Yaşam Ve Sağlık – 47. Bölüm, Prof. Dr. Ahmet Akgül, Kalp ve Damar Cerrahı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızın bu haftaki konuğu kalp damar cerrahisi konusunda ülkemizin en başarılı ve en genç profesörlerinden biri olan Dr. Ahmet Akgül bizlerle birlikte. hoş geldiniz Hocam programımıza.
AHMET AKGÜL: Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: Hoş geldiniz.
AHMET AKGÜL: Hoş bulduk.
PINAR AKKAŞ: İzleyenlerimize isterseniz sizin özgeçmişinizden biraz bahsedelim. Başarılarla ve ödüllerle dolu bir geçmişiniz var.
AHMET AKGÜL: Estağfirullah.
PINAR AKKAŞ: Ama akademik hayatınızdan biraz bahsedersek, Ankara Üniversitesi mezunusunuz ve ihtisas da Ankara Üniversitesi değil mi?
AHMET AKGÜL: İhtisas Yüksek İhtisas Enstitüsü, Ankara’da o da evet.
PINAR AKKAŞ: İhtisas, Yüksek İhtisas. Daha sonra yine orada akademik hayatınıza devam ediyorsunuz. Ve Başhekim Yardımcılığı yapıyorsunuz.
AHMET AKGÜL: Yüksek ihtisasta asistanlık yaparken o dönemde belli bir süre Amerika’ya gittim. Houston’da şu an tabii rahmetli olan Dr. Debakey vardı.
OKTAR BABUNA: Dünyanın en büyük kalp cerrahı.
AHMET AKGÜL: Dünyada kalp damar cerrahileri aslında kuran kişilerden birisi. Onun asistanı olma şansına eriştim. Orada çok ciddi kalp yetmezlikleri cerrahisi ve kalp ameliyatları konusunda asistanlığım devam etti. Çok yayınlar da hazırladık. Ondan sonra işte tekrar yurda Ankara’ya döndüm.
PINAR AKKAŞ: Başhekim Yardımcılığı yaptınız.
AHMET AKGÜL: Başhekim yardımcılığı yaptık yüksek lisans hastanesinde. O sırada idarede kalp merkezinde, çünkü yüksek lisans çok prestijli ve başarılı kurum. Orada, o da tabii ilkleri yapan çok ciddi bir okul orası. Orada işte hasta bakmadan tutun nasıl kalp ameliyatları yapılacağını, hastaların daha sonra nasıl takip edileceğini öğrendikten sonra Başhekim yardımcısı da genel bir hastanenin nasıl idare edilebileceğini, özellikle kalp ve damar ameliyatları ve hastalıkları ile ilgili bir hastanenin sevk ve idare edileceğini orada yine öğrenme şansım oldu.
PINAR AKKAŞ: Aynı zamanda tıp dergilerine editörlük yaptınız.
AHMET AKGÜL: O dönemlerde Türkiye’nin en prestijli dergilerinden Türkiye Klinikleri Dergileri’nde yaklaşık şu anda 80-90 civarında ayrı dergi çıkaran bir kurum burası da. Buranın genel editörlüğünü yaptım. O dönemde genel bir tıp dergimiz vardı. Tıp Bilimleri Dergisi, şu anda hala yayınına devam etmekte. Orada da Türkiye’nin ilk olarak bu derginin yurt dışı çok önemli databeyz denilen indekslerine sokma şansım oldu.
PINAR AKKAŞ: Sonra da şu an İstanbul’da doçent oldunuz.
AHMET AKGÜL: Doçent olduktan sonra yüksek lisans hastanesinde Ankara’da Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde kalp damar cerrahisini kurma görevi bana verildi. ‘009 yılında Şubat ayında geldik. Bir çok kalp ve damar hastalıklarında ilklere imza attık ekip olarak, bir ekip yetiştirdik. Şu anda da buradayız, mutluyuz.
PINAR AKKAŞ: Bununla beraber tabii çok fazla ödülleriniz ve başarılarınız var. Bunlardan, bilimsel dergi ve kitap editörlükleri konusunda, değil mi?
AHMET AKGÜL: Evet.
PINAR AKKAŞ: Makaleler var, bilimsel toplantılarda sunulan, bununla birlikte kitaplarda basılan bilgiler.
AHMET AKGÜL: Bu arada Türkiye’nin 2010 yılında ve hala devam etmekte, çok ciddi bir açığını tespit ettik biz. Ben tıp dergileri editörü olarak Türkiye’deki doktorların akademik yükseltmelerde kullanılacak tıbbi makalenin nasıl yazıldığını, nasıl yayınlatılacağını, editörlerle nasıl diyalog kurulacağını bilmediklerini tespit etmiştik zaten. Ve bir turneye çıktık biz. Hafta sonları her şehre giderek o şehirlerde doktorları toplayarak, belli bir organizasyon çevresinde, bilimsel makale nasıl yazılır, nasıl uluslar arası dergilere gönderilir, nasıl yazışılır onların sistematiğini söyledik. Bu dönemde aynı zamanda damarla ilgili ve kalple ilgili, damarların yaşlanmasıyla ilgili çalışmamız başladı. Bu nedenle İstanbul Üniversitesi’nde Gerontoloji ismi altında yani sağlıklı yaşlılık, sağlıklı yaşlanma bölümünü kurduk. Halen hem orada çalışmaktayım, hem İstanbul Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nde bölüm başkanlığı yapmaktayım. Hem de Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde de klinik şefi olarak görevimi sürdürmekteyim.
OKTAR BABUNA: Evet, onun için de ayrı bir program yaparız ayrıca Gerontoloji, o çok önemli bir konu. İsterseniz kalple başlayalım.
AHMET AKGÜL: Buyurun.
OKTAR BABUNA: Kalp Allah’ın bir mucizesi hakikaten yapısı itibariyle, her şeyiyle, çok da hastalıklara açık bir organ tabii. Çünkü damarları çok ufak, beslenme damarları var, koroner damarları, tabii siz daha iyi bilirsiniz. Oralarda ufak şeylerde, bu zamanla işte damar sertliği oluştuğunda kolayca tıkanabiliyor. Onun neticesinde işte kalp yetmezliği, çok sayıda hastalık meydana gelebiliyor. Onların tedavi edilmediği zamanda tabii kalp krizi ve ölüm, kalp krizi zaten dünyada bir numaralı ölüm sebebi, bütün her yerde bu şekilde. İsterseniz onunla başlayalım. Nasıl bir süreç yaşanıyor hastalanırken, nasıl bir rahatsızlıklar olabiliyor ve nasıl tedavi ediyorsunuz bunları? Çünkü çok yeni teknikler devreye girdi.
AHMET AKGÜL: Öncelikle risk faktörüne bakmamız lazım kişide. Tabii ki genel geçer kurallar var. İşte, hareketli bir yaşam, besinleri sağlıklı bir şekilde tüketmek, diyetten bahsetmiyorum sağlıklı beslenmeden bahsediyorum. Çünkü günlük yapılacak, haftalık yapılacak iş değil o, her pazartesi başlayıp cuma bırakılacak bir şey değil ömür boyu bir program bu. Bunlara dikkat edilmediği sürece, daha da önemlisi annede, babada kalp hastalığı veya damar hastalığı varsa. Çünkü bir çok hastalarımız bugün çok iyi biliyoruz ki ciddi bir şekilde genetik bir geçişi var. Eğer annede babada erken ölüm veya kalp krizi veya bypass gibi ameliyatlar varsa bu kişide kalp krizi riski yüksek.
PINAR AKKAŞ: Yüzde kaçtır kalp hastalıklarında geçiş genetik anlamda?
AHMET AKGÜL: Kalp hastalıklarında geçiş yüzde 8-10 civarında geçer. Fakat siz eğer çevresel faktör dediğimiz bu risk faktörlerini kullanırsanız, yani risk faktörlerini riskli bir şekilde yaşarsanız bu anneden babadan geçen kalp hastalıkları riskini erken yaşlara çekersiniz.
OKTAR BABUNA: Nedir o risk faktörleri?
AHMET AKGÜL: Tekrar söyleyelim mesela sigara kullanma, mesela alkol, mesela şişmanlık, tligliserit kolesterolden yüksek bir diyetle beslenme, hareketsiz bir yaşam bunun gibi biline risk faktörleri şu anda bildiğimiz risk faktörleri bu. Yarın başka sebepler çıkabilir. Bu risk faktörlerini eğer anneden babadan aldığınız genlere bir de bunu eklerseniz o zaman daha erken yaşlarda kalp ve damar hastalıkları riskiniz olur. Bu yalnız bayanlarda biraz farklı, erkeklerde biraz farklı.
PINAR AKKAŞ: Nasıl bir fark?
AHMET AKGÜL: Şöyle bir fark; erkeklerde risk daha fazla. Örnek olarak mesela 20 yalında, 25 yaşında erkekler check-up bile yaptırsa mesela halı saha da maç yaparken, spor yaparken efor sırasında kalp krizi geçirip öldüğünü duyarız. Ama 20-25 yaşında bir bayanın çok fazla bu şekilde kalp krizi geçirdiğini duymayız. Nedeni şu; bayana doğurganlığından dolayı, türün devamından dolayı bir açık çek vermiştir. Yani menopoz dönemine kadar kanda yüksek seviyede östrojen bayanı kalp ve damar hastalıkların korumaya yöneliktir. Çünkü türün devamını o sağlayacak. Menopozdan sonra işte risk artar, erkeklerle aynı seviyeye gelir. O yüzden biz bayan hastalarımıza özellikle menopozdan sonra farklı bir şekilde hayatlarını devam etmesini aslında çok çok ciddi bir şekilde öneririz. Çünkü riskin birinin artacağını biliriz. Bir de bayanlarımızın bilinçaltında ‘biz nasıl olsa kalp ve damar hastalığı olmuyoruz’ deyip hayatını buna göre şekillendirenler var. Yani çok fazla kontrole gitmezler. Erkekler daha fazla gider kalp ve damar nedeniyle. O eşiği yalnız bilmek lazım işte, menopoza girdiğiniz dönemde artık siz de aynı risktesiniz, bu şekilde sizin de kontrole gitmeniz gerekir. Erkeklerde risk doğuştan itibaren başlar.
OKTAR BABUNA: Peki, rahatsızlık oldu, yani diyelim, evet.
AHMET AKGÜL: Riskleri var, anneden babadan gelen genetik olarak yatkınlık var, geçen genlerle, hastamızda ilk başlayacak şikayet şudur, ben kalp ve damar hastalıkları için şu şikayeti çok önemli buluyorum; efor sırasındaki ağrı. İster bacağınız ağrısın efor sırasında dinlenmekle geçsin, ister göğsünüz ağrısın efor sırasında dinlenmekle geçsin işte bu alamet.
PINAR AKKAŞ: Bu önemli bir risk.
AHMET AKGÜL: Bu şu demektir; o kas grubu çalışmakta bacak olur, kalp olur, sırt olur o kas grubu çalışmakta ama onu sulayan besleyen damarda kritik bir darlık vardır. Bu kritik darlıktan kan geçer, dinlenir pozisyonda istirahatta sizi rahat ettirir. Ama hareket ettiğiniz zaman daha fazla oksijen isteyecek, daha fazla kan isteyeceği için o darlık ona izin vermez. İzin vermediği zaman işte istirahattan çıkan, efora geçen hastada ağrılar başlar. O benim için alarmdır. Mesela hastamız göğüz ağrısı, genelde kalp damarlarına bağlı göğüs ağrısını şu şekilde gösterir.
PINAR AKKAŞ: Tek başına bu tarif ettiğiniz şikayet yeterli midir?
AHMET AKGÜL: Tek başına bu tarif ettiğim şikayet alarm demektir, çok önemli. Yani tabii ki göğüste ağrı, çeneye vurması, sol kola vurması, sırta vurması, o sırada bir nefes darlığı, bir soğuk terleme bu gibi şikayetler var. Ama en büyük alarm bu ağrıdır ve bu ağrı insanın aslında daha öncelerinde başına gelmiştir önemsememiştir. Bu mesaj şudur; bu ağrıyı önemseyin. Efor sırasındaki ağrıyı önemseyin. Kalp damarlarına bağlı olan ağrı hareketle değişmez. Mesela koroner damar lezyonu var, si farklı bir tarafa döndünüz, çömeldiniz, derin nefes aldınız o ağrı değişmez. Ama kas-ekleme bağlı ağrılar veya akciğer zarına bağlı ağrılar değişir. Derin nefes aldığınız zaman akciğere bağlı bir ağrı fazlalaşır. Kas-eklem ağrısı bastırdığınız zaman artar. Ama kap damarına bağlı ağrı herhangi bu manipülasyonlarla değişmez, bu da çok önemli. Hasta bunu dikkate aldığı kontrole geldiği zaman tetkiklerimiz var, dikkate almadı, ciddi bir efor yaptı işte kalp krizi kapıda. Kalp kriziyle gelmesi de tabii ki acil tanı ve tedavi devreye giriyor. Diğer normal rutin şekilde, “ya benim göğsüm ağrıyor yürürken geldim” demesiyle tanı ve tedavi değişmekte.
PINAR AKKAŞ: Neler yapılıyor, normal o alameti hissetti ve doktora geldi hasta?
AHMET AKGÜL: “Hocam, ben iki kat merdiven yürürken göğsümde bir daralma, bir ağrı.” Gösterin ağrıyı dedik, genelde böyle gösterirler, şöyle göstermezler. Kas-eklem ağrısında böyle gösterirler ama kalp ağrısında bu şekilde gösterirler. Veya çabuk yorulma olur hastada. Biz sorarız, hastada aile öyküsü var mı annede babada var mı? O zaten bize tek tek tüyoları vermeye başlar. O sırada bizim yapacağımız şey şu; hastada bu risk faktörlerini oluşturan bir kan tetkikleriyle bir hiperlipidemi, trigliserit yüksekliği, kanda yağlanma var mı bakıyoruz, acil durumda değiliz şu anda. Ondan sonra hastamızda bir eko yapıyoruz, kalbi televizyonda görüntülüyoruz ultrason eşliğinde, kalp kapakçıklarına bakıyoruz, kalbin kasılma fonksiyonlarına bakıyoruz. Kalp damar hastalıklarında kalbin kasılma fonksiyonları bozulur, aynı zamanda kapakçıkların çalışmaları bozulur, bunları orada görebiliyoruz. Şüphelenmemiz devam etti, hastaya bir efor yaptırıyoruz. Yani efor şu; biz kendi gözümüzle göreceğiz, hastada hakikaten kalpte bir sorun var mı. Hastamız belirli bir hızda 15-20 dakikalık nasıl ayarlıyorsak o şekilde bir yürüme bandında yürüyor. O sırada kalpteki bütün iletimler bizim kağıdımıza yazılıyor ve biz orada okuyoruz. Orada da şüphelendik, iki tür daha işlemimiz var, nükleer sintigrafi yani hastaya diyoruz ki; sizin kalbinizde bir koroner lezyon, damar lezyonu olabilir, o yüzden hastayı nükleer tıbba gönderiyoruz oradan bakıyoruz. Veya çok ciddi şüphemiz varsa orayı atlıyoruz direk koroner anjiyografiye giriyoruz. Koroner anjiyografi de şu anda iki türde yapılıyor, bir bilgisayarlı anjiyografi, bir de konvansiyonel klasik dediğimiz ya koldan giriyoruz, ya bacaktan giriyoruz. Opak madde vererek kalbin damarlarını monitörden görüyoruz. Radyasyon içren bir tekniktir bu, orada gördük.
PINAR AKKAŞ: Bilgisayarla olan?
AHMET AKGÜL: Bilgisayarla olan hasta için çok konforlu ama şu nda çok fazla devlet hastanesinde yapılmıyor, daha çok özellerde yapılıyor. Fakat orada gördüğümüz lezyondan şüphelendiğimiz zaman konvansiyonel, o klasik anjiyo yapmak zorundayız.
PINAR AKKAŞ: O zaman her halükarda klasiği yapmak doğru değil mi?
AHMET AKGÜL: Bazı hastalarımızda orada normal çıkarsa konvansiyona ihtiyaç yok. Bazı hastalarımız o cihaza girmek istemiyorlar, “beni bir dakika, iki dakika içerisinde yapar mısın” diyorlar, o şekilde işlem yapılıyor. Ama normal çıkarsa değerli. Eğer plak veya tıkanıklık orada çıkarsa değerli değil, teyit etmek gerekiyor, o zaman konvansiyonel herkesin bildiği koroner anjiyografi yapılıyor. Koroner anjiyografide damarlarda darlık varsa -kalpte üç tane ana damar var- darlık çıkarsa o darlığı genişletebiliyorsak genişletiyoruz. Darlıkta balonla genişlettiğiniz zaman oradaki o tümsek yani darlığı oluşturan ateroskleroz dediğimiz yağ birikintisini duvara yapıştırıyoruz balonla, balonun gücüyle. Onun orada kalmasını sabitlemek için de stent koyuyoruz. Çok soruyorlar çünkü balon nedir, stent nedir diye, belki siz de soracaksınız.
PINAR AKKAŞ: Evet.
AHMET AKGÜL: O şekilde hastaya böyle bir şans veriyoruz. Eğer lezyon yani tıkanıklık çok daha zor yerlerdeyse, stentle, balonla düzeltilemeyecek kadar hem fazlaysa, hem zor yerdeyse, bazen lezyon zor yerdedir o zaman hastaya kalp ameliyatı için, koroner bypass için bilgilendirme yapıyoruz. Koroner bypass nasıl yapılır isterseniz onu da anlatayım.
OKTAR BABUNA: Tabii.
PINAR AKKAŞ: Evet ama daha önce stentle ilgili sormak istiyorum. Siz buyurun Oktar Bey.
OKTAR BABUNA: O zaman siz sorun çünkü önce ben koroneri soracaktım siz stentle ilgili şu an daha..
PINAR AKKAŞ: Stentle ilgili son zamanlarda da çok duymaya başladık, stentlerin güvenilirliği nedir?
AHMET AKGÜL: Şimdi halk arasında şöyle bilinir; ilaçlı sitent, ilaçsız stent. İlaçsız stent, çıplak stent de denilir, ilaçlı stent de teknolojiyle beraber devamlı içindeki hücrelerin ilaçla kaplanmasıdır. Bir kere şu mantığı anlayalım; stentte niye ilaçlı diye bir kavram gelişti? Şimdi stent aslında bir kafestir, bu kafes damarın içerinse giren bir boru şeklinde, içinden kanın akmasını sağlar. Fakat vücuttaki kan hücrelerinin şöyle bir özelliği var; yabancı bir dokunun içerisine aktığı zaman orada pıhtılaşma eğilimi var, normal damar değil normal damarda kan pıhtılaşmaz. Ama stent yabancı bir organdır, yabancı bir organın içerisinden, yabancı bir borunun içerisinden kan akarken duvarlara apışma riski var. Yani çok daha erken dönemde tekrar stent tıkanabilir. Bunu önlemek için o stentin iç yüzeyi kanı pıhtılaşmayı engelleyici ilaçlarla kaplanır. O şekilde olduğu zaman pıhtılaşma daha azdır. Fakat hem ilaçlı stent olsun hem ilaçsız çıplak stent olsun bu hastalarımıza zaten biz dışarıdan ilaç vermekteyiz. Kanın pıhtılaşmayı engelleyici ilaç vermekteyiz. Aslında ikisinin sonuçları çok da birbirinden farklı değil. Çünkü biz dışarıdan zaten ona takviye yapıyoruz. Yaklaşık bir sene boyunca ilaç kullanıyor ve bu ilaç zaten o kanın onun içerisinden giderken kanın pıhtılaşmasını engelleyici bir ilaç. Bir sene içerisinde, niye bir sene? Bir senede o stentin iç yüzeyi normal hücrelerce döşenmeye başlıyor, artık pıhtılaşma riski düşüyor. Ondan sonra biz onu kontrol ediyoruz, eğer bir sene içerisinde bu tamamsa ilacı kesebiliyoruz, değilse bir sene daha uzatıyoruz. Stent bu şekilde.
OKTAR BABUNA: Size ben bir soru soracağım katılıyor musunuz ona; statin grubu ilaçların bu plaklardan oluşan damar sertliğini gerilettiği ile ilgili çalışmalar, öyle fikirler var siz buna katılıyor musunuz? Yani düzenli kullanıldığında.
AHMET AKGÜL: O konuda çok yayın var Hocam haklısınız. Şimdi plak oluşumu ilk başta kimyasal bir olay ama o plak büyüdü büyüdü lümeni yani damarın iç tarafındaki boşluğu, yani bir boru diyelim borunun boşluğunu tıkamaya başladı, artık olay kimyasaldan mekaniğe geçmeye başladı. Mekanik bir hadisenin çözümü şu anda mekanik bir şekilde yapılmakta. Yani biz statin grubu ilaçlar verdiğimiz zaman o onu tekrar eski seviyesine getirme şansınız çok nadir. Ama niye veriyoruz bunu; tekrar oluşmasın diye. Çünkü bu bünye ve bu damar zaten ateroskleroz yani o plak oluşturmaya müsait. Tekrar oluşturmasın, yaptığımız işlemler tekrar tıkanmasın diye, başka yerler de tıkanmasız veya tıkanma büyümesin diye statin grubu ilaçlar veriyoruz.
OKTAR BABUNA: Peki aspirin kullanımı, siz hiç şikayeti olmayanlara aspirin tavsiye ediyor musunuz? Yani ileride plak oluşmasın. Böyle bir görüş de vardı.
AHMET AKGÜL: Böyle bir görüş çok yaygın şu anda. Özellikle bunun için yaş belirlemişler. Erkeklere 40 yaşından sonra, bayanlara da işte menopozdan sonra. Riskler artmaya başladığı süre içerisinde kanın biraz daha dolaşımını hızlandırmak. Çünkü esas olay kanın dolaşımı, kan nerede yavaşlarsa orada pıhtı, orada plak oluşturma riski var. Kan hızlı dolaşsın ki sistemde bir problem çıkmasın. Aspirin türü ilaçlar bu kanın hızlı dolaşımını, kanın duvara pıhtılaşmamasını sağlamak. O yüzden ben de bu gruba katılmaktayım.
OKTAR BABUNA: Katılıyorsunuz. Tabii sporu tavsiye ediyorsunuz, diğer faktörleri engelleyici beslenmenin dikkat edilmesi, öyle aşırı yağlı, değil mi? Karbonhidrattan zengin beslenilmemesi.
AHMET AKGÜL: Bu karbonhidrat dediniz orada bir şey söyleyeyim. Biz göğüz ağrısı dedik. Bu işlerin başlangıcı, belki hastanın hissettiği belki hissetmediği, hissetse de önem vermediği göğüs ağrısıyla başlar dedik. Diyabet hastası veya insülin rezonansı olan, hadi bunları geçelim göbeği olan çünkü göbek demek insülin rezonansı başlamış demektir. Yani hastanın şekeri hücreye giremiyor, insülin onu içeriye sokar, hücreye girip kullanılamıyor, vücutta bir yerde depolanıyor. Vücut konvansiyonel bir sitemdir yani aldığı enerjiyi dışarıya boş yere atmaz depolar, bu nedenle bunu göbekte yapıyor. Niye en çok göbekte yapıyor? Çünkü en zayıf rezistans oradadır. Ayni bir bacak kasları arasında bunu depolayamaz. Göbeğin rezistansı düşüktür oradaki yağ kitlesi artıyor. Şimdi tekrar gelelim göbek, insülin rezistansı veya hastamızda aşikar diyabet var, bu hastalarımız uzun süre bu tablodaysa sinir uçları şekerin etkisiyle hassasiyetini yitiriyor. Hassasiyetini yitirdiği zaman hastada göğüs ağrısı beklenen durumlarda, kalp krizi geliyorum dediği durumlarda bunu artık hissedemiyor. O yüzden hastamızda şekerin varlığı başlı başına bir risk. Şu anda çağımızın hastalığı zaten şeker. Yalnızca kalp damarına değil bütün kalpteki, bütün vücuttaki damarlara şekerin varlığı risk.
PINAR AKKAŞ: O zaman şeker hastaları potansiyel kalp hastaları.
AHMET AKGÜL: Potansiyel damar hastası.
OKTAR BABUNA: Peki bütün bu önlemler rağmen stent de artık bir yerde fayda etmeyebilir tabii ki hasta size geliyor en son. Siz ne yapıyorsunuz? Çünkü yeni teknikler de devreye girdi artık. Eskiden ben hatırlıyorum 90’lı yıllarda, ben de hatta kalp damar cerrahisi rotasyonu yapmıştım New York’taki hastanede çalışırken, kalbi elimize tutuyorduk böyle koroner ameliyatı yapılıyordu ama sonra çalışan kalpte de mesela yapılmaya başlandı. Bir de artı en son robot cerrahisi devreye girdi. Siz ne yapıyorsunuz?
AHMET AKGÜL: Şimdi kalp ameliyatlarında biz üç teknik uyguluyoruz. Bunlardan birisi, kesi yerlerini hiç söylemiyorum onarlı da söylerim, göğüs açıldığı zaman kalp bir durdurularak ameliyat yapılıyor bir de hiç durdurulmadan çalışırken. Durdurularak ameliyat yapılırken hastamızın o dönmesi gereken kan vücudun dışarısında bir kardiyopulmoner denilen bypass cihazı dediğimiz yani kalp akciğer makinesinde suni bir ortamda dolanıyor. Hastanın vücut ısısı azaltılıyor, istediğiniz gibi çok rahat bir ortamda kalp ameliyatını yapıyorsunuz, sonra yavaş yavaş o pompadan ayrılıyorsunuz artık vücut kendi kalbiyle çalışmaya başlıyor. Bu çok klasik bir kalp ameliyatı, kalp bypassı modeli. Daha sonra biz bu kalbi hiç durdurmadan, hastanın vücut ısısını düşürmeden, hastanın kalp akciğer pompasına ihtiyacı kalmadan kalp çalışırken bypassını yapıyoruz. İki damar, üç damar, beş damar yani oradaki bütün ihtiyacı olan damarları kalp çalışırken ameliyat yapılıyor. Bir de en son teknolojilerden birisi robot. Robotla her kalp ameliyatı yapılmıyor ama koroner bypassı yapılırken bu sefer hiç göğsü açmıyoruz. Hemen bir kaç tane cerrahın kolu olabilecek robot kolu, vücuda kaburgalar arasından giriyor, hiç bir kemik açılmıyor, bir de kamera giriyor içeriye, içeride o kameralarla, o kollarla ameliyat yapılıyor. Bunun artısı nedir? Göğüste hiçbir kemik kesilmiyor, ne sağdan, ne soldan hiçbir kemik kesilmiyor, hasta ameliyat sonrasında ağrısı az oluyor, yoğun bakımdan erken çıkıyor, solunum cihazından erken çıkarılıyor. Çok daha konforlu bir hayata başlıyor. Negatif tarafı her hastaya yapılmıyor. Bir veya iki koroner damar tıkalı hastalar mitral kapak ameliyatları yapılabiliyor. Kalp içerisinde tümörler varsa bu tip ameliyatlar yapılıyor. Veya kalpte delik asd ameliyatları robotla yapılan ameliyatlar şu anda.
PINAR AKKAŞ: Tabii yani dediğini kişinin durumu ve hastalığın çeşidine göre değişir ama robotik sistem bir üst sistem oluyor.
AHMET AKGÜL: Kesinlikle. Şimdi robotik kalp ameliyatları yapıyoruz deyip tüm hastalar oraya giderse hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar. Çünkü önemli olan bir cihaz değil, önemli olan ameliyat tekniği de değil önemli olan ohaysa özel olan hangisi? Her hasta birbirinden özel. Yani bir hasta modalitesi geliştirdiğimi zaman bütün hastalar bununla ameliyat olacak diye bir şey yok. O yüzden yanlış mesaj verilmemeli her hasta kendi içerisinde değerlendirilir, tüm ameliyat opsiyonları hastaya bildirilir doktorla hasta ve hasta yakınları bunlara beraber karar verirler.
PINAR AKKAŞ: Yine bu söylediğiniz mantıkta sormak istiyorum, tabii robotik sitem bir üst sistem olduğu için ayrı tutuyorum, bu kalbi durdurarak ve durdurmayarak olan çeşit, ameliyat çeşitlerinden hangisi daha riski az ve daha başarılı?
AHMET AKGÜL: Kalbi durdurmadan yapılan ameliyatlar cerrah için tecrübe gerektirir, her cerrah o işe girmez. Kalp çalışıyor, kanlı bir ortam var, damarı açmışsınız, hareketli bir kalp, kanayan bir kalp hızlı olmanız gerekir. Cerrah için tecrübe gerektiren bir sistemdir, ama hasta için son derece iyidir. Diğeri cerrah için daha rahattır, kalp durmuş kansız bir ortam var, hareket yok çok milimetrik dikişleri geçiyoruz biz çünkü. Elin en ufak bir kayması sıkıntılı hale neden oluyor. O yüzden organın hareketsiz olması aslında çok istenen bir şey ama daha tecrübeli cerrahlar hastanın kalbi çalışırken yapıyorlar. Biz şurada tercih ediyoruz çalışırken kalp ameliyatlarını; hastada kalbi durdurduğumuz zaman diğer vücutta bir sıkıntı olabilir mi? Mesela diyelim akciğeri yetmezlikte kua hastası, ciddi sigara içicisi kua hastası, nefes darlığı var, hastanın böbrek fonksiyonları bozuk yani pompaya girdiğim zaman ben, kalbi durdurduğum zaman oradaki akımdan dolayı böbrek bozulabilir, akciğer bozulabilir, karaciğeri bozulabilir.peki böyle bir durumda ben kalbi durdurmadan ameliyat yapıyorum. Bir diğer neden de kalpten çıkan ana bir damar var aort damarı, biz kalbi durdurduğumuz zaman bu aort damarına bir boru sokmak zorundayız kanın dolaşması için. Eğer orada çok ciddi bir kireçlenme varsa orada yapacağımız, o plaklı yerde yapacağımız bir delik hastanın felç olmasına neden olabilir. Öyle bir hasta da kalbi hiç durdurman ameliyat yapmak en doğrusudur. Dediğim gibi hastaya göre tedavi seçmek gerekir, cerraha göre hasta seçmek değil, hastaya göre tedavi seçmek gerekir.
OKTAR BABUNA: Ameliyat sonrası ne tip yan etkiler, komplikasyonlar ortaya çıkıyor?
AHMET AKGÜL: hastanın durumuna göre ameliyattan sonra bir akşam yoğun bakımda kalıyor. Biz bütün süreci orada tekrar monitörize ediyoruz, kayıt altına alıyoruz. Hastamız yaklaşık iki üç saat sonra ağzındaki tüp çıkıyor, solunum cihazına bağlılıktan çıkıyor. Diğer fonksiyonların hepsi normalse bir gece yoğun bakımda kalıyor hastamız fizik tedaviye başlıyoruz. Çok önemlidir ameliyat sonrası hastanın öksürmesi, nefes alması, hareketlenmesi, o yüzden çok hızlı bir şekilde mobilizasyon diyoruz buna harekete başlıyoruz, hastamız iki üç dün de serviste kaldıktan sonra aynı tedaviler orada da devam ediyor kayıtlar, ondan sonra hastamız uygunsa üç gün içerisinde taburcu oluyor. Eskisi gibi çok fazla hastanede yatırmıyoruz. Burada değişen bir şey daha var onun da altını çizmek lazım; erken mobilizasyon, erken yatağı terk etme. Ameliyatlarda artık ben hastayım yatmam lazım altı ay, bir sene, kalp ameliyatı oldum yok, çok hızlı mobilizasyon, çok hızlı hareket. Bu önemli bir tıbbi gereklilik artık.
PINAR AKKAŞ: Hastayı tabucu ettiniz, peki hastanın sonraki tetkikleri devamında herhalde düzenli görüşmeniz gerekecek.
AHMET AKGÜL: Tabii. Hastanın kardiyak rehabilitasyon programına alınıyor, bu programda hastamız ilk onuncu gün gelip kontrollerini yapıyor. Evde nasıl bakılmış hastaya onu değerlendiriyoruz, şu andaki tetkiklerinde onu değerlendiriyoruz. Kullandığı ilaçların sayısını artık azaltmaya başlıyoruz, hastayı ilaca bağımlı hale sokmamaya çalışıyoruz. Sonra hastamız şikayeti oldukça geliyor fakat gelmediği zaman da bir, üç ve altıncı ay gibi rutin kontrollerimiz var.
OKTAR BABUNA: Evet. Biraz da isterseniz kalp deliklerinden bahsedelim. Kaç çeşit kalp deliği var ve nasıl anlaşılabiliyor bunlar, nasıl bir belirti veriyor, ne zaman şüphelenilmesi gerekir?
AHMET AKGÜL: Kalp deliği doğumsal bir nedenle olabilir. İyatrojenik dediğimiz başka faktörleri de olabilir. Mesela travma, trafik kazası veya bir bıçaklanma sonrası da olabilir. Biz her halükarda daha çok doğumsal olarak giriyoruz. Bu da genelde aileden geçen genetik bir faktör burada da rol oynuyor. Normalde anne karnındayken bebek kalbinde zaten doğal delikler var. Kalp deliği dediğimiz şey aslında bu deliğin doğduktan sonra kapanmaması demektir, yeniden oluşması değil, delik oluşmuyor delik kapanmıyor. Delik kapanmadığı zaman biz belirli bir süre bekliyoruz. Bu tabii kalp deliği dediğimiz iki tane delik var bir asd, yani kalbin kulakçıkları arasındaki septum dediğimiz ayıran plakanın olmaması, kanın birbirine karışması, oksijenli ve oksijensiz kanın birbirine karışması bir de hemen karın kasları içerisindeki, kalp dört oda zaten alttaki odalarda karıncıkta her iki ayraç septomun olmaması. Alttaki olmasa vsd, üstteki olmasa asd diyoruz. Bunları halk daha çok kalp deliği olarak biliyor. Bunlar işte doğumdan sonra kapanmazsa biz belirli bir süre bekliyoruz bebeği, hemen ameliyat olmuyor bebek veya hemen başka tetkikler yapılmıyor. Yaklaşık altı y, bir sene, iki sene bu deliklerin kendi kendine spontan dediğimiz kapanma durumları var. Biz bu hastaları eko takibine alıyoruz. Eko da çocuğa en ufak bir zararı yok, ultrason eşliğinde kalbi görüntülüyoruz. Küçüldüğünü zaten görüyoruz. Küçüldüğü zaman bunun kendi kendine kapanma şansı var deyip bekliyoruz. Eğer kendi kendine kapanmayacak kadarsa büyükse veya küçülmüyorsa veya iki oda arasında çok ciddi kan alış verişi olup çocuğun beslenmesini, nefes almasını, büyümesini veya hayatını risk altına alıyorsa artık onun kapatılması gerekiyor. Kapatılmada da iki yöntem uyguluyoruz şu anda. Birincisi damarlardan girip anjiyo dediğimiz teknikle şemsiye koyuyoruz, şemsiye koyduğumuz zaman tam o iki odanın arsına şemsiye giriyor, bir bariyer oluşuyor, bir septum oluşuyor ayrılıyorlar birbirlerinden. Veya onu koyamayacağımız kadar büyük veya sıkıntılı vakıalardaysa o zaman küçük gir operasyonla onu biz görerek düzeltiyoruz.
PINAR AKKAŞ: Bu operasyonun riskleri var mı?
AHMET AKGÜN: Tabii, her ameliyatta olduğu gibi anksiyete ameliyatlarının riskleri var. Erişkin yaşa gelmiş doğumsal kalp hastalıklarında asd de risk biraz daha düşük, normal büyük bir kişinin ameliyatı yapılır gibi. Çocukta biraz daha farklı. Erişkin yaşa gelmiş kalp deliği olan hastalarımız var. Bizim şu anda 70 yaşa kadar hiç şikayeti olmayıp da kalp deliği olan hastamız oldu. Bu hastalarımızda normal kalp ameliyatı yapar gibi yapıyoruz ama çok daha orijinal teknikler, robotik teknikler kullanıyoruz veya göğüsten açmıyoruz, yandan küçük bir kesiyle açıyoruz, koltukaltından kalp ameliyatı yapıyoruz. Memenin altından estetik ameliyat yapıyoruz bayanlar özellikle istiyorlar, oradan çok küçük kesilerle robot olsun veya olmasın görerek kalp ameliyatını yapıyoruz. Bu asd onarımı da yalnız pompaya girilen bir ameliyattır. Kalp durdurulur, kalbin içi açılır, görerek o şekilde bir yama koyarak o boşluğu, o deliği kapatıyoruz.
OKTAR BABUNA: Sizin kalple ilgili var mı başka soracağınız?
PINAR AKKAŞ: Yok. Kalp kapak hastalıklarından konuşabiliriz, sizin için de uygunsa.
AHMET AKGÜL: Evet buyurun.
PINAR AKKAŞ: O zaman, kalp kapak hastalıkları da çok yaygın görülen hastalıklardan ve doğumdan ileri yaşlara kadar da görülüyor.
AHMET AKGÜL: Kalp kapak hatalıkları eskiden daha sık rastladığımız bir hastalıktı. Özellikle romatizma yaygınken, romatizma da şu, özellikle kırsal kesimde oluyor o dönemler. Doktora ulaşmanın zor olduğu kesim ve zamanlarda hastalarımız romatizmal ateş hastalığı geçirir. Mesela üst solunum yolu enfeksiyonu, sinüzit olur, grip olur işte bu hastaların yüzde 3’ünde bu vücudun savunma mekanizması, vücudun askerleri, vücudun kan hücreleri bunlarla savaşırken, bir de yüzde 3 vakıada, yüzde 3 kişide de kalpteki kalbi döşeyen hücrelerle ve kapakçıklarla savaşmaya başlar. Aslında burada sorun dışarıdan aldığımız grip mikrobu veya nezle mikrobu ya da üst solunum yolu mikrobu değil, ona savaşan kendi askerlerimizin yanlışlıkla kendi saflarımıza da ateş açması. Açtığı zaman kalbin içerisindeki kapakçıkların yapısını bozmaya başlar o dönemde ve bu ilerler. Şu anda niye az? Artık bunlar tespit ediliyor ve antibiyotikle tedavi ediliyor ama hala var mı var. İleriki dönemlerde bu hastalar nefes darlığıyla geliyorlar. Bu hasta diyor ki, “efor sırasında nefesim daralıyor.” Bu hasta diyor ki “düz yatamıyorum.” Çünkü kapak hastası düz yattığı zaman kan akciğerde toplanıyor nefesi daralmaya başlıyor o yüzden gittikçe yastık sayısı artar. Bir yastıkla yatmaya başlar, iki yastığa çıkar, üç yastığa çıkar artık oturur pozisyonda uyumaya gelir. Ve bu hastaları geldikleri zaman biz yine ekoyla inceliyoruz kalpleri. Orada kalbin, demin söyledim ya üstte ve altta ikişerden dört tane boşluğu var, bu boşluğun birbirine geçişleri de kapakçıklar sayesinde oluyor. Kan tek yönlü aklamaya müsait bir kapaktan geçiyor. Yani bir yönden akıyor, diğer yöne dönemiyor. İşte kalp kapağında burada bir sorun olduğu zaman kan diğer bozluğa, gitmesi gereken yere gidemiyor ki buna kapakta darlık diyoruz, kapak darlığı veya gidiyor rahat geri dönmemesi lazımken de dönüyor. Dönmesine de yetmezlik diyoruz. Her ikisinin de ayrı ayrı tedavileri var. Bunların belirli sınırları var, hastanın şikayeti çok önemli ameliyat kararı verirken. Bu kapak alanları çok önemli, kapaktaki deformite çok önemli. Biz bunların hepsini topladığımızda geldiğimiz sonuç ameliyat kararı ise birkaç çeşit ameliyat yapabiliyoruz. Ameliyatı da yine robotla yapabiliriz, kalbi durdurmadan da yapılan ameliyatlarımız var. Açtığımız zaman o kapağı ilk tercihimiz kapağın tamiri. Eskiden hep kapaklar değişirdi, şimdi ilk tercih kapağın tamiri. Niye? Çünkü hastamız, eğer kapağı değiştirirsek hastanın bir organını almış yarine dışarıdan bir mekanik koymuş oluyoruz, bunu istemiyoruz. Çünkü bunu koyduğumuz zaman hastanın ameliyat konforu az oluyor. Şöyle; ameliyattan sonra kan sulandırıcı kullanıyor. Kan sulandırıcı kullana hasta hastaneye bağımlı oluyor. Ya kan sulandırıcı çok fazla geliyor kanama riski oluyor, ya az geliyor kapakçık tıkanıyor. O yüzden ilk amacımız kapakçığı tamir etmek. Kapakçığı eski haline tamir ettiğimiz zaman biz bunu hem gözümüzle kontrol ediyoruz tamir ettiğimizi hem de kalbi çalıştırmaya başlıyoruz. O sırada anestezi bölümümüzden bir ti dediğimiz özofagus- yemek borusuna sokulan bir boruyla kalbi tam arkadan ultrasonlu görüyoruz. Ve kapakçığı en iyi gösteren sistem bu. Hasta da uyuduğu için bunu zaten hissetmiyor, bir sıkıntısı olmuyor. Bu kapakçığın çalışıp çalışmadığını ameliyat sırasında kontrol ediyoruz iyi çalıştığını, darlığın olmadığını, kaçağın olmadığını gördükten sonra hastayı kapatıyoruz hasta yoğun bakıma çıkıyor. Ola ki bu hastanın tamirde ameliyatı mümkün değil çok kötü. Çok kötüyse o zaman hastamızın kapakçığını değiştirmek zorunda kalıyoruz. Değiştirdiğimiz zaman iki tür kapak kullanıyoruz, birisi biyoprotez dediğimiz hastanın ameliyattan sonra kan sulandırıcı kullanmasın gerek kalmayan kalp kapakçıkları var, bir de mekanik kalp kapakçıkları var, ameliyat sonrasında ilaç kullanmak sorunda.
PINAR AKKAŞ: Peki niye böle bir ayrım yapıyorsunuz?
AHMET AKGÜL: Peki niye böyle yapıyoruz? Biyolojik kapakların şöyle bir sıkıntısı var; artısı ve dez avantajları var. Artısı şu; ameliyattan sonra kan sulandırıcı kullanmıyor bu hastalar doğru ama bu biyolojik kapak yaklaşık 8 ila 10 sene içerisinde bozuluyor. Bozulduğu zaman bu hastalarımızın ikinci bir ameliyat riski ortaya çıkıyor. İkinci ameliyat riski de birincisinden fazla oluyor, bu bir. Peki hangi hastalarda biyolojik tercih ediyoruz? Mesela ileri yaşta hastalarda tercih edebiliyoruz bunu. Ciddi bir şekilde hastamızın kan sulandırıcı kullanmasına reaksiyonu olanlarda, mesela hasta daha önce beyin travması geçirmiş, kan sulandırıcı kesinlikle kullanamaz. Hemen biyolojik kapağa dönüyoruz. Bu gibi birkaç tane spesifik durumdan dolayı tercihlerimiz değişiyor. Mekanik kapak kullandığımız zaman ömür boyu bunu kullanabiliyor. Yalnızca ilk başta konforsuz bir çıt çıt sesi oluyor devamlı. Buna da insanlar zamanla alışıyorlar. Coumadin dediğimiz kan sulandırıcı ilaç kullanılıyor, dünyanın kullandığı bir ilaç. Bu ilaç belli bir süre kandaki düzeyini takip etmek zorundayız. Inr dediğimiz bir sistem bu, kapak olanlar çok iyi bilirler. Ve bu ınr her hasta için çok özeldir yani bir tablet verip de herkeste aynı seviyeye gelmez. Birine iki tablet verirsiniz birine yarım verirsiniz. Onu düzeltmek için haftada bir, on günde bir bu ayarlama yapılır. Bu ayarlamadan sonra hasta artık düz bir evreye platoya geldiği zaman hastanın…
OKTAR BABUNA: Kaç düzeyinde? Tabii izleyenler olacaktır.
AHMET AKGÜL: Inr’yi biz, mitral kapak değiştiyse kalbin sol tarafında kulakçıkla karıncık arasındaki kapakçık değiştiyse biz ınr’yi 2,5-3,5 arası tutarız. Eğer aort kapak değiştiyse mekanik kapaklı, aort kapakta basınç daha fazla olduğu için ınr’yi daha düşük tutabiliriz, 2 ile 3 arası tuttuğumuz zaman bu kapakçıklarda bir aşınma, bir pıhtılaşma olmaz. Hastada seviye bazalde olduğu için ciddi bir diş eti kanaması, beyin kanaması, idrarda kan gelme gibi kanama komplikasyonlarımız olmaz.
OKTAR BABUNA: Evet. Şimdi sizin bir uzmanlık konunuz daha var, biraz vaktimiz var o konuyu konuşalım istiyorsanız varis konusu. Varisler toplumda oldukça yaygın. Bir takım şikayetlerle ortaya çıkıyorlar, işte bacaklarda şişkinlik olması, ağrı gibi sebeplerle. Bunda kilonun rolü var, hareketsizlik, çok oturma vs. Tabii genetik yatkınlık da vardır mutlaka. İsteseniz bu konudan bahsedelim.
AHMET AKGÜL: Varisle ilgili hemen kısaca bir giriş yapalım, yine genetik. Yüzde 80-90 genetiktir.
PINAR AKKAŞ: Çok büyük b,r oran ama yüzde 80-90, evet.
AHMET AKGÜL: Annede çok ciddi bir oran. Annede varis olması, babada varis olması, veya bilemediğimiz birinci derece yakınlarda varis olması, bir kere bu hastalar büyük risk altında.
OKTAR BABUNA: Varisi önce tarif edelim mi acaba nedir varis?
AHMET AKGÜL: Varisi tarif edelim. Varis vücudumuzdaki toplar damarın genişlemesi, kıvrıntılı hal alması ve uzamasıdır. Toplar damar da şu; doku oksijene ihtiyacı olan kan ister. Biz nefes alıp-verdiğimiz zaman kanımız temizlerinr bu dokuya gider, bu dokuda kullanılır. O dokuda kanın tekrar akciğere gelmesini sağlayan boru sistemi vardır. Bir network vardır, bir toplar damar sistemi, bunun ismi toplar damardır. Varis dediğimiz zaman en çok damarlar akla gelir, halbuki vücudumuzun her dokusunda varis olabilir, çünkü vücudumuzun her dokusunda toplar damar vardır. Örnek olarak yüzde küçük damarlar belirmesi varistir. Veya karında olabilir, kollarda olabilir, iç organlarda olabilir, yemek borusu birleştiği yerde özofagus dediğimiz bu da olabilir. Yani vücudumuzun her yerinde varis olur ama klasik bilgi olarak bacakta olduğu için ondan bahsediyoruz. Niye bacakta daha fazla olur? Onun da nedeni yer çekimidir. Varis tüm hastalıklar içerisinde fizik kurallarına en çok uyan hastalıktır. Yer çekimi olmayan yerde varis olmaz. Yatan bir kişide varis olmaz. Olursa da alt tarafta olur bacakta olmaz. Kollarda varisin az olmasının nedeni bu. Şimdi bu varis şikayetleri şöyle, önce risk faktörüne devam edelim; genetik olarak önemli yüzde 80-90, daha sonra meslek. Ayakta çok düz duranda, yer çekim hastalığı dedik ya, ayakta çok düz duran öğretmen, cerrah, kuaför, berber veya sıcakta çalışan, hamamda çalışan, saunada çalışan sıcak çünkü damarları genişletir. Toplar damarda genişleme olduğu zaman varis olması artar. Bu kişilerde fazla, başka; gebeler, niye? Zaten kan yukarıya dönmesinde sorun var. Varis demek yer çekimine bağlı kanın bacaklarda toplanması demektir bacak varisi. Yani yukarıya akciğere rahat gidemiyor demektir. Gebelikte, şişmanlıkta kanın yukarıya dönüşünü engelleyen bir sistem var, bir vücut var, bir bebek var o yüzden mekanik olarak. Aynı zamanda gebelerde hormonel olarak, yani gebeler bebeğin sağlıklı beslenmesi için damarları genişletici hormonlar salgılarlar, o kendi bacağındaki damarları da genişletir. Kabız hastalar, kabız kişiler, niye? Çok fazla ıkınır, zaten yer çekimi hastalığı kan yukarı rahat gidemiyor, siz de yukarıdan aşağıya bastırırsanız ıkınma da çok önemli problemdir. Varisli hastalarda bu nedenle hemoroit-basur çok sık gözlenir. Çünkü aynı damar kökenlidir. Varisli hastalarda erkeklerde varikosel çok sık gözlenir. Çünkü hepsi aslında yer çekimine bağlı toplar damarlarının genişlemesi tablosudur.
PINAR AKKAŞ: Cinsiyet yani erkek ve bayan ayrımı yapıldığında bayanlarda daha mı sık görülüyor varis?
AHMET AKGÜL: Şimdi klasik bilgi olarak bayanlarda 1,5, erkeklerde 1 görülür denilir. Ama bu doğru bir ifade değil. Bunun nedeni şu; varisli bayanlar bacağında en ufak yeşil gören bir bayan doktora gitmeyi sever. Bunu estetik kaygılarla da gidebilir, tıbbi kaygılarla da gidebilir. Ama erkek bacağı çok kötü olmadığı sürece doktora gitmez varisle ilgili. O yüzden erkeklerde gizli varis vardır denebilir. Yani doktora gitmez, estetik amaçlı doktora pek gitmez erkekler ama bayanların ilk yapacağı iş bu. Varisler aslında bir yalnızca damarların genişlemesiyle ilgili bir hastalık değil, aslında çok ciddi bir toplumsal sorun. Hem psikolojik etkileri var, hem estetik etkileri var, hem de tıbbi etkileri var. Psikolojik etkileri şudur; hasta kafasını bacağına takar, bacağında hep bir ağırlık hisseder, normal fonksiyonlarını yapamadığını düşünür, hayatından zevk almaz, estetik olarak canı sıkılır, bu tip kafada kurar psikolojik sorun bu. Estetik sorun şudur; bacakta yeşiller, maviler, ilerleyen dönemlerde yaralar bacağın estetiği tamamen bozulur, bu da ayrı bir sorun. Bir de tıbbi nedenler var, bu hastalar da şöyle gelirler; özellikle akşamları yatağa gitmeden önce artık ayakkabı sıkmaya başlar. Çünkü yer çekimi etkisiyle gün boyunca ayakta kalan kişinin bacağında kan toplanmıştır, artık ayakkabı sıkmaya başlamıştır. Zaten çorap izleri olur hastada. Ondan sonra bacakta kramplar olur, özellikle baldır bölgesinde kramplar olur. Çünkü orada kan birikmiş, damarlar genişlemiş, sinirlere bası yapmaya başlamıştır. Hastamızda huzursuz bacak dediğimiz gece yatarken yorganıyla savaşmaya başlar, bacağını nereye koyacağını şaşırır. Bunların hepsi aslında varisin bulgularıdır. Varisin daha ciddi bulguları da var. Varisi eğer önemsemez veya iç varis gibi tahmin edemez, bulamazsak ileriki dönemlerde şu tablolar gelişir; pıhtı olma riski var toplar damarın içerisinde, ki bu ölümcül risk, bir de uzun dönemde iç topuğun etrafında basınca bağlı ülserler varis yaraları gelişebilir.
PINAR AKKAŞ: Görüntü olarak hiçbir sorun yoksa, problem yoksa ama bu saydığınız işte ağrılar, huzursuz bacak sendromları gibi durumlar varsa yine de tabii ki kalp damar cerrahı tarafından kontrol edilmesi gerekir.
AHMET AKGÜL: O şekilde çok hastam var. Hastamız bacak ağrısıyla gelir. Görüntüye baktığınız zaman aslında pürüzsüz bir cildi var. Çok hastamız var öyle. Fakat biz bu hastalarda şikayetten yola çıkarak damar görüntülemeye başlarız yani doppler diye bilinen fakat bizim ayrıca buna bir özellik kattığımız damar görüntüleme tetkiklerimiz var. Hastamız, bir çok hasta gelir yatarak doppler yaptırmış aslında doğru değildir. Varis yer çekimi hastalığı olduğu için doppler incelemesi ayakta yapılmalıdır. Hastamız ayakta durur, durduğu zaman hem dıştaki cilt altındaki toplar damar bacakta incelenir, hem de içeride kasların içerisindeki iç damar, iç varis incelenir. Aslında içteki damar çok daha ciddi kan taşır. Yüzde 90 bacağın kirli kanını içteki damar taşır. Yüzde 9-10 civarında da dıştaki yüzeyel damar taşır. Peki varis olmasının en büyük nedenlerinden birisi damarın içerisindeki kapakçıklardır. O kapakçıklar da kalp kapakçığı gibi tek yönlüdür. Bir boru düşünün içinde tek yönlü bir sistem var, kan aşağıdan gelip yukarı gider ve bu kapağı tutar. O yüzden kanımız topuktan akciğere kadar gider yer çekimine karşı ve aşağı düşmez. O kapakların sayesinde, yoksa yer çekimi bütün kana gel der gelmez, kapakçıkların sayesinde. Bu kapakçık genişlerse aradan aşağıya kaçırmaya başlarsa işte o zaman varis oluyor demektir. Buradaki en büyük tehlike bir çok hekimin, bir çok hastanın o kapakçıklarda değil de işin yüzeyel makyaj tarafıyla ilgilenmesidir. Yani bacaktaki telenjiektazi dediğimiz küçük yeşiller var, örümcek ağları var, siyahlaşma var, morarma var, kırmızı küçük damarlar var, buna gidip çok hızlı bir şekilde iğneyle madde enjeksiyonu yapılır o kaybolur. Veya lazer yapılır kaybolur.
PINAR AKKAŞ: Ama bu köklü bir tedavi değil tabii.
AHMET AKGÜL: Ama içeride basınç artışı devam etmekte, kapakçıklardan dolayı oraya kan dolmaya devam etmekte. Bu ya yarın pıhtıyla gelecektir, ya varis yarasıyla gelecektir. En iyi ihtimal o temizlenen varisin yanında tekrar varis olacaktır. O temizlenen varisin yanında varis oluşması aslında büyük bir nimettir. Çünkü onu tekrar doktora götürecektir ve bu sefer ciddi inceleme yapılacaktır. O yüzden tek seansta ‘varise son, lazerle varise son’ demek hastalar için ve bilim için çok büyük bir yanlıştır. Her hastanın varisi her hastanın parmak izi gibidir, özeldir kendine bu yüzden özel bir şekilde tedavi edilmesi gerekir.
OKTAR BABUNA: Tedaviyi biraz daha detaylandıralım isterseniz. Tedavinin ne sakıncaları var, ne faydaları var?
AHMET AKGÜL: Detaylandıralım. Şimdi hastamız geldi, doppler geldi hastamızın damarlarını inceledik, hem yüzeyel damarını..
PINAR AKKAŞ: Pardon, bu arda doppler ayakta olacak yatarak olmayacak.
AHMET AKGÜL: Doppler yüzde 100 ayakta olmak zorundadır. Varisin türü yer çekimidir, ayakta duran insanın hastalığıdır. Peki tetkikinde ben niye hastayı yatırayım? Bir çok yerde hastayı hep yatırarak yaparlar. Hastayı yatırırlar, 2 dakika ıkın bitti. Değil, hasta ayakta en az 40 dakikalık bir işlemdir bu. Santim santim inceleyeceksiniz, kapakçık yapısını ortaya koyacaksınız. Kapakçık yapısı ortaya konuldu, benim tekniğime de gelmek istiyorsanız o taraftan gideceğiz. Yüzeyel damarda yetmezlik var, o yüzde 9 kan taşıyan aslında basit görünen ama estetik olarak insanları daha çok rahatsız eden cilt altındaki damarda yetmezlik gördük, bunun birkaç çeşit tedavisi var. Eğer bu damar kapakçığı onarılacaksa, bizim yaptığımız işlen o kapakçığı onarmak, damarı çıkarmayız. Çünkü o damar çıkabilir, hastaya çok zararı yok, bir çok ameliyat da öyle yapılıyor aslında. Fakat biz damarı koruruz. Damarı korumamızın nedeni şu; genç hasta ileride bir kalp ameliyatı olması gerekirse, hayati bir yaralanma geçirirse o bacaktaki aksesuar dediğimiz o damar kullanılması gerekir. Fakat çok bozuk, normalde 5 milimetredir o, 20 milimetre oldu, 10 milimetre oldu, artık biz de ameliyatta kullanmayacağız onu o zaman o damar çıkarılabilir ameliyatta veya içinden lazer katitileri geçirilerek, dizin oradan ince bir iğneyle geçiyoruz, o damar kendi içerisinde kurutarak orada bırakabiliriz. Bu radyo frekansla da yapılabilir fakat bunu yaparken şöyle bir tehlike var; eğer iç kapakta şikayet varsa siz onu görmemişseniz dış damarı bu şekilde yok ettiğiniz zaman hastanın bacağı riske girer. O yüzden biz tetkiklerimizde çok iyi bir şekilde iç damarı ve kapakçıkları inceleriz. İç damarı inceledik ve kapakçıkta yetmezlik var. Çok kişi iç damar ameliyatı yapmaz tehlikelidir, neden? Çünkü iç damarda yanlış bir hareket yaparsanız pıhtı oluşabilir ve akciğere gidebilir. Veya çok fazla kan geçtiği için yanlış bir işlemde kanayabilir. O yüzden tecrübeli ellere gerek var. Biz iç kapakta bir yetmezlik bulduk, bütün dünyada birkaç merkez vardır bunu uygulayan, bu kapakçığın tamir dilmesi lazım. Çok kişi yapmaz bunu ciddi bir ameliyattır. Kapakçığın tamiri değişik yöntemlerle yapılır. Ya etrafına suni bir damar geçirilir kapakçık sıkılır, ya da kapakçığın içi açılır içeriden dikişlerle, çok narin bir şeydir o çok zarif bir şeydir tül gibi, onun onarılması yapılır. Bizim tekniğimizde de dışarıdan yabancı cisim ben koymuyorum. Hastanın o kendi işe yaramaz hale gelmiş olan dış damarının ir kaç manipülasyon yapıyoruz ve biz onu tam belirli bir ölçüde sıkarak o damarı tekrar kapakçığı birbirine değdirmeye başlıyor. Bunu ameliyat sırasında kontrol ediyoruz, bunun da bir testi var. Ameliyat sırasında kapağın kaçak olup olmadığını tespit ediyoruz ki ona göre sıkma durumumuz var. Bu şekildeki işlem yani yabancı doku kullanmadan hastanın kendi dokusuyla yaptığımız bu kapakçık onarımına işte literatürde bizim ismimiz verilmiş.
PINAR AKKAŞ: Tebrik ederiz.
AHMET AKGÜL: Rica ederim.
PINAR AKKAŞ: Peki bu kapakçıklar eğer tamir edilemeyecek durumdaysa değiştirilmesi söz konusu olur mu?
AHMET AKGÜL: Çok nadir hastamızda, kapakçığın olmadığı hastalar var. Yani doğuştan kapakçık yok ve bu hastalar kapakçık olmadığı için yüzde 90’da o çok ciddi kan hücumu bacağa devamlı vuruyor ve ayak bileği seviyesinde yaraları oluşuyor. Bu ayak bileğinin nedeni de şudur; niye varis yarası ayak bileğinde olur? Çünkü bacağın en zayıf noktası ayak bileğidir. Ayak bileğinin altında çok ciddi kas yapısı yoktur, zayıftır ve oradan inen basınç oraya vura vura artık deriyi bozmaya başlar. Oradaki yaralı olan hasta da, bu hastanın hayat konforu kötü, bu yardan mikrop alıp bacağını kaybetme riski var, hayatını kaybetme riski var o yüzden ekstrem ameliyatlar yapmaya başladık. Mesela koldaki damarları inceliyoruz, kolda çalışan bir kapakçığı varsa toplar damarın onu şu parça halinde alıyoruz, kasıktan o kapağı olmayan damara implante ediyoruz, araya koyuyoruz o kapak artık çalışıyor. Koldaki kapak bacakta çalışıyor, artık aşağıya o gereksiz kanı vermiyor. Hastanın yara tedavisiyle beraber belirgin kompresyon tedavileriyle beraber hastayı taburcu ediyoruz. Öyle yaptığımız hastalar var çok nadirdir, kapakçığı olmayan hasta nadirdir. Kapakçığı tedavi edilemeyen hasta da çok nadir. Eğer bizim teknikle tedavi edilemiyorsa o zaman kapakçığın içini açıyoruz, çok gözle görülemeyen küçük iğnelerle biz o kapakçığı tekrar eski haline getiriyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet, mesela bu tip kişiler uzun uçak yolculuğu yaptıklarında veya uzun süre oturduklarında bir risk oluşuyor doğal olarak. Onlara ne tavsiye edeceksiniz?
AHMET AKGÜL: Onları da hemen söyleyeyim; özellikle iç damar yetmezliği varsa, bu tespit edildiyse iç damar yetmezliğinde kanın pıhtılaşması çok tehlikeli. Uzun süreli bir yolculuk özellikle bir saat üzerinde bir yolculuk yapıyorsa kişi zaten varisli hastada kan ayaktan topuktan kalbe ciğere gidemiyor. Bir de siz doksan derece bacağı kırdınız, yolu artık kailsi hale getirdiniz kan zaten gidemiyor veya bağdaş kurduk veya ayağını kalçasının altına alarak oturan hastalarda kan gidemediği için pıhtı riski çok yüksek. İki saat, üç saat kımıldamadan yolculuk yapan bir kişi otobüsten, uçaktan indikten sonra birden bacağı şişer. Toplar damar tıkanıklığı gelişmiştir. Çok ciddi gergin bir deri, çok ciddi bıçak saplanır tarzda ağrı bu şanslı grup. Bir de o pıhtı orada durmaz akciğere de gidebilir, ciddi göğüs ağrısı nefes darlığı oluşur. O zaman direk yoğun bakıma gitmesi gereken bir hasta olur o. Biz böyle hastalara varisi var veya yok uçak yolculuğu yapan ya da araba yolculuğu yapan her kişiye ben bir saatin üzerinde oturmayı tavsiye etmem. Bir saten sonra uçaktaysa çıksın tuvalete bir yürüsün gelsin. Otobüsteyse koridorda bir yürüsün, çay molalarına insin, arabayla zaten bir çay molası yapsın. Devamlı üç beş adım atmasını tavsiye deriz. Bir de travel dediğimiz yolculuklarda diz altı varis çorabı veriyoruz. Riskli olan hastalar mesela kilolu olan hastalar, gebe hastalar bacakta o kan pıhtılaşmasın diye hemen bacağın etrafını saran bir varis çorabı veriyoruz. Bu da bacakta kan toplanmasın amacıyla verilir. Burada varis çorabıyla ilgili bir şeyler hatırlatmak istiyorum; varis çorabı tedavi amacıyla verilen bir tedavi değildir. Varis çorabı tedavi değildir. Mesela bir çok hastam diyor ki bana, “ben varis hastasıyım doktora gittim ve bana varis çorabı verdi, hala geçmedi.” Geçmez. Varis çorabı koruma amaçlı verilen bir sistemdir. Tedavi amacıyla bacağın şişmesinin nedeniyle verilecek varis çorabı şu şekilde verilmeli; öncelikle hastamızın şiş bacağı bir lenf masajına alınmalı varis masajına. Öncelikle bacak ideal şartlara getirilecek, hastanın kendi bacağı olacak. Şiş bir bacakla varis çorabı hiçbir işe yaramaz sıksa da sıkmasa da. Masajla azaldıktan sonra..
OKTAR BABUNA: Bu lenf masajını tavsiye ediyor musunuz?
AHMET AKGÜL: lenf masajını öneriyorum şu anda en önemli tedavilerden birisi lenf masajı. Bacak kendi haline geldikten sonra onun tam ölçüsünü alarak diz altı, diz üstü de değil, külotlu da değil diz altı bacağı kendi halinde tutma amacıyla verilir varis çorabı. Hastanın konforunu artırır, tedaviye katkısı olur masajdan sonra. Ama gittiniz size ilaç yazıldı, ‘varis çorabını kullan geçer’ dendiği zaman o bacağın geçmesi çok çok zor. Çünkü benim bütün hastaların o şekilde gelen hastalar.
PINAR AKKAŞ: Bu kapakçıklarsan bahsettiniz biraz, yapısı tül gibi dediniz. Aynı zamanda güçlü de olması gerekiyor, değil mi? O nasıl mekanizma olarak?
AHMET AKGÜL: Evet. Ona bir örnek vereyim; bu damarın içerisindeki iki tane birbirine öpüşen tül 300 milimetre cıva basınca dayanıklı. 300 milimetre basıncı izleyen arkadaşlarımız bilmesi için söylüyorum, bir şah damarına küçük bir kesi yapsak buradan duvara nasıl vurduğunu herkes tahmin edebilir. Buradaki basınç 120 milimetre cıvadır. Ben 300 milimetre cıvadan bahsediyorum. Bunun iki katından fazla basınca dayanır. Yani o tül yapısı o şekilde yaratılmıştır, 300 milimetre cıva basınca kadar kanı tutabilir.
OKTAR BABUNA: Yani kalp ve damarların çalışma sistemi çok hayret verici. Kalbin de hiç durmadan dinlenmeksizin yaklaşık saniyede bir kere atarak, işte dakikada 60 ile 80 arası atarak bütün hayat boyu çalışıyor. Hastalık halleri dışında tabii ne bir ağrı oluyor, işte spor yaptığınızda 150’lere çıkıyor muhteşem bir sistem. Damarlar da 160 bin kilometre mi baya bir damar ağı var, o şeye kan pompalıyor sürekli. Ne kadar efor sarfediyor.
AHMET AKGÜL: Kalple ilgili şöyle bir şey söyleyeyim; gördüğünüz zaman dört odacıklı bir yapı ya, bu kalbi açtığınız zaman tek bir kastır aslında. Buna great modeli denir, bu kendi kendine katlanır bu şekilde bu yapıya ulaşır. Aslında ek kastır o. Yani anne karnında yavaş yavaş o şekle gelir, o bildiğimiz kalp şekline.
PINAR AKKAŞ: 22 günlükken atmaya balkıyor siz daha iyi biliyorsunuzdur, sonra ölene kadar hiç durmadan Oktar Hocam’ın da dediği gibi mucizevi olarak hayat boru aynı sistemde devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Tabii, insana bir şeyi sık desen on kere sıksan bile hemen yoruluyorsun yani. Bunun önündeki basınç, değil mi kalbin önünde muazzam bir basınca sürekli kan pompalıyor. Çok iyi bakmak lazım yani çok dikkat etmek gerekiyor. Yeme, içme, sigara, alkol, değil mi? Böyle hareketlilik, kilo problemi olmaması gerekiyor.
AHMET AKGÜL: Bu bilgiler aslında çocuğa doğumdan itibaren yavaş yavaş verilmesi lazım. Bu aslında bir sağlık politikası olması lazım. Biz sporu, ağlıklı beslenmeyi, kalbe bakmayı çocukluktan bilinçaltımıza yerleştirilmesi lazım. Yani 40 yaşına, 50 yaşına geldikten sonra bunları devamlı duymak insanı hem yapamadığı gibi rahatsız da ediyor. Yapamadığından dolayı da rahatsız oluyor. O yüzden buna artık ‘hayat böyle bir şey’ demesi lazım çocuğun. O şekilde.
PINAR AKKAŞ: Evet, son olarak o zaman dizin de varislerle ilgili sormak istediğiniz yoksa, varis olan hastalar en çok neye dikkat etmelidir?
AHMET AKGÜL: Varis olan hastalar bir kere kilo alması çok problemli. Varisli olan hastaların tedavisi yürümedir. Her gün 45 dakika yürümesi lazım. İster ameliyat olsun, ister lazer olsun, ister estetik sıkıntısı olsun ister olmasın, bu hasta 45 dakika her gün yürümeli. Ama ben zaten markete gidiyorum, pazara gidiyorum yürüyorum değil, spor ayakkabısını giyeceksiniz, biyoritminize uyduracaksınız onu. Her gün 4 ile 5 arası yürüyeceksiniz. Bu ritim sizi hapsedecek, Her gün 4’te, 35’ta diyecek ki vücut; “ben yürümem lazım.” Ritim bu. Aynı zamanda bu hastalarımızın çok ıkınmaması gerekir. Niye? İşte aşağıya basınç verir. Kabızlıktan kesinlikle korunması lazım. Bu hastalarımız özellikle doğum kontrol hapları kullanmaması lazım. Çünkü varisli bacakta tıkanma riski var. Hastamız çok çömelmemesi lazım. Hastamız yolculuklarda dikkat etmesi lazım. Hastamız yedikleri diyete, yedikleri yemeğe dikkat etmesi lazım, kabızlık yapacak yiyeceklerden uzak durması lazım. Kemerleri sıkmaması lazım, dar pantolon giymemesi lazım. Kanın dolaşımını bozmaması lazım. Karına sıkan korseler takmaması lazım, topuklu ayakkabı giymemesi lazım. Niye? Çünkü baldır kasının çalışmasını bozuyor. Kanı yukarıya ne götürüyor? Tamam yukarıdan inmesini kapakçıklar koruyor da kanı yukarı ne götürüyor peki? İşte baldır kasları. Bu baldır kaslarını çalıştıracak her faaliyet bunu korumaktadır. Bana hep sorarlar varisli hastalar, “ne tip spor yapayım” diye. Halter hariç, ağırlık kaldırma hariç her çeşit spor yapın. Yürüme ve bisiklet en ideali, yüzme, koşma her şey yapılabilir. Topuklu giymekten kaçınıyoruz, bu şekilde hayatımızı yönlendiriyoruz. Varis çorabı yürümeyen hastaların kullanacağı iştir. Yürüyen kişi, baldır kasını çalıştıran kişinin varis çorabına hiç ihtiyacı yoktur.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz.
AHMET AKGÜL: Ben teşekkür ederim.
OKTAR BABUNA: Çok teşekkürler. Çok detaylı çok güzel bilgiler verdiniz. Gerontoloji konusuna tabii ayrıca bir program için sizi tekrar ağırlayacağız inşaAllah.
AHMET AKGÜL: Evet önemli bir konu, inşaAllah.
PINAR AKKAŞ: Çok sağolun çok teşekkürler.
Bir programımızın sonuna daha geldik. Çok değerli bir doktorumuzu ağırladık. Prof. Dr. Ahmet Akgül bizlerleydi. haftaya yeniden başka bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500