açlıktan kıvranarak yaşamını yitirdi. Kazakistan nüfusunun %20'si açlıktan öldü. Kafkasya'daki ölü sayısı 1 milyondu. Stalin bu politikasına direnmeye çalışan yüz binlerce insanı ise Sibirya'nın korkunç çalışma kamplarına gönderdi. Tutsakların çok ağır şartlarda ölesiye çalıştırıldığı bu kamplar bu insanların çoğuna mezar olacaktı. Öte yandan on binlerce insan Stalin'in gizli polisi tarafından idam edildi. Aralarında Kırım ya da Türkistan Türklerinin de bulunduğu milyonlar Rusya'nın uzak köşelerine zorla göç ettirildi.
Stalin tüm bu kanlı politikaları sonucunda yaklaşık 20 milyon insanı katletti. Tarihçilerin bildirdiğine göre bu vahşetten özel bir zevk duyuyordu. Kremlin'deki çalışma masasına oturup toplama kamplarında öldürülen ya da idam edilen insanların sayılarını içeren listeleri incelemekten büyük keyif alıyordu. Stalin'i bu denli acımasız bir katil haline getiren etken, kişisel, psikolojik durumunun yanı sıra inandığı materyalist felsefeydi. Bu felsefenin en temel dayanağı ise Stalin'in kendi yorumuyla Darwin'in evrim teorisiydi. Bu konuya verdiği önemi şöyle açıklıyordu:
“Genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara bir tek şeyi öğretmeliyiz; Darwin'in öğretilerini…”
Stalin rejiminin evrim teorisine körü körüne bağlılığının önemli bir göstergesi ise, o dönemde Sovyet eğitim sisteminin Mendel'in Genetik Kanunlarını reddetmesiydi. 20. yüzyılın başından itibaren bütün bilim dünyası tarafından kabul edilen bu kanunlar, Lamarck'ın ortaya attığı kazanılmış özelliklerin sonraki nesillere aktarılması iddiasını geçersiz kılıyordu. Bunun evrim teorisine büyük bir darbe olduğunu gören Lisenko adlı Rus bilim adamı düşüncelerini Stalin'e açtı. Lisenko'nun fikirlerinden etkilenen Stalin, onu resmi bilim kurumlarının başına getirdi. Genetik bilimi Stalin'in ölümüne kadar Sovyetler Birliği'nin hiçbir bilim kurumunda ya da okulunda kabul görmedi.
Stalin'in bu totaliter rejimi sürerken bir başka komünist rejim de Çin'de kuruldu. Mao Tse Tung'un önderliğindeki komünistler uzun bir iç savaş sonucunda 1949 yılında iktidara geldiler. Mao kendine büyük destek veren, müttefiki Stalin gibi baskıcı ve kanlı bir rejim kurdu. Çin, Mao döneminde sayısız politik idama sahne oldu. İlerleyen yıllarda ise Mao'nun Kızıl Muhafızlar adını verdiği genç militanlar, ülkeyi tam bir terör ortamına sürükleyecekti.
Mao, kurduğu bu komünist düzenin felsefi dayanağını ise, “Çin sosyalizminin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır,” diyerek açıkça belirtmişti. Komünizm daha pek çok ülkede gerilla mücadelelerine, kanlı terör eylemlerine ve iç savaşlara neden oldu. Bunların arasında Türkiye de vardı. Türkiye'de komünist bir devrim yapma hayaliyle devlete karşı silaha sarılan örgütler 60'lı 70'li yıllarda ülkeyi karanlık bir terör ortamına sürüklediler.
Komünist terör 1980 sonrasındaysa bölücülük akımı ile birleşti ve on binlerce vatandaşımızın ölümüne polis ve askerimizin şehit olmasına neden oldu. 150 yıldır dünyayı bu şekilde kana bulayan komünist ideoloji her zaman için Darwinizm ile iç içe oldu. Bugün de hala komünistler Darwinizmin en önde gelen savunucuları konumundadır. Hemen her ülkede evrim teorisini ısrarla savunan çevrelere bakıldığında Marksistlerin hep en ön safta olduğu görülür. Çünkü evrim teorisi Karl Marx'ın söylediği gibi komünist ideolojinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturmaktadır.