A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
MÜMİNLERİN GÜZEL AHLAKI - 2
Sevgi, Bağlılık ve Merhamet
Birlik, bağlılık, sevgi, şefkat, merhamet, fedakârlık, güven, dayanışma, dostluk, yardımlaşma, hoşgörü, vefa, sadakat, sahip çıkma, gözetip kollama.
İnsanların çoğu her fırsatta bu gibi güzel ahlak özelliklerine olan özlemlerini dile getirirler. Bir türlü istedikleri sevgi, saygı ve bağlılık gibi güzel ahlak özelliklerine sahip olamadıklarından yakınırlar. Oysa gerçek güzel ahlak ancak Allah'tan korkmakla ve ona derin bir bağlılık duymakla mümkün olabilir. Bu nedenle tüm bu güzellikleri içtenlikle yaşayanlar ancak samimi olarak iman edenlerdir. Kuran'da insanın günlük hayatına ve sosyal ilişkilerine dair pek çok ayet vardır. Müminler de Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu güzel ahlakı her an en mükemmel şekilde yaşamaya çalışırlar. Koşullar ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermezler. Hiçbir konuda çıkar çatışmalarından kaynaklanan bir ayrılık içine girmezler. Dünyada birbirlerine takvalarından dolayı bağlı olan müminler ahirette de Allah'ın izniyle kazançlı olacaklardır.
Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım:
“İman edip salih amellerde bulunanlar ise işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcıları olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur. Kendileri de O’ndan razı kalmışlardır. İşte bu Rabbinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.” (Beyyine Suresi, 7-8)
Tesanüd
Tesanüd yani dayanışma ve birlikte hareket etme çok önemli bir mümin vasfıdır. Kuran'da hükmedildiği üzere tüm müminler birbirlerinin kardeşidirler. Onlar Allah'a karşı içten bir sevgi ve bağlılık duyan, Kuran-ı Kerim'e tabi olmuş, cennete ulaşmak isteyen insanlardır. Dolayısıyla aralarında büyük bir sevgi ve dayanışma vardır. Müminlerin arasındaki dayanışmanın nasıl olması gerektiğini Allah bir ayette şöyle haber verir:
“Şüphesiz Allah kendi yolunda sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saff Suresi, 4)
Ayette Müslümanlar arasında hiçbir şekilde yıpranmayacak bir kenetlenmenin olması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Müminler aralarındaki tesanüdün bozulmaması için çaba sarf eder, bağlılığın daha da kuvvetlenmesi için çalışırlar.
Hoşgörülü Olmak
Bazı toplumlarda hataya karşı merhamet ve hoşgörü yok denilecek kadar azdır. Hata yapan kişi mutlaka küçük düşürülür, alaya maruz kalır ve bir şekilde cezalandırılır. Bu nedenle hata yapmak büyük bir korku sebebidir. İnsanlar hata yapmaktan şiddetle kaçınırlar. Hatalarını telafi etmek yerine örtbas etmeye çalışırlar. Öte yandan hatalara karşı tahammülsüzlük de her zaman tartışmaların ana sebebi olmuştur. Oysa her insan farklı kişilik özelliklerine sahiptir. Bu nedenle herkesin üstün yönleri olabileceği gibi eksiklikleri ve kusurları da olabilir. Örneğin bir kişi diğer insanlara göre daha heyecanlı ve telaşlı bir yapıya sahip olabilir. Bir diğer kişi ise aşırı sakin, dikkatsiz ya da ağırkanlı olabilir.
Bütün bu eksiklikler kızgınlık duymak yerine hoşgörü ve anlayışla karşılanıp yardımcı olunması gereken özelliklerdir. Bu nedenle müminler birbirlerine karşı her zaman sabırlı, merhametli, hoşgörülü olmaları gerektiğini bilirler ve birbirlerinin hatalarını en güzel şekilde uyararak düzeltmeye çalışırlar. Tahammülsüzlükten kaynaklanan kırgınlıkların müminler arasındaki birlikteliğe zarar verebileceğini unutmazlar.
Tartışıp Çekişmemek
Müminlerin dünyada yaşadıkları mutlu ve huzurlu yaşamın sırlarından biri, aralarındaki sıcak kardeşlik ve dayanışmadır. Bu birlik ve dayanışmayı zedeleyecek, müminlerin arasını açacak her türlü davranış, Kuran'da tarif edilen ahlaka aykırı bir tavırdır. Nitekim Allah Kuran'da müminleri bu tehlikeye karşı şöyle uyarmıştır:
“Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin. Çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi, 46)
Çekişmek, sürtüşmek, düşmanlık, kin, nefret gibi duygular, kaçınılması gereken kötü ahlak özellikleridir. Salih Müslümanlar hiçbir zaman bu hislerle hareket etmezler, daima ihlaslı, tevazulu, dostane ve birbirlerine karşı düşkün ve sevgi doludurlar. Kuran'da verilen hükmün gereği, diğer mümin kardeşlerini incitebilecek söz ve davranışlardan özenle kaçınır, aradaki sevgi ve güveni daha da arttıracak tavırlar sergilerler. Peygamber Efendimiz (sav)’in bu konudaki bir hadisi şöyledir:
“Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı. Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir. Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Müminlerin arasında bir çekişme ya da kırgınlık yaşanması, müminlerin gücünü azaltırken barış ortamını da zedeleyecektir. Nitekim bir Kuran ayetinde, müminlerin birbirlerinin velileri yani dost ve koruyucuları olmadıkları takdirde yeryüzünde fitne çıkacağı şöyle haber verilmektedir:
“İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız, birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)
Mümin, bir başka mümin kardeşiyle farklı bir fikirde olduğu zaman bile, mümkün olduğunca alttan alıcı, mütevazı ve saygılı bir üslup kullanmalıdır. Böylece iki farklı fikir istişare boyutunda kalacak ve asla tartışma boyutuna girmeyecektir. Allah bir ayette müminlerin nasıl davranması gerektiği ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi, 10)
Kıskançlıktan Kaçınmak
Kıskançlık, rekabet ve darılma, insanlar arasında birliğin ve kardeşliğin önündeki en önemli engellerdendir. Hırs sonucu müminler arasında doğabilecek herhangi bir rekabet, müminlerin birbirine olan sevgisini azaltacaktır. Kuran ahlakının yayılması için hizmet eden bir mümini kıskanmak ya da kendisini rakip olarak görmek ise salih bir Müslümana yakışmayacak bir tavırdır. Kıskanmak bir yana onun bu azmiyle gurur duyması ve desteklemesi gerekir.
Ünlü İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi, İhlas Risalesi'nde müminlerin tıpkı bir fabrikanın çarkları gibi birbirleriyle son derece uyumlu ve birbirlerini tamamlayıcı yönde hareket etmeleri gerektiğini anlatmıştır. Bir fabrika, kusursuz ve eksiksiz üretimi, ancak çarkları birbiriyle uyumlu, rekabetten uzak çalışırsa elde edebilir. Allah rızası için hayırlı işlerde çaba gösteren müminler de aynı uyum içinde hareket etmelidirler. İman edenler birbirlerinin eksikliklerini araştırmadan, kusurlarını görmeden, hatta biri bir diğerinin eksikliğini tamamlayarak çaba göstermelidirler. Peygamber Efendimiz (sav) de kıskançlık ve hasedin ortadan kalkmasının özellikle üzerinde durmuştur. Müminlerin birbirlerini hiçbir çıkar gözetmeden içten bir sevgiyle sevmelerini ve birbirlerine karşı kin, öfke ve kıskançlık gibi kötü hisler beslememelerini emretmiştir. Peygamberimiz (sav) hem bu konuda müminlere en güzel örnek olmuş hem de onlara sık sık bu konularda tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiyelerden biri şöyledir:
“Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz. Birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz. Kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah'ın kulları, kardeşler olunuz.”
İnce Düşünceli ve Fedakâr Olmak
Cahiliye ahlakının ana özelliklerinden biri, insan ilişkilerinin çıkarcılığa dayalı olmasıdır. Dostluklar, evlilikler, iş ortaklıkları genellikle menfaat üzerine kuruludur. Herkes çoğu zaman yalnızca kendini düşünür. Diğer insanların düşünce ve duyguları ise ya ikinci plandadır ya da hiç dikkate alınmaz. Oysa gerçek bir müminin ahlakı tümüyle farklıdır. Çünkü müminlerin en önemli özelliklerinden biri, nefislerinin bencil tutkularından kurtulmalarıdır. Nefsinin bitmeyen isteklerini ve hırslarını yenebilmiş olan mümin, diğer müminlere karşı fedakâr ve ince düşünceli davranır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde müminlerin birbirlerine göstermeleri gereken tavrı şöyle ifade etmişlerdir:
“Mümin, kendisi için sevdiğini kardeşi için de arzular.”
Karşı tarafı her zaman kendinden üstün tutan salih müminler, imanın ve vicdanın gereğini yerine getirmiş olurlar. İman eden kulların bu üstün ahlakına en güzel örneklerden biri, muhacirler yani hicret edenler ve ensar yani onları barındıranlardır. Bu kişilerin örnek ahlakıyla ilgili olarak Kuran'da şöyle haber verilir:
“Kendilerinden önce o yurdu, Medine'yi hazırlayıp imanı gönüllerine yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç arzusu duymazlar. Kendilerinde bir açıklık, ihtiyaç olsa bile kardeşlerini öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar felâh, (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)
Müminin diğer müminleri kendisinden üstün tutması yalnızca ona daha çok maddi imkan sağlamasıyla sınırlı değildir. İman eden bir insan, diğer müminlerin tüm ihtiyaçlarını kendinden çok düşünür. En zor gözüken anda bile elindeki tüm imkanları hiç düşünmeden diğer müminlere vererek kendi rahatını ve keyfini ikinci plana atabilir. Üstelik bundan dolayı kendisi hiçbir sıkıntı duymadığı gibi karşı tarafa da hiçbir rahatsızlık hissettirmez. Karşı tarafı minnet altında bırakmadan gerekeni yapar ve en güzel tavrı gösterir.
Cennette bir arada olmaya niyet etmiş salih Müslümanlara düşen görev, kardeşlerinin imanını, ahlakını, temizliğini, neşesini ve sağlığını yakından takip etmektir. Kardeşlerinin eksikliklerini, ihtiyaçlarını gözeterek ince düşünceli ve fedakâr tutumunu her an korumaktır.
Misafir Ağırlama
Kuran ahlakını benimsemiş bir mümin için misafir ağırlamak değerli bir ibadet ve güzel ahlak gösterilebilecek fırsatlardan biridir. Bu nedenle müminler çoğu cahiliye insanının aksine misafirlerini güzellikle karşılarlar. Cahiliye ahlakını benimsemiş toplumlarda misafir, çoğu kişi tarafından genellikle maddi ve manevi bir külfet olarak algılanır. Çünkü misafir ağırlama, Allah'ın rızasını kazanacak ya da güzel ahlak sergileyecek bir fırsat olarak değil, toplumsal bir gelenek ya da sosyal bir zorunluluk olarak değerlendirilir. Oysa Kuran'da dikkat çekilen noktalardan biri, misafire sunulacak olan manevi güzelliğe ilişkindir. Mümin ağırlayacağı kimselere öncelikle saygı, sevgi, huzur ve güler yüz sunar. Bunlar olmadan yalnızca yiyecek içecek ikramına dayalı bir ağırlama hoşnut edici olmaz. Kuran ahlakında güzel davranışlarda bulunma konusunda bir yarış söz konusudur. Müminin daha misafiri karşılarken verdiği selam da bunun bir örneğidir.
Misafir ağırlarken dikkat edilecek ikinci bir konu, misafirin rahat ettirilmesidir. Kuran'da bu noktada işaret edilen tavır ise, öncelikle misafirin muhtemel ihtiyaçlarının özenle düşünülmesi ve onun söylemesine veya hissettirmesine gerek kalmadan bu ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bu tavrın en güzel örneklerinden biri, Hz. İbrahim (as)’ın konuklarının haber verildiği kıssada yer alır. Bu ayetlerde, Kuran'da işaret edilen misafir ağırlama adabının detaylarına şöyle dikkat çekilir:
“İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani yanına girdiklerinde ‘selam’ demişlerdi. O da ‘selam’ demişti. haklarında bilgim olmayan yabancı bir topluluk. Hemen onlara sezdirmeden ailesine gidip çok geçmeden semiz bir buzağıyla geri geldi. Derken onlara yaklaştırıp ikram etti. ‘Yemez misiniz?’ dedi.” (Zariyat Suresi, 24-27)
Bu ayetlerde ilk dikkat çeken şey, misafire ikramın sezdirilmeden yapılmasının daha güzel olduğudur. Çünkü misafir olan kişi çoğu zaman nezaketinden dolayı karşı tarafa ihtiyaçlarını hissettirmez. Hatta çoğu zamanda ince düşünceli davranarak kendisine yapılacak olan ikramları engellemeye çalışır. Böyle bir kişiye bir ihtiyacı olup olmadığı sorulacak olsa büyük bir olasılıkla olmadığını söyleyecek ve teşekkürle karşılık verecektir. Kuran ahlakına uygun tavır, ikramın sezdirilmeden yapılması, kesinlikle konuğun kendisine sorulmadan her şeyin ince ince düşünülerek hazırlanıp sunulmasıdır.
Yine bu ayetlerde işaret edilen bir başka güzel tavır da söz konusu ikramın gecikmeden yapılmasına yöneliktir. Böyle bir tavır, her şeyden önceki kişinin, misafirin varlığından duyduğu memnuniyeti ifade eder. Çünkü ikramın ayette de bahsedildiği gibi hemen, çok geçmeden yapılmış olması, kişinin karşı tarafa hizmet etme ve misafiri ağırlama konusundaki tevazuunu ve şevkini ortaya koyar. Zariyat Suresi’ndeki bu ayetlerden çıkarılabilecek bir başka güzel tavır ise şöyledir:
Hz. İbrahim (as) evine gelen konukları tanımadığı halde yapabileceği ikramın en iyisini yapmaya çalışmış ve hemen giderek semiz bir buzağıyla geri dönmüştür. Hz. İbrahim (as)’ın misafirlerine sunduğu yiyecek türü ettir. Etin en lezzetlisi, en sağlıklısı ve en besleyicisi de semiz olanıdır. Öyleyse misafir ağırlarken malzemelerin en tazesi, en kalitelisi ve en lezzetlisi seçilerek özenli bir biçimde hazırlanmalıdır.
Tartışıp Çekişmemek
Kuran'da insan nefsindeki tartışmaya olan eğilim şöyle haber verilir:
“İnsan her şeyden çok tartışmacıdır.” (Kehf Suresi, 54)
Bazı insanların tartışmalarındaki amaç, farklı fikirleri değerlendirmek değildir. Sadece ve sadece nefsani bir karşı çıkma hissidir. Bu gibi tartışmalarda hiç kimse karşı tarafın fikrini değerlendirip doğruyu bulmaya çalışmaz. Yalnızca kendi fikrini galip getirmeye ve karşı tarafı ezmeye çalışır. Nefsânî her tartışmanın yüksek bir ses tonunda, gerilmiş yüz ifadeleriyle geçmesi ve hatta kimi zaman kavgaya dönmesinin nedeni budur. En akılsızca olanı ise, bazı kişilerin hakkında hiçbir bilgileri olmayan konularda tartışmalarıdır. Bir ayette konuya şöyle dikkat çekilir:
“İşte sizler böylesiniz. Hakkında bilginiz olan şeyi de tartıştınız ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.” (Ali İmran Suresi, 66)
Şeytan, insanları Allah'ın hak yolunda saptırmak ve tüm hayatlarını gaflet içinde geçirmelerini sağlamak için elinden geldiğince tartışmayı körükler ve yaygınlaştırır. Cedelleşmeyi insanlara hoş ve güzel gösterir. Müminler ise birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun zedelenmesine yol açabilecek her türlü tartışma ve çekişmeden kaçınırlar.
İman eden bir insanın kendi nefsini diğer kardeşlerinden üstün tutmak gibi bir çabası olmaz. Çünkü kibirli değildir ve dolayısıyla bir fikri sırf kendine ait olduğu için körü körüne savunmak gibi basit bir tavır göstermez. Salih bir mümin bir başka mümin ile fikir ayrılığına düştüğünde kendi fikrini açıklar ama karşısındakinin fikrini de çok iyi dinler. Sonra da Kuran'da emredildiği gibi güzel olan söze uyar. Yani Kuran'ın hakemliği doğrultusunda hak olan neyse ona tabi olur. Kendi fikri yanlış ise bu konuda ısrarcı davranmaz. Her zaman öğüt ve hatırlatmaya açık uzlaşmacı bir yapısı vardır. Çünkü öğüt almanın müminlere fayda getireceğini bilir.
“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma müminlere yarar sağlar.” (Zariyat Suresi, 55)
Müslümanca Konuşmak
Müminler Allah'ın yarattığı fıtrat gereği karşılıklı sohbet ve muhabbetten zevk alırlar. Bu sohbetlerinde sürekli Allah'ı anar, O'nun şanını yüceltir ve Rabbimize yakınlaşma vesileleri ararlar. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir ortamda imanda derinleşmeye çalışırlar. Ayetleri birlikte okuyup düşünürler.
Müslüman her an Allah'tan korkup sakınır ve Allah'ın onun her sözünü işittiğini bilir. Bu nedenle Allah'ın razı olmayacağını düşündüğü konuşmalar yapmaktan kaçınır. Her zaman vicdanını kullanır, samimi bir üslupla doğruluğu, iyiliği ve güzel ahlakı teşvik eder. Çünkü aksi bir konuşmanın aralarındaki birliği ve tesanüdü zedeleyeceğini bilir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve gerçekten ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet Suresi, 33)
Müminlerin yaşadığı evleri Allah bir ayette, “Allah'ın yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği yerler” olarak bildirmektedir. İşte bu evlerde, iman edenler karşılıklı sohbet etmekte ve Allah'ı anmaktadırlar. Müminler Allah'ı anarken son derece içli ve samimi konuşurlar. Kuran ayetlerinden örneklerle donatılmış ihlaslı sohbetler yaparlar. Gerçekte müminler, cennet ortamını dünyada da mümkün olduğu kadar oluşturmaya çalışırlar. Bu amaçla oturdukları evler, cennettekilerin benzeri, samimi, neşeli konuşmaların yapıldığı, Allah'ın ayetlerinin okunduğu, ayetlerdeki hikmetlerin konuşulduğu yerlerdir. Nitekim Kuran'a göre müminler için en büyük ibadet Allah'ı zikretmektir. Bunun yeri ve zamanı yoktur. Müminlerin arasında her ortamda Allah'ın anıldığı sohbetler oluşabilir. Bu Kuran'da şöyle haber verilir:
“Onlar ayaktayken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. Ve derler ki: ‘Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin. Bizi ateşin azabından koru.’” (Ali İmran Suresi, 191)
Allah'tan bahsedilmeyen, Allah'ın yüceltilmediği bir sohbet, insanın ruhuna sıkıntı veren boş bir konuşmaya döner. Örneğin, müminler güzel ve estetik bir ev gördüklerinde bunun üzerinde sohbet ederler çünkü güzel ve estetik evler cennet nimetlerindendir. Bu konuda sohbet etmek, müminin şevkini ve cennete kavuşma isteğini arttırır. Bu evin dünyanın geçici bir meta olduğunu, bir gün yok olacağını, Allah'ın bunu müminleri denemek amacıyla yarattığını unutmazlar. İnkar edenler de böyle bir ev hakkında saatlerce konuşabilirler. Ancak bu konuşmaları onların dünyaya bağlılıklarını arttırır.
Müminler tüm konuşmalarında Allah'ı anarlar ve birbirlerine de her an Allah'ı hatırlatırlar. Kalplerindeki huzur ve mutluluğun kaynağı budur. Bir ayette şöyle buyrulur:
“Kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (Ra’d Suresi, 28)
Merhametli Olmak
Allah Kuran'da insanların arasında derin bir şefkat ve merhamet bağı olduğunu bildirmiştir. Müminler birbirlerine sıkıntı verecek her türlü etkiyi ortadan kaldırmaya, ferahlık, rahatlık ve huzur sağlayıcı ortamlar oluşturmaya çalışırlar. Diğer mümin kardeşlerinin de kendileri gibi aciz kullar olduklarını, bu nedenle de her zaman için hata yapmaya, yanılmaya, unutmaya açık olduklarını bilirler. Bundan dolayı da hiçbir zaman bir kızgınlığa ya da merhametsizliğe kapılmadan şefkatli davranarak birbirlerini doğruya davet ederler.
Müminler birbirlerine olan merhametlerini birbirlerini Allah'ın rızasının en fazlasını kazanacak tavırlara teşvik ederek gösterirler. Gerçek şefkatin karşılarındaki kimseyi cennete en layık olacak şekilde hazırlamak olduğunu bilirler. İşte bu nedenle de bu konuda güçlerinin yettiği oranda yardımlaşırlar. Birbirlerinin eksiklerini tamamlamaya, yanlışlarını düzeltmeye çalışırlar. Bu yardımlaşma aynı zamanda da Allah'ın bir emri ve Kuran ahlakının gereğidir. Kuran'da bu yardımlaşmanın sınırları şöyle bildirilmiştir:
“İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah, cezayla sonuçlandırması pek şiddetli olandır." (Maide Suresi, 2)
Ayette de açıklandığı gibi, müminler günah ve haddi aşma konusunda yardımlaşmazlar. Aslında bu da onların merhamet anlayışının bir sonucudur. Çünkü en güzel merhamet şeklinin birinin günah işlemesine izin verilmemesi olduğunu bilirler.
Müminlerin birbirine gösterdikleri sevgi ve merhametin örneklerinden biri de birbirlerinin iyiliği için dua etmelidir. Kendileri için Allah'tan ne istiyorlarsa, diğer müminler için de en az bunları hatta daha fazlasını isteyecek kadar üstün bir bağlılık ve merhamet anlayışına sahiptirler. Allah'tan kendilerinin ve mümin kardeşlerinin eksikliklerini gidermesini, kötülüklerini arındırmasını, hatalarını bağışlamasını ve onlara cennetini nasip etmesini isterler. Müminlerin kardeşlerini bu şekilde gözetiyor olmaları onların üstün ahlaklarından kaynaklanmaktadır. Bir ayette müminlerin kardeşleri için ettikleri dualar şu şekilde bildirilir:
“Bir de onlardan sonra gelenler derler ki: ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz gerçekten sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.’” (Haşr Suresi, 10)
Güzel Ahlakın Temeli İman
Allah inanan bir insanın ruh halini, tavırlarını, üstün ahlakını pek çok ayetinde tarif etmiştir. Müminlerin Allah'tan korkuları, samimi imanları, daima Allah'ın rızasını aramaları, tevekkülleri, kararlılıkları, şevkleri, ahirete kesin bilgiyle inanmaları, güvenilir olmaları ve diğer pek çok üstün özellikleri Kuran'da bildirilmiştir.
Bu özellikleri üzerinde taşıyan kişilerden oluşan bir toplulukta kardeşlik, birlik, dayanışma ve fedakarlık en üst seviyede yaşanır. Bunun sırrı ise yapılan her işin ihlasla, gönülden, Allah'a yönelip, sadece Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek yapılmasıdır. Bir mümin kardeşi hastalandığında Allah rızası için onunla ilgilenir, Allah rızası için kardeşini sever, Allah rızası için tartışmadan kaçınır, öfkesini yener. Çünkü güzel olan hiçbir karşılık beklemeden yalnızca Allah'ın rızasını umarak her anını hayırla geçirmektir. Nitekim Allah ayetinde böyle üstün bir ahlakı gösterenlerin alacağı en güzel karşılığı şöyle bildirmektedir:
“İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Böyle yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık, ecir var.” (Ali İmran Suresi, 136)