Tarih Sohbetleri, Konuk: Sn. Ekrem Şama

38968

TARİH SOHBETLERİ, KONUK: SN. EKREM ŞAMA

 

SUNUCU: Merhaba Sayın A9 TV izleyenleri. Tarih Sohbetleri programına hoş geldiniz. Sayın Ekrem Şama Hocam hoş geldiniz.

 

EKREM ŞAMA: Teşekkür ederim. Hayırlı yayınlar diliyorum.

 

SUNUCU: Sözü size bırakıyorum fazla uzatmadan. Buyurun Sayın Hocam.

 

EKREM ŞAMA: Sözlerime başlamadan önce A9 Televizyonunun tarihin doğru anlaşılmasına yönelik bu hazırlamış olduğu bu güzel programda başarılar diliyorum. Bu programın çok faydalı olacağına inanıyorum. Çünkü güya hurafelerden uzak bir tarihi bize öğrettiklerini ifade ediyorlar ama aslına baktığımız zaman, gerçeklere baktığımız zaman hurafenin kendisini öğretmiş olduklarını görüyoruz. İşte bunları açığa çıkaracak olan bir program dizisi yapıyorsunuz. Ben öteden beri böyle bir programın çok faydalı olacağını düşünüyordum. Buraya geldim, bunun takip etmekte olduğunu gördüm, sevindim.

 

SUNUCU: Sayın Hocam izninizle ilk sorumuza geçmek istiyorum. Çatalhöyük'te yeni bulunan 9500 yıllık kumaş parçası, dönem insanlarının yaşam tarzı hakkında bize neler anlatıyor?

 

EKREM ŞAMA: Bahsettiğiniz 9500 yıl önceki bir çuha parçası veya kumaş parçası ve dokuma parçası bulunmuş. Şimdi bugünkü tarihe bakarsanız bize öğretilenler, işte ilk insan mağarada yetişti, mağarada efendim önce avlanmayı öğrendi, efendim şöyle etti, böyle etti, Tunç Devri, Taş Devri, Kabataş Devri, yani arkadaş o zaman bu kumaş parçasını nasıl izah edeceksin? İnsanlar demek ki kumaş dokumasını biliyordu. Kumaşın ham maddesini keşfetmişti. Kumaşın ham maddesi için bir şeyler yapmıştı, hazırlık yapmıştı. Bunu gösteriyor. Halbuki İslam'ı iyi bilen, Müslümanlığı iyi bilen insan hiç şaşırmaz. Neden? Biz biliyoruz ki Kuran-ı Kerim'in anlattıkları, (sav)’in bizlere hadisler yoluyla ifade ettikleri, öğrettikleri ve de Tevrat ve İncil gibi ilahi kitapların tahrif edilmemiş olanlarının, nereden anlıyoruz bunu? Kuran-ı Kerim ile çelişmeyen, Kuran-ı Kerim ile mutabık olan kısımlarını incelediğimiz zaman bugün bize öğretilen tarihle tamamen tarihin, bugünkü öğretilen tarihin tamamen yanlış olduğunu ifade eden çok önemli bulgular var.

Cenab-ı Allah yeryüzünü yarattı, bitkileri yarattı, hayvanları yarattı. Ayet-i Kerime'nin ifadesine göre, yeryüzünde insanların yaşamasına müsait ortamı yarattıktan sonra insanı yarattı. Yani, insan yaratıldığı zaman çevresinde faydalanabileceği, kendi lehine kullanabileceği her şey mevcut idi. Ayet-i Kerime buyuruyor ki: “Ben yeryüzünde bana halife olsun, Allah'a halife olsun diye insanlar yaratacağım.” Ayet-i Kerime bu. Arkasından da meleklerin itirazları var. “Ya Rabbi,” demek ki daha önce bir şeyler geçti bu meyanda. “Ya Rabbi, yeryüzünde isyan edecek, kan akıtacak insanlar mı yaratacaksın?” Bunun üzerine Cenab-ı Allah, Estaizübillah: “Adem'e yeryüzündeki bütün isimleri öğretti.” Cenab-ı Allah öğretti. Ne ismi? Ağaç, taş, kuş, efendime söyleyeyim, ne aklına geldi isim? Bu mudur? Hayır, isimleri öğretmek yetmez. Ağacın, taşın, kuşun, madenin, bitkinin, hayvanın bütün özelliklerini öğretti. Her ilmi öğretti.

 

SUNUCU: Sayın Hocam, Hz. İbrahim'in mezarının Kilis Oylumhöyük'te olduğuna dair bir takım bulgular, araştırmalar var. Tarihi kaynaklar bu bulguları destekliyor mu? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz Hocam?

 

EKREM ŞAMA: Şimdi efendim, Kuran-ı Kerim ve (sav)’in ifadelerine göre Hz. İbrahim (as) Filistin taraflarında yaşamış. Kuran-ı Kerim'de bildirildiğine göre yine Cenab-ı Allah'tan aldığı emir üzerine Hicaz'a gitmiş, Mekke'ye gitmiş. Orada Hz. Hacer Validemiz ile yeni doğmuş bulunan Hz. İsmail (as)'ı bırakarak tekrar geri gelmiş Filistin'e ama Filistin'de hayatını geçirdiğine dair bir belge yok. Hz. İbrahim (as), Urfa taraflarına, Harran taraflarına da gelmiş olabilir. Filistin taraflarına da gitmiş olabilir. Suriye tarafındaki şehirlerde de, çünkü Peygamberdir Allah'ın Peygamberi, tabii dinini tebliğ etmek için nerede insan varsa oralara gitmek durumundadır. Hz. İbrahim (as)’a ait bir buluntunun herhangi bir yerde bulunmuş olmasını yadırgamamak lazım. Çünkü yaşadığı belgeler, bölgeler buraları ifade ediyor, gösteriyor diye düşünüyorum.

 

SUNUCU: Bir de Hocam ben hani konu konuyu açıyor. Hz. İbrahim (as) için, kovulmuş şeytandan Allah'ı sığınırım, Kuran'da “o tek başına bir ümmetti” diyor. Aslında bugün bütün Müslümanların da Hz. İbrahim (as) gibi bir ortaya atılması, bir elinden geleni yapması gerekiyor değil mi Sayın Hocam?

 

EKREM ŞAMA: Aynen. Burada iki tane şeyi anlamak lazım. Birincisi, insanlık Hz. İbrahim (as)’dan türemiş olduğu ifade edilir. Çünkü “millete İbrahim” diye geçiyor Kuran-ı Kerim'de. “İbrahim milleti.” Burada millet tabiri din olarak kullanılmış olduğundan dolayı bugün yeryüzünde kalıntıları bulunan, müntesipleri bulunan ve tahrif edilmiş olan iki dinin haricinde, İslam dininin menşeinin insan olarak Hz. İbrahim (as) olduğu ifade ediliyor. Ümmet olarak bunlar ifade edilmiş olabilir. Ve Hz. İbrahim (as)'ın o gün yeryüzünde bulunan kavimlere gönderilmiş olduğu “tek başına bir milletti” ifadesinden bunu anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Elbette şimdi Tarık Bey, bunları ifade ederken Kuran-ı Kerim teferruat üzerinde durmamıştır. Bizim ibret alacağımız yönlerini öne çıkararak Kuran-ı Kerim bu kıssaları ifade etmiştir. Teferruat yönü nasıl çıkacak ortaya? İşte tarihi kazılarla, bulgularla, Kuran-ı Kerim'e aykırı olmayan diğer kitaplardaki işaretlerle teferruatı bulmamız lazım, mümkün diye düşünüyorum.

 

SUNUCU: Sayın Hocam, geçtiğimiz ay Hz. Davud (as)’ın sarayının Kudüs yakınlarındaki Jüdean Şefellah bölgesinde bulunduğuna dair basında bazı haberler yayınlandı. Sarayın çevresi boyunca bulunan odalarda metal işlemeciliğine ait araç gereçler de bulundu. Bu bulgular Kuran ve Tevrat'taki bilgileri destekler nitelikte görünüyor. Hz. Davud (as) ve oğlu Hz. Süleyman (as) döneminde metal kullanımıyla birlikte gelişen toplumun yaşam ve üretim biçimleri hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

 

EKREM ŞAMA: Hz. Davud (as)'a Cenab-ı Allah demir ilmini öğretti. Demiri işlemeyi öğretti. Demir filizin nasıl bulacağını, nasıl işleyeceğini. Şimdi birçok ayeti zahirine göre tefsir edersek demiri eline alıp, efendim, kızgın demiri istediği şekle soktu falan diye geçiyor ama burada tabii ki demirin ilmini öğretti. Elindeki aletlerle demiri hamur gibi işliyor da anlamını da çıkarmamız mümkündür. Ve Hz. Davut (as) demir ilmini, metal ilmini en iyi şekilde öğrenmiş olduğunu kitaplardan, Kuran-ı Kerim'den görüyoruz. Hz. Adem (as)’dan sonra gelen Hz. Davut (as)’dan da önce gelen bir peygamber vardır, İdris (as). İdris (as)’a da Efendimiz (sav)’in buyurduğuna göre ve diğer bunu naks etmeyen Tevrat'ta ifade edildiğine göre de İdris (as)’a terziliği Cenab-ı Allah öğretti. İlk terzi İdris (as)’dır.

Şimdi deminki birinci sorunuzdaki kumaş olayına geldiğimiz zaman Peygamber eliyle bu insanlara öğretilmiş olduğunu, terziliğin inceliklerinin de insanlara bilgi olarak verilmiş ama sonradan bunların da bulunmuş olduğunu, dolayısıyla mağarada bilmem ne yapraklarıyla örtünme devrinin değil, direk kumaşın dokunulmasının tekniklerinin insanoğlu tarafından keşfedilmiş ve uygulanmış olduğunu görüyoruz. Nitekim A’raf Suresi’nde bir ayet-i kerimede Cenab-ı Allah: “Ey Ademoğulları! Size avret mahallelerinizi örtmek üzere kumaşı indirdi, elbiseyi indirdi” Ayet-i kerimesi var. Demek ki kumaşın bulunması yontma Taş Devri, Cilali Taş Devri, Metal Devrinden sonra olmuş olan bir olay değil. Bunlar insanlığın yaratılışıyla medeniyet sahasına girmiş ve insanlığın hizmetine girmiş olan Allah'ın öğrettiği tekniklerden birileridir diye düşünmek lazım.

Bir de, Hz. Davut (as)'ın ve Hz. Süleyman (as)'ın Mescid-i Aksa'yı ilk yapanlar olduğunu görüyoruz. Kuran-ı Kerim bunu söylüyor. Mescid-i Aksa'nın ilk yapılışı Allah'ın emriyle. Peki, yeryüzünde ilk mescid neresidir? Mescid-i Haram'dır. Cenab-ı Allah'ın emriyle Hz. Adem (as) yapmıştır Kabe-i Şerif'i. İkincisi de Mescid-i Aksa'dır. Burada ayet-i kerimelere baktığımız zaman Sebe Suresi idi hatırladığım kadarıyla. Hz. Davud (as)’ın ve Hz. oğlu Hz. Süleyman (as)'ın insanları çalıştırdığı gibi cinleri de inşaatta çalıştırdığı ifade ediliyor. Dalgıçlıkta kullandıkları ifade ediliyor. Burada şimdi Tarık Bey, mağaradaki olaylarla hiç izah edilemeyecek bir boyut önümüze açılıyor. Cinleri çalıştırmak, enteresan. Rüzgara hükmetmek, güneşe hükmetmek, Belkıs'ın tahtını bir işaretiyle getirebilmek. Bugünkü teknolojinin ulaşamadığı sahalar, seviyeler. Demek ki Cenab-ı Allah tekniği Hz. Adem'e öğretti ve insanlar bu teknikleri bile geldiler, bilerek geldiler.

Burada bir şey daha var. Hz. Nuh (as) gemi yapımını nereden öğrendi? Gemi yapımından bahsediyor. Bulunduğu yerde bir deniz yoktu. Deniz yok, tepenin başına yapmış bu gemiyi. Peki, gemiyi neden yapmış? Ahşaptan ve metalden. Çivileri metalden, ahşaptan. Peki, onları nasıl işlemiş? Ahşabı nasıl işledi? Ahşabı taşla işleyemezsiniz. Nasıl şekil verdi? Çiviyi nasıl monte etti? Ki denizin içinde su almayacak bir şey yapacaksınız siz. Taşlarla bunu yontarak yapmak mümkün değil. O halde gemi yapım tekniği. Bundan daha da önemlisi gemi yapılmış, hayvanlar işte birer çift gemiye alınmış, iman edenler binmiş, sonra da ayet-i kerime, Yani “kazan kaynamaya başladı.” Şimdi acayip bir şey, bu kazanın kaynaması ne demek? Kimisi diyor ki müfessirler, “bu kazan kaynaması demek, tufanın başladığı anlarda yerden fışkıran, kazanla kaynar gibi fışkıran suları ifade ediyor” diyor. Birisi diyor ki, “et-ten-nur Arapçada belirli bir kelimedir. Et-ten-nur gemiye ait bir vasıftır. Tabiata ait bir vasıf değildir.” İnsanoğlu insan olarak yaratıldı. Maymun olarak değil ki. Çünkü hem zihni bakımdan donanımlı olarak yaratıldı, hem şekil olarak da insan olarak yaratıldı. Evet, ömrü uzundu, boyu yüksekti, kilosu fazlaydı, bunlar teferruat kısmı. Ama insanın insan olarak bizzat Cenab-ı Allah tarafından, çamurdan, topraktan yaratıldığını Kuran-ı Kerim bize ifade ediyor.

 

SUNUCU: Sayın Hocam, Mayaların eserlerinde yoğun olarak kullandıkları mavi renk pigmentinin sırrı daha yakın zamanda çözüldü. Mayaların o dönemde yıllarca yapısı bozulmayan bu şekilde renkleri elde etmiş olmaları oldukça bilgili olduklarını gösteriyor. Eski zamanlarda bu derece ileri bilgi sahibi olmaları bu insanların bizler gibi hatta bazı konularda bizden daha ileride olduklarını göstermez mi sayın Hocam? Yani teknolojik açıdan çok ileride olduklarını düşünebilir miyiz sayın Hocam?

 

EKREM ŞAMA: Çeşitli haberlere bakarsak, mesela Amerika'daki bu yerliler arasında efsaneler var. Nedir bu efsane? Diyorlar ki: “Yeryüzünü bir sular kaplamış, tufan olmuş, insanlık hep kaybolmuş, sonra türemiş.” Aynen bizim Nuh tufanındaki Kuran-ı Kerim'in anlatılmasına paralel ve onun gibi şeyler anlatılıyor. Azteklerde de anlatılıyor. Okyanusya'da da, yani Avustralya'da da anlatılıyor. Japonya'da da anlatılıyor aynı şeyler. Nitekim bahsettiğiniz gibi o Maya medeniyetinde boyanın bulunması veya büyük büyük taşların, Aztek medeniyetinde büyük büyük taşların işlenmiş olduğu, yok uzaydan gelindi, yok bilmem Tanrıların Arabaları diye bir kitap biliyorum ben, bunları izah ediyor. Halbuki yeryüzünde medeniyetin defalarca inkişaf edip defalarca kavimlerin helakiyle bunların ortadan kaybolduğunu görüyoruz. Ki Hz. Süleyman (as) biliyorsunuz rüzgara hükmeder, güneşe hükmeder, kuşlarla görüşür, karıncalarla görüşür. Bu teknoloji nasıl bir teknoloji? Dolayısıyla teknolojik gelişme yeryüzünde defalarca zirveye çıkıp defalarca kaybolduğuna dair ayetler vardır. Dünya çeşitli defalar insanoğlu tarafından Allah'ın öğretildiği bilgilerle teknolojide zirveye çıkmış. Sonradan da bu çeşitli sebeplerle Allah'a isyan etmiş olmaları dolayısıyla, peygamberleri yalanlamış olmaları dolayısıyla ve iflah olmayacak şekilde de şirke sapmış olmalarından dolayı da Cenab-ı Allah'ın kahrına ve de gazabına uğramak suretiyle yerlebir edilmiş olduğunu medeniyetlerin bizim bugün bulduğumuz o parçaların, işte o medeniyetlerin kalıntılar olduğunu ifade etmemiz lazım, düşünmemiz lazım.

 

SUNUCU: Sayın Hocam, bilim insanları Akdeniz'in doğusunda 13.000 yıl öncesine uzanan Natüfian kültürünün izlerini taşıyan mezarlarda renkli ve güzel kokulu çiçeklerin kalıntılarına rastladı. Bundan 13.000 yıl öncesinde böylesine zengin bir sosyal hayat hep bize anlatılan tarihin evrimleştiği iddiasıyla çelişmiyor mu Hocam?

 

EKREM ŞAMA: Yani evrim iddiası her şeyle çelişiyor. Bütün bildiğimiz bilgilerle çelişiyor. Demin birinci sorunuza verdiğim cevap burada da geçerlidir. Estaizübillah: “..ve alleme âdemel esmae külleha.. Adem'e bütün isimleri öğretti” bütün teknikleri öğretti, bütün formülleri öğretti, bütün bilgileri öğretti, bitkileri öğretti, bütün hayvanları öğretti ki her şey, her hayvan, her bitki, her varlık canlı-cansız insan hayatı için yaratılmış olduğunu öğretti. Tabii ki güzel kokuyu da Cenab-ı Peygamber (sav)'in ifadesine göre insanlara sevdirildi güzel koku.

Cenazelerinde insanların o en acı günde hiç olmazsa o güzel kokuyla biraz ferahlamak. Veyahut da o cenazenin güzel kokuyla belki Allah'ına hesap verirken daha doğru şeyler ifade edebileceğini düşünerek mezarlarına çiçek koymak. Bugün onu yapmıyor muyuz? Çelenkler gönderiliyor, çiçekler gönderiliyor, ikram ediliyor. Güzel kokuların bin bir tanesi icat edilmiş. Bu teknoloji gelişme sırasında da çiçeklerin kalıntıları ama başka şeyler de olabilir. Biz hala onlara ulaşamamışız. Demek ki bulamamışız. Şimdilik çiçeklere ulaşmışız. Daha neler çıkacak onu da bilemiyoruz. Sayın Hocam sizi çok çok yorduk, kusura bakmayın. Hakkınızı helal edin. Son sorumuza geldik sayın Hocam. Ilıusu Barajı sahası altındaki Başur Höyükte 5000 yıl öncesine ait dünyanın en eski oyun taşları ortaya çıktı. Bu bulguları da değerlendirerek bize Anadolu'nun zengin tarihi hakkında biraz bilgi verebilir misiniz Hocam? Ayrıca özellikle yeni bulunan bu oyun tahtası eski çağlarda yaşayan insanların aynı bizler gibi sosyal hayatları olduklarını ortaya koymuyor mu? Yani acaba bize okullarda öğretilen mağaralarda yaşayan ilkel vahşi insan figürleri aslında birer hayal ürünü mü? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz Hocam?

 

EKREM ŞAMA: Anadolumuz dünya üzerinde az bulunan, ender bulunan tabiat güzellikleri, ender bulunan stratejik konumu itibariyle çok büyük medeniyetlerin ilk beşiği olduğunu bize ifade ediyor. Şekil itibariyle bu gösteriyor. Anadolu'nun muhtelif yerlerinde bulunan kazılarda çıkan medeniyet alametlerini normal karşılamamız lazım. Şunu da ifade etmemiz lazım; şayet bu kazılar daha da genişletilecek olsa, yeni kazı sahaları açığa çıkarılacak olsa, daha büyük medeniyet kalıntılarının bulunacağı da kesindir.

İnsanlar medeni olarak yaratılmış ve de teknikler öğretilmiş olduğuna göre bugünkü insanların ihtiyaçları nelerdir? İşte sosyal ihtiyaçlar, birbirleriyle münasebetler, kadın erkek münasebeti, komşuluk münasebeti, efendime söyleyeyim, akrabalık münasebetleri, savaş olayları ki o oyunu ben biraz da ona dayandırıyorum. Savaş hak-batıl mücadelesi olarak Habil-Kabil’den beri insanlığın işlediği bir olaydır. Hep savaşmışlardır. Bunlar hak-batıl mücadelesi olarak savaşa gelmişlerdir. İşte bu oyunlarda da acaba savaş taktiklerini geliştirici manevralar mı birbirlerine öğretiyorlardı? Veyahut da zeka oyunları oynuyorlardı? Düşünmemiz lazım, böyle olduğunu tahmin edebiliyoruz.

 

SUNUCU: Hocam, bugün de güzel bir programımızın sonuna daha geldik. Umarım siz keyif almışsınızdır. Çünkü ben çok keyif aldım. İzleyenlerimiz çok bilgilendiler. Ağzınıza sağlık. Çok çok teşekkür ediyoruz Sayın Hocam.

 

EKREM ŞAMA: Ben, A9 Televizyonu'na bu tarih dersi, tarih bilgisi konusunda yapmış olduğu bu programda başarılar diliyor. Çok faydalı bilgiler verecek. Benim bilgim çok sınırlı. Faydalı bilgiler verecek konuklarımızla bu olayı diri tutmak, canlı tutmak ve bize öğretilen hurafeleri yerle bir etmek üzere büyük adımlar olduğunu bu programınızı görüyorum ve başarılar diliyorum.

 

SUNUCU: Allah razı olsun Hocam sizden inşaAllah. Allah razı olsun Hocam.


 

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3mp4