HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 55. Bölüm - Prof. Dr. Cem Kalaycı, Gastroenteroloji ...

Yaşam ve Sağlık - 55. Bölüm - Prof. Dr. Cem Kalaycı, Gastroenteroloji Uzmanı

Harun Yahya
32908
10 Şubat, 2015
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 55. Bölüm – Prof. Dr. Cem Kalaycı, Gastroenteroloji Uzmanı

 

KARACİĞER

 

Vücut fonksiyonlarının kusursuz işleyişinde büyük önem taşıyan biyokimyasal reaksiyonların gerçekleştiği hayati organ. 1,5 kilogramlık kütlesiyle karaciğer vücuttaki en büyük iç organdır. Karın boşluğunun en üstünde bulunan ve kısmen midenin üzerine gelen karaciğer iki lobdan oluşur. Karaciğere dışarıdan gelen kan hepatosit adı verilen karaciğer hücreleri tarafından işlenir. Ayrılan bileşikler ya depolanır ya da vücudun ihtiyaç duyduğu diğer bileşiklere dönüştürülür. Vücudun ihtiyaç duyduğu bileşikler yine karaciğer tarafından sentezlenmektedir. İşlemiş kan toplardamar aracılığıyla karaciğeri terk eder. Karaciğer hücrelerinin yerleştiği katmanların arasında ince safra kanallarlı bulunmaktadır. Hepatositler tarafından salgılanan safra yağların sindirimine yardım üzere in iki parmak bağırsağına salınmadan önce safra kesesinde depolanmaktadır. Vücuda alınan her türlü gıda, ilaç ya da bilinçli ya da bilinçsiz zararlı maddelerin son durağı karaciğerdir. Dolayısıyla karaciğer vücuda alınan tüm bu maddelerin iyi ya da kötü etkilerine doğrudan maruz kalmaktadır. Karaciğer kendini kolayca yenileyen bir organdır. Bununla birlikte hepatit C gibi ağır hastalıklar karaciğerde kalıcı hasarlara neden olmaktadır.

 

PINAR KAKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızda bu hafta ülkemizin g konusunda çok gastroenteroloji konusunda çok değerli ve çok başarılı olan Cem Kalaycı Hocamız bizlerle birlikte. Hoş geldiniz Hocam programımıza.

 

CEM KALAYCI: Hoş bulduk. Sağolun çok teşekkürler

 

OKTAR BAUNA: Hoş geldiniz.

 

CEM KALAYCI: Önce çok teşekkür ederim bana bu davet nedeniyle. A9’u biliyoruz, gayet başarılı bir kanal. Bu programı da duyuyordum. Çok teşekkür ediyorum. Başlamadan önce beni buraya davet ettiğiniz çok teşekkür ediyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Biz çok teşekkür ediyoruz. İyi ki geldiniz, onur verdiniz, şeref verdiniz.

 

OKTAR BABUNA: Evet, siz gastroenteroloji konusunda hakikaten Türkiye’nin en önce gelen hekimlerinden birisiniz. Dolayısıyla biz de ilminizden istifade etmek istiyoruz. Karaciğer çok geniş bir konu, karaciğerin hakikaten müthiş fonksiyonları var. Karaciğer tabii çok fonksiyonlu olduğu için çok işlevsel bir organ. Ona göre de hastalıkları da çok geniş bir konu. İsterseniz, karaciğer vücudumuza neler yapıyor, nasıl katkıları var bu şekilde başlayalım.

 

CEM KALAYCI: Şöyle özetlenebilir dinleyicilerimiz için. Karaciğer hakikaten çok önemli bir organ. Aslında ilginç bir organ, vücudun hacim olarak en büyük organı karaciğer, çok büyük bir organ ve çok fazla fonksiyonları var. Karaciğerin fonksiyonu bize böyle öğretilirdi; vücudun biyokimya laboratuarı gibi. Bir çok kimyasal mekanizmanın yer aldığı organ olarak düşünülebilir ama pratik olarak söylersek asalında bir çok zararlı maddenin uzaklaştırıldığı bir organ. En başta alkolün vücuttan uzaklaştırıldığı organ. O yüzen alkol kullananların fazla miktarda alması karaciğeri risk altında tutuyor. Bir çok ilacın uzaklaştırıldığı organ. Sindirim için son derece önemli. Çünkü sindirimin çok önemli bir parçası olan safranın üretildiği organ. Safra bazen safra kesesinde yapılıyor zannedilir, halbuki safra karaciğerde yapılıyor. Safra kesesinde sadece gerektikçe kullanılmak üzere depolanıyor. Aslında kese güzel bir isim sadece bir kese. Safra üretiliyor, ilaçlar vücuttan uzaklaştırılıyor. Bazı ilaçlar karaciğerde etkin hale geliyor. Bazı ilaçları etkin halde olamadan yutuyoruz, karaciğer onu vücuda yarar hale getiriyor. Karaciğerin böyle çok fazla fonksiyonları var. Protein sentezi yapıtaşları olabiliyor. Karaciğerin fonksiyonları çok fazla. Onun için karaciğerin fonksiyonlarında olan bozukluk, mesela  pıhtılaşmaların en önemli faktörlerinden biri. Karaciğer bozukluklarının önemli belirtilerinden biri, halsizlik olur, sarılık olur vs. ama çok önemli belirtilerinden biri pıhtılaşma fonksiyonu bozukluğu kanamalara sebep olabilir.

 

OKTAR BABUNA: Albümin denilen proteinleri yapıyor o da çok önemli.

 

CEM KALAYCI: Vücuttaki bütün proteinleri sentez ediyor. Onun için çok sayısız fonksiyonları var ve bu fonksiyonlardaki bozukluk bir çok organın bozukluklarından biraz farklı olarak direk günlük hayata yansır. Karaciğer bozulunca sarılık olur, çok bozulursa pıhtılaşma bozukluğu olur. Beyinle çok alakalı, karaciğer bozukluğu şuur bozukluklarına sebep olur. Karaciğer kalp gibi, nasıl kalbi çıkarırsanız yaşayamazsınız, karaciğeri de çıkarırsa ölür. Karaciğer olmazsa olmaz. Böbrek öyle değil, böbrek önemsiz anlamında söylemiyorum. Bir böbrek giderse insan yaşar, iki böbrek giderse makineyle yaşar. Dalak olmadan olur, safra kesesi, apandisit, bağırsağınızın yüzde 90’ı olmasa olur, mide çıkarılır insan yaşar, yemek borusu çıkarılıyor ama karaciğer gitti siz de gittiniz.

 

OKTAR BABUNA: Peki hangi şikayetler olduğunda karaciğerden şüphelenmek gerekiyor? Tabii sarılık çok net de onun dışında neler bizi karaciğerden şüphelendirmesi gerekir.

 

CEM KALAYCI: Şimdi standart bazı belirtileri olmakla birlikte ondan önce şunu söylemek istiyorum ki; karaciğer hastalığı olanların çok büyük kısmında hiçbir belirti olmayabiliyor. Sinsi ilerliyor çünkü şunda dolayı; bu bir çok organ için muazzam bir sistem, organın çok büyük kısmı gidene kadar, yüzde 90’ı gidene kadar hiçbir belirti vermiyor. Çünkü geri kalan yüzde 10’u onun görevini yerine getiriyor. Bu bir çok organ için, mesela pankreas için öyle, çok büyük kısmı gidene kadar hiçbir belirtti vermiyor, karaciğer için de öyle. Yani özetle sorunun cevabı; hastaların önemli bir kısmında hiçbir belirti olmayabiliyor. Örneğin hepatit B ve hepatit C Türkiye’de çok yaygın problemler. Bir nedenle hepatit B tanısı konuyor, hepatit C tanısı konuyor. Bir çok insan “benim hiçbir şikayetin yok” diyor. Ama zaten tedavi ettiğimiz hastaların çok büyük kısmında bir şikayet yok. Genellikle karaciğer hastaları şikayeti geçsin diye değil de ileri dönemde öldürücü karaciğer hastalıklarına maruz kalmasın diye tedavi edilirler. Ama belirti verdiği zaman karaciğer hastalıklarının standart bazı belirtileri var örneğin sık görülen hastalıklardan biri olan karaciğer yağlanmasında sağda ağrı olur. Hafif bir ağrıdır genellikle. Rahatsız edici bir şey genellikle değildir. Kişilere ondan rahatsız olduğu için değil de “bu nedir” diye merak ederler. Aslında karaciğer ağrısız bir organdır, yağlandığı zaman biraz büyür. Büyüdüğü zaman dışında soğan zarı gibi bir zar var, o zarı biraz gerer, o gerginliğe bağlı olarak orada bir ağrı olur. Karaciğer hastalığının çok standart belirtisi halsizliktir. Karaciğer hastalığı, özellikle karaciğerde iltihabi durumları karaciğer fonksiyonlarındaki ufak rahatsızlıkların sık belirtisi halsizlik olur. Bu bozukluk biraz fazlaysa sarılık olur. Fazla ileriye giderse karaciğer koması veya prea koma, koma öncesi durum. Yani onu şöyle teşhis ediyoruz bazen şüphelenince; işte yüzden geriye iki iki say diyoruz. İnsanların günlük konuşmasında bir belirti vermediği halde entelektüel kapasitede bir bozukluğa yol açabiliyor. Uyku hali yapabilir. Tabii ileri karaciğer hastalıklarının belirtileri iştahsızlık yapabilir, karında su yapabilir. Karında su toplanması, karında bir şişkinlik oluyor, karnını görüyorsunuz hamile gibi şişiyor karnı. Karında suya sebep olabilir. Karaciğer hastalığın diğer bir belirtisi, hastalık biraz ileri siroz aşamasına geldiyse sebep ne olursa olsun ister alkol, ister yağlanma, ister hepatit siroz aşamasına gelince hastaların bir kısmında yemek borusunda varisler oluyor, aynı bacakta olan varisler yemek borusunda oluyor. O varisler kanayarak mide kanması, ki o kanamayı geçirenlerin üçte biri ilk kanamada ölürler. Yani belirti geç veriyor, ilk başta çok silik belirtiler ama bu saydığımız belirtileri verdiği zaman, karnında su, şuurunda bozulma, yemek borusundaki varis kanamaları bu hasta artık ömür çok az kaldı demektir.

 

PINAR AKKAŞ: Peki bu karaciğer hastalarının hepsinde tipik belirtiler halsizlik ve sarılık mıdır, yoksa sadece hepatitler için mi geçerlidir? Ya da karaciğer yağlanması için mi geçerlidir? Yani tüm karaciğer hastalıkları düşünüldüğünde tipik olarak düşünülebilir mi halsizlik ve sarılık?

 

CEM KALAYCI: Çok doğru bir soru. Evet düşünülebilir. Kara ciğer hastalığının sebebi ne olursa olsun netice aynı oluyor, belirtiler aynı oluyor. Ama orada tabii doktor veya hastaya düşen görev sebebi bulmak lazım ki çünkü belirti aynı, onun da sarılığı var onun da, o da halsiz o da halsiz, onun da ağrısı var onun da ağrısı var. Ama sebep farklı, sebep farklı olunca tedavi farklı. Yağlanmaysa tamamen farklı, hepatit B ise farklı, C ise, alkolse daha otuz tane sebep sayılabilir. Başından beri söylediğimiz bu dört tanesi aslında en sık karaciğer hastalıkları. Aslında bir diğer sık sebep ilaçlar. Ve özellikle şöyle yaygın bir kanaat var; doğalsa zararı olmaz. Bu en azından karaciğer için kesinlikle doğru değil. “Bu bitkisel bir zararı olmaz” çok yanlış bir tahmin. Bitkisel çok zararlı şeyler var. Bitkisel toksinler karaciğere zarar verebilir ve de aslında ilaçlardan bazen daha çok zarar verebiliyor. Çünkü ilaçlarda belli bir ihtimal var. İşte, ‘bu ilacın karaciğere dokunma ihtimali binde bir’ ve onu biliyoruz. Bu ilaç binde bir de olsa karaciğere dokunabilir. Ama öbürü “bilmem ne otunu içtim.” İşte o ot neden onu bile bilmiyorum, ömrümde görmediğim ot. Dünyada da bir bilgi yok. Ama çok net olarak doğal şeyler karaciğere zarar verebilir.

 

OKTAR BABUNA: Bunu söylemeniz çok iyi oldu çünkü bu konu çok gündeme geliyor bana da sık sık soruyorlar. Sizden hakikate en yetkili kişiden duymaları son derece önemli. Gelişigüzel her şeyi kullanabiliyorlar. Halbuki ne olduğu belli değil. Üç beş sene sonra “pardon” mu diyeceksiniz? Allah korosun tabii.

 

CEM KALAYCI: Evet maalesef bu çok oluyor. Karaciğer yetmezliğine sebep olabilir. Tabii karaciğer yetmezliğine bitkisel sebep olan en bilinen örnek mantar. Yoldan toplanan mantarlar mantar zamanında onların bir kısmı hakikaten öldürücü. Ve Türkiye’de maalesef halen karaciğer nakillerinin önemli sebeplerinden biri mantar zehirlenmesi. Ama bu çok bilinen bir şey, mantar zehirlenmesi böbrek ve karaciğer yetmezliği yapıyor. Biraz azaldı gibi görüyorum ben ama, eski yıllarda hastanede biliyorum ki aile topluyor hep beraber oturup yiyorlar hepsi zehirleniyor. İkisi karaciğerden bir de böbrekten ölüyor, öbür ikisi kalıyor vs. Mantar dışında ama diğer bazı bikriler, otlar adını bile bilmediğimiz şeyler var.

 

OKTAR BABUNA: Aklınıza gelen bir şey var mı?

 

CEM KALAYCI: Belli hatırlatabileceğim bir şey yok ama, benim hatırlatabileceğim şey; bitkisel ürünleri çok emin olmadıkça gerek yararının bilinmememsi, gerek zararının bilinmemesi nedeniyle önermiyorum. Kanıt lazım, kanıt da sağlam bir kanıt. Komşuya fayda etmesi yeterli kanıt değil. Hakikaten fayda etmiştir komşuya. O doğru bir bilgidir ama 100 kişi o bitkiyi kullansa kaçı fayda görecek, kaçı zarar görecek o bilinmiyor. Halbuki ben bir ilaç önerdiğim zaman bana sorarsa kişi, “ben bundan ne ihtimalle fayda görürüm” ben ona söylerim. Yüzde 60 fayda edecek bu, on kişi alsa altısı fayda görüyor. Üçünde hiçbir işe yaramıyor biri zarar görüyor. Zarar görürse ne zarar görür, şu zarar görür onu biliyorum. Ama şu otu aldı, ne fayda edecek onu bilmiyorum, ne zarar edecek onu da bilmiyorum, o bir bilinmez.

 

PINAR AKKAŞ: Bu anlattığınız çok önemli aslında. Bitkisel içerikli şeylerde halk arasında öyle bir düşünce var, direk yan etkisi yoktur kabul ediliyor.

 

CEM KALAYCI: Çok yanlış bir şey.

 

APINAR AKKAŞ: Ama haplar ilaçlar en azından sonuçları biliniyor.

 

CEM KALAYCI: Mesela sinameki çok içilen bir şey. Kesinlikle içilmesin diyeceğim bir şey değil ama dozunu bilmek lazım. O bitkisel diye onu sonsuz içme, istediği kadar içme öyle bir hakkı yok. O da aslında ilaç gibi dozunu bilmek, düzenli kullanmak, yan etkisini düşünmek gereken şey.

 

OKTAR BABUNA: Bununla ilgili bir şey anlatayım; Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri vardır Kıbrıs’ta vefat etti Allah rahmet eylesin. Onun sağlığıyla ilgileniyorduk Adnan Oktar vesilesiyle, kendisi görevlendirmişti. Ona karaciğerine iyi geliyor diye bir bitkisel bir şey getirtmişler Almanya’dan. Kardiyolog hekim arkadaşla birlikte gitmiştik, bir baktık kalpte yan etkisi var. Halbuki kalp yetmezliği vardı onda, kalbin kasılmasını önlüyormuş hemen kesmek zorunda kaldık. Öyle dediğiniz gibi gelişigüzel hiç bir şekilde kullanmamak gerekir.

 

CEM KALAYCI: Güven etiketi iki tane, hem bitkisel hem Almanya, bundan artık zarar gelmez gibi ama kesinlikle öyle değil.

 

PINAR AKKAŞ: Karaciğer yağlanması gün geçtikçe artan bir sorun haline geldi, günümüzde çok fazla karşılaşılıyor. Klasik anlamda karaciğer yağlanması nedir?

 

CEM KALAYCI: Karaciğer yağlanması aslında karaciğerin hakikaten yağlanması, sıklıkla kilodan oluşuyor. Kilo alınca ben kişilere böyle söylüyorum, nasıl karnınız yağlanıyor göbek oluyor aynı şekilde karaciğer de yağlanıyor. Tabii karaciğer yağlanmasının en sık diğer bir sebebi alkole bağlı yağlanma ama buna non alkolik, non yok demek. NOn alkolik karaciğer yağlanması aslında bütün dünyada alkoliğin çok olduğu batı ülkelerinde bile alkole bağlı yağlanmadan daha önemli durumda. Non alkolik karaciğer yağlanması diye bir şey var. Fakat alkol dışı sebeplerden olan karaciğer yağlanması aynı alkole benzer belirtiler veriyor. Alkolden dolayı olmuş karaciğer yağlanması olan bir insanın karaciğerinden parça alınsa, öbürünün de kilodan olan ikisi aynı gözüküyor. Ve uzun dönemdeki riskler aynı.

 

PINAR AKKAŞ: Ayrım nasıl yapılıyor?

 

CEM KALAYCI: O ayrımı kişiye soruyorsunuz “içiyor musunuz içmiyor musunuz” içiyorsa alkolden içmiyorsa alkolden değil. Tamamen öyle. Yoksa biyopsi de bile ayırt edemiyorsunuz. Bazı ufak tefek kan testleri yardımcı olabilir ama birebir aynı her şeyi, görüntüsü, belirtileri ve uzun dönem etkileri. Tabii orada alkole bağlı olmayan durum daha bir zor doktor için. Çünkü alkole bağlı olanda, “içkiyi bırak” o büyük ihtimalle fayda ediyor çok belli bir noktaya gelmeyince. Hatta tamamen normale dönebiliyor. Ama alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması en çok birkaç sebepten oluyor; en başta geleni kilo fazlalığı. Şimdi kilo fazlalığından olan da, “kiloyu ver” diyorsunuz ama kiloyu vermek kolay iş değil yani bu dünyadaki bir problem. Kolesterol yüksekliği sebep olabilir, şeker hastalığı karaciğer yağlanmasının sebebi olabilir. Ve genellikle karaciğer yağlanması, alkol dışı sebeplerden olan yağlanma da şu saydığım üç ana sebepten biri değil. Genellikle hepsi biraz biraz oluyor. Biraz şeker, biraz kilo, biraz kolesterol yüksekliği gibi. Ama en önemli tek bir şeyi seçecek olursak kilo fazlalığı karaciğer yağlanmasının en sık sebebi. Tamamen normal kiloda incecik olan kişilerde karaciğer yağlanması olur mu, olur. Bütün karaciğer yağlanması olanların çok küçük bir grubu bu, hep sorulan bir şey. Yüzde 5’i sadece normal kilolularda, yüzde 95 kilo fazlalığından olan bir hastalık özetle.

 

PINAR AKKAŞ: Peki statin grubu ilaçların karaciğer yağlanması yaptığına yönelik bir mantık olduğu söyleniyor doğru mu?

 

CEM KALAYCI: Hayır, tıbbi bir doğruluğu yok. Bunun kanıtı da yok. Statinlerin karaciğer yağlanmasıyla ilgili; tabii statinler kolesterol ilacı olarak biliniyor. Kolesterol ilaçlarının statinlerin karaciğer yağlanmasıyla ilgisi şöyle; statinlerin sık görülen, ki o da seyrek ama sık görülen yan etkisi karaciğeri bozmak oluyor. Şimdi karaciğer yağlanması çok yaygın, kolesterolü yüksek. İlacı başlamadan önce kan testi yapılıyor ve karaciğer testleri bozuk çıkıyor yağlanmadan dolayı. Benim çok sık gördüğüm hasta grubu; kardiyolog arkadaş gönderiyor diyor ki, “buna statin vermek lazım ama karaciğer zaten bozuk verebilir miyim?” Şimdi orada bilgi çok sağlam, yağlanmadan dolayı olan karaciğer bozukluğu statin almaya kesinlikle engel değil alabilir. Peki bir yan etki olabilir mi? Olabilir, karaciğer testi normal olanda bile olabilir, öbüründe de olabilir. Ama onda ne kadarsa risk, karaciğer yağlanmasından kaynaklanan risk de eşit derecede. Özetle yağlanma statin almaya engel değil, statin yağlanma yapmaz. Ama yağlanmayı tedavi etmez. Kolesterolü yüksek değilse karaciğer yağlanması için statin vermenin bir manası yok.

 

PINAR AKKAŞ: Klinik muayeneyle anlaşılır mı? Ultrason ve laboratuar tetkiklerinin dışında onlar olmadan klinik muayeneyle anlaşılır mı?

 

CEM KALAYCI: Şöyle anlaşılabilir; birincisi eğer şişmansa, ikincisi, karaciğeri büyükse orada çok büyük doğrulukla bunun yağlanmadan olduğunu tahmin edersiniz. Kan testiyle anlaşılmaz ultrason bunu doğrular, genellikle doğrular. Bazen yağlanma olduğu halde ultrason bunu göstermeyebilir. Onun için eğer sağlam dayanaklara dayanarak yağlanma olduğunu düşünüyorsanız ultrasonun yağlanma görmemesi yağlanma olmadığı anlamına gelmiyor.

 

OKTAR BABUNA: Şimdi size bir soru soracağım, yeni bir akım, hekim arkadaşlar var; “yağ istediğiniz kadar yiyin ama şeker yemeyin” bu görüşü savunuyorlar. Sizin bu konuda görüşünüz nedir? Konunuzla belki doğrudan ilgili değil ama karaciğerle ilgili olduğu için.

 

CEM KALAYCI: Şöyle söyleyebilirim; benim genellikle tarzım olarak ben bir konuda görüş söylüyorsam, “ben böyle düşünüyorum” la olmaz. Bugünkü tabirle söylersek kanıta dayalı tıp diye bir şey var. Şimdi bir kanıt söylemek lazım ve bu kanıta dayanarak, bu kanıt illa bir Amerikan dergisi olmayabilir, kendi tecrübeniz olabilir. Ama “ben üç kişide böyle gördüm” le olmaz. 300 kişilik bir kanıtınız olur, bir takibiniz olur, buna dayanan bir bilgi olur, yoksa “ben böyle düşünüyorum, böyle söylüyorum” la olmaz. Bu devirde bu bana göre bir tavsiye olmaz. Özetle bu girişi yaptıktan sonra yağla ilgili mesela şu; yağın özellikle doymuş yağların kalp-damar sistemindeki rahatsızlığı artırdığına dair çok kanıt var. O nedenle üstelik de kalorisi çok yüksek şeyler. Şeker faydalı değil, şeker çok zararlı. Özellikle karaciğer yağlanması için çok zararlı. En zararlı olan şeker de mısır şurubuna dayalı şeker karaciğer yağlanmasını çok artırıyor. Tabii en ucuz şeker olduğu için çok yaygın kullanılıyor. Tam kesin bilmediğim bir şeyi söyleyeceğim ama her ülkede mısır şurubuna dayalı tatlandırıcının belli bir yüzdede müsaadesi var. O müsaade Türkiye’de biraz daha yüksek. Mesela yüzde 5’e kadar değil de yüzde 15’e kadar müsaade ediliyor gibi bilemiyorum ama, mısır şurubuna dayalı şeker çok zararlı karaciğer yağlanması için. Yağ yemek her türlü yağ; şimdi orada ufak bir yanlışlık zeytinyağ tereyağ ayrımında kilo bakımından bir fark yok arada. Her ikisinin de bir gramında 9 kalori var. Kilo almak bakımında şöyle yaygın bir kanaat var ki; ‘tereyağ değil de zeytinyağ yersen bir ararı olmaz, her yemekten önce iki dilim ekmeği ban ye,’ muazzam bir kalori onda da var. Onun için kaloriyi düşürmek açısından bence yağın da kısıtlanması gerekli bir durum, evet. Yağ yeseniz zayıflayamazsınız.

 

OKTAR BABUNA: Ben de katılıyorum. Kanıt dediğiniz gibi önemli, mutlaka kanıta dayalı.

 

CEM KALAYCI: Kanıta dayalı bilgiler bunlar evet.

 

OKTAR BABUNA: Şimdi isterseniz biraz da hastalıklardan bahsedelim, karaciğer yağlanmasını anlattınız. Tedavisi nedir?

 

CEM KALAYCI: Karaciğer yağlanma tedavisi kısa en önemli tedavi, sebep kiloysa o kiloyu vermesi lazım. Tabii kilo vermek çok zor bir şey. Kilo vermek dışında bugün için yağlanmanın tedavisinde kanıtlanmış bir şey yok. Bir tek bir çok karaciğer hastalığı için doğru olan şey yağlanma için de doğru kahve fayda ediyor. Artık rutin günlük tavsiyelerimiz arasına kesin olarak girmiş bir şey. Günde iki ila üç fincan kahve içenlerin karaciğer hastalığı, bu hepatitler için de B-C için de yağlanma için de, alkol, alkol dışı yağlanma için de bu dozda kahveyi içenlerin karaciğerindeki hastalık içmeyenlere göre çok daha az ilerliyor veya ilerlemiyor. Şimdi karaciğer yağlanması -çok da böyle korkutucu bir bilgi de vermek istemiyorum- kabaca söylersek karaciğer yağlanması olanların yüzde 80’ine hiçbir şey olmuyor veya yüzde 85’ine, yüzde 90’ına. Ama yüzde 10-20’si yağlanmaya bağlı hastalık ilerleyip siroz ve karaciğer kanseri yapıyor. Ama bakıyorlar ki demin söylediğim dozda kahveyi içenlerde bu ihtimal çok daha az oluyor. Kahvenin içinde iki veya üç tane molekül var ki karaciğer hastalığının ilerlemesine çok kuvvetli antioksidanlar karaciğer hastalığının ilerlemesine engel oluyor.

 

PINAR AKKAŞ: Aslında yüzde 10 bir rakam az değil. O ihtimal var. O yüzden de diğer yağlanması olan kişilerin de mutlaka tedavi edilmesinde de faydası var. Bir de alkol almayacak.

 

CEM KALAYCI: Kilo vermesi, tabii alkol alırsa yağlanma için ikinci bir sebebi koyuyorsunuz üstüne. Üstelik de alkol çok kalorili bir şey. İçki içinde zaten şişman, karaciğeri yağlanmış o kiloyu vermesi söz konusu değil. İçki içmeyecek, yediğine dikkat edecek. Bir diğer ilginç kahve dışındaki tavsiye yürüyüş çok önemli. Egzersiz önemli ama egzersiz kilo verdirmese bile, çok ilginç bir şey karaciğer yağlanmasındaki yağı eritiyor. İlla kilo verdirmesi şart değil. “Ben yürüsem de bana yine kilo verdirmiyor,” yine yürümesi tavsiye ediliyor. İlaçta olduğu gibi egzersizde de bir doz var. Yürüsen iyi olur, haftada bir gün yarım saat yürüyor böyle sallanarak, hiç bir işe yaramaz. Her gün tempolu en az yarım saat yürümesi lazım karaciğer yağlanmasına fayda etmesi için. Kahve içmek de günde en az iki üç fincan filtre kahve içmesi gerekiyor şeklinde. Diğer fayda edebilecek şeyden biri; şimdi karaciğer yağlanmasında karaciğerde iltihaba yol açıyor. E vitamini fayda ediyor ama onu herkese tavsiye etmiyoruz da belli bir düzeyde hasar oluştuysa, çünkü E vitamini çok az da olsa mesane kanseri riskini artırır gibi çok kanıtlanmamış şüpheler var. Böyle olunca eğer buna değecek bir derecede önemli bir durum varda karaciğerinde E vitamini alsın diyoruz. Bugün için direk olarak karaciğer yağlanmasını tedavi edecek bir şey yok. Emini üç sene sonra da konuşursak bu böyle olmayacak. Beklenen birkaç ilaç var, birkaç molekül var. Bir tanesinin epeyce çalışması yapıldı. Karaciğer yağlanmasına eminim üç dört seneye tedavi edici ilaç olacak.

 

OKTAR BABUNA: Ama kahveyi öneriyorsunuz. Kalp rahatsızlığı bir şeyi yoksa.

 

CEM KALAYCI: Kesinlikle öneriyorum. Tabii kahve kimisinde uyku kaçırabilir, kimisinde çarpıntı yapıyor, sinirlilik yapabiliyor vs. Ama eğer başka nedenlerle kahve içmesine engel yoksa bugünkü bilgilerle kesinlikle tavsiye ediyoruz karaciğer yağlanması olanlara.

 

OKTAR BABUNA: Karaciğer yağlanmasıyla ilgili başka söyleyeceğiniz yoksa eğer hepatit konusu da çok kimseyi ilgilendiren bir konu. Hepatit B-c hatta D ve E şakileri var. C ile ilgili de bazı müjdeler var. İsterseniz hepatitten biraz bahsedelim. Nasıl korunulur veya nasıl tedavi edilir?

 

PINAR AKKAŞ: Hepatit nedir?

 

CEM KALAYCI: Şöyle kabaca söylenilebilir. Bir lafın sonuna it gelince iltihap. Mesela sinüzit sinüs iltihabı, menenjit beyin iltihabı, apandisit, gastrit, kolit hepsinin sonunda it var iltihap. Hepatit D karaciğer iltihabı demek. Karaciğer iltihabının sık sebebi bu mikrobik virüsler. Biraz önce konuştuğumuz yağlanma da aslında karaciğerde ona da non alkolik steato yağlanma demek, steatohepatit deniyor. O da yağlanmansın yaptığı hepatit aslında. Ama mikrobik hepatitler işte en çok önemsenen toplum sağlığı açısından hepatit B ve C. Hepatit D var, A var E var. Şimdi hepatit A yemekle bulaşan bir hastalık. Türkiye nüfusunun yüzde 80-90’ı bununla karşılaşıyor. Ama iyi tarafı şu ki hemen daima yüzde 99 hiç bir tedavi yapmadan kendiliğinden ve ömür boyu bağışık kalıyor. İnsana bir daha hepatit A bulaşmıyor. Ama hepatit A geçirenlerin çoğu farkında bile olmuyor. Azıcık bir ishal oldum zannediyor, hafif bir grip oldum zannediyor. O hepatit A’ydı aslında. Çünkü 30 yaşına gelince bakıyorsunuz hepatit A geçirmiş ve bağışık, ama ben bilmiyorum diyor. Çoğumuz da böyleyiz.

 

PINAR AKKAŞ: daha çok çocuklarda mı görülüyor?

 

CEM KALAYCI: Daha çok çocuklarda oluyor hepatit ama artık olmuyor. Çünkü şimdi artık hepatit A’nın etkin bir aşısı var. Hepatit A onun için toplum sağlığı açısından az önemli bir durum. Toplum sağlığı açısından çok önemli olan hepatit B ve C. Türkiye’de en çok hepatit B en büyük problem. Türkiye’deki karaciğer nakilleri halen bütün dünyadan farklı olarak en çok hepatit B nedeniyle yapılıyor. Türkiye’de çok yüksek rakamlar zannediyorduk. Halbuki Türk karaciğer araştırmaları derneği gayet başarılı bir çalışma yaptı. Bütün toplum örneklenerek yani hastaneye, doktora gelen değil de evinde oturanlar sağlıklılar örneklendi ve öyle zannettiğimiz gibi yüzde 8-10’lar değil de Türkiye’de 10 ila 5 arasında değişen. Yine tabii batı ülkelerine göre büyük rakamlar nüfusun yüzde 4-5’i. Bölgesel değişiklik gösteriyor. Doğu ve Güneydoğu’da daha çok, batıda daha az ama ortalamaya koyarsak yüzde 4-5’min hepatit B taşıyor. Şimdi hepatit B iki nedenle çok önemli; Türkiye’de siroz ve karaciğer kanserinin çok sık sebebi. Ama bugünkü tedavilerle hepatit C’den farklı olarak hepatit B ilaçları da çok etkili ilaçlar, tedavi gereken kişilerde. Ama bugünkü bilgilerle hepatit B ilaçları alındığı sürece fayda ediyor. Yani tansiyon ilacı gibi, kolesterol ilacı gibi genellikle başlanırsa ömür boyu alınıyor. Ama her hepatit B hastasını tedaviye gerek görmüyoruz. Hepatit B karaciğere zarar veriyorsa. Kabaca hepatit B hastalarının yüzde 20’si tedaviye gerek duyar durumda oluyor, yüzde 80’i hepatit B’yi taşıdığı halde tedaviye gerek görmüyor biz de tedaviye gerek görmüyoruz. Ama hepatit B hastası doktora geliyor, karaciğerine zararı yok.

 

PINAR AKKAŞ: En sık hangi sebeple geliyor?

 

CEM KALAYCI: “Benim bir rahatsızlığım yoktu, baktırdım bu çıktı” en sık bu nedenle geliyor. Kontrol sırasında çıkıyor. Veya genellikle, “komşumda hepatit B çıktı, baktırdım bende de çıktı.” Veya ailede birisinde oluyor o da baktırıyor ama seyrek olarak da demin dediğimiz gibi hafif bir sarılık, halsizlik, sağ üstte ağrı gibi şikayetlerle bakılınca ortaya çıkabiliyor.Ama hepatit B’deki ilaç tedavisi gerekmeyen kişilerde orada bazen doktorla yanlış anlaşma oluyor. Nasıl yapılıyor; testlere bakılıyor, sizde hepatit B var ama tedavi gerektirmiyor. Ama bugün gerektirmiyor belki üç sene sonra tedavi gerektirir hale gelebilir onun için arada bir tedavi gerektirir hale geldi mi diye arada bir testleri, aynı tansiyon gibi. Tansiyon bakıyor 14 çıktı, biraz tuzsuz ye şimdilik gerekmiyor. Ama belki üç sene sonra 18’e çıkacak, o zaman tedavi gerektirir hale gelebilir. Arada bir kontrol etmek lazım.

 

PINAR AKKAŞ: Peki her halükarda tedavi edilse.

 

CEM KALAYCI: Ama ona değmiyor. İki nedenle değmiyor, birincisi gereksiz ilaç almış oluyorsunuz. Her hepatit B’ye ilaç vermek aslında çok önemli pratik bir soru., daha kolaylaşabilir iş. Ama yüzde 80 insanda o hepatit B karaciğerine zarar vermiyor bu sefer gereksiz bir ilacın zararını, üstelik de ömür boyu. Hadi üç ay olsa gerekmiyorsa bile alsın bir şey olmaz diyelim ama öyle değil. Ömür boyu alınıyor hepatit B ilacı.

 

OKTAR BABUNA: Temizlenmesi mümkün mü?

 

CEM KALAYCI: Tamamen temizlemiyor hepatit B ilacı, alındığı sürece hepatit B’nin karaciğere zarar vermesine engel oluyor. Hepatit B’nin üremesini durduruyor ilaçlar. Onun da kanda hepatit B’nin, işte her canlının DNA’sı var, hepatit B’nin de var, hepatit B DNA’sına bakıyoruz DNA’yı sıfır yapıyor. Mesela kan tahlilinde 10 milyon çıkıyor, ilacı alınca 0 çıkıyor, o zaman karaciğere zarar vermez hale geliyor. Ama hepatit B kalıyor, ilacı bırakınca DNA geri geliyor. Onun için genellikle ilaç gerekiyorsa -tabii bunun istisnaları olur- ömür boyu alınıyor.

 

OKTAR BABUNA: Bir ara aşılamadan bahsediliyordu, onun faydası var mı?

 

CEM KALAYCI: Çok faydası var ve Türkiye doğrusunu söylemek gerekirse dünyadaki en başarılı aşılama programlarından birini uyguladı.

 

OKTAR BABUNA: Tedavi için kast ettim ben.

 

CEM KALAYCI: Tedavi için evet. Bu denendi ama bugünkü bilgilerle pratik olarak bir yeri yok. ‘Aşıyla hepatit B’yi ortadan kaldıralım’ şeklinde ama bugünkü bilgilerle pratik olarak şu anda yok. Ama hepatit B aşısı Türkiye’de çok başarılı oldu. O yüzde 10’lar, 15’lerden taşıyıcılıktan yüzde 4-5’lere düşmesinin sebebi bu. Umuyorum bu tempoyla iyiye gider.

 

OKTAR BABUNA: Herkes yaptırsın değil mi?

 

CEM KALAYCI: Her yeni doğanın zaten zorunlu aşılarından biri. Hepatit B aşısının fayda ettiği, asıl fayda beklediğimiz grup çocuklar. Çünkü erişkin bir insan hepatit B alsa bir nedenle yüzde 99 bunu atıyor hiçbir iz bırakmadan. Bizle hepatit B’yi alırsak, aşılı da değiliz, hepatit B’nin vücutta kalıcı olma ihtimali yüzde 1. Halbuki çocuk yaşta alınırsa tuhaf bir şey, o yüzde 99 kalıyor. Bizim 30-40-50 yaşında görüp tedavi ettiğimiz veya tedavi edemeyip siroz karaciğer kanseri veya karaciğer nakli olanlar veya ölenler hepsi demesek bile çok büyük kısmı çocukluk çağında hepatit B’yi aldı da erişkin yaşta hasta oldu. Çünkü erişkin yaşta hepatit B’yi alırsa onu atıyor zaten vücut. O bakımdan çocukluk yaşında şu anda bir zorunluluk yok. Şu anda dediğim yılardır. 

 

PINAR KKAŞ: Aşılama uzun süredir mi yapılıyor?

 

CEM KALAYCI: Aşı çok uzun süredir ama her yeni doğanın zorunlu aşılanması herhalde 10-15 senedir, belki bir az daha çok.

 

PINAR KKAŞ: Bölgesel farklılıklardan bahsettiniz, Güneydoğu ve doğuda olmasının yoğun olması nedenleri nedir?

 

CEM KALAYCI: Çok büyük ihtimalle, şimdi çocukluk çağındaki bulaş çok önemli dedik. Orada bir kadın on çocuk doğuruyor veya doğuruyor idi. Çok çocuklu ailelerde anneden çocuğa bulaşıyor bir, o zaman bir çocuğa değil beş çocuğa bulaşıyor veya bir çocuktan bir çocuğa bulaşıyor. O çocuktan bu çocuğa bulaşınca o ömür boyu kalıyor. Oradaki fazlalığın çok olmasının sebebi standart hijyen koşulları dışında en önemli bulaş şeklinin önemli, bir evde fazla çocuk olması. Ama şimdi orada da çok büyük bir düşüş gösteriyor. Aşılama programı çok başarılı. Gelişmiş batı ülkelerinde tabii çok ender hepatit B. Maalesef hepatit B az gelişmiş ülkelerin problemi. İşte Ortadoğu’da çok yaygın, Asya ülkelerinde, Afrika ülkelerinde. Batı Avrupa ve Amerika’da çok ender. Oralarda da hepatit C.

 

PINAR AKKAŞ: Dolayısıyla da siroz daha mı fazla olmuş oluyor?

 

CEM KALAYCI: Evet. Yüzde 20’si siroz oluyor ama nüfus da o kadar büyük ki yüzde 20 çok büyük bir rakam tutuyor. Türkiye’de halen karaciğer naklinin en sık sebebi hepatit B. Ama aşılanırsa korunuluyor, zamanında tedavi olursa siroz olmuyor, o bakımdan hepatit B tıbbi alanda çok başarılı olunan bir alan. Tedavi ihtiyacı olan hastayı gözden kaçırmamak lazım, bu son derece önemli.

 

OKTAR BABUNA: Taşıyıcı olan bir annenin çocuğuna geçirme ihtimali ne kadar?

 

CEM KALAYCI: Hepatit B’nin orada birkaç şeyi var, biraz önce DNA’dan bahsettik. DNA eğer yüksekse risk çok yüksek. DNA düşük veya sıfırsa risk çok düşük. O nedenle gebe kadın hepatit B taşıyorsa DNA’sına bakılıyor ve DNA’sı eğer yüksekse gebelik sırasında da hepatit B ilaçları verilebiliyor. Sıfırlıyorsunuz ki doğum sırasında bulaştırmasın diye. Bir böyle tedbir alınıyor. İkincisi, çocuk doğduğu sırada, her çocuğa zaten aşı yapılıyor ama annesinde hepatit B varsa o çocuğa bir de ayrıca bir serum yapılıyor immun globuli. Çünkü aşıyı yapıyorsunuz aşı iki üç ay sonra korumaya başlıyor. Halbuki çocuk o noktada doğdu, biz o noktada korunsun istiyoruz. Bir kola aşı, bir kola immun globuli. Annesinin DNA’sı da zaten ilaçla kontrol edildiyse anneden bulaş çok büyük oranda ortadan kaldırılmış bir problem.

 

OKTAR BABUNA: Bir de hepatit C konusu var.

 

CEM KALAYCI: Hepatit C kısaca onu da söyleyelim. Hepatit C batı ülkelerinin çok büyük problemi. ABD’de 3 milyona yakın hepatit C’li yaşadığı biliniyor. Türkiye’de tam rakamı bilmiyorum ama Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği hepatit B gibi hepatit C’ye de baktı, yüzde 1 civarında hepatit C taşıyıcılığı. Ama bizim yıllardır tedavi ettiğimiz hasta sayısı tahmini bütün Türkiye’de 30 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Standart tabirle buz dağının görünen noktasını biz bulup da tedavi ediyoruz. Hepatit C için en önemli gelişme hepatit B’den farklı olarak son bir yılda çok muazzam gelişme var, birkaç gelişme var. Birkaç çeşit ilaç var. Bu ilaçlar hepatit C’yi ortadan kaldırıyor çok kısa süreli tedavilerle, üç aylık tedavilerle. Hepatit C’yi yıllardır 20 yıldır tedavi ediyoruz ama uzun süredir tedavi ediyorduk bir yıl, hem kullandığımız ilaçlar yan etkileri çok fazla. Doktoru da çok uğraştıran, hastayı riske atan yan etkiler. Bir yıl tedavi ediyorsunuz yan etki çok fazla ve neticede kabaca başarımız yüzde 30-40. Yani 10 kişiyi tedavi etseniz 3-4’ü hepatit C’den kurtuluyordu. Şimdi bu yeni gelişmelerle tedavi süresi çok kısaldı. Üç aya indi, yan etkiler sıfıra yakın ve de kısa süreli. İğne yok, ağızdan tedavi ve en önemlisi başarı oranı yüzde 90’ın üzerinde. Ama buna karşılık maliyetleri çok yüksek. Ve söylediğimiz tedavilerin hepsi şu anda Türkiye’de yok. Bunu şu nedenle üzülmeden söylüyorum; dünyanın bir çok gelişmiş ülkesinde de herkese ulaşılamayan ve mevcut bir tedavi ama yüksek maliyetlerle nasıl ulaştırırız diye, Türkiye’de her yerde var anlamında değil. Bütün dünyada şu anda tedavi mümkün ama erişilmesi çok zor derecede pahalı ilaçlar. Buna bir çözüm bulunacak. Bir de rekabet, şimdi tek bir firmanın vardı, iki firmanın olunca biraz fiyat düştü. Her şeyde olduğu gibi rekabet olunca böyle.

 

OKTAR BABUNA: Ama güzel bir müjde. Ağır bir hastalık çünkü.

 

CEM KALAYCI: O kadar ilginç ki, hepatit C tedavisi sadece hastalığı hafif olanlara yapılabiliyordu. Çünkü sirozu olmuş insanlarda ilaçların yan etkileri o kadar fazlaydı ki sirozlular hiç dayanamıyordu. Hepatit C’den ölene kadar ilacın yan etkisinden ölüyordu.Ama bu ilaçlar öyle değil, bu ilaçlar sirozluya da verilebiliyor. Hepatit C öyle bir dert ki, karaciğer nakli yapıyorsunuz hepatit C için, yeni karaciğerde hepatit C’nin nüksetme ihtimali yüzde 100’e yakın. Neredeyse hepsi tekrar hepatit C oluyor. Ama onlara da bu tedavi verilebiliyor yani çok etkili ilaçlar. Onun için hepatit C’nin böyle bütün dünyada, en azından parası buna yeten ülkelerde 30-40 yıla halledilebilecek bir problem olduğu düşünülüyor.

 

PINAR AKKAŞ: Bu hepatit virüsleri de hastalık yapana kadar çok önemli belirtiler vermiyorlar değil mi?

 

CEM KALAYCI: Evet, hiçbir belirti vermiyor, onun için belirti vermediği noktada mesela hepatit C için bu böyle, aslında hepatit C de aynı. Biraz önce yağlanma için söylediğimiz gibi, her hepatit C olanda siroz, karaciğer kanseri olmuyor, yüzde 80’i olmuyor hatta. Bir de işin iyi tarafını söylemek lazım. Ama şunu tam ayırt edemiyoruz; hepatit C hastası gelmiş, 10 sene sonra siroz olanlardan bir bu kişi olabilir mi? Onu ayırt edemiyorsunuz. Onun için aslında en ideali para yeterse herkesi tedavi etmek. Aslında benim uygulamamda öyle, bana göre her hepatit C hastası tedavi edilmelidir. Çünkü bazı şöyle kavramlar var; karaciğerinde pek bir şey yoksa, işte hepatit C ilaçlarının da yan etkisi çok veya yenileri de çok pahalı, arada bir kontrolle idare edelim belki buna bir şey olmaz. Ama ben genelde öyle düşünmüyorum. Benim hepatit C’m olsa belki bir şey olmaz tahminiyle beklemektense ben olsam o tedaviyi alırım. Kişilere de böyle öneriyorum ben.

 

OKTAR BABUNA: Tabii karaciğerin her organın olduğu gibi kanserleri de var. Nasıl tanı konuyor, nasıl belirtiler veriyor ve nasıl tedavi ediliyor?

 

CEM KALAYCI: Şimdi karaciğer kanserlerinin diğer organlardan biraz şöyle farkı; genellikle siroz olmadan kanser olmuyor.

 

PINAR AKKAŞ: Bu arada karaciğer kanserlerini anlatmadan önce biraz sirozdan bahseder misiniz? Siroz nasıl bir karaciğer hastalığı?

 

CEM KALAYCI: Sirozun ne olduğunu söyleyelim. Siroz, karaciğerdeki hastalık, sebep ne olursa olsun, yağlanma, non alkol, hepatit vs. karaciğer hastalığının ileri evreye gelmesi demek. Karaciğerin çalışmalarını, fonksiyonlarını büyük ölçüde kaybetmesi demek. Dıştan şöyle karaciğere bakında sirozun görünüşü karaciğerin üstü böyle dışı parlak muntazam bir şeydir bu masa gibi. Sirozlu karaciğer yumru yumru olur, patates torbası gibi olur, karaciğer dışarıdan böyle gözüküyor. Ama çalışma olarak siroz demek; karaciğer fonksiyonlarını kaybediyor, tabi az kaybedebilir, orta dereceli, çok kaybedebilir. Siroz başlangıcı deniyor, başlangıcı şu demek yani daha çok fazla fonksiyonlarını kaybetmedi ama sebep çok değişik şeyler olabilir, hepatit B de olur C’ de olur. Ve de çoğu karaciğer kanseri sirozlu karaciğerde oluyor. Mesela hepatit C için siroz olmadan karaciğer kanseri yapmıyor. Bu yüzde yüz doğru. Hepatit B için yüzde 90 doğru. Bazen hepatit B siroz olmadan bu 10 kişinin 1’inde, seyrek bir durum ama siroz olmadan da karaciğer kanseri yapıyor. O bakımdan mesela hepatit B ve C’leri tedavi etsek de etmesek de karaciğer kanseri oluyor mu diye arada bir kontrol ediyoruz. Ama hepatit C sirozu yoksa kanser yönünden kontrole gerek yok. Siroz yoksa bu adam olmaz.

 

PINAR AKKAŞ: Biyopsiyle mi teşhisi yapılıyor?

 

CEM KALAYCI: Siroz birkaç şekilde teşhis edilebilir, garanti teşhisi biyopsi ama çoğu hastada bazı bulgulara bakarak, örneğin demin söylediğim, yemek borusunda varis varsa o siroz olmuş demektir. Karaciğer hastalığı siroz olmadan kanser yapmaz. Karnında su varsa siroz olmuş demektir. Kan sayımlarında düşüklük yaptıysa o siroz olmuş demektir. Peki varis olmadan, karnında su olmadan, kan sayımlarında düşüklük olmadan siroz olur mu olur. İşte siroz yeni başlamış demektir. Onu anlamak istersek o eskiden sadece karaciğer biyopsisiyle anlaşılıyordu şimdi bazı yeni  kan testleri var, bir de yeni ultrason cihazı var. Onlar böyle belirti vermemiş ama siroz aşamasına gelmiş karaciğer hastalıklarını biyopsi yapmadan da teşhis edebiliyor. Ama siroz olmadan karaciğer kanseri az olur ama isterse az olsun ister olmasın karaciğer kanseri genellikle görüntüleme yöntemi deniyor, ultrasonla siroz olmuş hastalara, sebep ne olursa oldun yağlanma, hepatit B, hepatit C, altı ayda bir ultrason tavsiye ediyoruz ki karaciğer kanseri orada bir leke şeklinde görülür. Ultrasonda böyle bir şüphe olunca MR veya tomografiyle doğrulanır ve bir çok zaman hiç biyopsi almadan sırf bu görüntüleme yöntemlerindeki fotoğrafa bakarak bu karaciğer kanseri teşhisi konularak tedavi yapılabilir karaciğer kanserine. Cerrahi tedavi olabiliyor veya sirozlu bir hasta karaciğer kanseri olmuşsa oradaki ideal tedavi karaciğer nakli. Çünkü karaciğeri değiştirince siroz da gidiyor, karaciğer kanseri de gidiyor yeni karaciğer geliyor oraya. Bir de değişik yöntemler var standart kanserlerden farklı olarak. Radyo frekans denilen çok başarılı yöntem var, 3 santimin altındaysa onu radyologlar yapıyor, böyle ince bir çubuk, karaciğer kanserinin içine sokup yakıyor onu son derece başarılı. Ama bir tane olacak veya iki tane olacak ve de küçük olacak o zaman başarılı oluyor. Bazen anjiyoyla tedavi yöntemleri var. Standart kanserlerden farklı olarak radyoterapi, kemoterapi gibi yöntemler pek kullanılmıyor karaciğer kanserinde.

 

OKTAR BABUNA: Karaciğer ayrıca metastazların da sık uğrak yeri.

 

CEM KALAYCI: Metastazlar karaciğerde kanser olduğunu düşündüğünüz bir leke gördüğünüz zaman bunun karaciğer kanseri olmasındansa başka yerden oraya gelmiş kanser olma ihtimali çok kat, 50 kat fazla. Karaciğerdeki kanser daha çok başka organın oraya metastaz yapması. Ama sirozlu bir insanda karaciğerde leke görünce o daha büyük ihtimal karaciğerin kendi kanseri demektir.

 

OKTAR BABUNA: Karaciğer kanseri başka yere metastaz yapıyor mu?

 

CEM KALAYCI: Evet yapabiliyor ama çok daha az ihtimal. Çünkü tedavi etmezseniz metastaz yapana kadar öldürücü oluyor maalesef. Ama bazen kemiğe yapıyor. Karaciğer kanseri başka yere metastaz yapma ihtimali az kanserlerden biri. O metastaz yapmadan öldürücü oluyor eğer uygun tedavi edilmezse.

 

OKTAR BABUNA: Biraz önce de bahsettiniz, karaciğer hastalıklarının son aşamasında karaciğer nakli yapılıyor. Ve dediniz ki Türkiye’de en başarılı ülkelerden bir tanesi. İsterseniz biraz bahsedelim mi?

 

CEM KALAYCI: Şimdi ben cerrah olmadığım için bunu bilerek ve de gururla söylüyorum. Türkiye’de özellikle canlı vericiden, Türkiye’de maalesef bu eksik kısmımız, insanlar öldüğü zaman karaciğer veya organ bağışına çok gayret ediliyor, çok iyi bir organizasyon olduğunu biliyorum ama buna rağmen kadavradan organ almak halen bizim karaciğer nakillerimizin az bir kısmı. Karaciğer nakli yapan arkadaşlar tam rakamı söyler ama kabaca söylersek yüzde 90 yine canlıdan oluyor, bir yakını veriyor. Ve Türkiye tabii kadavradan karaciğer temininin az olmasının da sebebiyle çok tecrübe edindi arkadaşlar. Ben biliyorum, gelişmiş batı ülkelerinden karaciğer naklinin detaylarını öğrenmeye gelen bir çok cerrah oluyor Türkiye’ye ve bizim için çok gurur verici. Hastalar buraya gelip karaciğer nakli oluyor, cerrahlar gelip burada öğreniyor. Çok sayıda yapılıyor, sonuçları çok başarılı, dünya standartlarında. Hatta bir çok dünya ülkesine göre daha ön planda, daha başarılı karaciğer nakli programları olduğunu. Ve de iyi tarafı sadece Ankara, İstanbul, İzmir’de değil, İstanbul’da, İzmir’de en azından bu ikisinde çok başarılı programlar olduğunu biliyorum ama bunun dışında Türkiye’nin bir çok yerinde başarılı karaciğer nakli programları da var. O bakımdan bu işin iyice gurur verici çok önemli halk sağlığı hizmeti olduğunu söylemek lazım. Türkiye’de çok yaygın çünkü karaciğer hastalığı.

 

PINAR AKKAŞ: Nakil sonrasında hasta tamamen eski sağlığına kavuşabilir mu?

 

CEM KALAYCI: Kavuşabiliyor. Tabii büyük bir ameliyat öyle kabul etmek lazım, çok büyük bir ameliyat. Karaciğer naklinden sonra ömür boyu vücudun her organ naklinde olduğu gibi onu reddetmemesi için o kişinin bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları alıyor ve ömür boyu alıyor. Tabii bu ilaçlara bağlı bir takım problemler olabiliyor. Onun için her karaciğer hastasına vericisi olsa bile karaciğer nakli yapılmıyor da, eğer nakil yapılmazsa kısa bir ömrü kalanlara, onun belli kriterleri var. Onun için tabii bir çok insan normal standart hayatını yaşıyor. Verici için de Türkiye’deki arkadaşın elinde risk oldukça az. Sıfır değil tabii, karaciğerini vermek sıfır riskli bir şey değil ama riski kabul edilebilir bir şey. O bakımdan insanlar Türkiye’de de aile bağları oldukça kuvvetli. Bir çok zaman karaciğer vermesi gerektiği zaman tereddüt eden az oluyor. İnsanlar kardeşine, çocuğuna, annesine, babasına bir çok zaman tereddütsüz veriyorlar. Tereddütlü durumlar da olabiliyor.

 

OKTAR BABUNA: Ama bir insanı kurtarmak bütün insanları kurtarmak gibidir. Çok güzel bir şey tabii.

 

CEM KALAYCI: Tabii bunların belli kuralları konmuş. Burada sadece kan bağı olanlarda yapılması genelde isteniyor, işin içine ticaret girmemesi için zannedersem. Karaciğer nakli konusunda çok başarılı Türkiye.

 

PINAR AKKAŞ: Peki kan bağı olmadan da uyum sağlanabiliyor mu?

 

CEM KALAYCI: Olabiliyor ama pek istenmiyor. Aslında burada karaciğer naklinde genellikle aranılan kan grubu uyuşmasının kafi olması lazım. Vericinin tam sağlıklı olması lazım karaciğerinin yarısını verebilmesi için. Alıcıya o karaciğerin yetiyor olması lazım. Gönüllü birkaç kişi çıkınca karaciğer nakli ekipleri -ben öyle bir ekibin içinde değilim onun için sadece yıllardır karaciğer tedavisi yapmış bir doktor olarak söylüyorum- önce verici uygun mu, alıcı ona uygun mu çok titiz birkaç uygulamayla anlaşılıyor. Ve ondan sonra da karaciğer nakilleri genellikle çok çok başarılı oluyor.

 

OKTAR BABUNA: Safra yolları, safra yapma görevi var karaciğerin, onun da ayrı hastalıkları var.

 

CEM KALAYCI: Evet hem de çok var. Tabii safra hastalığı deyince en sık bilinen şey safra kesesi taşı. Orada bir iki ufak pratik uyarıda bulunabiliriz, safra kesesi taşı çok yaygın bir şey. Kabaca söylersek 40 yaşını geçmiş kadınların sekizde birinde, erkeklerin beşte birinde var. Bir de şimdi ultrason her yerde yapılıyor, ulaşması kolay. Yaptırıyor, “benim safra kesemde taş çıktı.” Buna sessiz taş deniyor, yani haberi yok tesadüfen ultrasonda görüldü. Oradaki uyarı sessiz safra kesesi taşlarına ameliyat tavsiye etmiyoruz. Eğer safra kesesi taşı bir şikayet yaptıysa ameliyat tavsiye ediyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Mesela ne şikayet oluyor?

 

CEM KALAYCI: Mesela en önemli şikayet safra krizi denilen bir ağrıyı yapar. Safra krizi ya sağda safra kesesi üstünde olur. Daha sıklıkla yanıltan tarafı mide ağrısı zannedilir, tam mide üstünde olur ama pek gözden kaçacak bir ağrı değildir. Yarım saat sürer en az, üç dört saat sürebilir, bir gün sürebilir. Ve ondan sonra genellikle kendiliğinden tabiri caizse tak diye de hiçbir şeyi kalmaz ama altı ay sonra bir daha olur. Safra kesesi ağrısı bu. Eğer böyle bir ağrısı varsa bir defa bile olsa isterse beş sene önce, o kişinin ameliyat olması lazım. Safra kesesi taşlarının diğer bir problemi kanala düşebiliyor. Safra kesesi var, safra kesesinden safrayı akıtan kanala düşerse tabii o zaman iki şey yapabiliyor; birincisi tıkayarak sarılık yapıyor, ikincisi pankreası bozabiliyor. Kanaldaki taş için artık safra kesesi ameliyatı bir işe yaramıyor artık, kanalda taş var. Önce o kanaldaki taşı çıkartmak lazım. Kanaldaki taşı cerrah değil de endoskopiyle çıkarıyoruz ama büyük bir iş ERCP denilen endoskopiyle kanaldaki taş çıkarılıyor. Bunlar safra kanallarının taş hastalıkları. Safra kanallarının sık önemli bir hastalığı tıkanıyor ama en sık tıkanma sebebi taş, ikinci sebebi pankreas kanseri. Çünkü safra kanlarlı bağırsağa akarken pankreasın içinden geçerek akıyor. Pankreasın içinden geçerken pankreasta olan kanser hiçbir belirti vermiyor. İlk belirtisi sıklıkla hem de safra kanalını tıkadığı için sarılık oluyor. Hiçbir şikayeti yok pankreasla ilgili ama kanser safra kanalını tıkıyor sarılık oluyor. Safra kanalının diğer sık hastalığı bu. Bir de diğer daha az görülen hastalıkları var örneğin bazı kolitlerde, ülseratif kolit diye bağırsağın cidarında iltihap yapan bir hastalık var. O hastalık safra kanallarında iltihap yapıyor, adı zor PSC deniyor. Hani her hastalığın halk arasında bir adı var, bunun yok. Bu ismi hastalığı olanlar bilirler, bağırsağındaki iltihabın safra kanalında iltihap yapması. Bir de 50 yaş üstündeki kadınlarda sık görülen o da PBC diye. Biraz kaşıntı yapıyor, azıcık karaciğer testleri bozukluğu. Çok seçici olarak 50 yaş üzerinde oluyor. Safra yolarlının ve safra kesesinin sık görülen hastalıkları bunlar. Bir de her ikisinin de kanseri var. Safra kesesi kanseri, safra yolları kanseri var. Onlar da genellikle sarılıkla kendini gösteriyor. Safra kanallarında kanser olunca orayı tıkıyor ve sarılık oluyor insanlar.

 

PINAR AKKAŞ: Safra kesesi ameliyatları basit ameliyatlar değil mi?

 

CEM KALAYCI: Tabii çok kolay. Genellikle bir gece yatırıyor cerrah arkadaşlar. Gördüğüm kadarıyla batı ülkelerinde bazen yatırmıyorlar bile. Sabah ameliyat akşam eve. Ama çok da bunu küçük göstermek için söylemiyorum, o bir kere büyük beceri gerektiriyor. Bir çok cerrah arkadaş onu karından delikten yapıyor, ameliyatı tek delikten de yapıyorlar, tek girişli ameliyatlar var. Ama yüzde 1 civarında riskleri de var bu ameliyatların. Bu cerrahtan kaynaklanan bir şey değil, ameliyatın doğasında var. Düşük bir risk yüzde 1. Her ameliyatta ama bu biraz daha düşük, sıfır değil. O nedenle zaten her safra kesesi taşına ameliyat tavsiye edilmemesinin sebebi bu. Çünkü gerekmediği halde şikayet vermeyen taşa 1000 kişiyi ameliyat yaparsanız 1000 kişinin yüzde 1’i 10 kişi ediyor. 10 kişi o ameliyattan bir zarar görebilir. O nedenle basit ameliyatlar normal cerrahın becerisidir. Bizde cerrahlar bu işte çok başarılılar son derece iyi ameliyatlar oluyor. Ama ne kadar becerikli cerrah, ne kadar iyi ameliyat olursa olsun işin doğasında var, az da olsa riski var ameliyatların. 

 

OKTAR BABUNA: Bir önemli konu; ne zaman pankreas kanserinden şüphelenmek gerekiyor? Tedavisi çok zor da, başladıktan sonra daha doğrusu başlamadan ne zaman şüphelenmek, ne yapmak gerekir? Checkup mu yapmak gerekir, nasıl önüne geçilebilir?

 

CEM KALAYCI: Çok önemli bir nokta. Aslında pankreas kanserinin erken teşhisi için dünyada şu an için geçerli bir yöntem yok. Bazı kanserler taranıyor ama pankreas kanseri onlardan biri değil. Aslında, ez azından benim bilgilerimle taranarak teşhis edilen dört tane kanser var üçü kadınlarda, ikisi erkeklerde. Kadınlarda kalın bağırsak, meme ve rahim kanseri. Erkeklerde de prostatla kalın bağırsak. Şimdi buralar hiçbir şikayet olmadığı halde taranıyor. Kadınlar 40 yaşına gelince meme kanseri yönünden tarama yapılıyor. 50 yaşına gelen erkeklere ve kadınlara bağırsak içi tarama yapılıyor. Ama pankreas için hiç şikayet yokken tarama yöntemi bugünkü bilgilerle yok. Burada yapılabilecek şey ufak belirtileri dikkate almak önerilebilir. Özellikle mide şikayetleri, midede bir şey bulunamıyorsa acaba pankreasa bağlı olmasın diye düşünülebilir. Pankreastan şüphe ettirecek en önemli şeyler birincisi ağrı olabilir. Özellikle sırta vuran ağrı olabilir, ikincisi, pankreas kanserlerin sık erken belirtisi sarılık olur. Ama o gözden kaçacak bir şey değil. Üçüncüsü kilo kaybı olabilir. Şimdi üzücü tarafı ki, pankreas kanserleri genellikle belirti verdiği zaman tedavi edilmek için oldukça geç. Onun için pankreas kanseri olanların yüzde 90’ı beş yıldan az yaşarlar ve ölürler. Bazen ailede yaygın pankreas kanseri varsa, orada da gereksiz endişeye sebebiyet vermemek için şunu vurgulamak istiyorum. Babası 75 yaşında pankreas kanserinden öldüğü. Şimdi burada çok büyük bir telaşa gerek yok ama ailede üç kişi öldü, o zaman pankreasa biraz dikkatli bakmak lazım. Ultrason yapılıyor, ultrasonda pankreas normal görülse bile ultrasonun pankreas hakkındaki hassasiyeti çok düşük, pankreas normal anlamına gelmez. Eğer pankreastan şüphe edecek bir şey varsa tomografi veya MR’la bakmak lazım. Bazen, şüphemiz çok yüksekse bunlarla yetinmeyip bir de pankreasa bakan bir endoskopi var, endoskopik ultrason deniyor. Yani bir hortum yutuluyor mideye bakmak için, o yutulan hortumun içinde ultrason cihazı oluyor. O, endoskopik ultrason EUS, pankreasa bakmanın en hassas yolu. Tabii bu herkese yapılsın demiyoruz. Pankreastan şüphe edecek bir durum varsa tomografi veya MR gibi daha basit yöntemlerle bir neticeye varılabilir.

 

OKTAR BABUNA: Hangisi en hassas olan, MR mı tomografi mi?

 

CEM KALAYCI: En hassası endoskopik ultrason. Burada hassasiyetten ziyade iyi yapılması çok önemli. Bazen çok kalabalık merkezlerde -ben uzun yıllar devlet hastanesinde çalıştım- en iyi tomografi makinesi veya en iyi radyoloji doktoru kadar zaman çok önemli. Şut-raya dünyanın en iyi fotoğraf makinesini koysanız ben çekemem onu. Çünkü benim onda bir tecrübem yok ama tecrübem bile olsa ona bir zaman ayırmam, dikkat etmem lazım. Yani tomografi mi MR mı biri daha iyi diyemeyeceğim. İyi yapılanı çok önemli, iyi yapılması çok önemli. Vakit ayrılması çok önemli. Ben radyoloji derneğinin de bunun üzerinde çok durduğunu biliyorum. Radyoloji derneğinin başkanı bir arkadaşımız birkaç sene önce bu konuda yazı da yazdı, uyarılarda da bulundu. Yapılan işin yapılması değil iyi yapılmış olması. Ama iyi bir tomografi, iyi bir MR’la hallolmuyorsa o bile halledemiyor kötüsü hiç halledemeyecek. Endoskopik ultrason var bir de bu devirde.

 

PINAR AKKAŞ: Radyologların bu konuda uzmanlıkları oluyor mu?

 

CEM KALAYCI: Evet. Ben  insanların hatırı kalmasın diye değil, çok tecrübeli arkadaşlar fakat iyi bir film çekilmesi lazım, hastaya vakit ayrılması lazım. Tomografi-MR ne demek? Kesintisel görüntü, bir radyolog size daha iyi anlatır ama, ne demek MR veya tomografi; vücudu şöyle kesip yukarıdan bakmak demek. Şimdi böyle kesip, 2-3 milimetrede bir kesip bakmak. Kesip baktığınız bir şeye 2 milim aşağıdan, 2 milim aşağıdan, 1 santimde bir kesmek var. Şimdi o 1 santim kesilen yede hastalık varsa isterse en iyi radyolog olsun görmeyecek onu. İyi bir pankreas filmi elde etmek için damarda o sırada iyi bir boya vermek lazım. Şimdi tam film çekilirken verilecek yeterli miktarda verilecek, her şeyi yerine getirirseniz. Bazen o makineden o gün 50 kişinin filmi çekilmesi bekleniyor, maliyetler bazen yeterince olmuyor vs. gibi nedenlerle tomografide görülmeyen pankreas rahatsızlıkları olduğu oldukça sıkça oluyor.

 

OKTAR BABUNA: Erken teşhis konursa belirti vermeden?

 

CEM KALAYCI: Çok önemli. Belirti vermeden çok erken teşhis konursa ameliyatla kurtarılıyor. Ama genellikle zamanında teşhis edilememesi, filmin hatası, doktorun hatası genellikle değil. Bu bütün dünyada böyle, ufak tefek belirtiler teşhis edilemiyor. Altı ay sonra pankreas kanseri olduğu ortaya çıkıyor, bir sene sonra da ölüyor. Acaba vaktinde teşhis edilemez mi? Edilemiyor, bütün dünyada edilemiyor. Bu hastalık böyle bir şey.

 

PINAR AKKAŞ: Peki Hocam çok teşekkür ederiz.

 

OKTAR BABUNA: Çok güzel anlattınız. Çok detaylı bilgiyi çok anlaşılır bir şekilde anlattınız. Hemen hemen hiç tıbbi deyim kullanmadınız onun için çok önemli. Tekrar ağırlamak isteriz. Mide hastalıkları var çok geniş bir program gerekiyor.

 

CEM KALAYCI: Çok memnun oldum çok teşekkür ediyorum çağırdığınız için.

 

PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir konuğumuzu ağırladık konunda ülkemizin en başarılı doktorlarından biri olan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Kalaycı Hocamız bizlerle birlikteydi. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.

 

http://a9.com.tr/izle/198019/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---55-Bolum---Prof-Dr-Cem-Kalayci-Gastroenteroloji-Uzmani

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube
Doktor
Hastalık
Karaciğer
Pankreas
Prof. Dr. Cem Kalaycı
Sağlık
Sağlık Bakanlığı
Sağlık Köşesi
Sindirim sistemi
Yaşam ve Sağlık
albümin
hepatit
karaciğer hastalığı
karaciğer yağlanması
karaciğer yetmezliği
metastaz
sarılık
siroz
uzman
Üroloji Uzmanı