"Göklerdeki düzen" belgeselinden
UZAYDAKİ DEV BOŞLUKLAR
Dünyada alışık olduğumuz mesafe ölçüleriyle karşılaştırıldığında uzaydaki gök cisimlerinin aralarındaki uzaklıklar olağanüstü boyutlardadır. Dünyada bulunduğumuz yerden gidebileceğimiz en uzak nokta yaklaşık 15.000 km mesafededir. Her gün kendimize çok yakın hissettiğimiz Güneş ise bu mesafeden 10.000 kat daha uzaktadır. Çünkü güneşle dünya arasındaki mesafe 150 milyon kilometredir. Bundan daha uzak mesafeler, ışık yılı adı verilen uzaklık ölçüsüyle ifade edilir. Bu, ışığın bir yıl içinde gittiği mesafedir ve tam 9 trilyon, 460 milyar kilometre gibi büyük bir uzaklığa karşılık gelmektedir. Bize en yakın galaksi olan Andromeda Galaksisi ise güneş sistemimizden tam 2 milyon ışık yılı uzaklıktadır. Evrende Andromeda gibi yaklaşık 100 milyar daha galaksi olduğu da hesaba katılırsa anlaşılır ki uzaydaki dev mesafeler insan aklının kavrama sınırlarının çok ötesindedir.
Peki evren neden bu kadar geniştir? Bu sorunun cevabını araştıran bilim insanları evrenin genişliğinin de özel bir dengeye sahip olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Gök cisimleri arasındaki dev mesafeler, gezegenlerin yörüngelerinin istikrarlı olmasını sağlamaktadır. Hesaplamalar göstermektedir ki eğer uzaydaki bu mesafeler biraz daha az olsaydı, yıldızlar arası çekim güçleri gezegenlerin görüngelerini kararsız hale getirecek ve sapmalara neden olacaktı. Eğer uzaydaki mesafeler biraz daha fazla olsaydı, bu kez de süpernova patlamalarıyla uzaya fırlatılan ağır elementlerin diğer yıldızlara ve gezegenlere düşmeleri çok seyrek olacaktı. Bu yüzden de dünya, yaşam için zorunlu olan hayati elementlerden yoksun kalacaktı.
Sonuçta bu konuda yapılan hesaplamalar çok ilginç bir gerçeği ortaya koymuştur. Yıldızlar arasında şu an var olan mesafeler, bizimki gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafelerdir. Prof. George Greenstein, The Symbiotic Universe yani Simbiyotik Evren adlı kitabında evrendeki boşlukların önemini şöyle anlatır:
“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ancak tek bir önemli fark olurdu. Bu manzarayı seyredecek olan ben var olmazdım. Uzaydaki bu devasa boşluk bizim varlığımızın bir ön şartıdır.”
Evrendeki gök cisimlerinin arasındaki büyük boşlukların bir diğer faydası ise, dünyanın uzay boşluğunda gezinen dev gök cisimleriyle çarpışmasını engellemesidir. Eğer evren daha dar olsaydı, uzayda gezinen dev meteorlar dünyaya kolaylıkla çarpabilir ve dünya üzerindeki yaşam yok olabilirdi.
KARA DELİKLER
Karadelik kavramı bilim literatürüne 18. yüzyılın ortalarında girdi. İngiliz bilim insanı John Mitchell tarafından ortaya atılan teorinin adını Amerikan fizikçi John Baylor 1969 yılında koydu. Bir kütlenin ışığın dahi sızamayacağı kadar küçük bir alanda toplanması karadelikleri ortaya çıkartıyordu. İlkel bilim şartlarında fizikçiler tüm yıldızları gözlemleyebildiğimizi savunuyorlardı. Ancak yıllar ilerledikçe ve bilimsel teknoloji geliştikçe uzay boşluğunda ışıklarını göremediğimiz yıldızlarında var oldukları anlaşıldı. Bu yıldızlar görülemiyorlardı. Çünkü ışıkları yok olmuştu.
Karadelik, şiddetli bir çekim alanına sahiptir. Bu alan en hızlı hareket eden parçacıkları dahi alanına hapsedebilir. Güneşin 3 misli büyüklüğünde bir yıldızın patlaması sonucu 20 kilometrelik bir kara delik ortaya çıkar. Kara delikleri doğrudan gözlemlemek mümkün değildir. Diğer gök cisimlerine uyguladıkları çekim kuvvetiyle kendilerini belli ederler. Kuran'da kara deliklerin varlığına ise şöyle dikkat çekilmiştir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Yıldızlar örtülüp, ışıkları silindiği zaman…” (Mürselat Suresi, 8)
Tüm bu hayret verici yapılar ve hassas dengeler göstermektedir ki evrendeki gök cisimlerinin dağılımı insanın yaşamı için tam olması gereken ölçülerdedir. Dev boşluklar rastgele ortaya çıkmamıştır. Allah bu boşlukları belirli bir amaçla yaratmıştır.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremesin. İşte gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çatlaklık görüyor musun?” (Mülk suresi, 3)
Bu film boyunca incelediğimiz bilgiler, bizlere önemli gerçekleri göstermektedir. Allah'ın varlığını inkâr eden ve evrenin yaratılmadığını iddia eden materyalist felsefe, çağdaş fizik ve astronomi karşısında çökmüştür. Bilim, evreni Allah'ın yoktan yarattığını ispatlamaktadır. Dahası, yoktan yaratılan bu evrenin her detayında ilahi bir düzen ve denge vardır. Allah, biz insanlar için en ideal olan dengeleri kurmuştur. Tüm evreni sonsuz bir bilgi, güç ve akıl sahibi olan yüce Allah yaratmıştır. Ve biz insanlara düşen görev de Allah'ın bu ihtişamlı yaratışını gereği gibi takdir etmektir. Allah Kuran'da biz insanlara şöyle seslenir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istifa eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!” (A’raf Suresi, 54)