Neler Oldu? 6. Bölüm
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Yeni yılın ilk programına hoş geldiniz. Dünyada halen devam eden çatışmaların, savaşların, açlığın ve baskıların bu yıl son bulması dileğiyle programımıza başlıyoruz.
2015 yılına girerken Suriye'de 3,5 yıldır devam eden çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla yeni görüşmeler yapılıyor. Bu kez Moskova yönetimi devrede. Avrupa ülkelerinde ise başta Almanya olmak üzere İslam karşıtı eylemlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Merkel konu hakkında neler söyledi birazdan bunu dele alacağız.
Ve hafta ortasında Fransa'da bir terör saldırısı oldu. Paris'te peygamberler hakkında uygunsuz karikatürler yayınlayan bir dergiye düzenlenen bu saldırıda 12 kişi öldürüldü.
Tacikistan'da Türk okullarının kapatılması ve haftanın gündemini oluşturan pek çok konuyla neler olduğu başlıyor.
Haftanın en çok ses getiren haberlerinden biri Paris'te Charles Hebdo dergisinde düzenlenen terör saldırısı oldu. Bu saldırıda dergi çalışanları ve iki polis memuru olmak üzere toplam 12 kişi öldürüldü. İslam adına yapılan bu saldırılar İslam'a, Müslümanlara en büyük zararı veriyor. İslam adına ortaya çıkan hurafe dininin beraberinde getirdiği bağnazlık ve terör hem canların alınmasına hem de İslamofobinin yaygınlaşmasına neden oluyor. Oysa Kuran'daki İslam dini bu hurafe dininden tümüyle farklıdır. Gerçek İslam bağnazlığı ve terörü şiddetle lanetler, İslam'da asıl olan sevgi, demokrasi ve fikir özgürlüğü.
Dergi 2006 ile 2011 yıllarında Hz. Muhammed ismiyle ilgisiz karikatürler yayınlayarak dünya çapında Müslümanların tepkisini toplamıştı. Ateist görüşü benimseyen dergi yönetimi sadece İslam dini değil, Hristiyanlık ve Musevilik hakkında da inançlı insanların dini duygularını rencide eden çizimlere bu dergide pek çok kez yer vermişti. Hatta son sayısında Hz. İsa (as) ve Hz. Meryem (as) adı altında hiç ilgisi olmayan çirkin bir karikatür çizilerek hakaretamiz bir sunum yapılmıştı. Gelen tepkiler üzerine Fransa Cumhurbaşkanı Holland, bu tip çizimlerin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirmesi gerektiğini söylemişti.
Önce Sayın Adnan Oktar'ın Holland'ın bu açıklamaları üzerine yaptığı değerlendirmeyi izleyelim. Sonra devam edeceğiz:
ADNAN OKTAR: Tabii ki orada anlamlı bir durum var. Yani bu düşünce özgürlüğünü destekleyen bir tavırdır denemeyeceğine göre böyle açıklamalar yapmanın bir anlamı yok. Düşünce özgürlüğüne karşı tamam doğru ama saygı ve sevgiye de uygun mu değil mi onu bir sormak lazım. Sevgiye uygun mu değil, saygıya uygun mu değil, nezakete uygun mu değil. Sırf düşünce özgürlüğü yok ki bir de sevgi var, saygı var, nezaket var. Yani düşünce özgürlüğü demek herkese hakaret etmek, herkesi üzmek, canını yakmak, onun sevincini, sevgisini boğmaya kalkmak anlamına gelmez. Sevgiyi esas almaları lazım. Yani fikir Özgürlüğü kutsal, tamam, ama sevgi daha kutsal. Nezaket daha kutsaldır. Saygı daha kutsaldır. Ama gidip de adamları taramanın da alemi yok tabii yani. Hukuk yoluyla olmuyorsa protesto edersin. Konuşarak, üslup daha iyi olur yani o zaman. İslam'a uygun bir hareket değil. Sevgiyle, şefkatle, akılla yaklaşmalar lazım. Gidip mesela adamla konuşursun, dergisine gidersin, konuşursun dersin; Ben Müslümanım, çok rencide oluyorum, rahatsız oluyorum. Yani bir komüniste laf söylenmesi de, mesela böyle hakaret edilmesi de beni rahatsız eder. Ama fikri tartışma olabilir, inkar ediyorsa etsin. Yani din inkar ediyorsa edebilir yani ona kimse karışmaz. Yani niye dinsiz oldun demeyiz. Ama küfür, hakaret ve alayın bir anlamı yok. Bu çirkin. Bu anlatılır. Kuran'a dönülmesi gerekiyor. Kuran'a dönülmesi için de Mehdiyet'e dönülmesi gerekiyor. Mehdiyet olmadığında Kuran'a dönme olması çok zor. Olsa olurdu 100 yıl geçti yani. 150 yıl geçti. Bu karikatürleri yapanların ailelerine yönelik hakaret yapsan, hakaret yapsa birisi, Fransız kanunlarına göre ceza alır. Hemen dava açarlar. Mesela derginin ilgili kişilerine öyle bir sürü, tabii iyi bir şey değil, kimse yapmasın, yapılmaz ama yapılmış olsa hemen dava açarlar. Ve kazanırlar da. Ama İslam'a yönelik kanunlarında bir açıklama yok Fransızların. Museviye yönelik var, Hristiyanlara yönelik var. Hakaret edemiyorsun. Dava açılıyor ama Müslümanlığa yönelik yok.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet, Sayın Oktar'ın da belirttiği gibi düşünce özgürlüğü güzel. Elbette olmalı. Ancak insanları aynı değerler altında bir araya getiren inanç, sevgi, saygı özgürlüğüyle en az düşünce özgürlüğü kadar gözetilmeli. Aksi takdirde toplumda kin, nefret, kutuplaşma müthiş bir derecede artar ve bu şekilde hiç istenmeyen sonuçlar ortaya çıkar.
Günümüzde sevgisizlik, tahammülsüzlük, nefret öyle bir noktaya geldi ki, çatışmanın, terör saldırısının, bombalamanın olmadığı tek bir gün geçmiyor. Çarşamba günü, Fransa'daki çirkin saldırıda 12 kişi öldürülünce, tüm bültenler son dakika haberleriyle bu saldırıyı yayınladı. Ki kuşkusuz bu önemli bir haberdi. Peki aynı gün içinde Irak'ta 83, Yemen'de 38, Suriye'de 26, Afganistan'da 18 kişinin bombalamalar sonucu hayatı kaybettiğini kaç kişi biliyor? Bu ülkelerde bir gün değil her gün onlarca masum insan hayatını kaybediyor. Sebep ise nefret ve sevgisizlik üzerine kurulu politikalar.
Dünya liderleri ülkelerinde güvenlik, huzur, barış, ekonomik istikrar, mutlu, iyi eğitimli gençler istiyorlarsa bunun için bugüne kadar hiç denenmemiş olanı yapmalı ve mutlaka sevgi temelli politikalar yürütülmelidir.
Fransa'dan acılarla dolu bir başka ülkeye Suriye'ye geçiyoruz. Geçtiğimiz programda Birleşmiş Milletler Suriye özel temsilcisi De Mistura’nın Dondurulmuş Bölgeler planından bahsetmiştik. Bu plana göre ilk aşamada hem rejim hem de muhaliflerin Halep'ten başlayarak belirlenmiş bazı bölgelerde ateşkes ilan etmesi öngörülüyor. İkinci aşamada ise bu bölgelerde yerel düzeyde siyasi sürecin başlatılması planlanıyor. Bu planın ardından Suriye'deki çatışmaların sona erdirilmesi için bir diplomatik atak da Moskova'dan geldi.
Moskova tarafından yürütülen görüşmelerde Putin'in özel temsilcisi Bogdanov önce Şam'da Esed ile görüştü. Ardından 6 ve 7 Aralık tarihlerinde Bogdanov bu kez Suriyeli muhaliflerle hem Lübnan hem de Türkiye'de bir araya geldi. Muhalif ve devrimci güçler ulusal koalisyonu eski başkanı Şeyh Muaz el-Hatip ise Rus yetkililerle anlaşmaya vardıklarını söyledi. Buna göre anlaşmaya varılan başlıklardan bazıları; hükümet kurumlarının bozulmaması, Suriye'nin parçalanmaması, terörist ve mezhepçi gruplarla mücadele edilmesi. Bogdanov, Suriye diplomasisi kapsamında bu aybaşında barışın gerçekleşmesine etkin rol oynayabilecek Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'la da Lübnan'da bir araya geldi. Nasrallah, bu görüşmede Suriye konusunda tek bir kırmızı çizgilerinin olduğunu, bunun da Esed'in ülkenin başında kalması olduğunu belirtti.
Evet, kısaca özetlediğimiz bu görüşmeler şu ana kadar olumlu yönde ilerliyor. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki bu görüşmeler kapsamında 26-29 Ocak tarihleri arasında Moskova'da bir konferans düzenlenecek. Bu konferansta Birleşmiş Milletler'de Suriye özel temsilcisi Stefan De Mistura'nın katılımıyla yer alacak. Umarız bu girişim Cenevre konferansları gibi başarısızlıkla sonuçlanmaz. Çünkü ortada üç buçuk yıldır perişan olan bir ülke halkı var. Yanlış politikaların faturasını milyonlarca Suriyeli ödüyor. Kimi hayatıyla, kimi açlıkla, yoklukla, soğukla mücadele ederek.
Evet, Birleşmiş Milletler geçtiğimiz günlerde Suriyeli mültecilerle ilgili yeni bir rapor yayınladı. Bu rapordaki vahim tablo çok net. O nedenle barış görüşmeleri için hiç vakit kaybedilmemesi gerekiyor. Şimdi bu raporun ayrıntılarına bakalım.
Birleşmiş Milletler Acil Durumlar Koordinatörü Valerie Amos, 15 Aralık'ta yaptığı açıklamada 12.200.000 Suriyelinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu belirtti. Suriye'de şu an toplam nüfusun neredeyse yarısı yer değiştirmek zorunda kaldı. Bunların 7.600.000'i ülke içinde yer değiştirirken 3 milyondan fazlası da komşu ülkelere sığındı. Mültecilerin %50'den fazlasını çocuklar, %35'ini kadınlar, %15'ini ise erkekler oluşturuyor.
Bu rakamları şöyle ifade etmek mümkün; Bugün dünya genelinde yerinden edilen her 5 kişiden biri Suriyeli. 3.5 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalarda 200.000'den fazla kişi öldü. Şu an Suriye içindeki 10.8 milyon kişi acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor.
3 milyondan fazla bakıma, yardıma muhtaç olan insan, imkanları hali hazırda çok da iyi olmayan komşu ülkelere sığındı. Bu ülkelerden biri de Lübnan. Suriye'de iç savaşın başladığı Mart 2011'den bu yana, Lübnan'a sığınan mülteci sayısı resmi kayıtlara göre 1 milyon 100 binin üzerinde. Ancak gayri resmi rakamlar 2 milyonun üzerinde olduğunu gösteriyor.
Lübnan halkının geliri, yaşam şartları zaten kısıtlıydı. Buna rağmen Lübnan yönetimi baskı ve zulümden kaçan kardeşlerine kapılarını açtılar ve bugün ülke nüfusunun yarısı kadar Suriyeli mülteci Lübnan topraklarında yaşıyor.
Lübnan demografik yapısının değiştiği ve imkanları artık tükendiği gerekçesiyle geçtiğimiz Ekim ayında acil durumlar hariç Suriye'den gelen mültecilere sınırlarını kapattığını açıkladı. Bu da yeterli olmayınca 1940'tan beri uygulanan vizesiz geçiş sistemi kaldırıldı. Suriye vatandaşları daha önce sadece kimlik kartları ile Lübnan'a giriş yapıp oturma ve çalışma izni için ücret ödemeden burada istedikleri kadar kalabiliyorlardı. Zaten olması gereken de bu. Ancak dünyanın önde gelen ülkeleri Suriyeli mülteci sorununa karşı pasif davranıyorlar. Temennimiz mültecilerin masrafları için Lübnan'a gerekli olan yardımların bir an önce yapılması ve Lübnan'ın da sınır kapatma ve vize uygulamalarını geri çekmesi. Peki Lübnan'da mülteciler hangi şartlarda yaşıyorlar bir bakalım.
Suriye'ye sınırı olan ülkeler, Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır mültecilerin %95'ine ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık olarak 4 milyon nüfusa sahip Lübnan'da 2 milyonu aşkın Suriyeli ve yaklaşık 500 bin de Filistinli mülteci bulunuyor. Buna karşın Lübnan'da Suriyeliler için ufak çaplı çadır kampları dışında resmi bir mülteci kampı yok. Ancak geçtiğimiz Eylül ayında Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşit Dilvas, mülteciler için iki ülkeyi sınırının Suriye tarafında ilk etapta 35 bin kişi kapasiteli kamp kuracaklarını açıkladı. Suriyeli mültecilerin yaşadığı en büyük problemlerin başında barınma geliyor. Çalışma imkanı bulanlar ya da yanlarına getirdikleri parayı henüz bitirmemiş olanlar kiraladıkları odalarda yaşıyorlar. Ancak Suriyelilerin gelişi ile birlikte Lübnan'da kiralar 3-4 kat arttı. 3 odalı bir evin kirası 350 ile 450 dolar arasında değişiyor. Her odanın bir aileye kiralandığı ortalama bir evin nüfusu ise 20 kişiyi buluyor. Barınma probleminin yanında çocukların eğitimi de ciddi bir sorun. 400 bini aşkın Suriyeli çocuğun yerleştirilebileceği yeterli sayıda ne okul var ne de bu kadar çocuğa ders verebilecek eğitimci mevcut.
Evet, Lübnan'da Suriyeli mültecilerin yaşam şartları böyleyken, Orta Doğu'yu etkisi altında alan kar fırtınası durumu daha da kötüleştirdi. Çarşamba günü, ikisi çocuk, dört Suriyeli mültecinin Lübnan'da donarak öldüğü haberini aldık. Lübnan'ın güneydoğusundaki Arsal bölgesinde kalan Suriyeli sığınmacılar, sıfırın altında 7 dereceyi bulan dondurucu soğuk ve yoğun kar yağışı altında hayatta kalmaya çalışıyor. Türkiye'nin Beyrut Büyükelçiliği ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı TİKA, Lübnan'ın kuzeyindeki Vali Halit bölgesinde yaşayan Suriyeli mültecilere 180 paket gıda yardımı dağıttı. Ancak bunlar geçici tedbirler. Uluslararası toplumun derhal mülteciler sorununa müdahil olup, özellikle kış şartlarının daha da yoğunlaştığı bu zamanda en üst seviyede yardım planlaması yapması oldukça aciliyetli.
Peki Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin durumu nedir? Türkiye, Suriyeli mülteciler için toplam 5 milyar dolar harcama yaptı. Hali hazırda imkanları en iyi olan kamplar Türkiye'de. Mültecilere verilen sağlık, eğitim, barınma hizmetleri de oldukça iyi. Bugüne dek ülkemizde kamp içi ve kamp dışında toplam 6 milyondan fazla hastaya poliklinik hizmeti verildi. Kamplarda 29 uzman doktor, 50 pratisyen hekim, 5 diş hekimi ile 188 yardımcı sağlık personeli görev yapıyor. Ancak tüm bu güzel haberlerin yanında geçtiğimiz günlerde Hatay'dan endişe verici bir haber geldi. Türkiye'nin açık kapı politikasına rağmen Lazkiye'deki kalp krizi geçiren bir kişinin sınırdan içeri alınmadığı gerekçesiyle hayatını kaybettiği açıklandı. Lazkiye'nin Bayırbucak Türkmen bölgesinden Türkiye'ye giriş izni verilmeyen Mustafa Abdurrahman'ın geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiği öğrenildi. Aynı şekilde bir diğer Suriyeli Türkmen Mahmut Molla da beyin kanaması geçirdiği halde 13 saat sınır kapısında bekletildikten sonra felç geçirdi. Hatay Valiliği ise gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen bu konuyla ilgili bir açıklama yapmaktan kaçındı.
Her akşam canlı yayınlanan programında Sayın Adnan Oktar, ihmal nedeniyle sınırda yaşanan bu vahim durumu ele aldı ve konunun mutlaka açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. İzleyelim.
ADNAN OKTAR: Böyle olmaz, vali onu açıklayacak bize. Öyle şey olur mu? O zaman yapamıyorsa görevinden ayrılsın. Cevap vermemek çok acayip bir şey. Hem bu olay oluyor hem cevap vermiyor. Vatandaş merak eder, fevkaladelik var. Yani bunun bahanesi ne olabilir? Yani hiçbir bahanesi olmaz normalde bunun. Bu bir felaket. Yani örtbas olacak bir olay da değil. Ama nasıl bir basiret kapanması, nasıl bir akıl tutulması, nasıl bir feraset durması oldu, bunu bize açıklayacak. Yoksa böyle bir şeyin açıklaması ne olur ki?
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Şimdi Suriye ile sınırı olan bir başka ülkeye, İsrail'e gidiyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler'in tarafsız bölgeleri gözlemleyen kuruluşu UNDOF, Golan Tepelerine dair bir rapor yayınladı. Bu rapora göre İsrail, bugüne kadar Suriye'de yaralanan 1300'ün üzerinde savaşçıyı tedavi etti. Önce raporun ayrıntılarına bakalım, sonra devam edeceğiz.
İsrail, Suriye sınırında bulunan tarafsız bölgeyi gözlemleyen Birleşmiş Milletler Kuruluşu UNOF'un raporlarına göre son 18 ayda İsrailli yetkililer ile Suriyeli savaşçılar arasındaki ilişkiler arttı. Rapora göre İsrail, sınırda sadece ülkeye sığınan yaralı Suriyeli sivilleri tedavi etmekle kalmıyor, Esed'e karşı savaşan Özgür Suriye ordusuna da askeri ve lojistik destek veriyor. UNDOF raporunda ayrıca savaşta zarar gören sivillerin durumu hakkında da bilgi verildi. İsrail hükümeti sivillerin güvenliği ve barınma ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için İsrail sınırının 300 metre ötesinde bir çadır kent kurdu. Şu an savaştan kaçan 70 aile bu çadır kentte yaşıyor. Raporda ayrıca bugüne kadar yaralı olarak sınıra getirilen 1300'ün üzerindeki savaşçının İsrail hastanelerinde tedavi edildiği bilgisine de yer veriliyor.
Evet, bu raporun ardından çok geçmeden Amerikalı muhabir Simon Ostrovsky, İsrail-Suriye sınırındaki sıcak çatışma bölgesinden bir haber paylaştı. Golan Tepelerinde çekilen bu görüntülerde İsrailli doktorların muhtemelen El Nusra savaşçısı olan 3 muhalifi askeri ambulansta tedavi ettikleri görülüyor. Bu haberde İsrail hastanelerinde 1300 Suriyelinin tedavi edildiği bilgisi verilirken, bir başka yaralı olan Özgür Suriye Ordusu savaşçısıyla da kısa bir röportaj yapılıyor.
Suriye'ye komşu diğer ülkeler gibi İsrail'in de insani yardımlar konusunda hassas olması hem önemli hem de sevindirici. Çünkü bir hayat söz konusu olduğunda din, dil, ırk ayrımı yapmak mümkün değildir. Aslında hiçbir koşulda böyle bir ayrım yapılmaması gerekir. Buna karşı raporun yayınlanmasının ardından hem İsrail basınında hem de Arap ve Türk medyasında bazı kişilerin kabul edilemez eleştirilerine şahit olduk. Bu haksız eleştirileri ortaya koyanlar unutmamalı ki karşı taraf muhalif dahi olsa yaralı birini tedavi etmek insani bir görevdir, ahlaki bir sorumluluktur. Irkçılığın, radikalizmin, insani değerleri yok eden nasıl tehlikeli ideolojiler olduğunu bu olayda da bir kez daha görüyoruz. Bu nedenle barışın, sevginin bayraktarlığını yapmakta asla gevşek olunmamalı. Dünyada savaş ve çatışmaların sona ermesi için dindar Hristiyanların, Musevilerin ve Müslümanların üç kutsal kitabın ortak öğretisi olan sevgi ve barışı sürekli gündemde tutması oldukça önemli.
Haftanın etkinliği bölümünde bu hafta Rusya'dayız. Geçtiğimiz günlerde Moskova Devlet Ulaştırma Üniversitesi'nde bir panel düzenlendi. Bu panele Türkiye'den de katılım oldu ve araştırmacı yazar Sayın Adnan Oktar'ın kitapları konuşmacılara sunuldu. Bu panelin konusu neydi? Kimler ne konuştu? İzleyelim.
2014 yılının Aralık ayında Moskova Devlet Ulaştırma Üniversitesi'nin Aziz Nikola Kilisesi'nde Baş Rahip Konstantin Bufeev'in yazdığı “Bir Ortodoks Gözüyle Yaratılış ve Evrim Teorisi” adlı kitabının tanıtım toplantısı yapıldı. Bu toplantıya dünyanın önde gelen üniversitelerinden akademisyenler, çeşitli kilise ve ilahiyat okullarından papazlar, eğitimciler katıldı. Aynı toplantıda Türk araştırmacı yazar Sayın Adnan Oktar'ı temsilen bir konuşma yapıldı. Türkiye'de evrim teorisinin geçersizliğini anlatan çalışmalar ve yazarın kitapları hakkında bilgi verildi.
Bu hafta Tacikistan'da 1992 yılından beri faaliyet gösteren Türk okullarının kapatılacağı haberi Sputnik News'ten geldi. Daha önce Tacikistan Eğitim Bakanlığı basın sözcüsü, Gülen cemaatine ait okulların lisansına ilişkin değerlendirmenin devam ettiğini söylemişti. OZODİ radyosuna açıklama yapan Tacikistan Eğitim Bakanlığı yetkilisi Rahim Sayidzoda, bu okullarla yapılan anlaşmanın 2015 yılında dolduğunu ve uzatılmayacağını açıkladı. Türk okulları Tacikistan'da gençlerin kaliteli eğitim almasında önemli bir role sahiptir. Türkiye'nin manevi bir parçası olan Tacikistan topraklarında Fransız, İtalyan okulları eğitim verirken Türk okullarının bir gerekçe olmadan kapatılması Tacik gençlerin eğitimini hiçe saymak anlamına geliyor. Müslüman-Türk kültürünü paylaştığımız Tacik kardeşlerimizle en iyi uyumu sağlayacak Türk öğretmenler orada gönüllü olarak başarılı bir eğitim verirken, buna engel olunması Tacikistan için büyük bir kayıp olacaktır. Temennimiz Tacikistan Eğitim Bakanlığı'nın bu hatalı karardan bir an evvel dönüp Tacik gençlerinin geleceği konusunda hassas olmalıdır.
Biliyorsunuz 2014'ün son aylarında özellikle Avrupa'da artış gösteren İslam karşıtı gösterilere şahit olduk. Geçtiğimiz ay Almanya tarihinin en büyük İslam karşıtı gösterisi Dresden'de düzenlendi. Kısa adı Pegida olan Batı'nın İslamlaşmasına karşı vatansever Avrupalılar örgütünün düzenlediği gösteriler her hafta düzenli olarak devam ediyor. Bu gösterileri kınayan bir açıklama da Alman Başbakan Angela Merkel'den geldi. Televizyonda yaptığı yeni yıl konuşmasında Merkel, Pegida'yı ırk ve din ayrımı yapmakla suçladı ve Almanları bu hareketin peşinden gitmemeleri için uyardı. Şimdi Merkel'in konuşmasına kısaca bakalım.
Alman Başbakan Angela Merkel yeni yıl mesajında şöyle konuştu:
“Pazartesi günleri halk biziz diyerek yürüyüşler düzenliyorlar. Sizler ten renginiz ya da dininiz yüzünden buraya ait değilsiniz diyorlar. Bu tür gösterilere katılanlara sesleniyorum; Bu çareyi yapanların peşinden gitmeyin. Bunların kalplerinde ön yargı, soğukluk ve hatta nefret var.”
Suriye'deki iç savaş ve Irak'ta çıkan çatışmaların 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük mülteci akınını da beraberinde getirdiğini vurgulayan Merkel, ölümden kaçanlara yardım edilmesi mülteci olarak kabul edilmeleri gerektiğini söyledi ve şöyle konuştu:
“Birçoğu ölümden kıl payı kurtulmayı başarmış. Kapımızı çalan bu mültecilere yardım etmek son derece doğaldır. Mültecilerin çocuklarının Almanya'da korku duymaksızın yetişmesi bizim açımızdan bir övgüdür. Tüm göçmenler Almanya'daki herkes açısından bir kazançtır.”
Başbakan Merkel'in sevgiyi, birlikte yaşamayı, fedakarlığı ön plana alan bu konuşması, Alman halkının doğru yönlendirilmesi açısından oldukça önemli ve takdire şayan. Alman basınının önde gelen Gazetesi Die Tageszeitung, 1 Ocak 2015 tarihli manşetinde şöyle attı: “Teşekkürler Sayın Merkel.”
Bu anlamlı konuşmanın ardından umarız ki 2015 yılında Almanya daha fazla sayıda Suriyeli mülteciyi ülkesinde kabul eder.
Almanya'da İslam karşıtı gösteriler devam ederken İsveç'ten de ardı ardına İslam karşıtı eylem haberleri geldi. Camilere kanlı domuz kafası bırakma, cami yakma, tehdit mesajları yazmak gibi Müslüman camiayı ürkütecek, camilere gelişlerini engelleyecek bir takım çirkin eylemler yapıldı. Elbette bu eylemlerin tamamının temelinde sevgisizlik, ırkçı ve radikal görüşler yer alıyor. Darwinist temelli bir eğitimle yetişen nesiller hayvani nefretin, saldırganlığın insanın doğasında var olduğunu zannediyor. Bu ön kabulle olaylara yaklaşan Darwinist-materyalist zihniyetli insanlar şiddetin, saldırganlığın, nefret ve bencilliğin hayatın bir parçası olduğuna inanıyor. Bu nedenle başka dinden, başka ırktan, başka milletten özetle aidiyetleri farklı olan kişilere karşı sıfır tolerans gösteriyorlar. Irk üstünlüğüne inanan Alman bir neo nazi için Müslüman bir Türk ile dost olmak, sevgi saygı duymak imkansız hale geliyor.
Din dışı ideolojilerin toplumda genellikle nefreti, ayrımcılığı, şiddeti beslediğini görmek mümkün. Ancak şunu da unutmamak gerekir. Nasıl radikal bir düşünce olan ırkçılık İslam karşıtlığını körüklüyorsa bağnazlık da İslam karşıtlığını körükler.
Sırada haftanın en çok izlenen videosu var. Sayın Davutoğlu Osmaniye'de katıldığı bir programda vatandaşlarla birlikte halay çekti. Şimdi bu güzel anıları izleyelim.
Sayın Davutoğlu'nun bu tevazuu, inceliği ve içtenliğine bu görüntülerle bir kez daha şahit olduk. Gösterdiği güzel ahlak ve samimiyetinden dolayı kendisine teşekkür ediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir toplantıda Maksist iktisatçı Korkut Boratav ilginç bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında Boratav, devletten yoksun bir halk olarak nitelendirdiği Kürtler için tek devlet geleceğinin tarihsel bir zorunluluk olmadığını belirterek, “gelecekte bir veya birkaç Kürt devleti görebiliriz” dedi. Bölünmeyi teşvik eden Borotav'ın bu açıklamaları Kürtler için bir zulümdür. Dünyanın lider ülkeleri tek vücut olmanın, birlik olmanın yollarını ararken, Kürtleri Türklerden ayırma hayali içerisinde olmak büyük bir hata. Birlikte hareket etmek, birlik olmak, güçlü olmak demektir. Avrupa ülkeleri bunun önemini anladılar ve önce ekonomi birliği ardında siyasi bir birliktelik oluşturarak güçlendiler. Alman Başbakanı Merkel, birlik olmanın ülkesi için nedenle önemli olduğunu yeni yılda yaptığı konuşmasında dile getirdi. Merkel, birliğin başarının temeli olduğunu ve zorlukların birlik içinde aşılabileceğini söyledi.
Hatırlayalım, geçtiğimiz yıl İngiltere'den ayrılmak için referandum düzenleyen İskoçya'nın da ayrılmaması için Başbakan David Cameron etkili bir politika yürütmüştü.
Birlik olmanın tarafları hem ekonomik hem siyasi alanda güç sağladığı yatsınmaz bir gerçek. Dünyanın en büyük ekonomileri, siyasetle söz sahibi lider ülkeleri politikalarını birliktelik üzerine yürütüyor. Hal böyleyken Boratav'ın ayrılık, bölünme gibi fikirleri aklı başında, çağdaş politikaları takip eden gençlerin dikkate almayacağı ortada. Kaldı ki bu vatanın asli değerlerinden olan Kürt kardeşlerimizi bu topraklardan ayırmak gibi bir düşünceye kimse tevessül etmemelidir. Bu hem Türklere hem Kürtlere yapılmış ağır bir hakaret olur. Şimdi Sayın Adnan Oktar'ın Boratav’ın konuşmasıyla ilgili değerlendirmesine bir bakalım.
ADNAN OKTAR: Yok kardeşim yok. Biz Müslümanların birleşmesi için uğraşıyoruz. Onlar da bambaşka bir kafadalar. Onlar da baklava gibi ayırmanın peşinde. Birlikte bereket vardır. Mesela bak Avrupa Birliği birleşti ama aralarında bir iman bağı, bir sevgi bağı olmadığı için başarılı değiller. İslam alemi birleştiğinde aralarında sevgi bağı da olacağı için, sınırlar olmayacağı için yani işte vize, pasaport falan olmayacağı için ticaret de kolay olacaktır, dostluk da kolay olacaktır. Bürokrasinin ağırlaştırıcılığından da öte, durdurucu, vasfı ortaya kalkmış olacak. Kıvrak, hareketli, canlı, gürül gürül, akan bir hayat olacaktır. Sevgiye dayalı, cömertliğe dayalı, egoistlikten, bencillikten uzak. Ama Avrupa'da egoistlik, bencillik yaygın olduğu için şu an hayat ölüyor. Egoistliğin geldiği yerde hayat ölür. Egoistlik zehirdir. Kürar zehri gibi ağır zehirdir. Yani, bir milimi bile insanı toplumu öldürür. Egoistliğin toplumdan yok olması lazım. Ya resmi açıklama yapıyor, diyor ki, “kendi devletimizin, milletimizin menfaatleri doğrultusunda” e bitti. Ona göre bir karar alacağız diyor. Ya kardeşim, bütün Müslüman aleminin bütün insanlığa menfaati doğrultusunda desene, sen sadece benim milletimin dersen, o adam der ki, o da benim milletimin diyor, o zaman o da benim diyor. Olmaz. Egoistlik bölünmeyi getirir. Egoistlik, adam malın üstüne çöker. Egoistlik özelliği budur. Ama egoistlik yoksa cömertlik vardır. Cömertlik sınır kabul etmez. Sınır olmayacak ki sen cömertliğini rahat rahat uygulayasın. Sınır olmayacak ki dostluğunu rahat rahat gösterebilirsin, sevgini rahat rahat gösterebilirsin. Gidiyorsun mayın tarlasıyla karşılaşıyorsun. Gidip kardeşlerini seveceksin, yiyecek dağıtacaksın, değil mi? Onlara yardımcı olmak istiyorsun. Çok geniş bir alan mayın tarlası. Basan havalara uçuyor. Orada nasıl sevgi göstereceksin sen? Mayın tarlasında domates yetiştireceksin. Biber yetiştireceksin. Bir de baya bereketli o topraklar. Ondan sonra oraya güzel fıskiyeli havuzlar yapacaksın. Bağlık,-bahçelik yapacaksın. Mayın tarlasında mayının ne işi var? Elma ağacı olacak orada, armut ağacı olacak, üzüm bağları olacak. Mayını sökeceksin, üzüm ekeceksin.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Bu hafta da süremizin sonuna geldik. Tüm programlarımızın içeriğini ve önceki bölümlerini ekranda gördüğünüz Facebook ve Twitter adreslerinden takip edebilirsiniz. Haftaya görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500