MÜMİNLERİN GÜZEL AHLAKI – 1
Allah'a iman etmiş bir insanın güzel ahlakını ortaya koyan, kendisine has çok özel tavır ve davranışları olur. Bu ahlakın örnekleri Kuran-ı Kerim'de detaylı olarak bildirilmiştir. Mümin, Allah'a karşı teslimiyetlidir, sabırlıdır, adaletlidir, şefkatlidir, merhametlidir, alçak gönüllüdür, fedakârdır ve yardımseverdir. Bu gibi güzel ahlak örnekleri, Kuran ahlakından uzak yaşayanlara göre, zamana, şartlara, kültürlere, olaylara ve kişilere göre değişkenlik gösterebilir. Oysa Kuran'a göre, ideal Müslüman modeli, zamana ya da ortama göre asla değişmez. Bu filmde Allah'ın Kuran'da haber verdiği tavırlardan bazı örnekler izleyeceksiniz.
Kuran'da bildirildiğine göre alçak gönüllü olmak imanın özelliğidir. Buna karşın, kibir ve büyüklenme ise ancak inkârcılara ait bir tavırdır. Çünkü din ahlakının insanı öğrettiği ilk şey, aciz bir kul olduğu gerçeğidir. İman edenler bu gerçeğin bilincindedir ve bu nedenle tevazulu hareket ederler. Büyüklük hırsına kapılmış olanlar ise, Kuran'da bildirilen doğruları ısrarla kabul etmezler. Kuran'da böyle insanlardan şu şekilde söz edilir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları, ayetlerimizi inkâr ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak!” (Neml Suresi, 14)
Allah, müminlere alçak gönüllü olmayı emretmekte ve Kuran'da büyüklenenleri sevmediğini bildirmektedir. Bu, bir müminin büyüklenmekten uzak durması için yeterlidir. Nitekim Kuran ayetlerinde alçak gönüllü olmanın önemi şöyle haber verilmektedir:
“İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Artık yalnızca ona teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 34)
Kibirli insanlar, kendi üstünlük iddialarını ne kadar fazla vurgularlarsa, toplum içerisinde o kadar çok takdir toplayacaklarını zannederler. Bunun için yürüyüşlerinde, konuşmalarında ve bakışlarında abartılı ve dikkat çekici tavırlara başvururlar. Söz konusu insanların özellikle yürüyüş şekillerinde bu iddianın izlerini görmek mümkündür. Allah Kuran'da böbürlenerek yürümenin çirkin bir davranış olduğunu, Hz. Lokman (as)'ın oğluna verdiği öğütlerin yer aldığı şu ayette bildirmiştir:
“İnsanlara yanağını çevirip büyüklenme ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Lokman Suresi, 18)
Unutmamak gerekir ki şeytanın Allah'ın huzurundan kovulmasının nedeni onun kibridir. Şeytan, tüm diğer yaratılmış varlıklardan üstün olduğu iddiasında bulunmuştur. Bunu bilen bir müminin, şeytanın taşıdığı kibri andıracak herhangi bir tavrı göstermesi mümkün değildir. Ayetlerde tevazulu davranan kimseler şöyle müjdelenmektedir:
“İşte ahiret yurdu. Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere armağan kılarız. Güzel sonuç takva sahiplerinindir.” (Kasas Suresi, 83)
NİMETLERE HER AN ŞÜKÜR ETMEK
Alışkanlığın getirdiği bakış açısını bir kenara koyarak, hikmetli bir biçimde çevrelerini gözlemleyen müminler, her şeyi Allah'ın nimet olarak yarattığını kavrarlar. Yedikleri tüm besinlerin, soludukları temiz havanın, sahip oldukları imkanların, mikroorganizmalardan yıldızlara kadar sayılamayacak kadar çok nimetin hizmetlerine verildiğini anlarlar. Allah kullarına karşı çok geniş rahmet sahibi olandır. Bir ayette bu gerçek şöyle bir örnekle haber verilir:
“Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 18)
Allah'ın Rahman ve Rahim olduğunu bilen mümin, kendisine sunulan tüm dünya nimetlerinden meşru ölçülerde yararlanır. Ama bunlara aldanarak asla Allah'ı, ahireti ve Kuran ahlakına göre yaşamayı unutmaz. Dünyadaki nimetlerin geçici ve sınırlı olduğunu, bu nimetlerle denendiğini, asıllarının ise cennette olduğunu aklından çıkarmaz. Kuran ahlakını yaşayan bir insan için mal, mülk, mevki gibi dünya nimetleri yalnızca Allah'a yakınlaşması ve şükretmesi için birer vesiledir.
Mümin, kendine verilen nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu, bunların yalnızca O'ndan geldiğini bilir. Sayısız nimete karşılık sözlü ve fiili olarak sürekli bir şükür halinde bulunur. Allah'ın nimetlerini anmaya, hatırda tutmaya ve anlatmaya çaba harcar. Allah, Duhâ Suresi’nde şöyle buyurur:
“Elbette Rabbin sana verecek. Böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetimi üzüp kahretme! İsteyip dileneni, azarlayıp çıkışma! Rabbinin nimetini durmaksızın anlat!” (Duha Suresi, 5-11)
Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok özel bir nimetin gelmesini veya çok büyük bir sorunun hallolmasını bekler. Oysa biraz dikkat edildiğinde insanın her anının nimet içinde geçtiği görülür. Hayatı, sağlığı, aklı, şuuru, beş duyusu, nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kesintisiz bir şekilde her an kendisine sunulmaktadır. Bazı insanlar ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerini anlarlar. Müminler ise sahip oldukları her nimet için Allah'a şükrederler. Allah şükredenlere karşılığını daha fazlasıyla verendir.
“Andolsun eğer şükrederseniz, gerçekten size arttırırım ve andolsun eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim Suresi, 7)
KURAN'DA BİLDİRİLEN TEMİZLİK ANLAYIŞI
Temizlik, müminlerin yaratılışına en uygun olan davranış şekillerinden biridir. Bu nedenle bir ibadet olarak uyguladıkları temizlik, müminlere çok büyük bir zevk ve rahatlık verir. Allah, müminlerin maddi manevi her yönden temiz olduklarını pek çok ayetinde bildirmiştir. Kuran'da müminlerin temizliği ile ilgili dikkat çekilen detaylardan bazıları şunlardır:
Kuran'da dikkat çekilen temizlik anlayışı, cahiliye toplumunun temizlik anlayışından çok farklıdır. Kuran'a göre temizlik öncelikle ruhta yaşanır. Kuran'a uygun olmayan tüm ahlak özelliklerinden, mantık örgülerinden ve yaşam tarzından uzaklaşıp arınmak, kişiye manevi bir temizlik sağlar. Manevi temizliğe sahip olan bir insan, aklından ve vicdanından her türlü kötülüğü uzaklaştırır. Kuran'dan habersiz kimselerin normal karşıladıkları kin, kıskançlık, zalimlik, bencillik gibi çirkin özellikleri ruhunda yaşamaz.
İnanan bir insanın dünyada oluşturmak istediği ortam, cennet ortamının benzeridir. Allah'ın cennette olacağını vaat ettiği her şeyi, müminler dünyada da şartların el verdiği oranda yaşamaya çalışırlar. Nitekim cennetin özelliklerinden biri, orada insanların fiziksel temizlikleridir. Tur Suresi’nin 24. ayetinde cennette bulunan insanlar sanki sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl olarak haber verilmiştir. Bakara Suresi’nin 25. ayetinde ise cennette tertemiz eşler bulunduğu müjdelenmiştir. Kuran'da yalnızca beden temizliğine değil, müminlerin üzerlerine giydikleri kıyafetlerin de temizliğine dikkat çekilmiştir. Müddessir Suresi’nde şöyle emredilir:
“Elbiseni temizle, pislikten kaçınıp uzaklaş.” (Müddessir Suresi, 4-5)
Temizlik konusunu önemli kılan bir başka yönde kişinin hem kendine hem de karşısındakine olan saygısını yansıtmasıdır. Bu derin saygı, itinayı da beraberinde getirir. Mümin sadece pislikten kaçınmakla kalmaz, içinde yaşadığı derin saygıyı vurgulayan incelikler de sergiler. Bazı insanların kendilerine özen göstermelerinin nedeni, önemli gördükleri kişilerin karşısında bakımlı olmaları ve kendilerini beğendirmeleri gerektiğini düşünmeleridir. Oysa mümin, Kuran ahlakının gereği olarak başkaları için değil, Allah'ın beğendiği bir tavır olduğu için bunu yapar. Kendisinin en rahat ettiği tavır bu olduğu için temizliğe her an dikkat eder.
Kendilerini ve giyimlerini temiz tutan Müslümanlar aynı şekilde yaşadıkları ortamların düzenine de büyük titizlik gösterirler. Kuran'da bu konuda verilen örneklerden biri Hz. İbrahim (as) ile ilgilidir.
“Hani biz İbrahim'e Kabe'nin yerini belirtip hazırladığımız zaman şöyle emretmiştik: Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Tavaf edenler, kıyam edenler, rükûya ve sücuda varanlar için evimi tertemiz tut.” (Hac Suresi, 26)
Allah bu temizliğin öncelikle o mekanı kullanacak ve orada ibadet edecek kimseler için yapılmasını bildirmiştir. Bu nedenle tüm müminler Allah'ın bu buyruğu doğrultusunda yaşadıkları mekanları temiz, estetik ve göze en hoş gelecek şekilde muhafaza ederler.
Mümin ahlakının bir gereği olarak titizlik gösterilen bir başka konuda yiyeceklerin temiz olanlarının seçilmesidir. Bu, Allah'ın Kuran'da müminler için bildirmiş olduğu bir emirdir.
“Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin.” (Bakara Suresi, 57)
“Ey insanlar! Yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak giyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 168)
Allah, müminlerin temiz yiyecekleri seçtiklerini, ashabı Kehf Ehli ile ilgili kıssada da bildirmiştir. Ayetlerde Kehf Ehlinin alışverişte temiz yiyeceklere yöneldiği şöyle haber verilmiştir:
“Dediler ki: Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin..” (Kehf Suresi, 19)
Hemen her toplumda Allah'ın Kuran'da tarif ettiği güzel ahlakın bazı yönlerini yaşayan insanlar vardır. Bu insanlar yeri geldiğinde fedakâr, yumuşak huylu, merhametli, adaletli veya yardımsever davranabilirler. Ancak bu kişilerin sabır göstermedikleri anlar olabilir. Mümin ise Kuran ahlakını yaşama konusunda her zaman kararlılık gösterir ve sabırlı davranır. İnsanların hoş olmayan sözlerine ya da davranışlarına dahi sabrederek güzel bir tavırla karşılık verir. Tüm bu olayların kaderinde bu şekilde yaratıldığını bilir ve asla aksi, sinirli, ters bir tavır göstermez. Kuran ahlakının gereği, insanın zarar gördüğü durumda bile karşı tarafa sabır göstermesi, kötülüklere güzellikle cevap vermesidir. Fussilet Suresi’nde Allah şöyle buyurmaktadır:
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır. O zaman seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dostun oluvermiştir. Buna da sabredenlerden başkası kavuşturulamaz ve buna büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.” (Fussilet Suresi, 34-35)
MÜMİNLER ÖFKELERİNİ YENERLER
Bazı insanlar kolayca hiddetlenir, öfkesine hakim olamayarak bağırıp çağırır ve kendine ya da başkalarına zarar verirler. Böyle davranmak, kişinin aklıyla değil, duygularıyla hareket ettiğinin göstergesidir. Duygusallık, bazı insanlar da öfke, asabiyet, saldırganlık şeklinde kendini dışa vurur. Bu ahlaktaki bir kişi her an her şeye öfke duyup kavga çıkartabilir. Örneğin, otoparkta kendisine ayrılmış yere bir başkasının park ettiğini görünce bağırıp-çağırıp arabayı tekmeleyebilir. Ya da yolda yürürken bir kimsenin yanlışlıkla omuzuna çarpması, kolaylıkla hiddetlenmesine yol açabilir. Veya evden çıkarken anahtarı evde unutan çocuğuna, hesabı geç getiren garsona, telefonda bekleten sekretere, trafikteki araçlara sinirlenip aklına geleni söyleyebilir. Akleden bir insanın kolaylıkla çözümleyebileceği bu sorunlar karşısında öfkesini yenemeyen insan, abartılı ve gereksiz tepkiler verir. Çoğu zamanda kendine veya çevresine zarar verir. Kuran'da müminin öfkesini yenmesi gerektiği şöyle haber verilmektedir:
“Onlar bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardaki haklarından bağışlama ile vazgeçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran Suresi, 134)
Belli durumlarda insanın öfkelenmesi, yaratılışından kaynaklanan bir davranış olsa bile, ayetin işaretiyle müminin bu öfkesini sürdürmemesi, yenmesi gerekmektedir. Çünkü öfke, insanın akli fonksiyonlarını perdeleyen, olayları sağlıklı değerlendirip doğru kararlar verebilmesini engelleyen bir etkendir. Böyle olunca da insanın Allah'ın sınırlarını gereği gibi koruyabilmesi tehlikeye girmektedir. Bunu bilen müminler her ne şart altında olursa olsun öfkelerini yenerler ve her zaman itidalli davranırlar.
ÜZÜNTÜYE VE KARAMSARLIĞA KAPILMAMALARI
İnsan, güzelliklerden zevk alacak, neşe-huzur içinde yaşama isteği duyacak yapıda yaratılmıştır. Bu bakımdan, bir kimsenin karşısına çıkan olumsuzlukları en kısa zamanda ortadan kaldırmak istemesi ya da bunları güzelliklere, neşe vesilesine çevirmeye çalışması çok doğaldır. Kuşkusuz huzurlu olmak, neşeli, mutlu ve rahat olmak, bedenen ve ruhen sağlıklı olmak için son derece önemlidir. Ancak insanlar Kuran'a göre değil de kendi ölçülerine ve duygularına göre hareket ettiklerinde içlerinde üzüntü, sıkıntı ve korku hali hakim olur.
Örneğin Kuran'da tarif edilen tevekkül anlayışına sahip olmayan bir kimseyi düşünün. Bu kişi bir sonraki günün kendine ne getireceğini bilmemenin huzursuzluğu içinde sürekli mücadele halindedir. Halbuki insan, Allah'ın kulları için seçip beğendiği din ahlakını yaşadığı takdirde bu sıkıntıların hiçbiri söz konusu bile olmaz. Allah bu gerçeği Taha Suresi'nde şöyle haber verir:
“Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” (Taha Suresi, 123-124)
Birçok insan ise Kuran'da belirtildiği gibi Allah'ın zikrinden yüz çevirdiği için mutsuz olur, sıkıntılı bir yaşam sürer. İşten çıkarılmak, parasız kalmak, dolandırılmak, hastalanmak gibi korkular sürekli zihnini meşgul eder. Her an üzücü bir haber almanın, hoşuna gitmeyecek bir tavır ya da sözle karşılaşmanın ihtimaliyle kötümser bir ruh hali içine girer. Hatta en rahat, en mutlu anında bile yaşadığı bu anı sürekli kılamamanın endişesiyle adeta kâbus dolu bir hayat yaşar. Olayları yüzeysel bir gözle değerlendiren böyle bir kimsenin, etrafında gelişen olayların bir sonraki aşamada kendisi için ne gibi hayırları olabileceğini aklına getirmez. Halbuki otobüsü kaçırdığı için hemen üzüntüye kapılan bir kişi, otobüsün bir an sonra kaza yapmayacağını nereden bilmektedir? Ya da her gün önünden geçtiği ve çok iyi bindiği bir sapağı kaçırarak yanlış bir yola sapan bir kişiyi düşünün. Bu kişi yüzeysel düşünüyor ise kendisine kızacak, yolunu uzattığı için hemen neşesi kaçacaktır. Halbuki her olay gibi bu da kaderindedir ve kişi o an bunu görmese de mutlaka bir hayır vardır.
Günlük yaşam içinde yaşanan bu tarz örneklerin sayısı çok fazladır. Bu yüzden bu konunun çok iyi anlaşılması, akıldan hiç çıkarılmaması çok önemlidir. İnsanın karşılaştığı küçük veya büyük her olay kaderindedir ve Allah müminler için her şeyi hayırla yaratmaktadır. Bu konuyu tam anlayıp hiç unutmadan akılda tutmak, her olaya, her şeye hayır ve hikmet gözüyle bakmak son derece önemlidir. Allah'ın güzel planı içinde gelişen bütün olayları bu şekilde değerlendirmek, hiçbir şeyden üzüntüye kapılmamak, ahiret ve dünya için büyük bir nimettir. Mümin için akıl, irade, konfor ve huzura vesile olan bir gerçektir.
Belgesel boyunca izlediğiniz örneklerde de görüldüğü gibi Kuran ahlakını yaşamak büyük bir rahatlıktır, konfordur. İnsanın hem dünyada hem de ahiret hayatında kazanç sağlamasına vesile olacak tek yoldur. Kuran ahlakını yaşayan insanlar tüm hayatlarını bu ahlakın şekillendirdiği biçimde geçirirler. Kuran'ın emir ve yasaklarına titizlikle uyar, aksini yapmaktan itina ile kaçırılırlar. Tavırları yapmacık olmaz, ortamlara göre değişiklik göstermez. Güçlü bir karakter sergilerler. Yaşadıkları tüm olayların Allah'tan geldiğinin ve hepsinin hayırlı olduğunun bilincinde hareket ederler. Bu özellikleriyle içinde yaşadıkları toplumun diğer birçok ferdinden hemen ayırt edilirler. Onlar Kuran'da da bahsi geçen peygamberin ahlakına örnek alırlar ve bu ahlaka erişebilmek için sürekli bir çaba sarf ederler.
Unutulmamalıdır ki Allah'ın inanan kullarına vadettiği cennete layık ve ehil olabilmek ancak bu üstün ahlaka erişmekle mümkün olabilir. Ancak bunun sonrasında Allah'ın kötülükleri bağışlaması ve rahmetiyle kullarını cennetine kabul etmesi umulabilir.
Allah iman eden kullarına Kuran'da şöyle vaad etmiştir:
“Haberiniz olsun! Allah'ın velileri. Onlar için korku yoktur. Mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve Allah'tan sakınanlardır. Müjde dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Yunus Suresi, 62-64)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500