Allah'ın Munis Sanatından
Doğanın her köşesinde ayrı ve mükemmel bir sanatla karşılaşırız. Rengarenk çiçekler, bitkiler, ağaçlar. Her biri değişik özelliklerle donatılmış milyonlarca harika canlı. Bunların tümü Allah'ın üstün yaratma sanatının delillerindendir. Bu sanat, doğanın her parçasında çok farklı şekillerde karşımıza çıkar. Bazen kerebeklerin narin kanatlarındaki simetride, bazen bir kuşun yavrusuna uçmayı öğretmesinde, saatte 120 km hız yapabilen bir çitada, kimi zamanda deniz altında yaşayan canlıların eşsiz görünümlerinde.
Akıl ve vicdan sahibi her insan çevresinde bulunan canlılarda Allah'ın benzersiz yaratma sanatının özelliklerini görebilir. Bu kadar güzellik içinde insanları herhalde en çok etkileyen özelliklerden biri hayvanların dış görünüşlerindeki ve davranışlarındaki sevimlilik ve cana yakınlıktır. İşte hayvanların üzerimizdeki bu etkileri Allah'ın Munis sanatının birer tecellisidir. Munis kelimesi; cana yakın, sevimli, dost, ehlileşmiş ve itaatkar anlamlarına gelir. Bu film boyunca Allah'ın canlılarda tecelli eden Munis sanatının örneklerini izleyeceksiniz. Bu canlılar evrendeki her şey gibi Allah'a teslim olmuşlardır. Allah bir ayette bize bu gerçeği şu şekilde haber verir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Oysa göklerde ve yerde her ne varsa, istese de istemese de ona teslim olmuştur ve ona döndürülmektedirler." (Al-i İmran Suresi, 83)
Hayvanlardaki Sevimlilik ve Cana Yakın Tavırlar
Okaliptüs ağaçlarının üzerinde gördüğümüz koalalar, tavşanlar, sincaplar, rengarenk kuşlar, kelebekler, ağır hareketleri ve korkak tavırlarıyla kaplumbağalar, oyuncu kediler, oradan oraya sıçrayan ceylanlar, suda sessizce yüzen ördekler, buzul üzerinde yürüyen penguenler, gülümseyen bakışlarıyla yunuslar, ve her biri sevimli, masum yüzlü ve cana yakın daha binlerce hayvan.
Hayvanlardaki sevimliliğin kuşkusuz ki en güzel örnekleri yavrulardır. En vahşi hayvanların bile yavrularında bu sevimlilik ve cana yakınlık ilk göze çarpan özellikleridir. Yüzlerine oranla daha iri olan gözleri, yuvarlak yüz hatları, yüzlerinde hakim olan şaşkınlık ve teslimiyetle karışık bebek ifadesi sevimliliklerini daha da arttırır. Cana yakın tavırlarıyla yavru hayvanlar Allah'ın Munis sanatının tecellilerindendir.
Yüce Rabbimiz bizim için yarattığı bu güzel görüntülerle yaratma sanatının kusursuzluğunu gözlerimizin önüne sermektedir. Rengarenk bir dünya içerisinde her biri üstün özelliklerle donatılmış milyonlarca çeşit canlı yaşar. Bu muhteşem çeşitlilikteki güzellikler gerçekten Allah'ın bizlere sunduğu çok büyük birer nimettir. Gördüğümüz her canlı da üstün bir yaratılış deliliyle karşılaşırız. Böylelikle Allah'a olan saygı ve hayranlığımız daha da artar. Onun sonsuz bilgi ve kudretini daha iyi takdir ederiz.
Yavrulra Özel Bakım
Yeni doğmuş yavrular. Bazıları ayakta durmakta bile zorlanırlar. Son derece güçsüz ve bakıma muhtaç olan yavru hayvanlar ancak Allah'ın korumasıyla yaşamlarını sürdürebilirler. Örneğin foklar. Fokların yaşadığı bölgelerde hava bahar aylarında bile en fazla eksi 5 derece sıcaklıktadır. Ancak bu soğuk, ana fokları da yavruları da hiç etkilemez. Yavrular, bebek yağı denilen bir yağla kaplı olarak doğarlar. Küçük vücutları bu yağ sayesinde sürekli sıcak kalır. Memelilerden çok azının yavrusu fok yavruları kadar hızlı büyür. 3 hafta içinde yavru ağırlığının 3 hatta 4 katına çıkar. Çünkü fokların sütü en iyi inek sütünden 12 defa daha yağlıdır ve 4 kat daha fazla proteinlidir. Bu durum yavrunun çok hızlı büyümesini sağlar. Anne fokun özel sütü, bebek fokun vücudunda hemen koruyucu yağlı bir tabakaya dönüşür. Son derece aciz olan ve kendini koruması mümkün olmayan fok yavrularının her türlü ihtiyaçları anneleri tarafından karşılanmış olur. Allah, anne fokların sütlerini yavruların soğuk hava şartlarında en rahat büyüyebileceği şekilde yaratmıştır. Çünkü Allah yarattığı her varlığı en güzel şekilde rızıklandıran, her türlü ihtiyaçlarını eksiksiz olarak yaratandır. Bir ayette şöyle buyrulur:
“Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O işitendir, bilendir." (Ankebut Suresi, 60)
Avustralya. Bu kıtanın kendine özgü canlıları arasında en ünlü olanları kangurular. Sürüler halinde yaşayan ve otlarla beslenen bu canlıların yaşantıları hayranlık uyandırıcı yaratılış mucizeleriyle doludur. Bu mucizelerden biri kanguruların doğumu ve yavruların bakımıdır. Kanguruların gelişimi dünyadaki diğer memeli canlıların doğumlarından oldukça farklıdır. Doğan yavru yaklaşık bir fasulye tanesi kadardır ve gelişimini henüz tamamlamamıştır. Gelişimini annesinin karın bölgesinde bulunan ve kese tabir edilen organın içinde tamamlar. Bu kese, yavru büyüdükçe genişleyecektir. Kanguruların sütü de tıpkı fok balıkları gibi yavruların tam ihtiyacı olan özelliklerdedir. Sütün bileşimindeki yağ, protein ve mineral oranları yavrunun büyürkenki ihtiyaçlarına uygun olarak zamanla değişir. İlk yavru biraz büyüyüp dışarıda dolaşmaya başladığında ikinci bir yavru doğar. Artık nispeten büyümüş olan ilk yavrunun yine de annesinden süt emmeye ihtiyacı vardır. Acıktığında annesinin kesesindeki bir santimlik minik kardeşine hiçbir zarar vermeden keseye girip o da süt emer.
Birbirinden farklı büyüklükteki iki yavrunun besin ihtiyaçları da birbirinden farklıdır. Bu noktada büyük bir mucize gerçekleşir. Her canlının ihtiyacını bilen ve karşılayan Allah, yavruların besinini de annelerinin vücudunda yaratmaktadır. Anne kangru iki yavrunun da büyüklüklerine göre farklı memelerden farklı nitelikte süt verir. Hatta üçüncü yavru dünyaya geldiğinde farklı nitelikte üretilen sütlerin sayısı üçe çıkar. Her yavru kendi için olan sütü kolaylıkla bulur, hiç karışıklık olmaz.
Bu beslenme sisteminin özel bir yaratılışın eseri olduğu çok açıktır. Anne kangurunun ne yavruların büyüklüklerine göre ihtiyaç tespiti yapabilecek ne de hangi nitelikte sütün fayda sağlayacağını bilecek kimya veya biyoloji bilgisi yoktur. Vücudunda aynı anda farklı niteliklerde süt üretebilecek bir iradeye de sahip değildir. Annenin vücudunda her bir yavruya uygun sütü yaratan yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah'tır.
Denizatlarının yavruları da kangurular gibi mükemmel bir yaratılış sistemiyle dünyaya gelir. Denizatları sıcak okyanus kıyılarında rahat saklanabilecekleri yosun, mercan ya da süngerlerin arasında yaşarlar. Kangurulardan farklı olarak denizatlarında yavruların büyüdüğü kese erkeklerde bulunur. Çiftleşme zamanında dişi denizatı bu keseye çok sayıda yumurta bırakır. Erkek denizatı yumurtaları dölledikten sonra, genişme dönemi boyunca yumurtalar bu kesede kalır. Yumurtaların bırakıldığı kesenin iç kısmındaki deri bir süre sonra sünger gibi olur ve yumurtaların beslenmelerinde önemli bir rol oynayan kan damarlarıyla dolar. Bu kılcal damarlar aracılığıyla yumurtalara besin ve oksijen sağlanır. Denizatı, kesedeki tuzluluk oranını yumurtalar olgunlaşmaya başladıkça dışarıdaki oranını eşitlemek için yavaşça arttırır. Denizatlarının türlerine ve su koşullarına bağlı olarak 10 gün ile 2 ay arasında yumurtalar gelişmiş olur ve bebek denizatları dünyaya gelir. Bu kusursuz sistemleri bir denizatının tüm yaşamı süresince yaşadığı mucizeler zincirinde olduğu gibi Allah yaratmıştır. Bu sistem Allah'ın örneksiz yaratma sanatının tecellilerinden biridir. Allah'ın canlılar üzerindeki bu hakimiyeti bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:
“O'nun bilgisi olmaksızın hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve O'nun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Gerçekten bu Allah'a göre kolaydır." (Fatır Suresi, 11)
İnsanlara Dost Hayvanlar
İnsana en sadık ve itaatkar hayvan denildiğinde akla ek gelen köpeklerdir. Tarihin çok eski çağlarından beri köpekler bekçilik, avcılık, kılavuzluk, suçlu takibi gibi birçok konuda insanların yardımcısı olmuşlardır. Çünkü köpekler birçok canlıdan çok daha zeki ve eğitilmeleri çok daha kolay olan hayvanlardır. Bir bekçi köpeği sahibini korumak için kendinden çok daha büyük canlıları etkisiz hale getirebilir. Ancak çok ilginçtir ki, tehlike anlarında böylesine saldırgan olabilen bu köpekler, kendi sahiplerine hiçbir zarar vermezler. Kendi canlarını tehlikeye atarlar ve ne olursa olsun sahiplerini zorluk anlarında terk etmezler. Köpekler, kendilerini ailenin bir parçası olarak görür, bu nedenle aile için olabilecek bütün tehlikeleri fedakârca bertaraf etmeye çalışırlar. Bazı köpekler özellikle çocuklara karşı koruyucu duygular beslerler.
Burada üzerinde düşünülmesi gereken bir durum vardır. Aklı ve vicdanı olmayan bir hayvan bu kadar sadık, insanlarla dostane ilişkiler içerisinde ve bu derece fedakâr nasıl olabilir? İnsanlara dost olmayı ve onlara pek çok konuda faydalı olmayı kuşkusuz ki kendi planlamamaktadır. İşte bu plan, Allah'ın üstün yaratma sanatının eseridir. Köpeklerin böylesine dost canlısı, şefkatli ve itaatkar tavırlarıyla insanların hizmetine verilmiş olmaları, Allah'ın Munis sanatının bir tecellisidir. Farklı türlerde ve renklerde, büyüklü-küçüklü, tüylü-tüysüz yüzlerce köpek çeşidinin bulunması ve her birinin ayrı ayrı özelliklere sahip olması, Allah'ın insanlara birer nimetidir. Köpeklerin bu şefkatli, yardımsever ve fedakâr davranışları Allah'ın onlara ilhamı ile olur. Allah bir ayetinde şöyle buyurmuştur:
“İşte böyle onlara sizin için boyun eğdirmiştir. Onun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 37)
Atlar
Tarih boyunca insana en çok yardımcı olmuş, savaşta, barışta yanında bulunmuş, kimi zaman ihtişamın ve asaletin simgesi olan vefakâr ve dost hayvanlar. Atlar asırlardır insanoğluna araba çekmeden, asker taşımaya kadar çok çeşitli alanlarda hizmet etmişlerdir. İnsanları hiç yorulmadan, en zorlu koşullarda da olsa kilometrelerce uzağa taşıyabilmelerinin nedeni, özel yaratılmış vücut yapılarıdır. Vücutları yalnız ağır yükleri taşıyabilmeleri için değil, aynı zamanda hızlı koşabilmeleri için de özel olarak yaratılmıştır. Atlarda, diğer hayvanlarda bulunan köprücük kemiği yoktur. Bu da onların daha büyük adımlar atabilmelerini sağlar. Ayrıca atların bacaklarında hızlandıkça harcadıkları enerjiyi azaltan, buna karşı hareket edebilme yeteneklerini arttıran bir kemik-kas mekanizması vardır. Bu mekanizmanın çalışmasını otomobillerdeki vites sistemine benzetebiliriz. Hızlanan bir arabanın vitesini büyütmesi gibi atlar da hızlandıkça adeta vites büyütürler. İtme için harcanan güç azalırken hareket yeteneği artar.
Burada bir durup düşünelim. İnsanlarla bu kadar dost olup evcilleşebilen bu hayvanların normalde ağır yük taşıma ve hızlı koşma yeteneğine çok fazla ihtiyacı olmasa da bu özelliklerin tamamen insanların yararı için olduğu açıktır. Atların fiziksel güçlerinin yanı sıra zekaları da oldukça üstündür. 2010 yılında yapılan bir araştırma ile atların zekası ve özellikle hafızaları konusunda çok şaşırtıcı sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre bu dost hayvanların kelimeleri düşündüğümüzden çok daha iyi anlamalarının yanı sıra hafızalarının da en az filler kadar iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Eğer bir atla iyi geçinirseniz tüm yaşamın boyunca sizi arkadaşı olarak bilecektir. Ne kadar uzun süre ayrı kalırsanız kalın, sizin onun dostu olduğunu mutlaka hatırlayacaktır. Allah atlara bu yetenekleri kendileri için değil, insanlara faydalı olabilmeleri ve hizmet etmeleri için yaratmıştır. Allah, hayvanları insanlar için yarattığını ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
“Ve hayvanları yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere ağırlıklarınızı taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır.” (Nahl Sûresi 5-8)
Bu teslimiyetli, uysal ve itaatkar davranışlarıyla atlar, kuşkusuz ki Allah'ın insanlara sunduğu çok büyük bir nimettir. Ayrıca atlar, heybetli ve estetik görünümleri nedeniyle pek çok sanat eserine ilham kaynağı olmuştur. Güçlü ve görkemli vücutları, asil tavırları ve doğayla uyum içerisindeki renkleriyle Allah'ın benzersiz yaratma sanatının en güzel örneklerindendir.
Kediler
Tüm hayvanlar içinde dünyadaki en popüler evcil hayvan tabii ki kedilerdir. Tüylü sıcak vücutları, sürmeli gözleri, yumuşacık patileri, küçük kalkık burunları, tertemiz pembe ağızları, bıyıkları, kuyrukları. Baştan aşağıya tüm özellikleriyle Allah'ın insanların hoşuna gitmesi, sevmesi ve şefkat duyması için yaratılmış kediler dünyada insanların yaşadığı her yerde bulunurlar. Müthiş sevimli görünüşlerinin yanı sıra kedilerin memnuniyetlerini bildiren pati masajı, mırıldanmaları, sevilmek için size sürünmesi gibi sevgi ve mutluluk mesajları herkesin şefkatini uyandırır. Hayatlarının %70'ini uyuyarak geçirirler. Vakitlerinin kalan kısımlarındaki faaliyetleri esas olarak oyun, yemek ve temizliktir. Allah bu güzel ve sevimli canlıları insanların hoşuna gitmesi ve sevmesi için yaratmıştır.
Ünlü bir bilim dergisinde çıkan bir yazıya göre bilim adamları kedilerin mırıldamalarının nefes alırken de verirken de 25 ile 150 Hertz arasındaki sabit bir frekansta olduğunu bulmuşlar. Çeşitli araştırmalar ise bu aralıktaki ses frekanslarının kemik yoğunluğunu arttırdığını ve iyileşmeyi desteklediğini göstermiş. Kedi mırıldama frekanslarıyla kemik ve kas iyileşmesinin artışı arasındaki bu bağlantının insanlara da fayda sağlayabileceği bilim adamları tarafından düşünülüyor. Hayvanlarla dost olmak elbette çok zevkli. Ancak bu farklı türdeki hayvanların birbiriyle dostluklarını görmek de hepimizin hoşuna gidiyor.
Çok büyük nimet olan bu güzel hayvanları gördükçe ve sevdikçe Allah'a olan sevgimiz, hayranlığımız, şükrümüz daha da artar. Allah hem nimet olarak müthiş sevimli kedileri yaratmış hem de bundan zevk alabilecek sevgi ve şefkat duygularını da insanlara vermiştir.
Eğitilebilen Hayvanların Sırrı
Birçok hayvan türü eğitilip öğretilebilirler. Yunuslar ve köpekler bunun en güzel örneklerindendir. Yunuslar dost canlısı ve yardımseverdirler. Bu özellikleri sayesinde insanlar, özellikle de çocuklar hiç korkmadan yanlarına yaklaşabilir, onları sevebilir ve hatta onlarla oyun oynayabilirler. Yunusların en önemli özellikleri ise çok zeki olmalarıdır. Kendilerine verilen komutları anlarlar ve bu şekilde pek çok şey öğrenebilirler. Hayvanlar dünyasında vücut büyüklüğüne kıyaslandığında beyni en büyük olan canlı yunuslardır. Yunuslar kendilerini aynada tanıyabilir, bir sorunla karşılaştıklarında ona çözüm bulabilir, kendilerine yapılan tarifleri uygulayabilir ve vücutlarındaki bir organı insan vücuduyla ilişkilendirebilir. Mesela eğitmeni elini salladığında o da yüzgecini ona geri sallayabilir.
Yunuslar, suyun içinde eğitmenlerinin hareketlerini izleyerek aynılarını taklit edebilirler. Hatta Florida Keys'teki Yunus Araştırma Merkezi'nde, Tenor isimli bir yunustan önce havuzda eğitmeninin hareketlerini görerek taklit etmesi istenmiş. Bunu gerçekleştirdikten sonra yunusun gözleri bağlanmış ve bu halde bile eğitmeninin hareketlerini başarılı olarak taklit edebildiği tespit edilmiştir.
Bilim adamları gözleri bağlı olarak bunu nasıl yaptığını araştırdıklarında şunu bulmuşlardır. yunusun suyun içinde önce bazı ses dalgaları yaydığını, daha sonra bu ses dalgalarının eğitmenin vücuduna çarpıp geri dönüşlerini dinlediğini ve bu geri dönen ses yansımalarını yorumlayarak eğitmenin hareketlerini anladığını tespit etmişlerdir. Bu birçok açıdan Allah'ın yunuslarda yarattığı muhteşem özellikleri gösterir. Yunuslar gözleri kapandığında çözüm üreterek ses dalgalarını kullanmayı başarmış ve insanlar tarafından henüz 20. yüzyılın başlarında keşfedilen sonar teknolojisini çok hızlı ve hassas bir şekilde kullanmıştır.
Çeşitli film ve dizilerde yunuslar, insanlarla dost olabilen, arkadaşlık eden hayvanlar olarak tanıtılır. Bu hiç de yanlış değildir. Gerçekten de yunuslar insanlarla dostluklar kurabilir, çıkardıkları seslerle duygularını ifade edebilirler. Tıpkı bir diğer yakın dostumuz olan eğitimli köpekler gibi.
Köpeklerin koku alma duyuları çok güçlü yaratılmıştır. Beyinlerindeki koku alma merkezi insanlarınkinden kırk kat daha güçlüdür. Köpekler, sahip oldukları bu mükemmel duyu organı sayesinde pek çok alanda insanların vazgeçilmez yardımcısı olurlar. Örneğin, Saint Bernard cinsi köpekler bu sevimli görüntülerinin ardında son derece duyarlı burunlarıyla kar altında gömülü kalan yaralıları kolayca bulup çıkarabilirler. Polis köpekleri kendilerine koklatılan küçük bir eşyadan yola çıkarak o eşyanın sahibini bulabilirler. Öte yandan köpekler bizim duyamadığımız bazı sesleri duyabildiklerinden sesleri insanlardan dört kat daha uzak mesafeden fark edebilirler. Bu nedenle göçük altında kalan kişilere ulaşmak için de köpeklerden faydalanılır. Ayrıca köpekler gözlerindeki özel bir yaratılış sayesinde karanlıkta insanlardan çok daha iyi görürler. Hareketli cisimleri çok daha uzaktan algılayabilirler.
Köpekler çoğu zaman hasta veya engelli kişiler için önemli birer asistan olarak da yetiştirilebilir. Onlara yol gösterebilir, yolda fark etmedikleri tehlikelere karşı uyarır, acil bir durumda telefonlarını getirebilir, ilaçlarını getirebilir, yardım çağırabilir, hatta bazı eğitimli köpekler bayılma belirtilerini önceden fark ederek sağlam bir yere oturması için sahibini uyarabilir.
Buraya kadar insanların yardımcısı yunusların ve köpeklerin yaptıklarını düşündüğümüzde çok önemli bir sonuca varırız. Kimi zaman saldırgan olabilen bu hayvanların ehlileşmeleri de Allah'ın Munis sanatının tecellilerindendir. Üstün güç sahibi olan Allah, bir örnek edinmeksizin bu canlıları yaratmış ve onları ehlileştirerek insanların hizmetine sunmuştur.
Bir Yaratılış Delili Hayvanlarda Fedakârlık
Evrim teorisi, doğanın kıyasıya bir rekabet sahnesi olduğu iddiasında bulunur ve bunu insanlara telkin etmeye çalışır. Bu tutarsız iddiaya göre her canlı yaşamını sürdürebilmek için güçlü olmak, diğerlerine her konuda üstün gelmek ve kıyasıya savaşmak zorundadır. Dolayısıyla evrim teorisinin öne sürdüğü bir ortamda fedakarlık, özveri, işbirliği gibi kavramlara yer yoktur. Ancak doğadaki gerçekler tabii ki hiç de böyle değil. Aksine doğa, çoğu kez ölümü göze alan fedakarlıkların, kendi zararına olduğu halde diğer hayvanlar için gösterilen özverilerin ve akılcı işbirliklerinin sayısız örnekleriyle doludur.
Hemen hemen tüm hayvanlarda anneler yavrularına karşı müthiş bir ilgi ve özen gösterir ve fedakarlıklarda bulunur. Hatta kendi canları tehlikeye girse bile yavrularını korumaya çalışırlar. Anne hayvanlar yavrularına karşı bir tehdit olduğunda her zamankinden farklı davranışlar sergilerler.
Bu canlılar neden kendi canlılarının tehlikeye atarak yavrularını korumak için böyle bir fedakarlıkta bulunuyorlar? Kendi hayatını ortaya koyarak yavrusunu koruyan hayvanların bu davranışlarını evrim teorisinin, ‘hayat sürekli bir mücadeleden ibarettir’ gibi saçma iddialarla açıklamak mümkün değildir. Bu davranışlar Allah'ın canlılar üzerindeki şefkat ve merhametinin tecellilerinden biridir.
Hayvanlardaki fedakârlık örnekleri sadece annelerin gösterdikleri fedakârlıklarla sınırlı değildir. Birçok hayvanda sürünün tamamı yavruları koruma görevine üstlenir. Misk öküzleri bir düşmanla karşılaştıklarında yüzlerini düşmana doğru dönerler ve bir daire oluşturarak yavruları bu dairenin içine alırlar. Her biri 350-400 kilogram ağırlığındaki yetişkin misk öküzleri omuz omuza vererek yavrularıyla düşmanları arasında adeta bir siper meydana getirir. Doğanın sadece acımasızlıklarla dolu olduğunu iddia eden evrim teorisi, misk öküzlerinin sergiledikleri bu fedakârca davranışa bir açıklama getiremez.
Aynı şekilde fillerin de en önemli özelliklerinden biri birbirlerine olan bağlılıklarıdır. Fedakârlık ve yardımlaşma yalnızca aile bireyleri arasında değil bütün sürü içinde görülür. Birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan bu topluluğun temelini ise yavru fil grubu oluşturur. Sürüde yeni doğmuş bir fil, bütün diğer filler tarafından büyük bir sevgi ve şefkatle karşılanır. Eğer yavrunun annesi ölürse, sütü olan bir başka dişi fil, yavruyu emzirmeye devam edecektir. Anne ilk altı ay boyunca her yerde yavrusunu takip eder. İkisi de sürekli olarak birbirleriyle bağlantıda olduklarını belirten sesler çıkarırlar. Bir yavru fil az da olsa sıkıntı ya da herhangi bir tehlikeli durum içerisinde olduğunu belirten bir ses çıkarsa, grubun bütün üyeleri durumu incelemek için bir araya gelirler. Bu, düşmanlara karşı oldukça caydırıcı bir davranıştır. Fillerin ve diğer canlıların aralarında nasıl anlaştıkları, bütün fillerin yavrular için nasıl olup da birlikte hareket ettikleri, onların ihtiyaçlarını nasıl tespit edebildikleri elbette ki üzerinde düşünülmesi gereken konulardır.
Bu hayvanların hiçbirinde bunları kendi akıl ve iradeleriyle başaracak bir yetenek yoktur. Canlılar arasındaki şaşırtıcı özveri ve işbirliği örnekleri Allah'ın yaratmasındaki mucizelerden biridir.
Doğduklarında kedi yavruları kör ve son derece savunmasızdırlar. Yaklaşık 100 gram ağırlığındaki bu minik yavrulara bakabilmek için anne kedi çok az uyur. Sürekli yavrularının sıcak kalmaları ve acıktıklarında her an süt emebilmeleri için karnına yakın bölgelerde durmalarını sağlamaya çalışır. İlk hafta gözleri kapalı olmasına rağmen yavrular süt içecekleri yeri bulmakta hiç zorluk çekmezler. Annenin sütü, yavruların büyümesi için tam gereken özelliklerdedir. Her türlü besin açısından zengindir. Ayrıca yavruyu hastalıklardan koruyan özel bazı kimyasallar da bu sütte bulunur. 9 gün sonra yavruların gözleri açılır. Yaklaşık 8 hafta sonra ise kendilerine bakacak duruma gelirler. Ancak bu süre geçene kadar anneleri büyük bir özenle yavrularıyla ilgilenir. Onları daha güvenli gördüğü yerlere özenle taşır. Kediler bu bilgi ve yetenekleri tecrübe ederek ya da başkalarından görüp öğrenerek kazanmazlar. Bütün kediler, yavrularının yaşamlarını sağlayacak bu bilgi ve yeteneklere ilk doğdukları andan itibaren sahiptirler. Kedileri yaratan ve nasıl davranmaları gerektiğini onlara ilham eden Allah'tır.
Daha pek çok canlı, yumurtalarını, yavrularını ve sürüsündeki diğer canlıları koruyabilmek için büyük zahmetlere katlanır, onları gizler, kırılmamaları için özenle bir yere yerleştirir, onları ısıtır veya aşırı sıcaklıktan korur, tehlike anında bütün yumurtalarını başka bir yere götürür, haftalarca başında nöbet bekler, hatta ağzında taşır. Birçok kuş, balık ve sürüngende bu fedakâr ve şefkatli davranışları görmek mümkündür. Her biri Allah'ın kendilerine ilham ettiği görevlerini eksiksizce yerine getirirler. Şüphesiz ki bu canlılara şefkatli, merhametli ve fedakâr davranışları yaptıran, kendisi sonsuz merhametli ve şefkatli olan tüm canlıların yaratıcısı ve koruyucusu, Rahman ve Rahim olan Allah'tır.
Yüce Allah Canlıları İnsana Benzer Yaratmıştır
Darwinistler canlıların birbirine benzerliklerini, canlıların hayali bir ortak atadan geldiği iddialarına delil göstermeye çalıştılar. Oysa canlılar arasında benzerliklerin olması tek bir yaratıcı tarafından yaratıldıklarını işaret eden önemli bir delildir. Allah tüm canlıları üstün sanatıyla birbirine benzer yaratmıştır. Canlılar birbirine benzerdirler çünkü Yüce Rabbimiz insanların hoşuna gitmesi için diğer canlıları da insana benzer şekilde yaratmıştır.
Hayvanların insanı olan bu benzerliği nedeniyle insan, bir kedinin masumluğundan, bir tavşanın Munisliğinden, bir köpeğin sevecenliğinden zevk alır. Bakışlarındaki sevgi ve şefkat ifadesinden mutlu olur. İnsan, kendisine benzeyen sevimli bir varlıkla karşılaştığında doğal olarak onu sevme hissi duyar. Kedinin eğer gözleri sırtında olsa veya burnu ayaklarında olsa bu insana kuşkusuz ki zevk vermeyecektir. Çünkü bu varlık göze garip görünecek, kendisinden çekinilen tuhaf bir canlı olacaktır. Böyle bir varlıktan insanların da zevk alması mümkün olmayacaktır. Fakat Allah canlıları böyle yaratmamıştır. Her canlı göze güzel ve sevimli gelecek temel bir modele göre yaratılmıştır. Bu ana model ise insandır.
Yüce Allah'ın tüm canlıları insana benzer şekilde yaratması bir ibret vesilesidir. Aynı zamanda bir güzelliktir. İnsan kendisine benzeyen varlıkları görüp ibret alır. Onların yaratılışını tefekkür eder ve bu yaratılıştan duyduğu heyecan onu daha fazla Allah'a yöneltir.
Sonuç
Bu film boyunca sevimli hayvanları, yavrulara gösterilen özeni, kimi zaman sadık dost, kimi zaman hayat kurtarıcı olan köpekleri, atları, yunusları ve pek çok canlıdaki fedakârlık örneklerini izledik. Bu hayvanların Allah'ın Munis sanatının birer tecellisi olduğuna tanık olduk. Şüphesiz ki bu derece kusursuz sistemlerin ve güzelliklerin var olması, bunları yaratanın üstün aklının ve eşsiz sanatının tecellilerindendir.
Alemlerin Rabbi olan Allah her şeyin yaratıcısıdır ve bütün canlılar da bize Rabbimizin kusursuz yaratışının delillerini göstermektedir. Akıl ve vicdan sahibi olan her insana düşen ise Allah'a şükür etmek ve yeryüzündeki tüm canlı türlerini ayrı ara özelliklerle donatarak yaratan Allah'ın sonsuz kudretini düşünmektir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyurur:
“Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir bunların arasında durmadan iner, sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç getirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)