HİKMET GÖZÜYLE BAKMAK
Uzun bir tatilden döndünüz. Eviniz çok düzenli ve mükemmel bir şekilde yeni eşyalarla döşenmiş. Her türlü ayrıntı düşünülmüş. Elbette böyle bir durumda çok şaşırır ve etkilenirsiniz. Size bu sürprizi hazırlayan kişinin kim olduğunu merak edersiniz. Böyle olağanüstü bir sürpriz karşısında kayıtsız kalamazsınız. Birinin her şeyi düşünüp bilinçli olarak düzenlediğini anlarsınız.
Bu örnekteki durum tüm evren, dünyamız ve canlı cansız tüm varlıklar içinde geçerlidir. Evrende insan vücudundan gökyüzüne, hayvanlardan denizlerin derinliklerine kadar her yerde son derece komplek sistemler ve sayısız hassas denge vardır.
Düşünen ve aklını kullanabilen herkes bu komplek sistemleri ve hassas dengeleri üstün bir güç ve akıl sahibi olan Allah'ın yarattığını görür. Çamurlu topraktan çıkan rengarenk, hoş kokulu çiçekler, lezzetli sebze ve meyveler, bu güzelliklerin algılanmasını sağlayan duyu organları, içinde birçok kompleks sistemin mükemmel ve uyumlu bir biçimde çalıştığı insan vücudu, dünyamızı aydınlatan, ısıtan ve bunun için bize en uygun mesafede ve büyüklükte yaratılmış olan güneş, kuru toprağı canlandıran yağmur ve evrenin tümünü kapsayan bunlar gibi daha sayısız delil.
Bu deliller üzerinde tefekkür eden her vicdanlı insan Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü açıkça görerek iman edecektir. İman edenler ise Allah'ı daha yakından tanıyacak, ona duydukları iman, sevgi ve korku daha da artacaktır.
KURAN'DA İMAN HAKİKATLERİ
İnsanlar Allah'ın zatını göremezler. Ancak onun varlığını yarattığı varlıklara bakarak anlarlar. Her sanat eserinin kendi sanatçısını tanıtması gibi canlı ve cansız varlıklarda kendilerini yaratmış olan Allah'ı bize tanıtırlar. İnsanın bunlar üzerinde düşünmesi ve yaratılış delillerine tanık olması gerekir. Nitekim Allah Kuran'da deve, sivrisinek, arı, örümcek gibi hayvanları, bitkileri, ağaçları, dağları, yerleri ve gökleri birer yaratılış mucizesi olarak örnek vermiştir.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Bakmıyorlar mı o deveye nasıl yaratıldı? Göğe nasıl yükseltildi? Dağlara nasıl oturtulup kuruldu? Yere nasıl yayılıp döşendi?” (Gaşiye Suresi, 17-20)
“Şüphesiz Allah bir sivrisineği de ondan üstün olanı da örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise, Allah bu örnekle neyi amaçlamış derler. Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak o, fasıklardan başkasını saptırmaz.” (Bakara suresi, 26)
“Rabbin bal arısına vahyetti. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü, uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” (Nahl Suresi, 68-69)
“Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır. Gerçekten geceyle gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.” (Yunus Suresi, 5-6)
Ayetlerde vurgulanan bu iman hakikatleri, vicdanıyla düşünen her insan için onu, Allah'ın varlığını kavramaya ve ona yaklaşmaya götüren çok önemli vesilelerdir.
Allah'ın varlığını ve sonsuz kudretini gözler önüne seren deliller, yaşadığımız her ortamda bulunur. Karşımıza çıkan her şey, Rabbimizin bize gönderdiği, manen okumamız gereken birer mesajdır.
Bu açıdan baktığımızda tek bir çiçek dahi bir mektuptur. Onu okuyabilene yaratıcımızın mesajını getirmiştir. Bazı iman hakikatleri de insanlara Kuran'ın hak kitap olduğunu ispatlar.
Evrenin varoluşu, evrenin genişlemesi, göklerin ve yerin birbirinden ayrılması, dünyanın yuvarlaklığı, yeryüzü katmanları, yörüngeler ve dönen evren, yağmurdaki ölçü, denizlerdeki sınır.
Kuran'ın vahyedildiği dönemde hiçbir insan bu gerçekleri bilmiyordu. Ancak bunların Kuran ayetlerinde açıklanmış olması Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu insanlığa bir kez daha açıkça gösteren önemli bir gerçektir.
İMAN HAKİKATLERİNDE DERİNLEŞMEK
Allah Kuran ayetlerinde iman hakikatlerinin düşünen insanlar için bir önemi olduğunu belirtmiştir. Bu hakikatler üzerinde düşünürken kullanılabilecek yöntemlerden biri çevremizdeki varlıklar ve canlılar üzerinde kıyaslama ve sorgu yöntemlerini kullanmaktır. Allah bu düşünce sistemini bize şöyle öğretir:
“Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, onu tuzlu kılardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 68-70)
Su, dünyanın dört bir yanını kaplayan, hemen her zaman kolayca ulaşabildiğimiz bir nimettir. İnsanların büyük bir çoğunluğu hayatları boyunca her gün içtikleri su hakkında belki de hiç düşünmemiştir. Suyun varlığını ve bizim ihtiyaçlarımıza uygun şekilde olmasını çok doğal, sıradan, üzerinde düşünmeye gerektirmeyen bir olgu olarak görmüştür. Oysa ayetlerde bildirildiği gibi eğer Allah dileseydi, suyun fiziksel ve kimyasal özellikleri daha farklı olurdu. Ya da dünyanın atmosfer yapısı veya ısısı daha farklı olurdu. O zaman bulut diye bir şey olmazdı ve bulut olmadığı durumda da yeryüzünde tatlı su kaynakları var olamazdı. Bize sadece denizlerin tuzlu suyu kalırdı.
Böyle bir dünyada insanlık ya hiç yaşam sürdüremez veya çok zor koşullar altında daimi bir su krizi içinde yaşardı. Tatlı su olmadığı için tarım da yapılamaz, tüm dünya çölleşir ve dolayısıyla kıtlık baş gösterirdi. Oysa Allah, bize tatlı su kaynakları vermiş, hem de bunları dünyanın hemen her bölgesine ulaştırmıştır. Bu gerçek karşısında elbette Allah'a şükretmemiz gerekir.
Su için verdiğimiz bu örnek, çevremizdeki tüm doğal varlıklar, canlılar ve olaylar içinde geçerlidir. Hepsi bize Allah'tan bir nimettir.
İslam Alimlerinin İman Hakikatlerinin Önemi Hakkındaki Düşünceleri
Bize iman hakikatlerinin önemini gösteren, dahası bu hakikatlerin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda bizi aydınlatan önemli bir kaynak da geçmişteki ya da çağımızdaki İslam büyüklerinin eserleridir. Kuran'a ve sünnete tam bir itaat içinde yaşayan ve düşünen bu veli insanlar, iman hakikatlerinin araştırılmasına ve bunlar üzerinde tefekkür edilmesine büyük önem vermişler, eserlerinde de iman hakikatlerini her zaman ön plana çıkartmışlardır.
İmam-ı Gazali
İmam-ı Gazali 11. asrın son yarısı ile 12. asrın başında yaşamış Horasanlı bir İslam alimidir. Devrenin müceddidi olarak kabul edilir. Müceddit, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bildirilen dini hakikatleri anlatmak üzere her yüzyıl başında gönderilen büyük alim demektir. Bu ünlü alim sohbetlerinde ve derslerinde iman hakikatlerine geniş yer vermiştir. Eserlerinde yer alan iman hakikatlerinden bazı örnekler şunlardır:
“Nutfeden yaratılmış olan insan, Allah'ın ayetlerindendir. Önceden halinin ne olduğunu, sonra ne olduğunu düşün. Acaba, ins ve cin bir araya gelseler, nutfeden bir göz yahut kulak yahut akıl yahut kudret yahut ilim veya ruh yaratabilirler miydi? Ondan kemik, damar, sinir, deri vs. yapmaya muktedir olurlar mıydı?”
“Allah'ın lütuf ve keremine, o muazzam kudrete ve hikmete bakınız. İnsanı nasıl kucaklıyor? Ne derece hayret-i muciptir ki duvarda bir resim veya güzel bir hat yahut nakış gören kimse durur, hayranlıkla onlara bakar. Sanatkarın onları nasıl yaptığını düşünür. Yaptığı işin ne kadar büyük bir sanat ve maharet olduğunu ifade eder de şu muazzam kainata ve Allah'ın mahlukatına baktığı halde onları ve Allah'ın sanat ve hikmetini düşünmekte gaflet eder.”
“Gökte nice yıldızlar vardır ki yerden yüzlerce defa büyüktür. Uzak olduklarından nokta gibi görünüyorlar. Yıldızlar böyle olunca göklerin büyüklüğü buradan anlaşılır. Bütün bu yıldızlar, bu büyüklükleriyle senin gözünde gayet ufak görünüyor. İşte bu sebeple bunları yaratanın azamet ve hakimiyetini anlayabilirsin.”
İmam-ı Azam Ebu Hanife
Ebu Hanife yaşadığı dönemde Müslümanlar arasında İmam-ı Azam yani en büyük imam lakabıyla tanınmıştır. Müslümanlara imamlık etmiş, İslam'ı tebliğ etmek ve Allah'ın hükümlerini insanlara anlatmak için hayatı boyunca mücadele etmiştir. Bu büyük imamın Allah'a inanmayan bir tartışmacıyla olan diyaloğu ibret vericidir:
Bağdat'ın karşı sahilinde oturan Ebu Hanife'nin tartışma saatinde yerini almamış olması, Allah'a inanmayan tartışmacının ve kalabalığın zihninde değişik soruların şekillenmesine neden olur. Herkes merak içindedir. Neden gelmedi? Gelmeyecek mi? Korktu mu? Delil mi bulamadı? Ve benzeri sorular. İmam-ı Azam belirlenen saatten bir müddet sonra gelir. Tartışmacı son derece moral kazanmış, küfür ve gururu daha da artmıştır. Ebu Hanife özür dileyerek gecikmesinin sebebini anlatmaya başlar. “Karşı sahilden bu tarafa girebilmek için bir vasıta bulamadım. Beklemeye başladım. Belki bir kayık veya sal gelir de onunla giderim diye düşünüyordum. O esnada ağaçların birdenbire devrildiğini gördüm. Devrilen ağaçların kendiliğinden kereste, kerestelerin kendiliğinden kayık olduğuna şahit oldum. Yine kendiliğinden bükürek ve yelkenin vücut bulduğunu gördüm. Sizlere karşı daha fazla mahcup düşmeyeceğimden sevinerek kayığa atladım. Kayık kendiliğinden beni buraya getirdi.” Tartışmacı ve dinleyenler bu sözlere bir mana veremezler. Tabiatçılığı savunan, her şeyi tabiatın var ettiğini iddia eden tartışmacı, böyle bir olayın anlatıldığı tarzda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyler. Büyük İmam tebessüm ederek şöyle der: “Bir küçük kayığın bile kendiliğinden, yapıcısı ve sanatkârı olmadan meydana gelebileceğini kabul etmediğiniz halde nasıl oluyor da bu muazzam kâinatın bir yapıcısı, bir yaratıcısı olmadan kendiliğinden vücut bulduğuna inanıyorsunuz? Kâinat, kâinatın değil, Allah'ın eseridir. Bütün bunca belge ortadayken Allah'ın varlığıyla ilgili bir tartışma ve münazara başlatmak gereksizdir.”
Abdülkadir Geylani
11. yüzyılda yaşamış olan Abdülkadir Geylani de diğer İslam âlimleri gibi iman hakikatlerine geniş yer vermiştir. Eserlerinde insanları Allah'ın varlığının delilleri üzerinde düşünmeye çağırmıştır. İlahi Armağan adlı eserinde iman hakikatlerine verdiği önemi gösteren bazı ifadeleri şunlardır:
“Ey evlat! Kainatın her zerresinde Allah'ın güzel sanatı vardır. Bu güzel sanatların her biri Hakk'a vardıran delillerdir. Bu delillere yapışan herkes Hakk'a varabilir. Derin düşüncelere dal. Düşüncen derinlere köksaldıkça yükselirsin ve yücelirsin.”
Bediüzzaman Said Nursi
Geçtiğimiz hicri yüzyılın müceddidi sayılan Büyük Âlim Bediüzzaman Said Nursi de bir Kuran tefsiri olarak kabul edilen Risale-i Nur külliyatında iman hakikatlerinin öneminden pek çok yerde bahsetmiştir.
“Sizin okuduğunuz ilim dallarından her biri, kendi özel lisanıyla devamlı olarak Allah'tan bahsedip yaratıcıyı tanıtıyorlar. Nasıl ki her kavanozunda harika ve çok ince ölçülerle alınmış hayat dolu macunlar ve ilaçlar olan mükemmel bir eczane bulunsa şüphesiz bu son derece maharetli kimyager ve hikmetle iş gören bir eczacıyı gösterir. Öyle de yer küresi eczanesi içinde bulunan ve birer kavanozu andıran 400 bin çeşit bitki ve hayvanlardaki canlı macunlar ve ilaçlar yönüyle bu çarşıdaki eczaneden ne derece daha mükemmel ve büyük ise, o nispetli okuduğumuz tıp ilmi, ölçüleriyle yer küresi denilen bu büyük eczanenin eczacısı olan ve hikmetle iş gören celal sahibi zatı hatta kör gözlere bile gösterir, tanıttırır.”
“Bir de baktım ki, sayısız kuşlar, kuşçuklar, sinekler, hesapsız hayvanlar ve hayvancıklar, sayısız bitkiler, yeşilcikler, sayısız ağaçlar ve ağaçcıklar dahi benim gibi hal diliyle Allah bize yeter. O ne güzel vekildir, manasını anıyorlar. Ayrıca hatırlatıyorlar ki, hayatları için gerekli olan bütün şartları yerine getirmeyi üzerine alan öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve aynı maddelerden oluşan yumurtalar, birbirinin benzeri gibi damlalar, meni, birbirinin aynı gibi tohumlar ve birbirine benzer çekirdeklerden kuşların yüz bin çeşitlerini, hayvanların yüz bin tarzlarını, bitkilerin yüz bin çeşidini, Ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, karıştırmadan, süslü, ölçülü, düzenli, birbirinden ayrı, ayırt edicilik özelliğine sahip bir şekilde, gözümüz önünde, özellikle her baharda, son derece hızlı, son derece kolay, son derece geniş bir alanda, son derece çoklukla yaratır, meydana getirir. Kudretinin azamet ve büyüklüğü içerisinde, beraberlik ve benzeyişlik, birbiri içinde ve bir tarzda yapılmaları, onun vahdetini ve ehadiyetini bize gösterir.”
Çağın Aldatmacasına Karşı En Etkili Çözüm İman Hakikatleri
19. yüzyıla dek gerek batıda, gerekse doğuda dinsizlik ve ateizm, Yalnızca belli marjinal kimseler ya da gruplar tarafından savunulmaktaydı. 19. yüzyıldan itibaren ise bu düşünceleri geniş halk kitlelerini empoze etmeye yönelik sistemli ve planlı bir propaganda başladı. Halen devam eden bu propagandayı yürütenler, materyalist ideolojiyi ve dünya görüşünü savunan çevrelerdir. Söz konusu çevreler tarafından yönetilen ve yönlendirilen ateizm propagandası, gelişen bilim ve teknolojinin medya ve diğer iletişim araçlarını da yaygın kullanıma sokmasıyla toplumun en ücra köşelerine kadar girebilmiştir. Günümüzün bu en büyük aldatmacasına karşı en etkili çözüm, insanlara iman hakikatlerinin anlatılmasıdır.
Sonuç
İman hakikatleri üzerine tefekkür etmek insanların kendisine bırakılmamış Kuran'da emredilmiştir. Bu nedenle tüm evreni kapsayan iman hakikatleri üzerinde düşünmek müminler için sürekli bir ibadet niteliğindedir. Müminler Allah'ın varlığını her an ve daha güçlü hissetmelerini sağlayan iman hakikatleri sayesinde Allah'ın sıfatlarını ve sıfatlarının üstünlüğünü daha iyi kavrayıp ona daha fazla yakınlaşmaya çalışırlar. İnkar edenler ise şuursuzluk ve bilgisizliğin sebep olduğu gaflet haliyle Allah'ın varlığının açık delillerinden yüz çevirirler. Bu kişilerin sonu ise Kuran'da şöyle haber verilir:
“İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar da içinde sürekli kalıcılar olmak üzere ateşin halkıdırlar. Ne kötü bir dönüş yeridir o.” (Teğabün Suresi, 10)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500