Soli Özel, Gazeteci, Orta Doğu Uzmanı
SOLİ ÖZEL, GAZETECİ, ORTA DOĞU UZMANI
SOLİ ÖZEL: Özellikle Mısır’da darbenin de yaşanmasının ardından Arap Hristiyanlarına getirdiği büyük umut rüzgarında bir sönme oldu. Ben yani birinci heyecanın da şimdiki umutsuzluğun da biraz abartılı olduğunu düşünüyorum. Fakat bunun irdelenmesi yani umuda yol açan neydi? O dönüşümü başlatmış olan dinamik neydi? Mısır, Suriye'de bu işin çok farklı bir noktaya gelmiş olmasının, Mısır'da bu olayın bir darbeyle geri çevriliyor gibi ya da karşı devrimin gerçekleşmesinin ardındaki sebepler nelerdir? Bunun anlaşılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Düşünülecek bir şey yok. Müslüman ülkelerin pek çoğu zaten demokratik değiller. Demokratikmiş gibi görünebilecek herhangi bir deneyimden de çok rahatsız olurlar. Nitekim iş şeklinde, milletin işine gelen bu işe Amerika tezgahları falan demek oluyor da arkadaki asıl Suud ve Birleşik Arap Emirlikleri ya da Körfez desteğini görmemek olacak gibi değil.
Yani Mısır'a 12 milyar dolar verdiğiniz zaman neredeyse iki yıldır cari açığını kapanmış oluyorsunuz ve bunu verdiler. İşte konferansta da konuşuldu. Amerika yardımı kesse, Suudi Arabistan Amerika yardımı keserse ben veririm dedim. Ha doğru, Amerika’nın yardımı kesmesi sembolik önemi belki maddi desteğinden daha önemlidir. Böyle derdi olmayan ülkelerin Mısır'da olup-bitenlerden rahatsız olması falan söz konusu değil.
Bir Endonezya, ki iyi kötü kendini demokratik olarak götürüyor, yarı demokratik diyelim Malezya falan, onlara da belki çok uzak geldi, çok da fazla bir şey söylemedi. En azından benim görebildiğim kadarıyla Müslüman Kardeşlerin demokrasi konusunda seçimlere iştirak ederek siyasi hayata katılmanın ötesinde çok da derin düşünülmüş bir programları yok.
Yani bir demokrasi nedir? Bir demokrasinin içinde birey hakları nedir? Bir demokrasinin içinde çoğunluk azınlık ilişkisi nedir, ne olmalıdır? Bir demokrasinin içinde kurumsal olarak liberal değerleri taşıyacak olanlar hangileridir? Bunlara toplumsal ya da siyasi yapılanmalı yeri ne olacaktır? O konularda çok da bir düşünce üretimleri olduğunu sanmıyorum. Pratik olarak da bunları çok önemsemedikleri zaten ortaya çıktı.
Her şeye rağmen tabii bir şey söyleyeyim de, çünkü bu işin ille de darbeyle sonuçlanması gerekmiyordu. Darbeci olanın da dindar muhafazakarlık anlamında şeylerden farkı da olmayabilir. Müslüman Kardeşlerden bir uzman arkadaş mesela Sisi'yi daha çok Pakistan'daki Ziya-ül-Hak'a benzetiyor ki Ziya-ül-Hak Pakistan'ın bugünkü durumunun da baş sorumlularından biridir kanaatimce.
Neyse Mursi'nin bütün yetkileri kendini alıp veyahut da kendisini yargının denetiminden azad etmeye çalışması falan da tabii insanların ağzında bir kötü tat bıraktı. Bütün bunlar aslına bakarsanız bir darbe yapılması için geçerli sayılabilecek sebepler değil. Hele hele arkasında hangi güçlerin olduğunu düşünürseniz bu darbe hayırlı bir işle olmadı. Ve gene bence söylenen en doğru sözlerden biriydi, içeride birinci oturumda, demokrasi deneyimi faullü oynayarak da durdurulunca o zaman buna ümit bağlamış olan gençlere şiddetten ve demokrasi dışı hareketlenmenin dışında da bir alternatif bırakılmıyor. E o da tabii ister istemez demokrasi yükseldikçe zemin ve irtifa kaybeden El-Kaide'nin yeniden yükselebilmesinin koşullarını yaratmış oluyor ki önümüzdeki döneme sanırım özellikle bizim çevremizde İslam Alemi açısından başa, önümüze çıkaracağı en büyük belalardan biri de El-Kaide ve bağlantılı örgütler olacak.
Şimdi bir kere kelimeyi doğru tercüme etmek lazım. İslamofobi İslam düşmanlığı değil, İslam korkusu ikisi farklı. Korku nereden kaynaklanıyor? Korku; Müslümanların şiddetle fazla özdeşleşmeleri, çok spektaküler terör eylemlerini gerçekleştirmiş olmaları, çok sesi çıkanın kendisini İslam'ın temsilcisi gibi sunuyor olması, bunu da böyle algılamaya çok müsait toplumsal kesimlerin sadece batıda değil, dünyanın her tarafında da bulunması.
Şimdi bir kere İslam diniyle Müslümanları, Müslümanlarla da İslamcıları birbirinden ayırmak gerekiyor. Bunu kim yapabilir en iyi onu bilmiyorum. Avrupa'nın yaşamakta olduğu ekonomik krizin o toplumlara hem kendi cemaatçilikleri hem de batılı devletlerin zamanında bu meselelere daha düzgün metotlarla eğilmemesi sonucu, ayrıkotu gibi duran Müslüman toplulukların yarattığı bunlar bizden farklı algısı.
Şimdi işler iyiyken bunları görmezlikten de gelebilirsiniz çünkü mesele yoktur. Böyle ekonomik kriz dönemlerinde zaten öfkeniz burnunuzdadır. Yaşadığınız sıkıntının bir müsebbibi olması gerekir. Onu yabancıda görürsünüz. Hele bu yabancı bir de hayat tarzı itibariyle sizden çok farklı bir şeyi temsil ediyorsa, dediğiniz gibi en böyle makul, ılımlı sayılabilecek insanlar bile deli deli laflar da etmeye başlayabiliyorlar.
Tabii El-Kaide türü örgütlerin de bu çok işine geliyor. Yani medeniyetler Savaşını, savaşı tezini en çok sevenler, batılılardan da çok bence El-Kaide'ciler oldu. Çünkü o zaten onların söylemek istediklerine çok uygun bir tezdi. O da kanıtlamak için de her şeyi yapıyorlar.
Türkiye bir örnek olarak görülüyordu zaten. Türkiye bir örnek olarak da ilerliyordu. Dışarıda siyasi olarak konuşanların içeride hiçbir hükmü yok. İçeridekiler kendi dertlerine düşmüşler, dışarıyı dinleme gibi bir durumları yok. O muhalefetin yani sivrilen bir ismi yok, ne bileyim ben, işte Güney Afrika'da Mandela'ydı. Böyle bir şahsiyet çıkmadı.
Öyle de olunca ve İran ve Rusya'nın da desteğiyle maalesef Esad kendi rejiminin ömrünü uzatabildi ve Suriye'de iş daha da kötüye sardıkça da bu daha radikal elemanlar yükselmeye başladılar. Suriyeliler evvelce bunlara katılmıyordu, onlar da katılmaya başladılar. Dolayısıyla çok karanlık bir gelecek portresi çıktı ortaya. Bakalım belki iş işten tam olarak geçmeden geçiş dönemi, siyaseti düzenlenebilirse. Dün Sayın Cumhurbaşkanı bunu daha sistematik olarak açıklamış. Ben de kendisiyle seyahatteydim. Orada da söyledi. O bence çok haklı olarak medeniyetler savaşından değil, medeniyet içi çok büyük savaştan korkmamız gerektiğini söylüyor ve nitekim bugün yaşadığımız çok kanlı mezhep savaşları da bunun bir parçası. Ama bir şekilde bu gidişin büyük bir felakete doğru olduğunu görerek belki var olan rejimler bir şekilde ortak bazı müştereklerde, ortak bazı paydalarda buluşabilirler. Yoksa iş ancak daha kötüye gidecektir gibime geliyor.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
