"Göklerdeki düzen" belgeselinden
PATLAMADAKİ MUHTEŞEM DENGE
Daha önce de gördüğümüz gibi içinde yaşadığımız evren yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktada meydana gelen büyük bir patlamayla ortaya çıkmış ve genişleyerek bugünkü şeklini almıştır. Uzay boşluğu, galaksiler, gezegenler, güneş, dünya… Kısaca evreni oluşturan tüm gök cisimleri bu patlamanın sonucunda meydana gelmiştir. Fakat ortada çok büyük bir hakikat vardır. Big Bang, evrenin tüm maddesini içeren muazzam bir patlamadır. Eğer bu rastgele bir patlama olsaydı, oluşan madde evrene rastgele dağılırdı. Fakat öyle olmamıştır. Big Bang'de uzay boşluğuna dağılan madde, evrenin belirli noktalarında belli bir plan üzerine galaksileri, yıldızları ve yıldız sistemlerini oluşturmuştur. Sonuçta ortaya son derece sistemli ve düzenli bir evren çıkmıştır. Bilim insanlarının da fark ettiği gibi bu son derece şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü bilinen bütün patlamalar var olan düzeni bozar, parçalar ve yok ederler. Her patlamanın etkisi mutlaka yıkıcıdır. Dolayısıyla Big Bang gibi muazzam bir patlamadan sonra bu derece hassas dengeler üzerine kurulu bir düzenin oluşması ancak mucize tanımıyla açıklanabilir.
Astrofizikçi Allen Sandage bu gerçeği şöyle dile getirir:
“Böyle bir düzenin kaostan gelmiş olmasını oldukça imkansız buluyorum. Tanrı'nın varlığı, varlık mucizesinin tek açıklamasıdır.”
Gerçekten bir patlamayla birlikte atomların en uygun şekillerde bir araya gelmeleri, olağanüstü düzenlilikteki evreni, milyarlarca galaksiyi, trilyonlarca yıldız ve gök cismi arasındaki kusursuz dengeyi ve planı oluşturması büyük bir mucizedir. Bu mucizeyi gerçekleştiren ve bizlere gösteren ise sonsuz bilim ve kudret sahibi olan Yüce Allah'tır. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O'na mülkünde ortak yoktur. Her şeyi yaratmış, O'na bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir." (Furkan suresi, 2
Evrenin başlangıcı olan büyük patlama gerçekleştiğinde ortaya çıkan maddeler olağanüstü bir hızla birbirlerinden uzaklaşmaya başladılar. Eğer bu uzaklaşma biraz bile daha yavaş olsaydı, büyük boyutlardaki yer çekimi nedeniyle bütün maddeler daha yıldız sistemleri tam anlamıyla düzenlenmeden tekrar içine çökmüş olacaktı. Öte yandan, eğer evren biraz bile hızlı genişliyor olsaydı, bu kez de maddeler ne galaksileri ne de yıldızları bir daha asla oluşturamayacak biçimde boşlukta dağılıp gidecekti. Her iki durumda da evrende bizler dahi hiçbir canlı var olamayacaktır. Ancak her iki tehlikede gerçekleşmemiş, evrenin genişleme hızının son derece hassas dengesi sayesinde şimdiki düzenli evren ortaya çıkmıştır. Peki bu denge ne kadar hassastır?
Çağımızın önde gelen teorik fizikçilerinden Prof. Stephen Hawking, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında evrenin genişleme hızıyla ilgili şu tespitte bulunuyor:
“Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'den sonraki birinci saniyede bu oran eğer milyar kere milyarda bir daha küçük olsaydı, evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.”
Ünlü bilim dergisi, evrenin başlangıcındaki bu kusursuz dengeyi, bir kalemin sivri ucunu bir milyar yıl sonra da durabilecek biçimde yerleştirmeye benzetmektedir. Bu denge, insan aklının kavrama sınırlarının ötesindedir. Peki bu denli olağanüstü denge neyi göstermektedir? Elbette böyle hassas bir denge tesadüfle açıklanamaz ve bilinçli bir oluşumu ispat eder.
Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden ünlü teorik fizik profesörü Paul Davis, gerçekte materyalist yaklaşımı benimseyen bir fizikçi olmasına karşın bu gerçeği şöyle kabul etmektedir:
“Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal değerler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir denildir.”
Davis'in açıkça söylemekten, ideolojisi nedeniyle çekindiği ve kozmik bir tasarım olarak ifade ettiği şey, yaratılıştır. Görüldüğü gibi bilimin ortaya koyduğu kesin sonuçlar, her ne kadar materyalist de olsa, Davis'i evrenin bilinçli bir şekilde düzenlenmiş, yani yaratılmış olduğu gerçeğini kabul etmeye yöneltmiştir. Aynı gerçek karşısında, Amerikalı astronomi profesörü George Greenstein da, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:
“Kanıtları inceledikçe ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. Evrenin oluşumunda doğaüstü bir akıl devreye girmiş olmalıdır.”
Kısacası evrendeki bu eşsiz plan ve düzen, maddeyi yoktan var eden ve onun her anını hakimiyeti altında bulunduran, sonsuz bir bilgi, güç ve akıl sahibi yaratıcının varlığını göstermektedir. O yaratıcı, tüm alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır.
Şimdi uzaydaki dev boşlukların amacı nedir? Eğer evren daha dar olsaydı neler olurdu?