Yaşam ve Sağlık – 56. Bölüm – Prof. Dr. Ahmet Akgül, Kalp Damar Cerrahı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımız da bu hafta ikinci defa tekrar konuk etmekten mutluluk duyduğumuz Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akgül bizlerle birlikte. Hoş geldiniz Ahmet Hocam.
AHMET AKGÜL: Hoş bulduk efendim. İkinci defa burada olmak benim için büyük mutluluk çok teşekkür ederim.
OKTAR BABUNA: Hoş geldiniz. Şeref verdiniz. Birinci programımızda çok geniş kapsamlı detaylı konuşmuştuk ,çok güzel anlatmıştınız. Bugün de ilminizden yararlanmaya istifade etmeye devam edeceğiz, inşaAllah.
Kalp çok önemli, çünkü kalp damar hastalıklarından bir numaralı ölüm sebepleri bütün dünyada. Çok önemli bir organ çünkü her an çalışması gerekiyor ve bütün yükünü taşıyor organizmanın ve mucizevi bir yapısı var. İsterseniz genel olarak bir başlayalım. Kalp damar hastalıklarında neler etkili oluyor? Nasıl korunulabilir? Ve en sık kullanılan yöntemler, yeni deneyimlerinizden, yeni tekniklerden de bahsedeceğiz ilk kez kullanılan, onların bilgilerini anlatacaksınız.
AHMET AKGÜL: Şimdi kalp aslında hakikaten üstüne çok fazla yük binen organ. Bütün vücudu, bütün organizmayı, bütün sistemi devamlı dakikada 60 ile 100 arasında çalışarak. İşte onun hesabını yapıyorlar, yılda şu kadar, ömür boyu şu kadar atması gereken bir organ. Tabii çok zor şartları var, eğer engellerini yani kalbin çalışmasını önündeki engelleri aşması. Şimdi engeller dediğimiz zaman şuna gelmeye çalışıyoruz; kalp hastalıkları için risk faktörleri. Yani herkeste belirli bir şeklide kalp mucizevi bir şekilde yaratılmış ve o şekilde programlanmış. Ama biz kendimiz bazen bunun çalışmasını zorlamayı istiyoruz zorluyoruz. Bunun için şöyle; hem dış etkenler var hem iç etkenler var. İç etkenleri aslında biz şu anda teknolojide değiştiremiyoruz. Yani anneden babadan sülaleden gelen bütün o genetik mirasın sizde olan etkileri. Ve kalp damar hastalıkları genellikle genetik mirasla çok çok ilgili. Bizim elimizde olan ne; şu gün için söylüyorum, yarın belki genetik mühendislik çok arttığı için, onunla ilgili hastalıkları tespit edip genetik işlemler yapılabilecektir. Çünkü bu şekilde bir çok teorik yayın başladı şu anda. Peki bizle ilgili olan şey nedir? Eğer ailemizde genetik mirasımız belliyse, ailede erken ölüm, ailede erken yaşta kalp krizi, kalp ameliyatı, damar ameliyatı, damar tıkanması, kalp damarlarında problem veya ailede kapakçıklarda bir problem varsa bu çocuklarda risk bir kere artı, fazla. O nedenle bunları korumaya yönelik bir yaşam tarzı olması lazım. Hep devamlı söylüyoruz yaşam tarzı, işte kilodan uzak durmak, kolesterolden uzak durmak, belirli ilaçlara belirli zamanlarda başlama, işte hareketli bir yaşam, stresten uzak durmak mümkün değil ama stresle yaşamanın yollarını öğrenmek gibi artık bir çok teknolojik tabirler de kullanılıyor. Büyük şehirde ben buraya gelirken de zaten iki üç saat yolda geldim, burada stres duymamak mümkün değil. Stresle nasıl baş edeceğimizi öğrenmemiz gerekiyor. Bir de hayat şartlarımızı artık, teknoloji de çok ilerledi, eğitim de çok yükseldi. Bu sıkıntıları, bu riskleri düzeltmek artık 40-45 yaşından sonra başlamamalı. Çocukluk çağında ailelerin yapacağı bir işlem bu. Yani çocuk doğdu, nasıl yemek yemek gerektiğini biliyor gibi, su içmenin gerekliliğini biliyor gibi işte hareketli yaşamın, stresle baş etme yöntemlerinin yavaş yavaş çocuğa işlenmesi gerekiyor. Yani çocuk artık sporu bir yemek yemek gibi hayatında tutmak zorunda, bu bilinçaltına yerleşmesi lazım. Düşünülerek yapılacak bir iş değil. Biz genelde televizyona çıktığımız zaman, işte 40 yaşından sonra erkeklerde, menopozdan sonra bayanlarda işte şöyle bir tedavi, şöyle riskleri azaltalım şöyle oluyor diyoruz. Tamam bu dönem ve bu yaştaki insanlar için doğru. Ama gelecek kuşaklar için artık bu demode bir cümle. Gelecek kuşaklar için artık çocuklar doğuştan itibaren bu programlar içerisinde yetiştirilmesi lazım, bunun için programlar hazırlanması lazım.
PINAR AKKAŞ: Bu anlattıklarınız da aslında gerontolojinin de bir başlangıcı bir temeli gibi değil mi?
AHMET AKGÜL: Tabii, gerontolojinin de amacı o zaten. Gerontoloji de çok enteresan bir bölüm. Türkiye’de bir üniversitede varken, şimdi bir özel üniversitede ve İstanbul Üniversitesi’nde de başladı. Gerontolojiyi kurmak bize nasip oldu diyelim. Gerontoloji aslında yaşlanma ve yaşlılık bilimi. Yaşlılık, soranlar oluyor, ‘yaşlılık 60-65 yaş bir bilim dalı mı?’ Aslında yaşlanmak 60 yaşıyla ilgili değil, yaşla ilgili değil. Yaşlanma doğumdan itibaren başlayan bir süreç. Yaşlanma şudur; zamanın geçmesi. Zamanın geçmesinin insanda bıraktığı biyolojik, sosyal, kültürel her çeşit etkilerin toplamının sonucu yaşlanmadır. Zaman geçiyor, biyolojik süre ilerliyor yaşlanıyoruz. Sosyal, kültürel, psikolojik bunlar da yaşlanma belirtileri. Doğumdan itibaren biz zaten damar cerrahı olarak damar esas konumuz, damarların iç yüzeyi esas konumuz, damar tıkanması esas konumuz. Doğumdan itibaren ateroskleroz dediğimiz bir hadise damarın sertleşmesi başlar. Biz bebeklerde çocuklarda yaptığımız kalp ameliyatlarında damar duvarı o kadar elastiktir ki mükemmel bir yapıdır. Çok güzel bir şekilde kendini korur. Çocuk yolda yürürken hızlı bir şekilde düşer, evde oynarken düşe bir şey olmaz ama 80 yaşında illaki kalça kırığı olur ya, o şekilde damar da öyledir. Damar inanılmaz elastik, hiçbir sertlik yok çok pembe bir yapıdır. Ama 50-60-70 yaşında biz ameliyata gittiğimiz zaman o pembemsi yapı siyaha doğru hafifçe meyletmiş, o yumuşak doku sertleşmiş kireçleşmiş, en ufak bir harekette frajil dediğimiz böyle hızlı kanama, hızlı pıtılaşmaya gider. Bu yüzden, ama biz çocukta da yaptığımız bu ameliayatta bu damarların bu kadar güzel olmasına rağmen içerisinde yavaş yavaş kireçlenmenin nüvelerini görmeye başlarız ve o devam eder ileriki yaşlara kadar. Bu ne kadar ileri yaşa gidecek? Çocuğun ve ailenin yapacağı eğitimle beraber o sporla, o yaşamla, o kendi çevresini yalnızca bireye bağlı değil. Biz artık gerontolojide şöyle kavramlardan başladık. Mesela büyük şehirler büyük siteler kuruluyor, devamlı yapılaşma var, park alanları azalıyor artırılıyor, ormanlar. Biz yaşlılık dostu mesela bir sürü belediyeler oluyor. Ama biz mesela yaşlılık dostu siteler yapmayı düşünüyoruz. Bunların danışmanlığını vermek istiyoruz. Yani insan belli bir yaştan sonra burada sağlıklı bir şekilde nasıl yaşar, hayatına normal nasıl gider onunla ilgili hem kültürel hem sosyal hem ekonomik danışmalar veriyoruz. Gerontoloji bir çok bilim dalının ortak noktasıdır sağlıklı yaşlanma, yani sağlıklı yaşam. Sonuçta gerontoloji bunların hepsi, o yüzden önemli bir bilim dalı.
OKTAR BABUNA: Tabii bu çok önemli. Bir soru sormak istiyorum çok güncel. Biliyorsunuz, “kolesterolün hiç bir zararı yok, yağı istediğiniz kadar yiyin, karbonhidratlar zararlı şekeri minimuma indirin ama yağın, kolesterolün hatta kuyruk yağından yiyin, yumurtanın sarısından yiyin” diye açıklamaları var. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Sizi birinci derecede ilgilendiriyor çünkü kalp uzmanısınız özellikle. Deneyimleriniz, birikimleriniz var, çalışmalar var bu konuda.
AHMET AKGÜL: En çok örnek aldığım durum literatürler değil, yazılmış facebooklar değil. Belki çok bilimsel görünmüyor ama fizyolojik ve hayatın gerçeği benim dedem. Benim dedem köyde yaşayan bir insan, sabah-akşam tereyağını da yer, normal yemeğini muntazam yer, yalnızca düzenli yer. Sabah ne yiyeceği yemek bellidir, çok da yer, öğleyin de yer, akşam da yer ama aralarda hiçbir şey yemez. Aralarda açlıksa açlık, akşam yemeğinden sonra da hiçbir şey yemez hep düzenli. Hiç bir zaman yemeğinde bir diyet görmedim, hiçbir zaman da ihtiyacı yok. Zaten bu diyet kelimesi tamamen bizlere ait, büyük şehirlerin bir popüler kavramı. Kolesterol o zaman da vardı her zaman var. Kolesterolden de hiç bir zaman sıkıntısı olmadı, kilo da almadı. Hareketli, normal hayatı neyse köyde yaşanan bir hayat öyle. Büyük şehre de geldi yaşadı, orada da aynı şekilde yaşadı, orada da hiçbir sorun olmadı. Ama kolesterol hakkında birkaç cümle söylemek gerekirse; şimdi vücudumuzun bütün hücreleri, yapı taşlarında kolesterol yağ asitleri vardır. Yani hücrenin duvarında kolesterol var, yağ aitlerimiz var onun bir yapı taşı, o olmasa hücre olmaz. Ama bu şu demek değil; yani biz devamlı kolesterol alırsak daha fazla hücrelerimiz olur, daha fazla boyumuz olur, daha yapılı hale geliriz değil hepsinin bir limiti var. Kolesterolsüz beslenme de doğru değil, kolesterole dayalı beslenme de doğru değil. Yani her şeyde olduğu gibi dengeli bir şekilde bunu yapacağız. Bunu yaparken yalnız ‘ben diyet yapıyorum, perhiz yapıyorum’ diye yapmamak lazım. İşte o zaman bilinçaltında sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bu normal hayatımızın kuralı böyle bu şekilde böyle yemeğimizi yiyeceğiz. Ben hiçbir zaman hastalarıma şunu fazla ye, şunu daha az ye demem. Zaten her hastam bizden aha fazla bilgilidir bu konuda Herkes bilir yumurta nasıl yenir, kolesterol nedir, sigara sağlığa zararlı mıdır, alkol şudur budur şu anda bilmeyen kimse ok. Doktorlardan da fazla biliyorlar aslında bu işleri. O yüzden kimseye bu ekstra bilgileri vermeye gerek yok. Yalnızca süreleri tutturmayı öneriyoruz. Bir de alarm işaretleri var, işte göbeğimizin büyümesi, insülin direncimizin başlaması bu bir alarma, vücut diyor ki beyne; “sende bir sıkıntı başlıyor ona göre hayat şeklini biraz değiştir, yoksa hastalığa doğru gidiyorsun” diyor. Biz de programımızda uyku bozukluklarını işledik. Uyku bozukluklarında uyku apnelerini konuştuk. Kalp hastalıklarında çok önemli. Gece uyku apneleri olduğu zaman kişi zaten çok yorgun kalkıyor ayrı ama aynı zamanda oksijen düşüklüğüne bağlı damar tıkanıklıkları riski artıyor, işte kilo artmaları artıyor, bütün performans bozuklukları, cinsel performans bozukluğu bile uyku apneleri ve sağlıksız bir uykudan ortaya çıkıyor. Şimdi hepsi birbiriyle bağlantılı. Eğer göbeğiniz fazlalaşıyorsa uykunuz da bozulmaya başlıyor. Uykunuz bozulduğu zaman apneler, uyku azalması oluyor, hücrede enerji yakışı bozuluyor, aha fazla depoluyor bir kısır döngüye giriyor. Bu kısır döngüye girmeden hayatı yaşamak gerekiyor. O yüzden kolesterol üzerindeki tartışmalar çok doğru tartışmalar değil, bence düzenli beslenme tartışılmalı. Şimdi bir önemli konu daha var; orada da yemekleri tersten yeme gündeme geldi. Yani önce çorba içiyoruz, yemek yiyoruz, sıcak yiyoruz sonra tatlı yiyoruz. Şimdi önce tatlıyı diğer tarafa çevirirsek diyetimiz daha kolay olur diye iddialar var. Bunların hepsinin sonucu şu; doğru da olabilir bu ama buna çok kafa yormaya gerek yok. Buna kafa yorduğunuz zaman hastalık ortaya çıkıyor. Mesela bulimia, anoreksiya nervoza hastalığı nedir? Kişi yemeğini yer sonra gider bunu çıkarır kusar. Bu da bir hastalık ama kişi kilo alıyor mu yok. Yani işe yalnızca fizyolojik olarak bakarsanız doğru değil. Psikoloji çok önemli. Si kolesterolü, “ben yiyeceğim, şu kadar yiyeceğim, şu kadar kalori hesabım var yazıyorum çiziyorum” derseniz psikolojiniz bozuluyor, bu başka hastalıklara yol açıyor.
PINAR AKKAŞ: O zaman ben de kan yağlarıyla ilgili sormak istiyorum kolesterolden konu açılmışken. Şimdi laboratuar tetkiklerinde kolesterol değerleri normal çıkıyor fakat trigliserit normalin üstünde çıkıyor, bu konuda bir tedbir almak gerekir mi, hastalık anlamına gelir mi? Ya da yine kolesterol değerleri çok normal çıkıyor ama lipoprotein yüksek çıkıyor, bunun bir anlamı olur mu? Hastalar bunu dikkate almalılar mı?
AHMET AKGÜL: Şimdi kanda baktığımız kan yağları özellikle HDL, LDL, trigliserit bunlara özellikle bakıyoruz, lipoproteine de bakıyoruz. HDL’si iyi kolesterol, yüksek çıkarsa çok güzel deniyor. LDL’si işte kötü kolesterol yüksek çıkarsa kötü deniyor, 200 ve üzeri çok tehlikeli görülüyor. Aynı zamanda trigliserit de öyle. Aslında bular birbirinden çok bağımsız değildir, hepsi birbiriyle benzer yükselir ve azalır ama tek başına trigliserit yükseklikleri vardır, tek başına kolesterol yükseklikleri vardır. Burada ilk başta aileye bakacağız, ailede kalıtsal hiper trigliserit var mı, yanı ailede kalıtsal kanda trigliserit yüksekliği var mı. Bunlar genelde böyledir. Bu tür rahatsızlıklar ileride çok şiddetli damar tıkanıklığına, kalp krizlerine erken yaşta maruz kalabilirler. Özellikle genç yaşta erkeklerin futbol yaparken saha da kalp krizinden ölmeleri genelde ailede kalıtsal trigliserit yüksekliğinden oluyor.
PINAR AKKAŞ: Peki bu tarz durumlarda insülin direncine meyyaliyet var mıdır?
AHMET AKGÜL: Bunların hepsi aslında bir çember, bir kısır döngü. Sistemde bir çark bozulduğu zaman, bir dişli bozulduğu zaman sistemde artık dengesizlik başlıyor. Çünkü bir dişlinin işini diğerleri yapmaya başladığından dolayı onlar da kendi fonksiyonlarını yavaş yavaş bozuyorlar. O yüzden hepsinde dengeli gitmek lazım. Ama yalnızca trigliserit yüksekliğinde biz belirli bir şeye kadar bekliyoruz 300’ün üzerine kadar bekliyoruz, hastamıza “yaşam şeklini biraz düzenle” diyoruz. Bunların hepsi bir uyarıcı demiştik ya, diyoruz ki, “arkadaş günü nasıl geçiyor?” Hemen ilaç vermiyoruz bir kere, vermememiz lazım çünkü o da ayrı bir şeyi bozuyor. Çünkü her ilaç bir tarafı bozma pahasına maliyetine veriliyor, yan etkisi oluyor. Biz diyoruz ki, “nasıl bir yaşantın var? “En son bana gelen hastam dedi ki, “Hocam haklısın” neyde haklıyım? “İşte ben asansörden iniyorum arabama biniyorum, arabamdan iniyorum işime gidiyorum, işimden tekrar araba tekrar ev.” Adam da biliyor zaten, bir uyarıya ihtiyacı vardı. Biz mesela adama şunu söyledik dedik ki, “beyefendi size herhangi bir zarf geldi, mahkeme, ne yapıyorsunuz?” “Bütün düzenim bozuluyor ona uygun raporlar hazırlıyorum, işte savunmalar hazırlıyorum bilmem ne.” Bundan daha büyük uyarı geldi, trigliseritin yüksek, kolesterolün yüksek bu ilk uyarı. İkinci uyarı insülin direnci gelecek, üçüncü uyarı göbek çok çok fazlalaşacak. Dördüncü uyarı gizli şeker, beşinci uyarı aşikar şeker, altıncı uyarı uyku bozuklukları. Bunların hepsi birleştiği zaman kalp damar hastalıkları eşittir. Uyarılar böyle. Ne olacak? Kalpten kriz geçireceksin belki öleceksin. Bu uyarı mı daha önemli yoksa diğer uyarı mı? Diğer uyarı için hayatımızı şekillendiriyoruz, bu uyarı için şu anda bekliyoruz. Bunun nedenini bilmiyoruz şu anda. İnsan yapısı herhalde insan böyle düşünüyor. Tamam onu hallederiz, bunu hallederiz, kendiyle ilgili şeyleri herhalde biraz vurdumduymazlık oluyor.
OKTAR BABUNA: İnsan zayıf yaratılmış hakikaten, dünyada hem lezzet veren şeyler var ama her lezzet veren şey de aynı zamanda zararlı. Bir de hakikaten çok zayıf, biraz soğukta kalsa üşüyor, hemen yoruluyor acizlikleri belli. Dikkat etmek gerekiyor tabii tedbirleri almak gerekiyor. Hareketlilik beslenme her türlü şart buna göre hazırlanması gerekiyor.
Sizin bir de cerrahi yönünüz var bir de hastalık olduğunda cerrahi olarak müdahale ediyorsunuz, bir cerrahsınız. İsterseniz biraz da kalbin cerrahi hastalıklardan bahsedelim.
AHMET AKGÜL: Kalpte biz cerrahiye ne zaman başvuruyoruz? Öncelikle kapakçıklardan bahsedeyim, geçen hafta yaptığımız orijinal bir ameliyat var. Şimdi yaşadığı çevre itibarıyla, çocuklarda romatizmal hastalıklarda, mikroplar, üst solunum yolları enfeksiyonları geçiriyor ve ileriki yaşlarda kapakçıklar bozuluyor. Bunlar Türkiye’de çok sıktı eskiden. Benim asistanlığım döneminde kapak hastalıkları ameliyatları çok yapardık. Çünkü beslenme koşulları, çevre koşulları veya anibiyotiğe veya doktora ulaşım o kadar kolay değildi. O yüzden üst solunum yolu enfeksiyonundan oluşan vücut savunma sistemi kalbin damarlarını kapakçıklarını bozuyordu ve doktora gidiyorlardı. İleri yaşlarda gittikleri için illaki artık işlem gerekiyordu. Biz o sırada kalp damar kapakçığını değiştiriyorduk, daha sonra tamir etmeye başladık şimdi biraz daha değişti iş. Özellikle yaşlı hastalarda şu anda romatizmaya bağlı değil yaşlanmaya bağlı, kireçlenmeye bağlı aort kapağında, mitral kapağında yani kalbin kapakçıklarında bozulmalar olduğu zaman biz mümkün olduğu kadar önce kapakçıkları onarmaya çalışıyoruz. Çünkü kapakları başka bir mekanik kapakla değiştirdiğimiz zaman hastamızın konforu bozuluyor. Ameliyat sonrası çıt çıt sesleri duyuluyor içeriden veya devamlı antikoagülasyon dediğimiz ilaçlar kullanıyor, kanama testleri veya pıhtılaşma bir sürü hastaneye bağımlı oluyor. Aslında bütün amaç bağımsızlığı ortaya çıkarmak. Hastalık için de böyle, belki bütün insani unsurlar için böyle. Peki ne oluyor? Şu anda biz yaşlanmaya bağlı bozulmuş olan aort kapağını, özellikle darlığı damarın içini açtığımız zaman biz eskiden küçük alanda büyük kapak koymak istiyoruz ki darlık yenilsin, darlık olmasın diye. Onun için de damarı kesip büyütürdük, ameliyat işlemi uzardı, ameliyat sonrası kanama riskleri fazlaydı. Şu anda geliştirilen teknolojiyle aort damarını açıyoruz bir stent gibi bir kapak koyuyoruz. Büzülmüş bir şekilde damarın içerisine giriyor bu. Vücut ısısında tekrar açılıyor, vücut ısısında açılan bir sistem, nitinolden oluşan bir stent. İçinde kapakçıklar ortaya çıkıyor. Bu kapakçıklar bioprotez dediğimiz kan sulandırıcıya ihtiyaç duymayan kapakçıklar kendi kendine açılıp kapanıyor. Ve bizim bunu oraya koyup yerleştirirken hiçbir şekilde artık digicook kullanmıyoruz. Eskiden kapağı oturturken etrafını duvarla dikerdik damar duvarının etrafına ki oynamasın orada sabit dursun diye. Ama bu sistem artık kendisi buraya yapıştığı için hiçbir şekilde dikiş kullanmıyoruz. Ne oluyor dikiş kullanmayınca, bir ameliyat süremiz çok çok kısalıyor, iki, ameliyatta komplikasyon yani dikiş koyarken damar yırtılması riski veya oradaki kireçlerin beyne gitmesi, felç olma riski çok çok azalıyor. Özellikle yaşlı hastalarda şu anda dikişsiz aort kapağı çok büyük bir avantaj. Aynı zamanda bu ameliyatı, bu sternum dediğimiz iman tahtası deniyor, bunu keserek yapmıyoruz artık. Şuradan hemen kaburgalar arasından çok küçük 3-5 santimlik bir kesiyle direk oradan aort kapağa ulaşabiliyoruz ve o şekilde yerleştiriyoruz. Estetik olarak da çok güzel. Tabii bu kemiği kesilmediği için hasta ameliyat sonrasında ağrı, sızı veya enfeksiyon riski olmuyor ve çok daha hızlı bir şekilde taburcu oluyor. Daha hızlı hareket ediyor.
OKTAR BABUNA: Bu yeni bir teknik ama bunu ileride diğer kapaklar için da kullanma imkanı olacak mı?
AHMET AKGÜL: Şu anda öyle çalışmalar var fakat tabii ileriyi görmek çok kolay değil, tıp çok hızlı ilerleyen bir sektör. Özellikle kalp damar cerrahisi ve amaç ama hep minival invaziv. Eskiden ‘büyük cerrah büyük açar’ derlerdi, şimdi büyük cerrah küçük açar hatta hiç açmaz. Yani mümkün olduğu kadar küçük alandan girip, işte robotla kalp cerrahisine o nedenle başladık. Mümkün olduğu kadar küçük alandan girip içeride büyük işler yapmaya, buna minival invaziv diyoruz. O yüzden bu kapat minival invazivle şöyle kesiyle yapıldı, mitral kapak, diğer kapaklar için şu anda öyle bir tekniğimiz yok ama onlar için de robot tekniklerimiz var. İşte 1-2 noktadan girip işlemi gerçekleştiriyoruz. Ama o kapaklar için şu anda yok, ileride olacaktır.
PINAR AKKAŞ: Mitral kapaklardan konu açılmışken ondan devam edeyim. Mitral kapak hastalıkları genelde doğuştan görülen bir hastalık mıdır? Çünkü kapak ameliyatları mitral kapaklarda yaşlılarda mı çok fazla uygulanıyor? Yani doğuştan olan bir hastalık yaş ilerledikçe mitral kapak ilerliyor mu?
AHMET AKGÜL: Mitral kapak hastalıkları demin söylediğim gibi genelde çocuklukta geçirilen romatizma sonucu ortaya çıkar. İki tür önemlidir, üç tür tabii, doğuştan olabilir çok nadir. Doğuştansa hızlı bir şekilde zaten yeni doğan döneminde şikayetleri olur. Emmede nefes darlığı, çocuk nefes alırken morarmalar bu tip şikayetler olur. Onlar zaten konjenital kalp hastalığına girer, doğumsal kalp hastalıklarına. O sırada onun tanı ve tedavisi konur. Esas sorun bu dönemde tanınmayan, yani çocukta bir morarma yok her şeyi normal ileriki döneme gider. Doğuştan o çok gitmez, erken dönemde tanı ve tedavisi olur. Oraya giden iki tane tür var, birincisi işte çocukluk döneminde özellikle geçirilen romatizmal ataklar yani üst solunum yolu enfeksiyonuyla başlayan romatizmal süreç 40-50’li yaşlarda şikayet yapmaya başlar. Eğer rutin kontrolü yoksa kişinin. İkincisi de ilerili yaşlarda başlar, 50-60 yaşından sonra başlayan kireçlenme. Biraz önce anlattığım aort hastalığında, onda mitral versiyonu. Özellikle batı toplumunda daha çok kireçlenmeye bağlı senil kapak hastalığı deriz buna. Yaşlanmaya bağlı doğal bir süreçtir işte bu, o şekilde kapaklarda bozukluk olabilir. Mitral kapak hastalığı doğuştan başlayıp ileri yaşlara gitmez, üçe ayrılır. Onlarda da minival invaziv tedaviler gittikçe gittikçe gelişmeye çalışıyor, önce kapağı onarmaya çalışıyoruz, ki ameliyat sonrası hayat konforu devam etsin. Gerekirse bioprotezle veya olmasa da mekanik kapakla değiştiriyoruz.
OKTAR BABUNA: İsterseniz kısaca robotik cerrahi tekniğinden biraz bahseder misiniz? O da herhalde geleceği olan bir saha. Özellikle sizinle ilgili tabii.
AHMET AKGÜL: Ben asistanlık döneminin Amerika’da yaptım. O dönemde robotik cerrahisi gelişmeye başladı. NASA mühendisleri bu kokuyla ilgileniyordu, amaçları şuydu; bir konsol var, bu konsola cerrah girecek ve uzakta bir yerde ameliyat yapmaya ihtiyacı var. Aslında bunu uzayda düşündüler, yani uzayda bir astronotta bir sorun olursa bir ameliyat yapalım dediler. Aslında mantık bu. Teçhizat burada robot orada var. Yalnızca hastanın yanında durabilecek birkaç tane eğitimli personel var. Herkesin ilk yardım eğitimi aldığı gibi bunu alabileceğini düşündüler ve başladılar. Fakat sonda iş biraz daha gelişti artık. Gelişti mi yoksa duraksadı mı onu söyleyemiyorum. Biz genelde robotik ameliyatlarımızı bu konsol burada, hasta da burada şeklinde yapıyoruz çok uzak değil, çok yakın yapıyoruz.
OKTAR BABUNA: Ülkeler arası da yapılabilir değil mi, şehirler arası?
AHMET AKGÜL: Evet, uzaydan uzaya yapılacak diyorum. Ülkeler arasında yapılabilir. Çünkü online yani gerçek zamanlı işlemler hem yapan kişi de hem karşı tarafta paylaşılıyor. Ve görüntü üç boyutlu. Yani biz hastanın içerisine, üç tane, bir tanesi kamera, iki tanesi kol sokuyoruz. Bunlar çok küçük bir delik para büyüklüğünde, kamera bütün göğüs boşluğunu kalbi, akciğeri gösteriyor. Bu görüntü hem hastanın başındaki ekipte var, hem konsoldan uzaktaki doktorda da var üç boyutlu hem de. Bu önemli bir şey. Ondan sonra oturuyoruz konsola, iki elimizle berber bu şekilde sokuyoruz cihaza coistik gibi orada izlerken enstrümanlar hareket ediyor. Çok güzel görünüyor ama kolay bir işlem değil. Hata için çok konforlu. Özellikle tek damar koroner kalp hastalıklarında veya kalp deliklerinde ASD’de veya kalp içi tümörlerde miksomalarda veya mitral kapağında kapağın onarılması ve değişmesi teknikleri şu anda bu sistemle yapılmaya başlandı, yapılıyor da. Daha ilerleyen dönemlerde daha fazlası düşünülecek. Mesela bir aort yapılması düşünülüyor şu an. Her tarafta yapılacağını düşünüyorum. Hastanın ne karı var peki? Hasta bir kere estetik, yarası ameliyattan sonra fazla yok. Biz iki üç gün sonra hastayı taburcu ediyorduk, bunda bir gün sonra taburcu edebilirsiniz hastayı. Ağrısı daha az, daha konforlu, kozmetik açıdan uygun. Bir çok kişi meme altından, koltuk altından ameliyat yapılmak isteniyor. Bu kemiğin kesilmesi istenmiyor, estetik olarak da önemli. Ama orada hiçbir şey yok, ancak işte para büyüklüğünde çok ufak delikler var, onlar zaten kapanıyor. Doktor için eğitim şart ama ayrıca bir eğitim şart. Kalp damar cerrahi olmanız yetmiyor robotu kullanabilmek için. Biz onun saatlerce eğitimini yurt dışında bir eğitim merkezinde gördük. Türkiye’de şu anda öğrenciler geliyor bizi izliyorlar, onlar biraz daha şanslı. İlk vakıalarımız tabii uzun sürüyordu ama şimdi çok daha hızlı şekilde daha rutine girdi. Ödemesi de kolaylaştı öyle lükse girmiyor robotik kalp cerrahisi olsa gerek.
PINAR AKKAŞ: Çok yapıyor musunuz bu ameliyatlardan?
AHMET AKGÜL: Endikasyon olduğu her hastada yapıyoruz. Ama daha çok hangi branş yapar? Üroloji bu konuda daha iyi yapar. Niye; ürolojide daha da endikasyon geniştir, daha çok kişi bu ameliyatı olabilir. Özellikle prostat ameliyatlarında siniri damarı çok güzel ayırır ve büyütür bu. Yani sizin dışarıdan gözle gördüğünüz gibi değil daha ayrıntı olur, bu yüzden sinir yaralanmaları çok daha az oluyor.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi hasar verme ihtimalini çok aza indirecek bir sistem. Alışkanlık arttıkça tabii, eğitim arttıkça bu son derece yararlı bir sistem.
AHMET AKGÜL: Diğer klinikler de işte normal bir ameliyatını yaptığı zaman 5 saat oluyordu, şimdi 1 saate kadar indirdiler. Doktor tecrübesi çok önemli burada, biz doktor olarak da öğreniyoruz işi.
PINAR AKKAŞ: Eğitim veriyor musunuz bu konuda?
AHMET AKGÜL: İzleyenler oluyor ama bizzat gel şunu yap demiyoruz çünkü kolay değil. Bir hata damarı direk kesiyor. Burada tek bir sorun var robotik ameliyatlarda; kollar içeride, damarın etrafındasınız, siz de konsoldasınız yalnızca, buna haptic feedback denir yani dokunma duyunuzu alamazsınız. Normal açık ameliyatta damarın sertliğini anlıyorsunuz ama robot ameliyatında bu yok. Burada en ufak bir harekette içeride klips kapanıyor. Normalde elinizle bunu hissedebilirsiniz ama robotta hissedemiyorsunuz. Bunu geliştirmeye çalışıyorlar şu andaki teknolojiyle ama biraz zaman alacağını düşünüyorum.
OKTAR BABUNA: Öyle olursa tabii çok daha iyi olur. Tabii bypass ameliyatları, sizinle çok ilgili, çok sık olarak da uygulanıyor; bypass ameliyatlarını tarihe karıştıracak yeni yöntemler, yenilikler neler var isterseniz biraz ondan bahsedelim, neler olabilir?
AHMET AKGÜL: Herkes bunu bekliyor aslında. Yani bypass ameliyatları teknolojinin tam ortasında duran ameliyatlar. Bypass ameliyatlarından önce kalbe dokunmak bir tabuydu, kalbe kimse dokunmazdı ulaşılmazdı. Fakat işte bir gün bir kaza oldu tuttu dokundular iş büyüdü, bilimsel gelişme gibi. O zamanlar bypassta damar açma teknikleri vardı, bitkisel ilaçlar şu anda yine gündemde olan, işte kimyasal ilaçlar başka teknikler hep denenirdi, baktılar ki bunlar çok işe yaramadı bypass ameliyatına karar verildi. Bypass ameliyatında önemli olan şey şudur; damarın tıkanması bizi çok korkutmaz damar cerrahini bizi çok korkutmaz onu biz bir şekilde hallederiz. Önemli olan o tıkanmadan sonra onun suladığı kas yapısının bozulması, o geri dönüşsüz. Damar tıkanması geri dönüşsüz değil, onu hemen düzeltiyoruz bypassla, içerden anjiyo, stentle açıyoruz, değişik ilaçlarla. Nano teknolojiden şu an bahsediliyor, işte vücuda bir çip yerleştirilecek, o gidecek işte açacak, bu teorik olarak biz bunları çok tartışıyoruz bilimsel toplantılarda. Ama onun yapamadığı bir şey var. Bütün teknolojinin yapamadığı o kasın yerine getirmek. Şu an onun için de çalışılıyor.
OKTAR BABUNA: Kök hücre ne kadar etkili böyle bir durumlarda?
AHMET AKGÜL: Kök hücrede bu yapıldı. Ben Amerika’dayken orada özellikle kalp yetmezliği bölümündeydim ben Methodist hastanesinde. Orada biz kalbin çalışmayan dokularıyla ilgili çok geniş çalışmalar yapardık. Orada bypass yaptığımız zaman oraya kök hücre de enjekte ederdik, kalbin çalışma fonksiyonları artıyordu. Sonra bir ara kök hücre moda oldu herkes kök hücre kullanmaya başladı biraz daha azaldı. Şimdi bu moda olması ve azalması aslında şöyle; yanlış bir uygulama oluyor bir hekim tarafından veya bir makale yazılıyor, birden herkes indiriyor. Sora birisi bir şey yapıyor birden herkes çıkıyor. Hayır, bu işi yapmaya devam edenler bu işi iyi veya kötü bir sonuca götürmeleri gerekiyor. Götürmüyorlar. Çok popüler bir iş aslında. Ben robot yapıyorum herkes birden herkes robot alıyor. Ben katedralle açıyorum herkes birden öyle. Hayır, sen zaten kendi misyonunu, koroner bypass mı yapıyorsun onun için en ideal şeyleri yapman lazım. Yoksa ilerleyemezsiniz. Bir popüler kültür değildir tıbbın ilerlemesi ama bu şekilde oluyor. Kök hücrede de o zafiyeti yaşadı. Ama kök hücrenin ben geleceğini çok umutlu görüyorum. O kasın kendi fonksiyonlarını artırması gerekiyor. O zaman kök hücre kullandığımız zaman biz koroner damar tıkanıklığını bypass yaparak anadan büyük bir damarla geçiyorduk. Kök hücre niye kullanılıyordu? Bypass yapamadığınız kasın içerisine kök hücreyi koyuyordunuz, bu orada mikrovasküler damarlanmayı artırıyordu, kılcal damarlar artıyor. Yani oraya gelen kan biraz da kılcallardan geliyor biraz daha fonksiyonu toparlıyordu. O yine kullanılabilir. Şu an kök hücre buerger dediğimiz özellikle dizin altındaki hiç damarı olmayan bacaklarda biz kullanıyoruz şu anda, buerger hastalığında kök hücreleri. Yine arada bir kalp hastalarında kullandığımız oluyor. Ama eski popülaritesi yok şu anda.
PINAR AKKAŞ: O zaman ben şunu sorayım; sayısız kalp ve damar ameliyatı yapmış bir doktor olarak hastaların geçmişine baktığınızda en çok dikkatinizi çeken nedir? Mesela hep genetik yatkınlık mı dikkatinizi çekmiştir? Ya da en belirgin şudur diyebileceğiniz bir şey var mı?
AHMET AKGÜL: Çok güzel bir soru. İşte bu amaçla gerontolojinin desteğini istedik biz. Şimdi biz 50 yaşında da ameliyat yapıyoruz, 80 yaşında da 20 yaşında da. Biz kalbi açıyoruz koroner bypass yapıyoruz. Bu kişinin damarında da tıkanıklık var, 80 yaşındaki insanın damarında da tıkanıklık var, aralarında bir fark var mı? Şimdi yaptığımız projede, projeye başvurduk, bypass yaptığımız zaman o noktaları bir inceliyoruz o damarın. Çünkü ben hep bunu iddia ediyorum; eğer 20 yaşında ya da 60 yaşında yada 80 yaşında bir hastaya koroner bypass yapıyorsanız kalp damarlarına, bunun böbrek damarları, şah damarları, göz damarları, deri damarları da 80 yaşındadır. Tamam, siz kalbi düzeltiyorsunuz bypassla diğer damarları niye korumaya almıyorsunuz? Ve hepsi için, 20 yaşındaki bypassta da şu anda, 80 yaşındaki bypassta da ameliyat sonrası ilaçlar aynı. Peki tıkanmanın nedenleri ne? Farklı, ee ikisi arasında bir fark olmayacak mı? Kişiye özel bir durum yok mu? Hep söylediğimiz şey; hastalık vardır hastalık yoktur veya hasta vardır hastalık yoktur diye bir sözümüz var tıpta ilk öğrendiğimiz. Yani hasta yoktur hastalık vardır, yani o kişiye uygun işlem yapma. Veyahut da şöyle; hasta vardır hastalık yoktur diye söyleyeceğiz. Peki o kişiye uygun işlem yapma. O zaman ben bu kişinin ilaçlarını 20 yaşındakiyle aynı tutmamam lazım, belki bunda trigliserit daha fazladır, belki bunda genetik yatkınlık daha fazladır, belki bunda şu ana kadar bilmediğimiz başka bir faktör daha fazladır, ona uygun tedavi yapmaya çalışacağız. İşte bu projeyi şu anda başlatacağız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Damar hastalıklarından biraz bahsedelim. Siz tabii çok geniş bir sahada, sadece kalp değil, damar hastalıkları. Bütün vücudu ilgilendiriyor damar, 100 bin kilometre galiba damar ağı var vücudumuzda, maşaAllah. Her hücreye damarlar yakın olmak zorunda, biraz uzak kaldı mı oksijenlenemez hayatta kalamaz zaten. Dolayısıyla damar hastalıkları sizi çok ilgilendiriyor. İnsanın bacağında, kollarında, ellerinde, şah damarında her yerinde rahatsızlık olabiliyor. Şah damarı da beyne kan götüren bir damar. Orada da işte o kolesterol plakları zamanla yerleşip daralmalar ve ona bağlı belirtiler ortaya çıkabiliyor. İsterseniz bundan da bahsedelim. Çünkü tedavisiyle siz ilgileniyorsunuz.
AHMET AKGÜL: Özellikle biz damarda, bir ağacın dalları gibi, bir yerde sorun varsa diğer tarafta kontrol etmek zorundasınız. Çok edilmiyor ama edilmeli. Aslında bacak ağrısıyla gelir, bu hastamıza kalp anjiyosu yaparız, muhakkak kalbinde sıkıntı var ve önce kalp ameliyatı olur veya tedavisi olur sonra bacağa geçeriz. Şah damarı da öyle. Kalp hastası gelir, ameliyat kağıdı çıkmıştır, hemen şah dopplerini yaparız, damarına dopplerle bakarız orada yüzde 70 üzerinde darlık varsa aynı seansta önce şah damarını ameliyat ederiz sonra kalbi. Peki niye şah damarını sonraya bırakmazsınız? Eğer kalbi ameliyat ederseniz ondan sonra hasta felç olabilir.Şimdi şah damarları iki tane. İkisi de aorttan kalpten çıkan ana damardan dallanarak çıkıyorlar, beynin büyük tarafını besliyorlar, bir de arkada vertebral arter dediğimiz onlar da arka taraftan çıkıyor yani beynimiz dört tane ana damarla besleniyor. Peki önemli olan nedir? Şah damar hastaları bize şu şekilde gelir; baş dönmesi, gözlerde kararma, kulakta çınlama, hatta bir hasta geldi çok enteresan “şelale sesi duyuyorum kulağımda” dedi. Ve baktık şah damarından bir vene fistül var. Yani fistül aradan hızlı kan geçişi var ve bunu o kadar güzel ifade etti ki aslında “şelale duyuyorum” dedi. Bir çok yere gitmiş kimse onu çok ciddiye almamış, her cümle önemli aslında. Çünkü bir kişi durduk yere şelale sesi duyuyorum demez. Şimdi şah damarını öyle kontrol ettik, aynı damar koruyucu ve aynı damar tedavi tüm damarlarımız için geçerli. Kalp damarımız neyse şah damarımız da o. Bu şikayetlerle geldiği zaman hastamız öncelikle hastamızla konuştuktan anamnezi aldıktan sonra muayene yapıyoruz. Özellikle buralarda elimize gelen bir tiril, bir titreşim var mı, bir kitle var mı, çünkü tümörü de olabiliyor o şah damarın. Sonra oskültasyon bulgusu dediğimiz steteskobu takıp dinliyoruz bir üfürüm var mı, kulağımıza bir üfürüm geliyor mu bakıyoruz. Şüphelendik hemen ultrasonumuzu dopplerimizi yapıyoruz orada bir saramla var mı? Dopplerde daralmayı tespit ettikten sonra anjiyografi yapıyoruz damara işte konvansiyonel olur, MR anjiyo, siti anjiyo artık onların farkları var. Anjiyoyu yapıyoruz, orada yüzde 70 ve üzeri daralma varsa ve hastada şikayet varsa veya hasta da hiçbir şikayet yok geçmişte bir felci var veya bir unutkanlık anı olmuş veya düşmüş gözleri kararmış o tip hastalarımızda geçmişine baktığımız zaman yüzde 70 de daralma varsa artık bunun revaskülarize edilmesi yani oranın tekrar açılması gerekiyor. Açılması için balonlu açtığımız olur, stent koyduğumuz olur, bypass yaptığımız, endarterektomi yaptığımız olur. Şah damarı konusunda çok tecrübeliyiz, Türkiye’de çok başarılı ameliyatlar yapılıyor. Ameliyatlı ve ameliyatsı tekniklerle yapılabiliyor.
OKTAR BABUNA: Sayı olarak eskiye göre artış-azalma nasıl?
AHMET AKGÜL: Şah damarı daha azaldı. Çünkü şah damarının tedavileri, aslında damarlarla ilgili hastalıklar gittikçe azalmaya başladı. Ölüm nedeni olarak çok fazla ama bilinçlendirme çok fazla. Ve en ufak bir sıkıntıda doktora çok rahat ulaştığımız için bunun önlemleri alınmaya başlandı. Bu yüzden yaşam süresi de uzadı. Gerontolojinin de olaylarından biri o, eskiden yaşam süresi daha kısaydı şimdi 72-73, bayanlarda daha fazla olmak üzere ortalamamız arttı. Türkiye yaşlanan bir toplum oldu bu arada. Bir toplumun yüzde 10 nüfusunda yaşlı oluyorsa ona yaşlı toplum denmeye başlandı ki 2023’te bizim konumuz bu, yaşlı bir toplum olacağız yani.
PINAR AKKAŞ: Peki karnımızdaki aort damarlarında oluşan anevrizmalar var birz da onlardan bahsedersek, bunların tedavileri nasıl oluyor? Ameliyatsız bir yöntemle yapılıyor galiba?
AHMET AKGÜL: Şimdi kalpten çıkan ana damarımız aort, şu şekilde ilerliyor ve iki bacağımıza doğru ikiye ayrılıyor. Karında belli bir segment şu şekilde düz olarak aşağı iniyor. Yaklaşık 2,5-3 santim, -bayanla erkek arasında yarım santim oynar- çap olması lazım. Eğer bu hasta uzun süredir tansiyon hastasıysa, aterosklerozu çok fazlaysa ve erkeklerde daha fazla olmak üzere genişleyebilir bu. Genişlediği zaman bunun bir limiti var 5-5,5 santimetreye geldikten sonra bunun artık tedavi edilmesi lazım. Mekanik bir etki olduğu için, mekanik bir genişleme olduğu için tedavi mekanik, ilaçla olmuyor. Aynı zamanda bunun içerinse pıhtı birikebiliyor, genişlediği için göllenme var, göllenme olan yerde de kan pıhtı oluşturur. Bu pıhtı ne yapar, bacaklara gider. Çünkü akım yönü bacaklara doğrudur. Bacaklarda pıhtılar, yürümeyle ağrılar, gangrenler oluşabilir. Bunu tespit ettiğimiz zaman eğer 5,5 santime gelmemişse biz bu hastaya daha önce tansiyon düzenleyiciler, kalp hızını biraz azaltıcı ilaçlar veririz. Fakat ola ki yine bu büyüdü ve şikayetleri devam ediyor, bunun niye tedavi edilmesi lazım? Yırtılabilir bu, yırtıldığı zaman karın arka duvarı tamamen kanla dolar ve kanla dolduğu zaman bazen hasta hastaneye bile yetişemez, o kadar tehlikeli bir süreç çünkü kan boşalabilir. O nedenle iki tür tedavimiz var, birisi damardan girdiğimiz ikili stent koyuyoruz, endovasküler girişimler deniyor buna, her iki bacakta femoral arter dediğimiz kasıktan nokta şeklinde giriyoruz kateterle, bir kateter anjiyo laboratuarında içeriyi görüntüleyerek stenti koyuyoruz çıkıyoruz. Ne oluyor, bu genişlik ama ortada bir boru var, artık buraya basınç olmadığı için artık bu yırtılamıyor. Basınç düşüyor çünkü, yavaş yavaş sönüyor zaten. Çünkü bütün basınç içerideki boruda olmuş oluyor, stentte oluyor. Bunu yapamayacağımız durumlarda çok büküntülü olabilir, içerisinde çok pıhtı olabilir veya böbrek arterlerini de içine almış olabilir buraya stent koyamıyoruz. Stent koyamadığımız zaman normal klasik ameliyatta yukarıdan aşağı yada yandan açarak batını karına giriyoruz, o bölgeyi bu sefer suni bir damarla değiştiriyoruz. Sonuçlar arsında aslında çok çok fark yok. Tecrübeli eller cerrahlar bunu aynı şekilde, sorunsuz bir şekilde halledebiliyorlar. Bunda da çok fazla sıkıntı yok. Fakat konfor açısından var, tabii ki stenti koyduğumuz zaman hiç kesi olmuyor hasta çok daha rahat ediyor.
PINAR AKKAŞ: Peki sınır 5-5,5 santimetre dediniz genişlik çapı için, mutlaka 5-5,5 santimetre olduğunda ona müdahale ediliyor mu yoksa mesela 6-7 santim olduğu oluyor mu?
AHMET AKGÜL: 5,5 santimi gördüğünüz zaman, “hadi seni bir altı ay daha izleyelim” demeyiz. Risk olmuş oluyor. Onunla konuşuyoruz, “bu işlerin riskleri budur, tedavi edilirseniz bu olur, tedavi edilmezseniz bu olur” diyoruz. Bazı hastalar olmak istemiyorum diyor. Diyebilir tabii, onun resmi olarak imzasını atıyor. Bunu yapma zorunluluğumuz var hukuken bizim. O şekilde ama normalde kriter odur, ameliyat sınırı demektir.
PINAR AKKAŞ: Peki bu hastalar nelere dikkat etmeliler?
AHMET AKGÜL: Bu hastalarda tansiyon çok önemli. Şu çok önemli bir özellik; bazen bu hastalar karındaki bu damarda aortta anevrizma içerisinde pıhtı olduğu için kan sulandırıcı içerler. İşte büyük bir tehlikedir bu. Çünkü zaten amacımız kan damarın içinde durması. Yırtılmadan korkuyoruz, kan sulandırıcı onu daha kolay yırtmaya gidiyor. O yüzden kan sulandırıcıları kesmeleri lazım, oradaki pıhtı çok korkulacak bir pıhtı değil, bazen önemli bir hale geliyor. Eğer zaten bacağa pıhtıları atmaya başladıysa o da bir ameliyat endikasyondur. Yalnızca 5-5,5 değildir ameliyat endikasyonu, yıl içerisinde büyümeye de bakarız. Altı ayda kontrollerimizde 0-5 santim üzerinde artış varsa o zaman da hızlı büyüyor deriz, bu hızlı büyüyüp yırtılacak deriz bu da bir ameliyat ednikasyonudur, o şekilde. Tansiyona dikkat etmeleri lazım bu hastaların. Bu hastaların tabii ateroskleroz yaşam tarzından, artık sporu falan konuşmuyoruz bile, ateroskleratik yaşam tarzından uzaklaşması lazım,mümkün olduğu kadar bunu 3-3,5-4 santimde tutmaya çalışmak lazım amacımız hep odur. Ama illaki sınırı aşarsa ameliyatı yapacağız. Ameliyattan sonra da yaşam tarzını değiştirmesi gerekir çünkü diğer damarlarda da aynı risk var.
OKTAR BABUNA: Biz sizin tabii ne kadar bilgili olduğunuzu bildiğimiz için her sahadan her konudan soruyoruz. İzleyicilerimizin öğrenmek istediği konular var. Dolayısıyla varis konusundan da isterseniz bahsedelim. Sizin kendi tekniğiniz var zaten, bir çok kişiyi ilgilendiren bir konu varis konusu. Varis nedir, ne zaman tedavi ediyorsunuz?
AHMET AKGÜL: Varis aslında çok popüler bir kelime, herkes bu varisle ilgilenmek istiyor. Buna damar cerrahi, kalp damar cerrahi dahil, genel cerrah dahil, radyolog dahil, dermatolog bile varisle ilgilenmeye çalışıyor. Varisin tarifi şu; varis toplar damarın, nerede var bu toplar damar, vücudun her dokusunda var, toplar damarın genişlemesi, kıvrıntılı hal alması. Anevrizmadaki gibi genişleme değil, burada bize belli bir santim lazım çünkü aort atar damar. Bu toplar damar, kirli kanı alıp akciğere ve kalbe götüren. Damar duvarı yumuşaktır bunun o yüzden bunda bir santime bakılmaz. Bunda neye bakılır? Yarattığı şikayete bakılır. Varis dediğimiz zaman akla neresi gelir? Bacaklar gelir. Halbuki bacaklarda da olur, genital bölgede olur kadınlar özellikle doğum ve doğum sonrasında, kolda olur, boyunda olur, her yerde varis olur çünkü her yerde damar var. Ve yerçekimi hastalığıdır bu, hep söylediğim şey bu. Çünkü niye bunu söylüyorum; kişilere doppler yapılıyor tanı koymak için ve bunu yatarak yapıyorlar genelde. Yatarak yapılacak bir işlem değildir bu. Varis, yürüyen insan, ayakta duran insan hastalığıdır. Yatalak bir insanın varisi olmaz, niye; çünkü yerçekimi onu direk etkilemez. Peki varis niye oluşur; varis özellikle toplar damar içerisinde basıncın fazlalaşmasından oluşur. Bu basınç niye fazlalaşır; ayakta duran bir insanı düşünün yukarıya kanı götürmesi lazım yani akciğere, kalbe, aşağı hiç inmemesi lazım, iniyorsa basınç fazlalaşır. Niye iner; içerideki kapakçıklar, tek yönlü çalışan damarın içerisinde çalışan tek yönlü çekvalfler vardır, yukarıya kan gider durdurur bunu, durduramazsa aşağı iner, aşağı indiği zaman alt tarafta atık basınç artmaya başlar damar genişlemeye başlar, işte varis olmaya başladı. Damar genişlediği zaman etrafındaki sinirlere bası yaptığı zaman gece ağrı, özellikle geceleri olur çünkü akşama kadar ayaktadır insan. Ayakta düz duranlarda olur, ağrı, kaşıntı, huzursuz bacak, bacağını hissetme. Bacağını hissetme gibi bir semptom var. Bugün bir hastam geldi, “ne şikayetiniz var” dedim. Çok güzel ifade etti, “ben bacağımı hissediyorum” dedi. İnsan her zaman herhangi bir yerini hissetmez, nerede bir sıkıntı varsa beyne oradan bir mesaj gelir, “senin burada bir sıkıntın var” o zaman bacağınızı hissedersiniz. Huzursuz bacak aslında bu demektir, gece yatarken bacağınızı hissetme durumu. Basınç olur hissedebilir, nereye koyacağını bilemez, yorganla kavga etmeye başlar. Şimdi bu tablo oluştuktan sonra venöz basınç yani toplar damar basıncı arttığı zaman işte damarlar genişler. İki tür, birisi iç damar yani kasların içerisindeki damar genişlediği zaman dışarıdan göremezsiniz ama bütün şikayetleri fazlasıyla yapar çünkü ana damar odur. Bir de cildin altında damar var, işte varis dediğinizde en çok bu söylenir, cilt altındaki damar genişler, direk yeşil bir kalem gibi görebilirsiniz kıvrıntılı veya onu göremezsiniz, cilt altı dokunuz fazladır. Peki aşağı inen bu basınç ne olacak, bu basınç bir yere aktarılmak zorunda fizik kuralı bu. O zaman küçük dalcıklar halinde yeşil, mavi, kırmızı bacakta cildin altında damarlar görürsünüz, bu şekilde bir tablodur. İleri safhası vardır varisin, tedavi etiniz etmediniz, özellikle iç damar varislerinde, iç damar yetmezliklerinde iç topuk civarında bir renk değişikliği, orada bir damarda deride bozulma, orada bir geriye doğru gidiş vardır. Veya özellikle bu hastalar uzun süre yolculuklar yaptılar veya dizlerini kırarak oturdular, bir iki saat yolculukta oturdular birden hızlı bir ağrı olur bacakta. Neden; damar içerisinde pıhtılaşma olmuştur, bu pıhtılaşma da iki türlü sıkıntı verir ve damarı, bacaktaki dolaşımı tamamen bozabilir veya pıhtı akciğere gidebilir akciğerde emboli yaratabilir. Basit bir varis kozmetik cilt altında hafif bir küçük bir yeşilden hayatı tehdit edene kadar giden bir akciğer embolisi veya bacak yarası sonucunda oluşan bir sepsisle hasta hayatını kaybedebilir. Varis çok geniş spektrumlu bir konudur, hangi aşamada gelirseniz gelin çok tecrübeli bir alanda bu damarların görüntülenmesi lazım. Burada doppler ve damar görüntüleme önemli çünkü işin tedavisini ve tanısını yönlendiren önemli bir konu.
PINAR AKKAŞ: İç varis daha mı riskli oluyor?
AHMET AKGÜL: İç varis çok riskli bir konudur.
PINAR AKKAŞ: Peki görünürde bir renk değişikliği yok ama belirti olarak muhakkak verir değil mi?
AHMET AKGÜL: Belirti olarak verir, renk değişikliği de yapar. İç varis büyür dış varisi bozar çünkü bunlar kapalı bir devre sistemi, ikisi de birbiriyle birleşiyor arada bağlantılar var. Birinde basınç çok yükseldiği zaman diğerini de bozmaya başlıyor. Aslında hemen etkilemiyor, niye; kapaklar basıncı organize ediyorlar.Ama kapakları bozacak kadar basınç artarsa diğer sistem de bozuluyor, yüzeyel damar da bozuluyor. O zaman zaten yüzeyel sistemi görüyorsunuz bozuklukları. Bunun tedavisi ve bizim tekniğimize gelince; tedavisi de aynen böyle geniş spektrumlu. Basit bir lazer, skleroterapi, köpük enjeksiyondan tutun çok ciddi kapak ameliyatlarına kadar. Çok ciddiden gelelim; çünkü biz eğer iç damarı ve kapakçıkları göremezsek ki şu anda yüzde 99 bir çok yerde bunlara hiç önem verilmiyor, dışarıdan görüneni makyajlıyorsunuz yani aynen bir fondöten sürme gibi düşünün skleroterapiye veya lazere çünkü dışarıyı örtüyorsunuz, buzdağı duruyor. Peki biz ne yaptık; eğer bu kapakçıklarda sorun varsa içte, bu kapakçıkların onarılmasının eğitimini aldık ve uyguladık. Bu iç kapakçıkların, aldığımız eğitimde ve yaptığımız sistemlerde, kapakçıkların birbirine olan öpüşmesi diyorum ben buna, normalde şu şekilde açılıp şu şekilde kapanması lazım. Tutamıyor, birisi böyle, birisi böyle bunları aynı seviyeye getirip yapıştırmak lazım. Bunları hem damarın içini açıp yapıyoruz çok ince iplerle veya damarı dışarısından sıkarak onu tekrar eski haline getiriyoruz ama bunların hepsi yabancı bir materyalle yapılıyordu. Biz bunu hastanın kendi dokusundan yaptık. Bizim tekniğimiz bu şekilde gerekleşti ama diğer teknikleri de yapıyoruz illa bizim teknikle yapmıyoruz. Fakat iç damarlarımız temiz, kapakçıklarımızda bir sorun yok dışta varisimiz var. O zaman ne yapıyoruz; hastaya uygun olan bütün yöntemleri skleroterapi, lazer, radyofrekans, buhar, köpük hepsini yapıyoruz. En son bir video yayınladık, orada değişik bir teknik vardı, damarın içerisine yapıştırıcı sıkıyoruz dış damara, onu tamamen olduğu yerde bloke ediyoruz bu şekilde hasta tedavi oluyor. Yalnızca bir iğne giriyor damara, bakın estetik olarak da söylüyorum, yalnızca bir iğneyle giriyoruz, dizin hemen iç yüzeyinden safen damara dıştaki varise, içerisine yapıştırıcı veriyoruz -bu tabii steril bir yapıştırıcı ve özel onaylar alınmış bir yapıştırıcı- damar olduğu yerde büzüşüyor, hiç ameliyatsız da bu işi yapıyoruz.
PINAR AKKAŞ: Peki bacakta yüzde 30 reflü, yüzde 40 reflü diye ifadeler söyleniyor, bunu açıklar mısınız?
AHMET AKGÜL: Reflü; bir akışın istikametinin tam ters yönde olması. Midede de oluyor, midede yemek borusuna gelen yemeğin mideye geçmesi lazımken sabaha doğru veya yattığınız zaman tekrar geri kaçması, işte ağzına eksi tat gelmesi. Bu da mide reflüsü. Reflü; normal alışılan yolun dışındaki hareket. Peki normal alışkanlık nedir variste; toplar damar aşağıdan doğru gelecek kalbe doğru yukarıya çıkacak. Bu aşağı düştüğü zaman, yerçekimi ona gel diyor, o da bunu kapakçıklar engelliyordu, kapakçıklar engelleyemez halde aşağı doluyorsa buna reflü deniyor. Yani reflü demek kapakçık bozukluğu demektir, varis demektir.
PINAR AKKAŞ: Kalple ilgili iki soru sormak istiyorum. Birisi bu üfürüm dediniz, üfürüm nedir? Halk arasında çok söyleniyor. Bir de hemen hemen herkeste bir kalp rahatsızlığı konusu geçtiği zaman ekstrasistol deniyor, “benim ekstrasistolüm var” diyor. Ekstrasistol bir hastalık mıdır, halkın çoğunluğunda var mıdır hakikaten? Varsa da neler yapılmalıdır.
AHMET AKGÜL: Şimdi öncelikle birinci soru, üfürüm demek; olay hep kan dinamiği yani bütün vücuttaki şeyi tiren yolu gibi düşünün bir damar ağını hep dinamikle ilgili. Kanın akıyla ilgili her şey. Kan normal bilinen yoldan aktığı zaman dışarıya bir titreşim vermez. Eğer verirse zaten vücudumuzda titreşimden durulmaz. Ne zamanki normal akışı bozulur bunun birkaç nedeni var, o zaman dışarıya bir titreşim verir. Bu dışarıya giden titreşimi elle biz hissedersek buna tiril denir. Aynı tirili biz steteskopla kulağımızla duyarsak buna da üfürüm denir. Sonuçta altta nedir; normal akışın bozulması. Masum üfürümler de var bu tip üfürümler de var. Peki masum nasıl olur, eğer bu normal akış bozuluyorsa? O da şudur; özellikle çocukluklarda, çocukluk yaşında hızlı bir şekilde kan akımı olursa normal akış bozulmamıştır, ama aşırı trafik yüklenmiştir o üfürüm yaratır. Peki normal yetişkin bir bireye dönelim, kan akıyor, eğer bu kapakçıkta bir daralma olursa buradan zorlanacaktır bu kan geçerken, üfürüm olarak siz duyarsınız. Veya yetmezlik var, kan geçer geri döner kapaktan reflü olur, onu da bir üfürüm olarak duyarsınız. Peki biraz önce şelale dedik o nedir? Kan gider yanda da toplar damar var. Atar damarla toplar damar arasında gereksiz bir iletişim varsa kan kısa döngü yapacaktır. Kısa yoldan geçtiği için, normal akmaması gereken bir yerden aktığı için o da bir üfürüm olarak tiril olarak duyacaksınız. Tirillerin ve üfürümlerin belirli şiddetine kadar normal kabul ettiğimiz durumlar vardır, ama belirli şiddetten sonra muhakkak çok çok ciddi incelenmesi gerekir, altta bir sıkıntı vardır. Kalp deliklerinde de öyledir; dört boşluklu olan kalp altla üst kapakçıklarla ilişkili, orada ilişki değil bir septum var, duvar var. Bu duvarda en ufak bir delikten kan yanlış tarafa gidecektir üfürüm olacaktır.
Diğer sorunuz ekstrasistol. Bu kalple veya guatrla ilgili kanın akışında yine bir hızlanma veya azalma varsa kalp buna hep uyum sağlamak zorunda.
PINAR AKKAŞ: Nedir ekstrasistolün anlamı?
AHMET AKGÜL: Ekstrasistol; normal kanın ritmi, kalbin ritmi yani kalbin tepe atımı. Kalp vurduğu zaman, dakikada 60-100 diyoruz ya, vurduğu zaman buna sistol diyoruz kasıldığı zaman. Kan direk aorta bütün vücuda dağılır. Ekstrasistol bu normal vurması gereken vurudan farklı bir vuru daha çıkacak. Bu farklı vuru ekstrasistol olarak kabul edilir. Heyecanlanmada, çok çay içmede, kahve içmede, farklı ilaçların etkilerinde, bayanların menstrual periyodlarda, uykusuzlukta, sıkıntılı dönemlerde ekstrasistol doğaldır. Ne zaman sorundur ekstrasistol? Kendini bir çarpıntı gibi hissettirir yani bir kuş kanadı gibi göğsünde hissettirir, çok rahatsız edici bir duygudur aslında ama tek tük olması doğaldır. Ne zaman sorundur? Hayatında normal rutin işleri yapamaz seviyeye geldiği zaman sorundur. O zaman ne yaparız, biz bunu tabii EKG ritim ölçerle düzenledikten sonra holter takarız. Özellikle geceleri olan ekstrasistoller tehlikelidir o yüzden holter takarız. Holter nedir; kanın ritmini bir gece boyunca takip eder, sabah doktor da buna bakar. Gece şu saatlerde fazla ekstrasitolünüz varsa o zamantanıyı derinleştirmeye başlarız. Niye ekstrasistol var? Kansızlık mı var? Çünkü kansızlık olur doku fazla kan ister, kalp bunu göndermek için fazladan çarpmaya başlar. Guatr, zehirli guatr veya hipotiroid. Niye? Yine kalbin ritmini bozmaya başlar. Daha başka, böbreküstü bezleri, tansiyon bu gibi şeyleri tek tek araştırmak zorunda kalırız. Bunlar sırasında kalbin kendi yapısına da bakarız kapakçıklar nasıl, kası nasıl, damarlar nasıl ona da bakarız.
OKTAR BABUNA: Herhalde süremizin sonuna geldik. Biz bitsin istemiyoruz ama, hakikaten güzel detaylı çok anlaşılır bir biçimde daha da detaylı bilgiler verdiniz bu sefer. Gerçekten çok memnun olduk sizi ağırlamaktan. Her zaman da bekleriz.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz Ahmet Hocam sağolun.
AHMET AKGÜL: Ben de sizi bekliyorum.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
AHMET AKGÜL: Çok teşekkür ederim sağolun.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta ikinci kere konuk ettiğimiz Prof. Dr. Ahmet Akgül Hocamız bizlerle birlikteydi. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese hoşça kalın.
http://a9.com.tr/izle/198344/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---56-Bolum---Prof-Dr-Ahmet-Akgul-Kalp-Damar-Cerrahi