Hz. İbrahim ve Hz. Lut
Hz. İbrahim (as) ve Hz. Lut (as)
Allah tarih boyunca kavimleri gönderdiği peygamberlerle doğru yola davet etmiştir. Bu kutlu insanların hepsinin de amaçları aynıdır. Tüm insanları Allah'a inanmaya ve yalnızca O'na kulluk etmeye çağırmak.
Peygamberler insanlara hak dini tebliğ etmişler ve toplumlar için örnek bir model olmuşlardır. Bu nedenle Allah'ın seçkin kulları olan peygamberlerin üstün kişilikleri, güzel ahlak özellikleri ve olaylar karşısında gösterdikleri tepkiler müminler için son derece güzel örneklerdir. Bu mübarek insanlardan ikisi de Hz. İbrahim ve Hz. Lut'tur. Allah Kuran'da bu mübarek peygamberler hakkında şöyle buyurur:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır…” (Mümtehine Suresi, 4)
“Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. Onu rahmetimize soktuk çünkü o salihlerdendi." (Enbiya Suresi, 74-75)
HZ. İBRAHİM (AS)’IN KAVMİNİN ÖZELLİKLERİ
Tarihi kaynaklara göre Hz. İbrahim (as) Orta Doğu'da Mezopotamya bölgesinde yaşamıştır. Bazı İslami kaynaklara göre ise Hz. İbrahim (as)’ın babası Harranlı'dır ve Hz. İbrahim (as) da burada dünyaya gelmiştir. Tevrat'ta Hz. İbrahim (as)'ın hayatının anlatıldığı bölümlere bakıldığında ise doğduğu şehrin Kaldeliler'in Ur şehri değil bugünkü Urfa olması, ardından Harran'a ve buradan da Filistin'e hicret etmiş olması ihtimali daha doğru görünmektedir. Kuran'da da Hz. İbrahim (as)’ın oğlu Hz. İsmail (as) ile birlikte Kabe'yi inşa ettiği bildirilir. Ki bu bilgi de Hz. İbrahim (as)’ın yaşadığı coğrafyanın Orta Doğu olduğunun bir göstergesidir.
Hz. İbrahim (as)’ın döneminde Orta Doğu'daki kavimlerin neredeyse hepsi putperest inançlara sahipti. Ya kendi elleriyle yaptıkları heykellere ya da güneş, ay gibi gök cisimlerine tapıyorlardı. Nitekim tarihi ve arkeolojik bulgular da bu bölgenin putperestler diyarı olduğunu kanıtlamaktadır. Bölgede yapılan arkeolojik kazılarda taştan ve kilden yapılan ve put olarak kullanılan pek çok heykel kalıntısı ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu kazılardan birinde Zigurat adı verilen tapınaklara ait kalıntılar bulunmuştur. Bu tapınakların yapılış amaçlarının Güneş ve Ay'a tapınmak olduğu da tarihi belgelerle kanıtlanmıştır.
Evet burası Hz. İbrahim (as)’ın doğduğu rivayet edilen mağara. Müslüman tarihçilerin eserlerinde yer alan bilgilere göre kahin ve müneccimler o sene bölgede doğacak İbrahim adlı bir çocuğun halkın dinini değiştireceğini, Nemrut'un saltanatına son vereceğini söylemişlerdir. Bir başka tarihi anlatıda ise Nemrut saltanatının yeni dünyaya girecek bir erkek çocuk yüzünden yıkılacağını görmüş, bunun üzerine hamile kadınları bir yere toplamış ve doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini, ayrıca erkeklerin eşlerinden uzaklaştırılmasını emretmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim (as)’ın babası Azer, İbrahim (as)’ın annesini Küfe ile Basra arasındaki Ur şehrine veya Verka denilen yere götürüp bir mağaraya saklamış, Hz. İbrahim (as) da bu mağarada doğmuştur. MaşaAllah.
Hz. İbrahim (as)’ın kavmi de putperest bir kavimdi. Elleriyle heykeller yapıyor, sonra da akılsızca onlara tapıyorlardı. Kendilerince onlara dua ediyor ve hiçbir karşılık alamayacakları açık olmasına rağmen onlardan yardım diliyorlardı. Hatta bu cansız tahta ve taş parçalarından korkuyor, cahilce onlardan medet umuyorlardı. Allah böyle bir kavim içinde büyüyen Hz. İbrahim'(as)’a her şeyin yaratıcısının kendisi olduğunu vahyetti. Putperestlerin ise büyük bir sapkınlık içinde olduklarını bildirdi. Ve Hz. İbrahim (as)’a kendisinin göklerdeki ve yerdeki hakimiyetinin delillerini gösterdi.
“Böylece İbrahim'e kesin bilgiyle inananlardan olması için göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk.” (En’am Suresi, 75)
Hz. İbrahim (as) Rabbimizin kendisine vahyettiği gibi şirk içindeki bu topluluğa Allah'ın varlığını anlattı, onları Allah'ın tek ilah olduğuna iman etmeye davet etti. Fakat kavmindeki insanlar Hz. İbrahim (as)’ın anlattığı gerçekleri kesinlikle reddediyorlardı. Çünkü atalarının dinine uymak gibi sözde bir gerekçeye sığınmışlardı. Oysa atalarının batıl dinlerine uymalarının onlara hiçbir fayda sağlayamayacağı, tam tersine büyük belalara sürükleyebileceği açık bir gerçekti. Bilgisizce atalarının batıl dinlerine uyanların durumunu Allah, Kuran'da şöyle haber vermiştir:
“Ne zaman onlara, Allah'ın indirdiklerine uyun denilse, onlar, hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye, geleneğe uyarız derler. Peki ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış İriseler?” (Bakara Suresi, 170)
ALLAH’IN HZ. İBRAHİM’E PEYGAMBERLİK VERMESİ
Allah Hz. İbrahim (as)’ı bir denemeden geçirmiştir. Daha sonra kendisine son derece itaatli davranan Hz. İbrahim (as)’ı peygamberlik makamı ile müjdelemiş, onu genç yaşlarda elçilikle şereflendirmiştir. Bu gerçek Kuran'daki ayetlerde şöyle haber verilir:
“Hani Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle denemişti. O da istenenleri tam olarak yerine getirmişti. O zaman Allah İbrahim'e: ‘Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım’ dedi. İbrahim: ‘Ya soyumdan olanlar?’ deyince Allah: ‘Zalimler benim ahdime erişemez’ dedi.” (Bakara Suresi, 124)
Kuran-ı Kerim'de Allah'ın Hz. İbrahim (as) ve soyuna kitap ve hikmet verdiği ise şöyle haber verilir:
“Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik, onlara büyük bir mülk de verdik.” (Nisa Suresi, 54)
Allah, Hz. Musa (as)'a Tevrat'ın vahyinden daha önce, Hz. İbrahim (as)’a sayfalar indirmiştir. Bunu haber veren ayetlerde şöyle buyrulur:
“Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır. İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde.” (A’la Suresi, 17-19)
Hz. İbrahim (as)’ın dini hakkındaki kesin gerçek ise tüm açıklığıyla Kuran-ı Kerim'de yer alır.
“İbrahim, ne yahudi idi, ne hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.” (Al-i İmran Suresi, 67)
Kuran'da Hz. İbrahim (as)’ın hanif olarak vurgulanan özelliği Allah'a bir ve tek olarak iman etmesi ve teslim olmasıdır. Başka bir ayette de Allah Hz. Muhammed (sav)’e Hz. İbrahim (as)’ın dinine uymasını emretmiştir.
“Sonra sana vahyettik. Hanif, muvahhid olan İbrahim'in dinine uy, o müşriklerden değildi.” (Nahl Suresi, 123)
Hz. İbrahim (as) ve onun Hanif dini, Müslümanlarla kitap ehli arasında ortak bir kelimedir. Çünkü üç ilahi dinin mensupları da Hz. İbrahim (as)’ın insanlara gösterdiği şekilde Allah'a inanmak ve O'na kulluk etmekle yükümlüdürler. Ne var ki Yahudilik ve Hristiyanlığın bazı inanç ve uygulamaları zaman içinde dejenere edilmiş ve bu dinler tahrif olmuştur. Bir Kuran ayetinde Müslümanların kitap ehlini bu ortak kelimeye davet ettikleri şöyle bildirilir:
''De ki: Ey kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek olan bir kelimeye tevhide gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim. Ona hiçbir şey ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız diğer bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun. Biz gerçekten Müslümanlarız.” (Al-i İmran Suresi, 64)
HZ. İBRAHİM’İN DİNİNİ TEBLİĞ ETMESİ
Hz. İbrahim (as) putperest olan kavminden kesin bir şekilde ayrıldı ve onlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmaya devam etti. Hz. İbrahim (as)’a vahyedilmiş olan hak dine uymayanlar arasında kendi babası da vardı. İbrahim (as) Peygamber, elleriyle yaptıkları putların hiçbir zaman ilah olamayacaklarını, tek ilahın Allah olduğunu büyük bir sabırla onlara anlattı. Ve kendisine karşı düşmanca davranan bu insanlarla güzellikle mücadele etti. Hz. İbrahim (as)’ın kavmine verdiği cevap, tüm iman edenler için azim ve cesaretin bir örneğidir. Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
“Kavmi, onunla çekişip tartışmaya girdi. Dedi ki: O beni doğru yola erdirmişken siz benimle Allah konusunda çekişip tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" (En’am Suresi, 80-81)
HZ. İBRAHİM’İN PUTLARA KURDUĞU TUZAK
Çevresindekileri hikmetle ve güzel sözle Allah'a iman etmeye davet eden Hz. İbrahim (as), içinde yaşadığı toplumdan çok farklı bir karşılık almıştır. Kavmindeki insanların büyük çoğunluğu, Hz. İbrahim (as)’ın tebliğ ettiği hak din ahlakına uymamışlar, putperestliklerinde direnmişlerdir. Hz. İbrahim (as), bu batıl inanca sahip kişilerle büyük bir fikri mücadele yürütmüş ve bu mücadelesi sırasında farklı yol ve yöntemler izlemiştir. Bunlardan biri de, inkâr edenlerin ve şirk koşanların kendisine olan baskısını azaltmak için onları kendisinden uzaklaştırmak istemesidir. Bunun için hasta olduğunu söylemiştir. Bu durum, Kuran'da şu şekilde haber verilir:
“Hani babasına ve kavmine demişti ki: Sizler neye tapıyorsunuz? Bir takım uydurma yalanları için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz? Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir? Sonra yıldızlara bir göz attı. Ben doğrusu hastayım dedi. Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.” (Saffat Suresi, 85-90)
Hz. İbrahim (as) inkarcı topluluğu kendinden uzaklaştırdıktan sonra putların yanına gitti ve onları parçaladı. Putlardan sadece birini sağlam bıraktı. Müşrikler putların bulunduğu yere geldiklerinde sahte ilahlarının paramparça olduklarını ve geride sadece en büyük olan putlarının kaldığını gördüler. Ve hemen bunu yapan kişiyi aramaya başladılar. Bu olay Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmiştir:
''Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerden biridir dediler. Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik dediler. Dediler ki: Öyleyse onu insanların gözü önüne getirin ki ona nasıl bir ceza vereceğimize şahit olsunlar. İbrahim'i getirdikten sonra dediler ki: Ey İbrahim! Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?” (Enbiya Suresi, 59-62)
Müşriklerin sordukları bu soru aslında Hz. İbrahim (as)’ın neden en büyük putu kırmayıp sağlam bıraktığını da ortaya çıkarıyordu. Hz. İbrahim (as)’ın kavmine cevabı Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
“Hayır dedi, bu yapmıştır. Bu onların büyükleridir. Eğer konuşabiliyorsa siz onlara soru verin.” (Enbiya Suresi, 63)
İnkarcılar Hz. İbrahim (as)’ın bu hikmetli cevabı üzerine putların konuşmaya güç yetiremeyeceğini anladılar ve Hz. İbrahim (as)‘ın bu hikmetli planı ile gerçeği kavradılar. Bu durumu haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da, ‘Gerçek şu ki zalim olanlar sizlersiniz, biziz' dediler.” (Enbiya Suresi, 64)
Burası Şanlıurfa kalesinde şehrin üstünde hakim bir mekan. Sol tarafta kaleyi görüyorsunuz ve Hz. İbrahim (as)‘ın mancınıkla ateşe atıldığı diye rivayet edilen iki sütun görülüyor. Benim sağımda sizin de solunuzda Balıklı Göl'ün bir kısmı ve Urfa şehrinin bir kısmı görülüyor. Şimdi inkarcılara karşı Hz. İbrahim (as)‘ın onların putlarına karşı söylemiş olduğu sözler karşılığında inkarcıların pişmanlıkları çok kısa sürüyor. Gerçeği anlamış olmalarına rağmen sırf kendilerine atalarından miras kalan ve geçici dünyevi menfaatleri ile uyuşan şirk sistemini sürdürmek için Hz. İbrahim (as)‘e tekrar karşı çıkıyorlar. Müşrikler bu defa da Hz. İbrahim (as)‘e şiddetle ve baskıyla karşılık vermeyi kararlaştırıyorlar ve son derece zalimce bir plan yapıyorlar. Kendilerince Hz. İbrahim (as)’ı ateşe atarak yakacaklar ve böylece onun fikri mücadelesine de son vermiş olmayı umuyorlardı. Fakat Allah tüm elçilerine yardım ettiği gibi Hz. İbrahim (as)‘e de yardım etti, ateşe Hz. İbrahim (as)‘e karşı soğuk ve esenlik olmasını emretti. Elbette bu olay Rabbimizin büyük mucizelerinden birisidir. İnkarcıların zulmünün düşmanca planlarının boşa çıktığını haber veren bir takım ayetlerde de şöyle buyrulmaktadır:
“Biz de dedik ki: Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol! Ona bir düzen kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, âlemler içinde bereketler kıldığımız yere, ülkeye çıkardık.” (Enbiya Suresi, 69-71)
HZ. İBRAHİM’E GELEN ELÇİLER
Allah'ın Hz. İbrahim (as)’a verdiği en büyük nimetlerden biri, onu melekleriyle desteklemesidir. Kuran'da Hz. İbrahim (as)’a, insan suretinde melek elçiler geldiği haber verilmiştir. Onun evinde konuk olan elçiler, Hz. İbrahim (as)’ı ve hanımını salih bir çocukla müjdelemişlerdir:
“Yanına girdiklerinde ‘selam’ demişlerdi. O da, biz sizden korkmaktayız demişti. Dediler ki: Korkma, biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz.” (Hicr Suresi, 52-53)
Bu müjde kendisine haber verildiğinde Hz. İbrahim (as) ve hanımının yaşı oldukça ilerlemişti. Üstelik Hz. İbrahim (as)‘ın hanımının çocuğu olmuyordu. Elçilerin bu müjdesine karşılık Hz. İbrahim (as)‘ın onlara şu sözlerle karşılık verdiği bildirilmiştir:
“Dedi ki: 'Bana ihtiyarlık gelip çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni neyle müjdelemektesiniz?' Dediler ki: 'Seni gerçekle müjdeledik. Öyleyse umut kesenlerden olma!” (Hicr Suresi, 54-55)
HZ. İBRAHİM VE OĞLUNUN KURBAN İMTİHANI
Allah, Hz. İbrahim (as)‘ın oğulları olan Hz. İsmail (as) ve Hz. İshak (as)'ı da peygamberlik makamı ile şereflendirmiştir. Onlar da babaları gibi Allah'a olan bağlılıklarıyla seçkin kılınmış kutlu elçilerdir. Allah, Hz. İbrahim (as)’ı ve oğlu Hz. İsmail (as)’ı bir kurban olayı ile denemiştir. Hz. İbrahim (as) gördüğü bir rüya üzerine Hz. İsmail (as)’ı kurban etmeye yönelmiştir. Kurban olayı bu iki kutlu peygamberin Allah'a olan itaatlerinin ve teslimiyetlerinin gücünün delillerindendir. Allah ayetlerinde bu olayı şöyle haber verir:
''Biz de onu Halim bir çocukla müjdeledik. Böylece çocuk onun yanında koşabilecek çağa erişince İbrahim ona: 'Oğlum' dedi. Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun? Oğlu İsmail dedi ki: ‘Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah beni sabredenlerden bulacaksın.’ Sonunda ikisi de Allah'ın emrine ve takdirine teslim olup, babası İsmail'i kurban etmek için onu alnı üzerine yatırdı. Biz ona: ‘Ey İbrahim!’ diye seslendik. Gerçekten sen rüyayı doğruladın, şüphesiz biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Doğrusu bu apaçık bir imtihandı ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik." (Saffat Suresi, 101-107)
Ömer Nasuhi Bilme'nin tefsirinde Hz. İbrahim (as) ve oğlunun başından geçen bu olay şöyle ifade edilir:
“Hz. İbrahim (as) da oğlu da Allah-u Teala'nın emrine itaat edip teslimiyet gösterdiler ve İbrahim (as) oğlunu alnının bir yanı üzerine yatırdı, onu boğazlamak için öyle bir vaziyette bulundurdu. Onun rahmani bir rüya olduğunu anlayarak emrolunduğun vazifeyi yapmaya azmettin, sabrın, emri ilahiye itaatin tezahür etmiş oldu. Artık Hak Teala lütfetmiş, o oğlun yerine bir kurban hayvanının kesilmesine emir eylemiş. Hz. İbrahim (as)’ı öyle bir fedakârlıktan kurtarmıştır.”
HZ. İBRAHİM'İN KABE'Yİ İNŞA ETMESİ
Arabistan'ın Mekke kentinde bulunan Kabe, insanların Allah'a ibadet etmek için kullandıkları ilk mescittir. Bu mescidi Hz. İbrahim (as) oğlu Hz. İsmail (as) ile birlikte inşa etmiştir. Allah insanlar için ilk kurulan ev olan Kabe'de Hz. İbrahim (as)‘ın makamının bulunduğunu şöyle bildirir:
“Gerçek şu ki insanlar için ilk kurulan ev Bekke, (Mekke)'de o kutlu ve bütün insanlar için hidayet olan Kabe'dir. Orada apaçık ayetler ve İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin evi haç etmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse şüphesiz Allah âlemlere karşı muhtaç olmayandır.” (Al-i İmran Suresi, 96-97)
HZ. İBRAHİM'İN GÜZEL AHLAKI
Tüm peygamberler gibi Hz. İbrahim (as) de Allah'a olan teslimiyeti, samimiyeti, sadakati, adil, mütevazı ve onurlu tavırlarıyla son derece üstün ahlaklı bir insandır. Allah, Hz. İbrahim (as)‘ı ayetlerinde övmüş ve onu tüm Müslümanlara örnek göstermiştir.
HZ. İBRAHİM ALLAH'IN DOSTUDUR
“İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif, tevhidi olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? Allah İbrahim'i dost edinmiştir.” (Nisa Suresi, 125)
Rabbimiz Kuran'da Hz. İbrahim (as)‘ı dost edindiğini bildirmiştir. Bu nedenle de Hz. İbrahim (as) Halilullah, Allah'ın dostu olarak tanınmakta, insanlar tarafından bu güzel isimle anılmaktadır.
HZ. İBRAHİM GÜÇ VE BASİRET SAHİBİYDİ
Allah'ın derin imanları, samimiyetleri ve teslimiyetleriyle insanlara örnek kıldığı tüm peygamberler gibi Hz. İbrahim (as) da isabetli kararlar alan, ileriyi görebilen, basiret sahibi bir peygamberdir.
HZ. İBRAHİM SEÇKİN VE HAYIRLI BİR KULDU
Hz. İbrahim (as) Allah'ın hidayet verdiği, peygamberlikle şereflendirdiği ve kendi katında seçkin kıldığı kullarındandır. Bir ayette Hz. İbrahim (as) ve ailesinin alemler üzerine seçilmiş oldukları şöyle bildirilmektedir:
“Gerçek şu ki, Allah, Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti.” (Al-i İmran Suresi, 33)
HZ. İBRAHİM TEK BAŞINA BİR ÜMMETTİ
“Gerçek şu ki İbrahim tek başına bir ümmetti. Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.” (Nahl Suresi, 120)
Hz. İbrahim (as), Allah'ı her şeyin üzerinde tutan, sadece O'nun rızasını gözeten, O'na içtenlikle bağlı olan, yalnızca Allah'tan korkup sakınan bir peygamberdir. Karşılaştığı tüm zorluklara ve kendisine karşı çıkan çok sayıdaki insana rağmen, imanı, cesareti ve tevekkülü sayesinde mücadelesinde son derece kararlı olmuştur.
HZ. İBRAHİM ALLAH'A ŞÜKREDİCİYDİ
Hz. İbrahim (as), Rabbimizin kendisine bahşettiği nimetlere daima şükreden bir kuldur. Kuran'da onun bu özelliği şöyle haber verilir:
“Onun nimetlerine şükrediciydi. Allah onu seçti ve doğru yola iletti.” (Nahl Suresi, 121)
HZ. İBRAHİM ALLAH'A KARŞI TESLİMİYETLİ BİR KULDU
“Rabb'i ona teslim ol dediğinde o, âlemlerin Rabbine teslim oldum demişti.” (Bakara Suresi, 131)
Hz. İbrahim (as) kavmiyle olan mücadelesinde Allah'a derin bir bağlılık ve tam bir teslimiyet göstermiştir. Ve kavmi ne yaparsa yapsın büyük bir şekle Allah'ın dinini yaymayı sürdürmüştür.
HZ. İBRAHİM YUMUŞAK HUYLU BİR KULDU
Merhamet sahibi, yumuşak huylu, şefkatli, sevgi dolu ve bağışlayıcı olmak, Allah'ın Kuran ayetlerinde övdüğü mümin özelliklerindendir. Ayetlerde Hz. İbrahim (as)‘ın da yumuşak huylu olduğu şöyle haber verilir:
“Doğrusu İbrahim çok duygulu, yumuşak huyluydu.” (Tevbe Suresi, 114)
HZ. İBRAHİM'İN VASİYETİ
Hz. Nuh (as)‘ın soyundan gelen Hz. İbrahim (as)‘ın tüm iman sahiplerine bıraktığı büyük bir miras vardır. Bu miras tevhid inancıdır. Hz. İbrahim (as) hayatı boyunca Allah'ın birliğine inanmış, ona hiçbir şey ortak koşmamış, kavmine de bunu tebliğ etmiştir. Onun tebliği kendisinden sonra da devam etmiştir. Oğulları Hz. İsmail (as) ve Hz. İshak (as) torunu Hz. Yakup (as), onun oğlu Hz. Yusuf (as) ve onları izleyen diğer mübarek elçiler, insanları din ahlakına uymaya davet etmişlerdir. Bakara Suresi’nde Hz. İbrahim (as)‘ın vasiyeti şöyle haber verilir:
"Rabbi ona teslim ol dediğinde o, alemlerin Rabbine teslim oldum demişti. Buna İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin diye benzer bir vasiyette bulundu." (Bakara Suresi, 131-132)
HZ. LUT'UN HAYATI
Hz. İbrahim (as) ve Hz. Lut (as) aynı dönemde ve aynı coğrafyada yaşadılar. Farklı kavimlerin içinde hayat sürmelerine karşın birbirlerine destek oldular. Hz. Lut (as) tüm peygamberler gibi samimiyeti ve Allah'a tevekkülü ile insanlığa örnek olmuş mübarek bir insandı.
Hz. Lut (as)‘ın kavminde ise Allah'ın kesinlikle yasakladığı bir sapkınlık son derece yaygındı. Bu eşcinsellikti. Hz. Lut (as) kavmine Allah'tan korkup sakınmaya, Allah'ın men ettiği bu sapıklıktan vazgeçmeye ve Allah'ın razı olacağı gibi bir yaşam sürmeye davet etti. Ancak kavmi Allah'ın elçisinin davetlerine düşmanlıkla cevap veriyordu.
Hatta Hz. Lut (as)‘ı ve beraberindeki müminleri bulundukları şehirden sürmekle bile tehdit ediyorlardı. Ancak o, hiçbir zaman yılmadı ve Allah rızası için tebliğine devam etti. Çünkü bu kutlu insan, coşkulu bir imana ve derin bir Allah korkusuna sahipti. Hz. Lut (as) kavminden yaptıkları çirkin hayasızlığı bırakmalarını ve kendisine tabi olmalarını istedi. Onlara yaşadıkları hayatın ne kadar büyük bir ahlaksızlık olduğunu anlattı. Hz. Lut (as)‘ın bu tebliği Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
“Siz insanlardan cinsel arzuyla erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. Dediler ki: Ey Lut, eğer bir son vermeyecek olursan gerçekten buradan sürülüp çıkarılanlardan olacaksın. Dedi ki: Gerçekten ben sizin bu yaptığınıza öfkeyle karşı olanlardanım.” (Şuara Suresi, 165-168)
Ancak kavmindeki inkârcılar başlarına geleceklerden habersiz Hz. Lût (as)‘ı ve tebliğini reddetmeye devam ettiler. Ta ki Allah'ın büyük cezasıyla yüz yüze gelinceye kadar.
HZ. LÛT'A GELEN ELÇİLER
Rabbimiz Lût kavminin bu azgınlıklarına şiddetli bir azapla karşılık vereceğini elçileri aracılığıyla Hz. Lût (as)‘a bildirdi. Elçilerin Hz. Lût (as)'a gelişleri ve Allah'ın emri ayetlerde şöyle haber verilir:
“Lût dedi ki: 'Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz. Hayır, dediler. Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik. Biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın. Emrolunduğunuz yere gidin. Ve onlara şu emri verdik: Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir.” (Hicr Suresi, 62-66)
Hz. Lut (as)‘ın eşi de helak edilecek kavme dahildi. Çünkü o da inkârcılardandı. Allah'ın peygamberlik makamıyla onurlandırdığı kıymetli bir insanın hanımı olması ona hiçbir şey kazandırmamıştı. Kuran'da Lut Kavminin uğradığı ibretlik son şöyle haber verilir:
“Hani Lut da kavmine şöyle demişti: Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsız çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan azgın bir kavimsiniz. Kavminin cevabı, yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları. Çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış demekten başka olmadı. Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık. O, karısı ise geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir azap sağanağı yağdırdık. Suçlu günahkarların uğradıkları sona bir bak işte.” (A’raf Suresi, 80-84)
Allah'ın Lut Kavmini nasıl bir azapla helak ettiği başka ayetlerde ise şu şekilde bildirilmektedir:
“Böylece emrimiz geldiği zaman üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık. Rabbinin katında belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir.” (Hud Suresi, 82-83)
Ayetlerde haber verilen “üstünü altına çevirmek” fiilinin bölgede meydana gelen şiddetli bir depremi anlatması mümkündür. “Üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık” ifadesiyle de volkanik bir patlama ve bunun sonucunda püsküren, pişirilmiş kıvamdaki kaya ve taşlara işaret ediliyor olabilir. Yani kavim bir taraftan korkunç bir depremle, bir taraftan da üzerlerine yağan volkanik lavlar ve kızgın taşlarla yok olmuş olabilir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.
Kuran'da geçen ve helaka uğrayan Lût Kavminin yaşadığı şehirler yakın geçmişte arkeolojik kazılarla ortaya çıkmıştır. Bunlar Tevrat'ta geçen ismiyle Sodom ve Gomorrah şehirleridir. Arkeolojik çalışmalara göre şehirler, bugünkü İsrail-Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölü'nün yani Ölüdeniz'in yakınlarında bulunmaktadır. Ve bu alan bol miktarda kükürtle kaplıdır. İşte bu lav ve bazalt katmanları, zamanında buralarda volkanik bir patlamanın ve depremin olduğunu gösteren en büyük kanıtlardır. Zaten Lut Gölü ya da öteki adıyla Ölü Deniz, aktif bir sistemik bölgenin yani bir deprem kuşağının tam üstünde yer alır.
HZ. LUT'UN VE HZ. İBRAHİM'İN HİCRETİ
Allah Hz. İbrahim (as) ve Hz. Lut (as)’a son derece hayırlı bir son nasip etmiştir. Bu mübarek insanlar Allah'ın emriyle hicret etmişler, yani evlerini ve yurtlarını Allah'ın emriyle bırakıp başka bir yere yerleşmişlerdir.
“Onu ve Lut'u kurtarıp içinde alemler için bereketler kıldığımız yere çıkardık. Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u. Her birini salihler kıldık. Ve onları kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. Onu rahmetimize soktuk çünkü o salihlerdendi.” (Enbiya Suresi, 71-75)
Hz. İbrahim (as) putperest bir kavme karşı kararlılıkla tebliğde bulunmuş, Allah'a olan teslimiyeti sayesinde önüne çıkan tüm engelleri aşmıştır. Hz. Lut (as) da sapkın bir kavme karşı sabırla mücadele etmiş, onları Allah'a iman etmeye ve ahlaksızlıklarından uzak durmaya davet etmiştir. Allah'ın âlemlere üstün kıldığı bu mübarek insanlar, güçlü imanları ve yüksek ahlaklarıyla Allah'ın hoşnutluğunu kazanmış, sonsuz nimetlerle dolu cennet yurduna erişmişlerdir.
İman sahiplerinin hayatlarındaki en büyük amaçlardan biri de başta sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) olmak üzere bu yüce insanların yollarında yürümek ve böylece Allah'ın razı olduğu kullarının arasına girmektir. Allah kendisine ve elçisine itaat edenlerin alacağı mükafatı ise Nisa Suresi’nde şöyle müjdeler:
Şeytandan Allah'a sığınırız:
“Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse İşte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular, şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar." (Nisa suresi 69)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500